
Gladyatör
11 Mart 2018
‘’Gladyatör’’ (özgün ismiyle ‘’Gladiator’’) filmi, 2000 yılında ABD ve İngiltere tarafından yapılıyor. Filmde Russell Crowe, Romalı General Maximus’u canlandırıyor. Filmin yönetmenliğini ise Ridley Scott yapıyor. Film 73. Akademi Ödüllerinden, ‘’En İyi Film Ödülü’’ dâhil, beş ödüle lâyık görülüyor. Richard Harris gibi oyuncuları da bünyesinde barındıran filmin çekimleri sırasında hayatını kaybeden Oliver Reed'in eksik planları bilgisayar sayesinde tamamlanıyor. Russell Crowe'un yanında başrollerde Oliver Reed ve Joaquin Phoenix oynuyor. Filmdeki harika diyaloglar, fantastik görüntüler ve ustaca hazırlanmış müziklerle bu film, Ridley Scott’un ilk başyapıtlarından hiç de aşağıda kalmıyor.
Gladyatör, tarihsel epik (historical epic) türünün modern sinemadaki en önemli örneklerinden biri kabul ediliyor. Film, Roma İmparatorluğu’nun politik yapısını dramatize ederek güç, intikam ve kader temalarını merkezine alıyor.
İşte bu ''Gladyatör'' filmi, gladyatörlüğün tarihine ve Marcus Aurelius devrine ışık tutuyor.
Filmi anlatmadan önce kısa bir tarihi bilgi vermem gerekiyor:
Roma İmparatoru Marcus Aurelius
Roma İmparatoru Marcus Aurelius MS 121 – 180 tarihleri arasında yaşıyor. Marcus Aurelius Antoninus Augustus ise tam adı oluyor. Roma’nın beş iyi imparatorun beşincisi ve sonuncusu oluyor. Dönemi, yöneticilik ve iktidarın bilinen tarihi içinde sıra dışı bir dönem oluyor. Stoacı bir filozof olarak biliniyor. Stoacılık, duyguların kontrolü, doğaya uygun yaşam ve erdemli akıl yürütme üzerine kurulu bir felsefi öğreti oluyor. Sürekli yazıyor. Yazdıklarından günümüze kalanları ülkemizde ‘’Kendime Düşünceler’’ adıyla yayınlanıyor. (Alfa Yayınları, Roman Yayınları, Oda Yayınları) Platon, yöneticilik için en uygun kişilerin filozoflar olduğunu savunuyor. ‘’Filozoflar kral, krallar filozof olsaydı şehirler ışıl ışıl olurdu’’ sözünü Platon söylüyor. Tarih boyunca gelmiş geçmiş tüm hükümdarlar arasında, belki de çok azı Marcus Aurelius gibi hem filozof, hem de hükümdar oluyor.
Marcus Aurelius’un, stoacı da olsa, barışçıl da olsa, insancıl bir yaşam biçimi benimsese de 19 yıllık hükümdarlığının 17 senesini savaşlara ayırması büyük bir ironi olarak değerlendiriliyor. Bunun nedeni olarak Roma'nın zor döneminde imparator olması ve imparatorluğun dağılmak üzere olması gösteriliyor. Çünkü Roma, doğuda Pers’ler, batıda ise Cermen ve diğer ırklardan gelen ordularla savaşmak zorunda kalıyor. Harpler kazanılıyor ama bu arada Roma orduları büyük kayıplar veriyor ve devlet maddi sıkıntı içine düşüyor. Ancak Marcus Aurelius imparatorluğu dağılmaktan kurtarıyor ve imparatorluğun birliği sağlıyor. Bu nedenle Marcus Aurelius'un ölümü Pax Romana'nın da sonu olarak kabul ediliyor.
Marcus Aurelius'un kendi kanından Commodus adında bir oğlu bulunuyor ve başka bir kimseyi de evlat edinmiyor. Commodus, Aurelius'un ölümüyle imparator oluyor. Artık Roma’da gerçek anlamda monarşik bir idare başlıyor.
Roma Generali Maximus Decimus Meridius
Roma’nın en parlak generallerinden biri olan Maximus Decimus Meridius, askerî başarıları ve sadakatiyle İmparator Marcus Aurelius’un en güvendiği isimlerden biri olarak öne çıkıyor. Ancak onun iç dünyasında savaşlardan çok daha güçlü bir bağ bulunuyor: ailesine ve kır evine dönme arzusu.
Marcus Aurelius’un ölümüyle birlikte tahta geçen Commodus, Maximus’u potansiyel bir tehdit olarak görüyor ve onunla birlikte ailesinin de öldürülmesi emrini veriyor. Bu ihanet, Maximus’un hayatında ilk büyük kırılmayı oluşturuyor. Ailesini kaybeden ve ölümden zor kurtulan Maximus, köle olarak satılıyor ve gladyatörlük arenasına sürükleniyor.
Maximus karakteri, klasik trajedi kahramanı yapısına sahip oluyor. Aristoteles’in “hamartia” kavramına uygun biçimde, yaşadığı kişisel kayıp onu kaçınılmaz bir trajediye sürüklüyor.
Böylece Maximus’un hikâyesi üç temel eksende şekilleniyor: kaybedilmiş bir aile, köleliğe düşüş ve giderek büyüyen bir intikam arzusu. Arenadaki mücadelesi artık yalnızca hayatta kalma savaşı olmuyor; aynı zamanda kişisel bir adalet arayışına dönüşüyor.
Gladyatör
Gladyatör kelimesinin kökeni '’gladius’’ (kılıç) olduğundan '’kılıçla dövüşen kişi'’ anlamına geliyor. Roma’da önceleri sadece aşağı tabakadan seçilen gladyatörlük, daha sonra bir meslek haline geliyor ve gladyatör yetiştirmek amacı ile okullar açılıyor. Bu okullara da ''Ludus'' adı veriliyor. Roma imparatorlarından Commodus'un da gladyatör oyunlarından hoşlandığı ve bu dövüşlere katıldığı biliniyor. İmparator Honorius, Senatoyu lağvedip MS 404 yılında oyunlara son verinceye kadar bu oyunlar devam ediyor.
Filozof İmparator ve Gladyatör İmparator
Roma tarihinde Marcus Aurelius, “filozof imparator’’, Marcus Aurelius’un oğlu İmparator Commodus ise “gladyatör imparator” olarak tarihe geçiyor. Bu ikili de filme yer alıyor. Ancak Marcus Aurelius gerçek bir filozofken, Commodus, siyasi beceriksizliğini gizlemek, Roma halkını etkilemek ve Roma halkının dikkatini dağıtmak için gladyatör olarak savaşıyor.
Buraya kadar Roma tarihine dair bir bilgi oluyor. Şimdi artık filmin anlatmanın zamanı geliyor:
Gladyatör filmi
İşte girişte bahsettiğim film, harika diyaloglar, fantastik görüntüler ve ustaca hazırlanmış müziklerle bu Romalı General Maximus’un komutanlıktan köleliğe, kölelikten gladyatörlüğe oradan da cennete, sevdiklerinin yanına gidişini anlatıyor.
Maximus; cesareti ve dürüstlüğü ile saygı gören, zaferlerin şımartamayacağı ve kibre bürüyemeyeceği kadar mütevazı olan bir asker bir general olarak tanınıyor. Maximus, kendi kır evinden ve ailesinden uzakta geçirdiği her günü özlemle sayıyor. Maximus'un aklında sadece evine ve ailesine dönmek bulunuyor. Kafasında hep; ekip biçtiği buğday tarlasında oğluyla oynamak sonra da karısının onları yemeğe çağırmasını hayal ediyor. Maximus, hep elini buğday başaklarına değdirerek tarlada dolaşmanın hayaliyle yaşıyor.
İşte bu filmde; kanlı savaşların ortasında bile, toprağını, yuvasını ve küçük; ama huzurlu dünyasını özleyen bir adamın, entrikalar ortasında gösterdiği cesaret, dürüstlük ve kahramanlığı anlatılıyor.
Filmden bazı sahneler
Filmde; Roma İmparatoru Marcus ölümüne yakın yerine General Maximus'un (filmin kahramanı) geçeceğini oğluna söylüyor. Bunu duyan oğlu Commodus çılgına dönüyor ve babasını öldürüyor. Ardından askerlerine General Maximus'u (Russell Crowe) ve ailesini öldürmeleri emrini veriyor.
Maximus (Russell Crowe), kendini öldürmekle görevli askerleri alt edip kır evine giderken zamanla yarışıyor, atı bile yorgunluktan çatlayıp ölüyor. Ancak evine vardığında artık her şey için çok geçtir. Evinden dumanlar yükseliyor. O buğday tarlalarının hepsi yanıyor. Karısının ve çocuğunun yakılmış ve asılmış cesetlerine sarılıyor. Maximus’un karısını ve çocuğunun ölüsü önünde çektiği acıyı yansıttığı sahne filmin en vurucu anı, en içler acısı sahnesi oluyor.
Bu sahnede Ridley Scott, filmde görsel sanatlardaki renk teorisini muazzam kullanıyor. Ridley Scott, Germania’daki savaş sahnelerini ve Commodus’un hissiz Roma’sını ne kadar soğuk, mavi ve gri tonlarda veriyorsa; Maximus’un evini, karısını ve buğday tarlalarını düşlediği sahneleri o kadar sıcak, altın sarısı ve sepya tonlarında veriyor. Bu renk kontrastı, seyirciye Maximus'un içinde bulunduğu cehennem ile arzuladığı cennet (Elysium) arasındaki uçurumu görsel bir dille anlatıyor.
Maximus daha sonra esir alınarak Ludus (gladyatör okulu) sahibi Proksimo'nun eline düşüyor. Girişte anlattığım gladyatör dövüşlerine başlıyor. Proksimo, eski bir gladyatör olduğundan Maximus'a kendini seyirciye sevdirmesi yönünde taktikler verse de Maximus bunu kendi gibi davranarak fazlasıyla beceriyor. Zaten çok iyi bir general, hem bireysel savaşta hem takımını yönlendirmede çok iyi olduğu ve adaletsiz savaşları bile kazandığı için kısa sürede seyircinin gözdesi oluyor.
Maximus'un, generallikten, köle gladyatörlüğe düşüşünü anlattığı ilk yarım saat filmin en çarpıcı kısmı oluyor. Filmin bu kısmı insana bir Rus atasözünü hatırlatıyor: "Hiç kimse; dilenmeyeceğim, hapse girmeyeceğim dememeli."
Maximus arenalarda geçen yılları boyunca çok önemli bir gerçeği öğreniyor: İmparatorun gücü ne kadar fazla olursa olsun halkın iradesi ondan çok daha güçlüdür ve intikamını alabilmenin tek yolu imparatorluğunun en büyük kahramanı olabilmekten geçiyor.
Filmde bir sahnede Maximus ve eski askerlerinden Quintus ile konuşma fırsatı yakalıyor. Quintus yaptığı yanlışların, ihanetinin farkındadır ama yine de "ben askerim, itaat ederim" diyerek vicdanını rahatlatmaya çalışıyor. Maximus ise şöyle cevap veriyor: "Herkes doğasında ne varsa ona uygun davranır!"
Filmin iki ayrı sahnesinde Maximus şu iki cümleyi söylüyor:
"Nerede olacağınızı hayal ederseniz orada olursunuz."
"Hayatta yaptıklarımız sonsuzlukta yankılanıyor."
Maximus arenada son dövüş öncesi Commodus'un yüzüne şöyle haykırıyor:
''Benim adım Maximus Decimus Meridius. Kuzey orduları kumandanı, Felix lejyonunun generali ve gerçek imparator Marcus Aurelius'un sadık hizmetkârı. Ayrıca evladı katledilmiş bir baba, karısı katledilmiş bir kocayım. Ve intikamımı er ya da geç alacağım. Ya bu dünyada ya ötekinde!''
Bu sahne filmin İngilizce olanında şöyle geçiyor: ‘’My name is Maximus Decimus Meridius, commander of the armies of the North, General of the Felix Legions, loyal servant to the true emperor, Marcus Aurelius. Father to a murdered son, husband to a murdered wife. And i will take my vengeance in this life or the next!’’
Bu sahne filmin Almanca olanında da şöyle geçiyor: "Mein Name ist Maximus Decimus Meridius, Kommandeur der Truppen des Nordens, Tribun der spanischen Legion, treuer Diener des wahren Imperators, Marcus Aurelius. Vater eines ermordeten Sohnes, Ehemann einer ermordeten Frau und ich werde mich dafür rächen, in diesem Leben oder im Nächsten!"
İşte o zaman Commodus, Maximus karşısında tir tir titriyor. Lucilla (Marcus Aurelius'un kızı) kurtarıcısı gelmiş gibi locasında yerinden heyecanla doğruluyor. Maximus'un sesinde ise intikamını alacağına emin olarak tek bir şüphe bulunmuyor.
Son dövüşten önce Commodus arenaya çıkmadan hile yaparak kapalı bir hücrede kimse görmeden kalleşçe Maximus'u kan kaybedecek şekilde yaralıyor ve askerlerine yarası gözükmeyecek şekilde sarmalarını emrediyor. Maximus arenaya çıktığında aşırı kan kaybından ötürü zihni bulanık hale geliyor. Ama Maximus, Commodus ile dövüşte yine de intikam duygusu ve ailesine kavuşmanın (öte dünyada) özlemi ile ayakta kalıyor.
Sonuçta Maximus, Commodus’un onca hilesine rağmen dövüşte Commodus’u öldürüyor ve intikamını alıyor.
Arenayı ölüm sessizliği kaplıyor.
Kan kaybından dolayı Maximus’un bilinci artık iyice bulanıklaşıyor. Maximus hayalinde kır evinin bahçesinin tahta kapısını elleriyle yavaşça açıyor. Quintus'un seslenişini güç bela ayırt ediyor ve şu efsane sözü söylüyor:
''Quintus! Özgür adamlarım. Senatör Gracchus Roma’yı (cumhuriyeti, demokrasiyi) yeniden kursun. Roma'da bir rüya vardı... O rüya gerçekleşecek... Bunlar Marcus Aurelius'un istekleridir."
Bu sahne filmin İngilizce olanında şöyle geçiyor: ‘’Quintus! Free my men. Senator Gracchus is to be reinstated. There was a dream that was Rome... It shall be realized... These are the wishes of Marcus Aurelius.’’
Bu sahne filmin Almanca olanında da şöyle geçiyor: "Es gab einen Traum, der Rom war. Er soll verwirklicht werden. Das sind die Wünsche von Marcus Aurelius.’’
Filmin sonunda Maximus'un naaşı askerler tarafından omuzlarda taşınırken; Commodus'un cesedi arenada bırakılıyor.
Maximus hem ailesinin hem de Marcus Aurelius'un intikamını alıyor. Ölümünden önce Maximus bulanık zihninde buğday tarlalarının arasından evine dönüyor. Elleri buğday başaklarını okşayarak yürüyor. Oğlu da ona doğru koşuyor, karısı uzaktan onun gelişini seyrediyor. Bu sahne izleyicileri sessizce için için, içli içli ağlatıyor, izleyicinin gözlerinden tıpır tıpır yaşlar dökülüyor.
Film karakterleri
Filmde General Maximus karakterini oyuncu Russell Crowe ne kadar güzel canlandırmışsa oyuncu Joaquin Phoenix de mızmız, yeni yürümeye başlayan çocuk, güce aç hükümdar adayı, aşka muhtaç sapık ve ne yapacağı belli olmayan psikopatın eşsiz bir karışımı olan İmparator Commodus'u o kadar güzel canlandırıyor. Bu haliyle Joaquin Phoenix, İmparator Commodus'u tüm zamanların en kötü adamı yapıyor.
Filmin müziği
Filmde üç film müziği iç içe veriliyor: "Honor Him", "Elysium" ve "Now we are free". "Now we are free" müziği, Ortaçağ döneminde latince olarak söylenen Gregorian şarkıları olarak bilinen dini bir vokal müzik türüne benziyor. İşte filmin bu final sahnesinde filmin "Now we are free" adlı müziği devreye giriyor. Aslında izleyicileri ağlatan da bu derin hüznü yansıtan filmin bu müziği oluyor. ‘’Now we are free’’ müziği aslında filmin başından itibaren ince ince çalıyor da ancak izleyici bu müziğin hüznünü son sahnede fark ediyor.
Bu film müziği şimdiye kadar yapılmış en güzel film müziklerinden birisi oluyor. Müzikte kullanılan dil, ‘’gönül dili’’ diyebileceğimiz var olmayan bir dili konuşuyor. Ve şarkı dil olmadan da yürekten konuşulabileceğini, anlaşılabileceğini gösteriyor. Müzik, dil engelini aşarak insan ruhuna hitap ediyor, insan ruhunun derinliklerine ulaşıyor, bir ok gibi insan kalbine saplanıyor, insanın içindeki derin bir şeyi anlatıyor, insanı yalnızca duyguların konuştuğu farklı bir boyuta gönderiyor. Bu müzik aynı zamanda hayatımızın ve en sevdiklerimizin hayatlarının ne kadar kısa olduğunu hatırlatıyor.
İşte filmin bu final sahnesinde izleyicileri ağlatan, izleyiciye kendisini âşık eden ‘’now we are free’’ adlı müziğin yapımcısı Alman müzisyen Hans Zimmer ve Avustralyalı müzisyen Lisa Gerrard da çağımızın Beethoven'i olarak biliniyor.
Film müziği, özellikle leitmotif tekniğiyle karakterlerin duygusal dönüşümünü destekliyor. ‘’Now We Are Free’’ teması, özgürlük ve ölüm arasındaki sınırı müzikal olarak temsil ediyor.
Hans Zimmer ve Lisa Gerrard’ın bu şaheseri, sinema tarihinde müziğin anlatıyı nasıl tek başına sırtlayabileceğinin en somut kanıtı oluyor. Gerrard’ın şarkıda kullandığı dil, edebiyatta idioglossia (kişiye özel, uydurulmuş dil) olarak adlandırılıyor. Belirli bir kelime anlamı taşımayan bu vokal tekniği, müziği anlamsal kodlardan sıyırarak doğrudan insan ilkel beynine ve ruhuna ulaştırıyor. Şarkı, sinemadaki leitmotif (karakteri veya temayı takip eden imza melodi) geleneğine uygun olarak, Maximus ne zaman toprağına, geçmişine ve '’Elysium’'a (Roma mitolojisindeki cennet) yaklaşsa ince bir sızı gibi arka planda yükseliyor.
Ne zaman bir başak tarlası görsem ellerimi başakların üzerinde gezdirerek bu filmi ve bu müziği hatırlıyorum ve içime sonsuz bir hüzün çöküyor.
Tarihi gerçekler
Tabii ki bu film, bir kurgu oluyor. Dolayısıyla film, bazı tarihi gerçeklerden farklı olarak cereyan ediyor. Film, tarihsel gerçeklikten çok dramatik etkiyi ön plana çıkarıyor. Bu durum sinema literatüründe ‘’Hollywoodlaştırma’’ olarak adlandırılıyor.
Filmde de Roma sanki baştan itibaren bir cumhuriyet olarak anlatılıyor. Ancak gerçekte MÖ 753 yılında Roma şehri kuruluyor. Bu şehir önce Roma Krallığı’na ev sahipliği yapıyor. Bu krallık daha sonraları MÖ 510 yılında bir senato tarafından yönetilen Roma Cumhuriyeti oluyor. Yaklaşık 500 yıl hüküm süren Roma Cumhuriyeti, Julius Sezar'ın savaş şartlarında kendine verilen üstün yetkileri kötüye kullanarak cumhuriyeti feshedip kendisini imparator ilan ettiği MÖ 44 yılında imparatorluğa dönüşüyor. Roma, bu tarihte imparatorluğa dönüşse de MS 3. yüzyıla kadar Roma, imparatorluk döneminde de resmî kurumlarını cumhuriyet terminolojisiyle sürdürüyor. Bu süre içinde de Roma'da imparatorluktan tekrar cumhuriyete dönüş çabaları da devam ediyor.
Filmde Senatör Gracchus üzerinden sunulan "Roma bir rüyaydı, yeniden Cumhuriyet olmalı" tezi, aslında sinema sanatının ideolojik bir tercihi olarak veriliyor. Hollywood, Roma Senatosu’nu modern bir demokratik meclis (adeta bir Amerikan Kongresi) gibi kurgulayarak seyircide tanıdık bir özgürlük anlatısı yaratmayı amaçlıyor. Oysa tarihsel gerçeklikte Roma Cumhuriyeti, modern anlamda bir demokrasi değil, patricilerin (soyluların) egemen olduğu oligarşik ve aristokratik bir yapı oluyor. Dolayısıyla filmdeki bu demokrasi vurgusu, tarihsel bir anakronizmden (zaman yanılgısından) ibaret oluyor.
Filmde Commodus hile ile tahta geçiyor. Filmde; Roma İmparatoru Marcus Aurelius, ölümüne yakın, halefi olarak yerine hiçbir kan bağı olmamasına rağmen dürüst karakteri nedeniyle General Maximus'un (filmin kahramanı) geçeceğini oğluna söylüyor. Bunu duyan oğlu Commodus çılgına dönüyor ve babasını öldürüyor. Bu sahne Roma tarihinde gerçeği yansıtmıyor. Gerçekte, Marcus Aurelius tahtın varisi olarak Commodus'u bırakıyor. Marcus Aurelius da veba salgınında vebadan eceliyle ölüyor. Ve filmde verildiği gibi gerçekte o zaman Roma’da kimse de ne cumhuriyet ne de demokrasi aşığı olarak kimse bulunmuyor.
Filmde Commodus, General Maximus tarafından arenada gladyatör dövüşünde öldürülüyor. Gerçekte ise Commodus, bir komplo neticesinde, Caelius'taki büyük gladyatör okulu Ludus Magnus (Domus Vectiliana)’da kaldığı sırada, 31 Aralık 192 gecesi Narcissus adlı bir atlet tarafından banyosunda boğularak öldürülüyor.
Filmde sık sık General Maximus’ın kır evinin görüntüleri veriliyor. Ancak gerçekte ise bu tür kır evleri Avrupa’da ancak 15. yüzyıldan itibaren inşa edilmeye başlanıyor.
Filmde sergilenen sahne, dekor ve kostümler de zamanın sahne, dekor ve kostümlerini yansıtmıyor.
Sonuç
Gladyatör filmi; harika bir filmi, harika bir hikâyeyi, harika bir oyuncu kadrosunu ve harika müzikleri hepsini bir arada barındırıyor.
Gladyatör filmi; insana insan olmanın temel duyguları olan ‘’şeref’’ ve ‘’onur’’ duygularını hatırlatan ve ailenin kutsallığını ve kimsenin kulu kölesi olmadan da yaşamanın nasıl yüksek bir meziyet olduğunu müthiş bir şekilde gösteriyor. İşte bu filmde en çok da insanın her koşulda yaşayıp ayakta kalabileceği ve kendi karakteriyle yaşam çizgisini çizebileceği anlatılıyor.
Gladyatör filmi, gelmiş geçmiş, görüp görebilecek en iyi filmlerden ve bu yüzyılın en iyi filmlerinden birisi sayılıyor. Film, sinema tarihinin en iyi tarihi destanlarından birisi oluyor. Ridley Scott'ın bu filminde, heyecan verici duyguları aktararak, izleyiciyi, arenada, kölelerin birbirlerini katletmeye zorlanmasını izlemekten keyif almaktan uzaklaştırıp, izleyicinin empati kurmasını ve zamanın içine dalmasını sağlıyor.
Film, aynı zamanda nefret edilen Commodus'a karşı güç mücadelesinde en güçlü silah olacak olan şey halkın sevgisi olduğunu gösteriyor.
Baharın geldiği bugünlerde; gamın, kederin, kasvetin, ülke sorunlarının, kifayetsiz muhteris muhaliflerin, hâlâ Ortaçağ'ın karanlıklarında kalmış siyasetçilerin, onların köhne zihniyetlerinin hepsinin zihinden atılması gerekiyor. Zihni bu şekilde boşaltıp bu filmin izlenmesi filmin müziğinin dinlenmesi ve müziğin aşağıdaki sözlerine odaklanılması gerekiyor:
''Ey özgürlük!
Ey yüce özgür ruh!
Özgür kal benimle yürü!
Altın gibi tarlaların arasında.''
Gladyatör, yalnızca bir Roma hikâyesi değil; insanın iktidar, kayıp ve anlam arayışı üzerine evrensel bir anlatı oluyor.
Osman AYDOĞAN
Maximus’un Commodus ile dövüş sahnesi:
https://www.youtube.com/watch?v=jPxerGBlN-U
Gladyatör filminden bazı sahneler:
https://www.youtube.com/watch?v=mQQKZ5cgybU
Gladiator Clip - "Now We Are Free"
https://www.youtube.com/watch?v=Z2FKji5UeXU
Gladiator, filmin final sahnesindeki Maximus ve Commodus döğüşü
https://www.youtube.com/watch?v=PP5NqL-moHg
Maximus’un arenada son dövüş Commodus’un yüzüne haykırdığı sahne: ''Benim adım Maximus Decimus Meridius. Kuzey orduları kumandanı, Felix lejyonunun generali ve gerçek imparator Marcus Aurelius'un sadık hizmetkârı. Ayrıca evladı katledilmiş bir baba, karısı katledilmiş bir kocayım. Ve intikamımı er ya da geç alacağım. Ya bu dünyada ya ötekinde!''
https://www.youtube.com/watch?v=Z_7a_eZBC-c
Lisa Gerrard - Hans Zimmer (live in Vienna) "Now we are free"
https://www.youtube.com/watch?v=81yU1JfWZHk
Gladiator soundtrack | Gladiator theme | Now we are free | Indigo Choir (HQ Live)
https://www.youtube.com/watch?v=Cl57NQ6GcF8
Gladiator - Now We Are Free - Erhu & Vocal EPIC COVER - Ft. Angèle Macabiès
https://www.youtube.com/watch?v=2SXjOj1u1ZE
Gregorian müzik grubundan ''Now we are free'':
https://www.youtube.com/watch?v=KVGamdOhBQM
Orkestra eşliğinde ''Now we are free'':
https://www.youtube.com/watch?v=aUmIELyNGrU