• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi12
Bugün Toplam1737
Toplam Ziyaret4080018

OYAK hakkında (6)


OYAK hakkında (6)

12 Mayıs 2026


OYAK 66. Olağan Genel Kurulu

Altı yıldan beri her Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) Olağan Genel Kurul toplantısından sonra OYAK hakkında bir değerlendirme yazısı yazıyorum. Bu yıl da OYAK 66. Olağan Genel Kurulu, çalışmasını 10 Mayıs 2026 tarihinde tamamlıyor ve  2025 yılı nema oranını %37,1 olarak açıklıyor. Bana da OYAK hakkındaki bu altıncı değerlendirme yazımı yazmak kalıyor.


Ben bu değerlendirme yazılarımda ben hamaset yapmıyorum, sadece rakamları mukayeseli olarak verip yorumluyorum. Buna rağmen bu ortamda bazı kişiler bilgiye dayanmayan bir söylem ile beni linç etmeye kalkıyor. Ben de onlara ayrı bir yazımla Armani marka bir kravat metaforu (José Saramago) ile cevap veriyorum!

Hatırlanacağı üzere geçen sene OYAK, 2024 yılı nema oranını %55,2 olarak belirlemişti. Ben de bu nema üzerine yazdığım değerlendirme yazımın sonunda 2025 yılı neması için 2024 nemasını '’mumla arayacağımızı’' söylerken bir kehanette bulunmuyor, ekonominin görünen köyünü tarif ediyordum. Bugün açıklanan %37,1'lik oran, o günkü analizin sahadaki karşılığı oluyor.

Veri ve analiz:

2025 yılına ait yatırım ve getiri araçları ile OYAK nemasının karşılaştırmalı tablosu şu şekildedir:

Yatırım / Getiri Aracı (2025 Yılı)

Yıllık Getiri / Değişim Oranı (%)

OYAK 2025 Yılı Neması

%37,1

ABD Doları (Yıllık Değişim)

%21,07

Euro (Yıllık Değişim)

%36,68

Mevduat Faizi (Net/Stopaj Sonrası)

%42,5

BIST 100 Endeksi

%14,56

TÜFE (Resmi Enflasyon)

%30

Kaynak: CNBC-e, “2025 yılında en fazla kazandıran yatırım aracı belli oldu.” 31 Aralık 2025 (OYAK nema bilgisi hariç)

Rakamlar ortada: Mevduat faizinin gerisinde kalsa da bu nema oranı BIST 100’ün iki katından fazla bir getiri sağlıyor ve enflasyonun üzerinde bir direnç gösteriyor. Türkiye ekonomisinin yapısal bir çözülme yaşadığı, sanayicinin '’yere düştüğü’' bir konjonktürde, üretimin içinden gelen bir fonun sermayesini koruyarak bu nemayı dağıtması bir '’ayakta kalma’' başarısı olarak değerlendirmek gerekiyor.

Açıklanan %37,1'lik nema oranı, %30 olan resmi enflasyon verisiyle kıyaslandığında, üyelerin birikimlerinin enflasyon karşısında reel olarak %5,46 oranında değer kazandığını gösteriyor. Yani OYAK, sanayi odaklı yapısına rağmen enflasyon üzerine reel bir refah payı koyuyor. Bu reel getiri hesabı da bileşik enflasyon arındırması yapılarak hesaplanıyor.


OYAK, 2025 yılı nema oranını %37,1 olarak açıklarken diğer şirketlerinde kar zarar hesabına bir bakmak gerekiyor.

Ayrıca nemanın, kâr olmadığını, kârdan yatırım için ayrılan paydan sonra kalan kısım olduğunu da hatırlatmam gerekiyor. 


2025'te rekor zarar açıklayan şirketler

Sıra

Hisse Kodu

Şirket Adı

Açıklanan Zarar (Milyar ₺)

1

#VESTL

Vestel

-29,7

2

#SASA

Sasa Polyester

-22,0

3

#ZOREN

Zorlu Enerji

-14,7

4

#PETKM

Petkim

-10,2

5

#MOGAN

Mogan Enerji

-9,2

6

#ARCLK

Arçelik

-8,4

7

#CRFSA

Carrefoursa

-6,5

8

#GOZDE

Gözde Girişim

-6,5

9

#VESBE

Vestel Beyaz Eşya

-6,3

10

#TKFEN

Tekfen Holding

-5,7

11

#AKENR

Akenerji Elektrik

-5,4

12

#HEKTS

Hektaş

-4,0

13

#BORLS

Borlease Otomotiv

-3,9

14

#KLSER

Kale Seramik

-3,6

15

#IHLAS

İhlas Holding

-3,2

16

#BANVT

Banvit Yem Sanayi

-3,1

17

#GOODY

Goodyear Lastikleri

-3,0

18

#DGNMO

Doğanlar Mobilya

-2,8

19

#AYDEM

Aydem Yenilenebilir Enerji

-2,8

20

#KAYSE

Kayseri Şeker

-2,5

Kaynak: Paraajansı, 17 Nisan 2026.

Bu şirketler Borsa İstanbul'un en büyük şirketleri. Yoksa ülkede zarar eden şirketlerin tamamı değil. 2025 yılı içinde tüm ülkedeki zarar eden, konkordato ilan eden ve iflas eden şirketlerin sayıları ise binleri buluyor. Bu şirketlerin gerçek durumlarını bağlantıdaki yazımda veriyorum. 

Borsa İstanbul'un devleri bu denli büyük montanlı zararlar açıklarken, portföyü sanayi ağırlıklı olan bir kurumun pozitif nema dağıtması rasyonel bir başarı olarak değerlendiriliyor.


OYAK nedir?

Tabloda görülen %37,1’lik oran, mevduat faizinin gerisinde kalmış gibi görünüyor. Ancak asıl olarak, OYAK’ın ağırlıklı olarak sanayi devlerinden (Erdemir, İsdemir, OYAK-Renault vb.) oluştuğu noktasından bakılması gerekiyor. Bağlantıdaki makalemde detaylandırdığım üzere, Türkiye sanayisi bugün '’erken sanayisizleşme'’ ve yüksek maliyetler nedeniyle üretim kaslarını kaybediyor. Sanayinin bu denli tıkandığı bir iklimde, sanayi bazlı bir fonun finansal enstrümanlarla yarışması değil, bu fırtınada varlığını koruması esas başarı olarak değerlendiriliyor.

OYAK 66. Olağan Genel Kurulu, çalışmasını tamamlayarak 2025 yılı nema oranını %37,1 olarak açıklıyor. Bu oranın iyi mi kötü mü olduğunun değerlendirilmesini bağlantıdaki yazımı okuduktan sonra okuyuculara bırakıyorum. Kaldı ki bu yazım tam bir yıl önce yazılıyor ve 2024 yılının bir ekonomik panoraması oluyor. 2025 yılında bütün ekonomik veriler 2024 yılına göre daha kötü verileri gösteriyor. Bu yazımı okurken de OYAK’ın üretim yapan, istihdam sağlayan, vergi veren, fabrikaları, şirketleri, ortaklıkları ve sosyal sorumluluk projeleri olan bir emeklilik fonu olarak faaliyette bulunduğunun göz önünde bulundurması gerekiyor.

Bir emeklilik fonunun başarısı sadece açıkladığı yüzdesel oranla değil, o yılın ekonomik konjonktüründe varlıklarını ne kadar koruyabildiğiyle ölçülüyor. Reel sektörde üretim yapan dev tesislerin; enerji maliyetleri, küresel resesyon ve daralan iç talep kıskacında olduğu bir dönemde, sermaye yapısını bozmadan bu nemayı dağıtabilmesi bir '’ayakta kalma’' başarısı olduğu değerlendiriliyor.

OYAK’a yapılan eleştirilerin odağında yer alan '’mevduat faizinin altında kaldı'’ söylemi, iktisat bilimindeki ''Fırsat Maliyeti' (Opportunity Cost) kavramının yanlış yorumlanmasından kaynaklanıyor. OYAK’ın bir banka değil, devasa bir sanayi grubu olduğunun unutulmaması gerekiyor. Mevduat faizi likit ve risksiz bir getiri sunarken; sanayi yatırımları fabrikalar, makineler ve istihdam gibi '’sabit sermaye'’ anlamına geliyor.

Sanayicinin ‘'yere düştüğü’', nakit akışının tıkandığı bir kriz ikliminde, üretim odaklı bir yapının likit faiz oranlarıyla yarışmasını beklemek rasyonel olmuyor. Sanayi devleri için bu dönemlerde asıl başarı kâr maksimizasyonu değil, '’sürdürülebilirlik ve nakit akışının korunması’' oluyor. Dolayısıyla, elma (faiz) ile armudu (sanayi kârı) kıyaslamak, kurumun yapısal gerçeğini görmezden gelmek anlamına geliyor.

Şirketlerin çoğu üretimlerini yurt dışına taşırken OYAK Türkiye’de yatırım yapıyor.

TOFAŞ, Bursa fabrikasında ürettiği Fiat Doblo, Fiorino ve Egea üretimini İspanya'ya kaydırıyor. Bu üretim kaybının sonucu olarak TOFAŞ, personel sayısını yüzde 13 azaltarak 700 işçiyi işten çıkarıyor.


Koç grubuyla yatırımı olan Ford, Türkiye’ye yatırımdan vazgeçiyor.

Türkiye'nin en büyük otomotiv şirketi Ford Otosan, Romanya Ford’u satın alıyor. Ford Otosan, Romanya’daki fabrikasının bünyesine katılmasıyla bazı modellerinin üretimini ve elektrifikasyon konusundaki deneyimini Türkiye Gölcük’ten Romanya’ya taşıyor. Avrupa’nın ticari araç üretim lideri Ford Otosan, kısa süre önce hattan indirdiği E-Transit üretimini Romanya Craiova’ya taşıyor.

Honda, Gebze'deki fabrikasını kapatıp Türkiye’den ayrılıyor.

Nurol Makina, özellikle Türkiye’nin doğu bölgelerinde kolluk kuvvetleri ve TSK’nin kullanımı esas alınarak üretilen 4×4 ve zırhlı Ejder Yalçın’ın üretimi de Macaristan’a taşıyor.

Volkswagen, Türkiye’de yatırım kararı almışken, bu maksatla Manisa’da fabrika arazisi alıp, şirket kurmuşken son anda yatırımdan vazgeçip yatırımını Slovakya’ya yapıyor.

Daha önce yatırımını Türkiye'de de yapılabileceğini açıklayan Çin otomobil devleri Türkiye’den vazgeçiyor; Chery, İspanya'da, BYD ise Macaristan’da fabrika kuruyor. Hem de BYD, Türkiye’de yatırım için teşvik almasına rağmen.

Hal böyleyken, dünyanın önde gelen otomotiv şirketlere ülkeye yatırıma gelmezken ve ülkenin önde gelen otomotiv şirketleri ülkedeki mevcut üretimlerini yurt dışına taşırken, OYAK Renault, Türkiye’yi markanın ihracat üssü yapacak bir adım atıyor. Renault ve OYAK; 400 milyon Euro’nun üzerinde yatırım yapıyor.

OYAK’ın yaptığı bu yatırımın, milli sermaye birikiminin ülke sınırları içinde tutulması olarak alkışlanması gerekiyor.

Sonuç

Kazım Karabekir’in kızı Hayat Karabekir Feyzioğlu, Genelkurmay Karargâhında yapılan bir anma töreninde de şöyle konuşuyor: “Babamın bir sözü vardır, sık sık tekrarlamak ihtiyacı duyarım; ‘Vatandaş! Yanlış bilgi felaket kaynağıdır. Her işin evvela hakikatini ara ve öğren! Sonra münakaşasını istediğin gibi yap! Birincisi vicdanına, ikincisi seciye ve irfanına dayanır.’” Kazım Karabekir’in bu sözü, sadece OYAK hakkında değil, herhangi bir konuda bir yargıya varacak olanların kulaklarında küpe olması gerekiyor.

Türkiye yıllardır yüksel enflasyonu yaşıyor. Yüksek enflasyonun hâkim olduğu bir ekonomide şirket kârları düşüyor. Şirket sermayeleri yüksek enflasyon karşısında değer kaybettiği için şirketler sermayelerini korumak için kârlarının büyük kısmını sermayeye aktarmak zorunda kalıyor. 

Nitekim enflasyon muhasebesi uygulamaları, kağıt üzerindeki kârların aslında birer işletme sermayesi erimesi olduğunu çıplak bir şekilde ortaya koyuyor.

Yüksek enflasyon ortamında aynı zamanda halkın alım gücü düşüyor. Yüksek kredi faizleri nedeniyle krediye ulaşmak ve kredili mal almak artık imkânsız hale geliyor. Bu durum da şirketlerin mal ve hizmet satışlarını düşürüyor. Yüksek enflasyonun devamında yeni şirket kurulmadığı gibi şirket kapanmaları da artıyor. Kapanan şirketler diğer şirketlerin de tökezlemesine neden oluyor.

Ülkedeki, maliyet yönlü enflasyon ile talep yönlü durgunluğun kesişimi, para politikasının hareket alanını yok ederek Merkez Bankası’nın faiz silahını da işlevsizleştiriyor

Sanayinin bu denli tıkandığı bir ortamda sanayi bazlı bir fonun mucize yaratmasını beklemek hakikate göz kapamak anlamına geliyor. Türkiye ekonomisi, üretimden kopan ve sermaye göçü veren yapısal bir krizle karşı karşıya bulunuyor. OYAK iştirakleri, tam da bu "Erken Sanayisizleşme" (Premature Deindustrialization) etkilerinin ve daralan küresel talebin ortasında hayatta kalmaya çalışıyor.

Zaman; bir mucize bekleme zamanı değil, rasyonel gerçeklerle yüzleşme zamanı oluyor. Gemi batarken ‘’benim kamaram niye su alıyor’’ diye feryâd edilmemesi gerekiyor! Yine gemi batarken kamara değiştimenin de bir anlamı kalmıyor!

OYAK’ı kuranlara, OYAK’ı bugünkü kurumsal yapısına taşıyanlara ve halihazırdaki OYAK’ın bütün yöneticilerine, emeği geçenlere, bütün çalışanlarına, işçilerine; Hakk’ın rahmetine kavuşanlara Allah’tan rahmet, yaşayanlarına şükranlarımı sunuyorum.


Osman AYDOĞAN

Bağlantıdaki yazımı yazabilecek kadar teorik eğitimimin ve bilgimin, pratik deneyim ve tecrübemin olduğunu da burada belirtmek istiyorum.

Bu değerlendirmeyi yaparken kullandığım teorik altyapıyı ve Türkiye’nin içine sürüklendiği sanayisizleşme sürecinin teknik detaylarını, aşağıda bağlantısını verdiğim '’Türk ekonomisinin yapısal çözülmesi'’ başlıklı makalemde sunuyorum. OYAK’ı anlamak için önce içinde bulunduğu ekonominin yapısal çözülmesini anlamak gerekiyor. Kaldı ki bu yazım, yukarıda da anlattığım gibi tam bir yıl önce yazılıyor ve 2024 yılının bir ekonomik panoraması oluyor. 2025 yılında bütün ekonomik veriler 2024 yılına göre daha kötü verileri gösteriyor.

Türk ekonomisinin yapısal çözülmesi: Erken sanayisizleşme ve sermaye göçü
https://www.sehriyar.info/?pnum=1158

 


Yorumlar - Yorum Yaz