• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi17
Bugün Toplam106
Toplam Ziyaret1363220

Dış politikada etkinlik, tutarlılık, saygınlık ve İran diplomasisi


Dış politikada etkinlik, tutarlılık, saygınlık ve İran diplomasisi

26 Nisan 2021


24 Nisan 2021 günü ABD Başkanı Joe Biden, 1915 olaylarının yıldönümüyle ilgili açıklamasında hem ''soykırım'' sözcüğünü kullanıyor, hem günümüz Türkiye’sini de suçlayarak açıklamasında ‘’… bu tür zulümlerin bir kez daha tekrarlanmaması için yeniden taahhütte bulunuyoruz" ifadesini kullanıyor hem de İstanbul yerine de '’Konstantinopolis’' adını kullanıyor...

Neresinden bakarsanız bakın yenilir yutulur bir açıklama ve ifadeler değil.…

Şimdi Türkiye tarafından verilen tepkilere bakalım diyeceğim ama bakmayalım. En yukarıdan en aşağıya tepkilerde sadece ‘’kınama’’ var: ‘’Kınıyoruz!’’... ‘’Hem de çok sert kınıyoruz!’’…

Son yıllardaki Türk diplomasisinin tepkileri veya tepkisizliği!

Tabii geçmiş tecrübelere bakarak kınamaktan başka da bir şey yapılmayacağını görürüz… Dost ve müttefik ABD, 04 Temmuz 2003 günü, Irak’ın Süleymaniye kentinde Irak’taki işgal kuvvetlerinin bir parçası olan Amerikan askerlerince Türk ordusunun seçme birliklerinin derdest edilip başına çuval geçirilmesi karşısında nota bile veremeyenlerin, 02 Haziran 2016 tarihinde Alman Federal Meclisi'nin 1915 olaylarını '’soykırım’' olarak nitelemesinin ardından sessiz ve tepkisiz kalanların bu açıklama karşısında da sessiz ve tepkisiz kalacakları gözüküyor.  Ancak ABD’nin 1915 yılı olaylarını ‘’soykırım’’ olarak nitelemesi Almanya’nın nitelemesine benzemez.

Son yıllarda Türk Dışişleri Bakanlığı hep olaylar olup bittikten sonra tepki göstermektedir. Hâlbuki dış politika ağlama, sızlama, serzenişte bulunma, tepki gösterme makamı değil, önlem alma makamıdır. Dış politikada esas olan tepki göstermek değil, tepki gösterilebilecek olayı önlemektir… Olayı önleyememişseniz, olay olmuş, bitmiş ve olaya tepki vermek durumunda kalmışsanız eğer, bu olaya karşı öyle bir tepki verirsiniz ki, karşı taraf veya bir başkası bir daha böyle bir eyleme girişemez...  İncil’de geçen ‘’sağ yanağına vurana sol yanağını da çevir’’ (Matta 5, 39) veya "bir yanağına tokat atana diğer yanağını çevir" (Luka, 29) sözlerinden alınan Fransızca deyim olan "tendre l’autre joue" diplomaside geçerli değildir… Diplomaside sağ yanağınıza vurana siz daha şiddetli vurmazsanız sol yanağınıza da aynı tokadı, belki de daha şiddetlisini yersiniz.

Son yıllarda Türk diplomasisi olayları önleyemediği gibi gösterdiği tepkilerinde de hep; içe dönük, duygusal, reaktif ve uluslararası ilişkilerde; iki tarafın arasında müzakereler ve doğrudan görüşmelerle değil de sonuç almaktan çok, tribünlere oynamak amacıyla basın aracılığıyla yapılan ve adına Batı’da ‘‘megafon diplomasisi’ denilen yöntemler uygulamaktadır.. Bunun örneklerini son yıllarda ‘’Eyyy Almanya!’’ ‘’Eyyyy Avusturya!!’, ‘’Siz yolunuza biz yolumuza’’, ‘’faşist Avrupa’’, ‘’Macron’un tedaviye ihtyacı var’’ vb. gibi söylemlerle çok gördük….

Dış politikada tepki nasıl verilir? İran Örneği

Bu yazımda dış politikada rasyonel tepki nasıl verilir İran örneğini vererek anlatacağım. Önce çok yakın zamanda gerçekleşen İran ile ilgili bir olayı anlatıp örneğimi yine İran üzerinden daha sonra vereceğim.

Kasım Süleymani’nin öldürülmesine İran tepkisi

Geçen sene, 03 Ocak 2020 tarihinde saat 01:20’de Irak'ın başkenti Bağdat'ta İran Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ile İran yanlısı Haşdi Şabi örgütünün Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el Mühendis, ABD’nin düzenlediği hava saldırısında öldürülmüşlerdi. Bu olaydan hemen sonra İran 08 Ocak 2020 günü gece yarısından sonra yine saat 01:20’de, yani Süleymani’nin öldürüldüğü saatte ABD'nn yine Irak'taki el-Esed ve Erbil üslerini İran Devrim Muhafızları Ordusu 12’den fazla balistik füzeyle vurarak tepki vermişti…

Medyada yapılan yorumlarda İran’ın bu karşı tepkisinin dengeli olduğu, olayı tırmandırmayan ancak ABD’nin suikastına karşı tepkisiz de kalmayan bir cevap verdiği değerlendirilmesi yapılmıştı…

İran’ı bilmeyenler ‘’Molla Rejimi’’ diyerek İran’ı ve İran diplomasisini küçümserler. Doğru sözler nazik olmaz, doğru sözler eğri görünür. Ama ben yine de doğruyu söyleyeyim:  Ne yazık ki İran diplomasisi bölgede Türk ve Arap diplomasisinden fersah fersah üstünde nitelik ve etkinlik göstermektedir. Ben Almanya’da iken bir diplomatımız bana ‘’İran diplomatının forsu bu ülkede benden daha fazla’’ demişti… Nasıl mı? İran diplomasisini bir örnek ile anlatmak istiyorum…

Mykonos Davası

1995-1997 yılları arasında yüksek lisans maksadıyla Almanya’daydım… Ben gittiğimde, Berlin'de 17 Eylül 1992 yılında Mykonos adlı bir Yunan lokantasında üç İran rejimi karşıtı İranlı Kürt liderinin öldürülmesinin ardından başlamış ve devam eden bir dava vardı. Alman basınında ''Mykonos Prozess'' (Mykonos Davası) olarak adlandırılıyordu…

Berlin mahkemesi cinayetin İran gizli servisi tarafından İran hükümetinin emri ile yapıldığını düşünüyordu. Böylelikle ilk defa bir Batı Avrupa mahkemesi resmi olarak İran Hükümetini uluslararası kamuoyu önünde cinayetle suçluyordu.

Ayrıca Berlin Mahkemesi, suikastın İran hükümeti tarafından düzenlendiğinden şüphe duymadığını belirterek, o zamanki dini lider Ali Hamaney, Devlet Başkanı Ali Ekber Rafsancani, İran Gizli Servisi Başkanı Ali Fallahiyan ve Dışişleri Bakanı Ali Akbar Velayeti’yi de bu cinayetten sorumlu tutuyordu.

Bunun ardından da Tahran’da Almanya’ya karşı bir karalama propagandası ve soğuk bir savaş başladı. İran basını Almanya’da yargının bağımsız olmadığına yönelik yazılarıyla sert bir cephe oluşturdu. Zaman zaman Almanya’nın Tahran büyükelçiliği önünde protesto gösterileri düzenleniyordu. Bu arada Almanya’da da İran ile politik ilişkiler ve mahkeme kararının sonuçları tartışılmaya başlanmıştı.

Mykonos davasının yarattığı gerginlik, karşılıklı söz düellosu ve protestolar 1997 yılı Nisan ayında alınan mahkeme kararına dek sürdü. Berlin Yüksek Mahkemesi 1997 yılı Nisan ayında aldığı kararla zanlıları suçlu bulurken İran yönetiminin de cinayetlerden sorumlu olduğu yargısını ilan etti.

Bunun üzerine taraflar laf dalaşına girmeden hem Tahran hem de Bonn (O zaman başkent henüz Bonn idi) büyükelçilerini geri çekme kararı aldı. Avrupa Birliği ülkeleri de bu kararı desteklediler ve Almanya’ya eşlik eden ilk ülke Yunanistan oldu. Muhammet Hatemi’nin Kasım 1997 tarihinde iktidara gelmesinden üç ay sonra bütün AB ülkeleri büyükelçileri Tahran’ı terk ettiler.  

Avrupa devletlerinin İran’daki diplomatlarını büyükelçilerini protesto için geri çekmeleri üzerine İran’a karşı ekonomik ambargo uygulanabileceği de tartışıldı.

Ancak; sadece Almanya’nın o zamanki rakamlara göre 10 milyar Mark’ın üzerinde İran’dan alacağı bulunuyordu. Almanya’nın İran ile yıllık ticaret hacmi de 2 milyar Mark’ın üzerindeydi. Almanya senelerdir İran’la yüksek teknoloji ve ağır makine sanayii konularında yoğun ekonomik ilişkiler içindeydi. Ve bu ilişkiler dâhilinde askerî teknoloji de vardı. Fransa ve İngiltere de benzer konularda İran’la ticari bağlantılar sürdürüyorlardı.

Kısacası Mykonos davası ardından hiçbir Avrupa ülkesinin İran’la ekonomik ilişkilerini kesecek ve bu ülkeye de insan hakları ve terörizm konusunda yaptırımlar uygulatacak hali yoktu.

Ancak; Mykonos davasının hükmünden sonra diplomatik mekanizmalarını harekete geçirip, notalar ve mesajlar veren ülkeler "Realpolitik" kurallarını ve siyasi ekonominin gerçeklerini anımsayınca şimdiye kadar geçerli olan tutumlarını değiştirme gibi bir lükse de sahip olmadıklarını anlamaları uzun sürmedi.

Sonuçta İran’daki büyükelçilerini protesto için geri çeken Avrupa devletleri sadece bir ay dayanabildiler ve tekrar diplomatlarını İran’a göndermek istediler... Ancak İran’ın cevabı da şöyle oldu: ‘’Avrupa devletleri büyükelçileri tabii ki Tahran’a tekrar geri dönebilirler. Ancak içlerinde Alman Büyükelçisini görmezsek mutlu oluruz.’’

İşte beğenmediğimiz İran diplomasisi böyle bir şeydi... Sessiz, sakin, kararlı ve tutarlı...

Diplomasi nedir ne değildir?

Diplomasi; dış politikada olası sorunları henüz oluşmadan önlemek,önlenememiş sorunları da barışçıl yöntemler ve müzakereler yoluyla çözme sanatıdır. Siyaset ise; sorunları güç kullanmadan çözme sanatıdır. Diplomasi; var olan düşmanlıkları yok etmek, dostlukları pekiştirmek ve dost kazanma sanatıdır. Siyaset ise; içeride birlik ve beraberliği pekiştirmek, iç barışı sağlamak sanatıdır. Diplomaside; duygulara, tepkisel ve anlık davranışlara, zig zag politikalara ve iç politik konularının dış politikada kullanılmasına yer yoktur.

Diplomaside; sorun olmasına engel olunamamışssa ve bu sorunlar barışçıl yöntemler ve müzakereler yoluyla çözülememiş ise buna yapılacak tepkiler de sözlerle olmaz. Yukarıda anlattığım gibi eylemlerle olur, misliyle mukabele ile olur, mütekabiliyet esasına göre olur…

İran’ın ''Mykonos Davası''ndaki tutumunu ve Süleymani’nin öldürülmesi karşısındaki tepkisini düşünün bir de; 02 Ekim 1992 tarihinde planlı bir NATO tatbikatında, TCG Muavenet muhribine ABD’ye ait USS Saratoga uçak gemisi tarafından atılan füze ile vurulması karşısında tepkisiz kalanları, 04 Temmuz 2003 günü Irak’ın Süleymaniye kentinde Irak'taki işgal kuvvetlerinin bir parçası olan Amerikan askerlerince Türk ordusunun seçme birliklerinin derdest edilip başına çuval geçirilmesi karşısında nota bile veremeyenleri, 02 Haziran 2016 tarihinde Alman Federal Meclisi'nin 1915 olaylarını '’soykırım’' olarak nitelemesinin ardından sessiz ve tepkisiz kalanları ve son olarak da 24 Nisan 2021 günü ABD Başkanı Joe Biden’in, 1915 olaylarının yıldönümüyle ilgili açıklamasında ''soykırım'' sözcüğünü kullanması karşısında hala ‘’kınama’’ hariç tepki vermeyenleri düşünün… Halbuki Türk diplomasisi geçmişte dünyaya örnek gösterilebilecek nitelikte etkin ve tutarlı idi…

Türk diplomasisi ‘’Eyyyyy!!’’ nidaları ile bu gök kubbeyi inim inim inletirken girişte de anlattığım gibi ne yazık ki uzun yıllardır İran diplomasisi sessiz ve sedasız olarak Türk diplomasisinden daha ciddi, daha tutarlı ve daha kararlı bir tavır ve nitelik sergilemektedir.

Diplomaside etkinlik, tutarlılık ve saygınlık…

Diplomaside birinci kural saygınlığınızı, soğukkanlılığınızı ve tutarlılığınızı kaybetmemenizdir…

Diplomaside saygınlığınızı; kişisel nitelikleriniz, hukuka olan saygınız, demokrasiye olan inancınız ve uluslararası alandaki sosyal ilişkilerinizle kazanırsınız. Uluslararası alandaki sosyal ilişkilere örnek istiyorsanız eğer beğenmediğiniz şimdiki İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'i alın bir inceleyin derim. Henry Kissinger, ‘’Diplomasi’’ (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2018) isimli kitabını Cevad Zarif’e ‘’Muhteşem düşmanıma’’ diye imzalayarak hediye ediyor…

Diplomaside soğukkanlılığınızı kullandığınız üslupla sağlarsınız, mahallenin kabadayısı havasıyla değil. Bu konuda örnek istiyorsanız eğer Almanya Federal Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier ile Başbakanı Angela Merkel’in ve yine İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in üsluplarını bir inceleyin derim. 

Diplomaside etkinliğinizi, tutarlılığınzı ve saygınlığınızı; BM'lerce tanınan bağımsız bir devlet olan Suriye’nin terörist kabul ettiği ÖSO, El Nusra gibi örgütlere siz, kendiniz ev sahipliği yaparken, Almanya'yı, Belçika'yı, Hollanda'yı PKK'ya destek veriyor diye suçlayarak sağlayamazsınız…

Diplomaside etkinliğinizi, tutarlılığınzı ve saygınlığınızı; Libya’nın meşru hükümetine destek için asker göndereceğiz diye teskere çıkarırken, Suriye’deki meşru bir hükumeti köstek için, devirmek için Suriye’deki meşru hükumetin terörist saydığı gruplara askerî destek vererek sağlayamazsınız…

Diplomaside etkinliğinizi, tutarlılığınzı ve saygınlığınızı; Suriye’ye topu topu 30 kilometrelik bir derinliğe askerî harekât yaparken devletin en üstündekilerin ‘’fetih’’, ‘’Kızılelma’’ söylemleri ve asker kıyafetiyle poz veren bir Dışişleri Bakanı ile sağlayamazsınız…

Diplomaside etkinliğinizi, tutarlılığınzı ve saygınlığınızı; sorunlarınız olan ülkeye ‘’Eyyyy!’’ naraları atarak sağlayamazsınız…

Diplomaside etkinliğinizi, tutarlılığınzı ve saygınlığınızı; dış ülkelere atadığınız büyükelçilerin şaibeli nitelikleriyle sağlayamazsınız…

Öğrenmek ayıp değil ki! Diplomaside etkinliğinizi, tutarlılığınzı ve saygınlığınızı kazanmak için gidip de biraz beğenmediğiniz İran’dan ve Zarif’ten diplomasi dersi alsaydınız bari…

Bakın o beğenmediğiniz Molla Rejimi tüm bir Ortadoğu'da, Suriye'de, Irak'ta, Lübnan'da, Yemen'de cirit atarken siz daha otuz km Suriye'ye girdiniz diye tüm bir dünyayı karşınıza alıyorsunuz...

Son söz

Dış politikada esas olan; aleyhinize vuku bulacak olan olayı önlemektir. Bu olayı önleyememişseniz eğer, tepki, ‘’kınamak’’ ile değil, maruz kaldığınız haksızlığa ve olaya aynıyla mukabele ve mütekabiliyetle olur… "Tendre l’autre joue" sözü diplomaside geçerli değildir…

Arz ederim

Osman AYDOĞAN


Yorumlar - Yorum Yaz