• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi12
Bugün Toplam1177
Toplam Ziyaret4315298

Hasta Siempre


Hasta Siempre

09 Ekim  2016


“Hasta Siempre” İspanyolcada “sonsuza dek” anlamına gelen bir ifadedir. Küba'nın en tanınmış devrim şarkılarından biri olan “Hasta Siempre, Comandante”, Kübalı şarkıcı, gitarist, ozan ve besteci Carlos Puebla tarafından 1965 yılında Ernesto Che Guevara'nın Küba'dan ayrılışının ardından ona duyulan bağlılığı, sevgiyi ve vedanın hüznünü dile getirmek amacıyla yazılıp bestelenir.

Che Guevara'nın 9 Ekim 1967'de Bolivya'da esir alındıktan sonra yargılanmaksızın öldürülmesiyle şarkının anlamı da değişir. Başlangıçta bir veda ve bağlılık şarkısı olan “Hasta Siempre”, zamanla Che'nin anısını yaşatan, Latin Amerika'daki devrimci mücadelelerle özdeşleşen ve dünyanın farklı ülkelerinde söylenen bir anma şarkısına dönüşür. Böylece bir insanın ardından söylenen veda, onun ölümünden sonra kuşaklar boyunca yaşamaya devam eden bir tarihsel hafızanın parçası olur.

Şarkının ortaya çıkış süreci

1959 Küba Devrimi'nin ardından Ernesto Che Guevara, yeni yönetimde önemli görevler üstlenir. Küba Merkez Bankası Başkanlığı ve Sanayi Bakanlığı görevlerinde bulunur. Ancak Che, devrimi yalnızca Küba'nın siyasal ve toplumsal düzenini değiştiren ulusal bir hareket olarak görmemektedir. Ona göre emperyalizme karşı mücadele, Küba sınırlarının ötesine taşınmalı; Latin Amerika'da, Afrika'da ve dünyanın başka bölgelerinde de sürdürülmelidir. Bu düşünce doğrultusunda 1965 yılında Küba'dan ayrılarak önce Kongo'daki, ardından Bolivya'daki silahlı mücadeleye katılır.


Che'nin Küba'dan ayrılışı, Soğuk Savaş'ın uluslararası siyasal koşullarından bağımsız değildir. Fidel Castro yönetimindeki Küba, Amerika Birleşik Devletleri'nin baskısı karşısında Sovyetler Birliği ile yakın ilişkiler kurarken Che, Sovyet ekonomik uygulamalarına ve sosyalist ülkelerin uluslararası ilişkilerdeki tutumlarına eleştiriler yöneltir. Bununla birlikte Che'nin Sovyetler Birliği'ne yönelik eleştirilerini doğrudan Çin yanlısı bir siyasal tutumla özdeşleştirmek doğru olmaz. Che ile Castro arasındaki görüş ayrılıklarının bu kararda ne ölçüde belirleyici olduğu da tarihsel tartışma konusudur. Dolayısıyla Che'nin ayrılışı, hem uluslararası devrim anlayışı hem de dönemin diplomatik ve stratejik koşulları içinde değerlendirilmelidir.

Che Guevara, Küba'dan ayrılmadan önce Fidel Castro'ya bir veda mektubu yazar. Bu mektupta Küba Komünist Partisi yönetimindeki görevlerinden, bakanlıktan, askerî rütbesinden ve Küba vatandaşlığından ayrıldığını bildirir. Ancak Küba halkıyla ve devrimle arasındaki bağların resmî görevlerden ve hukuki ilişkilerden daha güçlü olduğunu da vurgular. Fidel Castro, Che'nin aylar önce kendisine verdiği bu mektubu 3 Ekim 1965 tarihinde kamuoyuna açıklar. Che'nin Küba'dan ayrılışının resmen duyurulması, yalnızca bir devlet yöneticisinin görevlerinden ayrılması değildir; Küba Devrimi'nin en tanınmış isimlerinden birinin başka coğrafyalarda mücadeleyi sürdürmek üzere ülkesine veda etmesidir.

Che Guevara'nın veda mektubundaki en çarpıcı ifadelerden biri, “Hasta la victoria siempre” sözleridir: “Zafere kadar, daima!” Che'nin siyasal kararlılığını simgeleyen bu sözler, zamanla onun adıyla özdeşleşir. Kübalı ozan Carlos Puebla da Fidel Castro'nun 3 Ekim 1965'te mektubu kamuoyuna açıklamasından etkilenerek “Hasta Siempre, Comandante” şarkısını besteler. Böylece Che'nin vedası, yalnızca siyasal bir açıklama olarak kalmaz; müzik aracılığıyla geniş kitlelere ulaşan bir tarihsel anlatıya dönüşür.

Bu noktada Che Guevara'nın hayatına da kısaca değinmek gerekir.

Che Guevara

Ernesto Guevara, 14 Haziran 1928 tarihinde Arjantin'in Rosario kentinde, İspanyol ve İrlanda kökenleri bulunan bir ailenin beş çocuğunun en büyüğü olarak dünyaya gelir. Buenos Aires Üniversitesi Tıp Fakültesinde öğrenim görür ve 1953 yılında hekim olarak mezun olur. Gençlik yıllarında Latin Amerika ülkelerine yaptığı yolculuklar sırasında karşılaştığı yoksulluk, toplumsal eşitsizlik ve siyasal baskılar, onun düşünce dünyasının şekillenmesinde önemli rol oynar. Zamanla hekimlik mesleğinden uzaklaşarak siyasal mücadeleye yönelir.


Asıl adı Ernesto Guevara olan bu genç Arjantinli, daha sonra bütün dünyanın tanıyacağı “Che” lakabını alır. Arjantin İspanyolcasında konuşma sırasında sık kullanılan “che” seslenişini tekrarlaması nedeniyle Kübalı mücadele arkadaşları tarafından bu adla anılır. Guatemala'daki siyasal gelişmelerin ardından Meksika'ya geçen Guevara, burada Fidel Castro ve Kübalı devrimcilerle tanışır. 1956 yılında Küba'ya çıkan devrimci gruba katılır ve 1959'da Batista yönetiminin devrilmesiyle sonuçlanan Küba Devrimi'nin önde gelen isimlerinden biri olur.

Che Guevara, 8 Ekim 1967 tarihinde Bolivya'nın güneydoğusundaki dağlık bölgede Bolivya askerleri tarafından yaralı olarak ele geçirilir. La Higuera köyündeki küçük bir okul binasına götürülür. Ertesi gün, 9 Ekim 1967'de, herhangi bir mahkeme önüne çıkarılmadan, Bolivya askerî makamlarının emriyle öldürülür. Katledildiğinde henüz 39 yaşındadır.

Che'nin katledilişine ilişkin tarihsel belgeler, olayın bir çatışmada yaşamını yitirme değil, esir alındıktan sonra gerçekleştirilen bir infaz olduğunu ortaya koymaktadır. Nitekim CIA Direktörü Richard Helms'in 11 Ekim 1967 tarihli memorandumunda, Che'nin sağ olarak ele geçirildiği ve Bolivya askerî makamlarının öldürülmesi yönündeki emrinin yerine getirildiği belirtilmektedir. Böylece Che Guevara'nın katledilişi, yalnızca Latin Amerika'daki silahlı devrimci mücadelenin değil, Soğuk Savaş döneminin devletler arası güç ilişkilerinin de tartışılan olaylarından biri hâline gelir.

Che Guevara'nın tarihsel kişiliği elbette tartışmasız değildir. Küba Devrimi sonrasındaki devrim mahkemeleri, verilen ölüm cezaları ve silahlı mücadelenin siyasal meşruiyeti konusundaki tutumu, onun yaşamının eleştirel biçimde değerlendirilmesi gereken yönleridir. Burada siyaset felsefesinin eski bir sorusu karşımıza çıkar: Adaletli bir toplum kurma amacı, bu amaç uğruna başvurulan her yöntemi haklı kılar mı? Bir siyasal kişiliğin tarihsel değerini belirlerken yalnızca savunduğu ideallere değil, gerçekleştirdiği eylemlere ve bu eylemlerin sonuçlarına da bakmak gerekir. Ancak aynı şekilde, tarihsel bir kişiliği yalnızca tek bir sıfatla tanımlamak da onun düşüncelerini, eylemlerini ve toplumlar üzerindeki etkisini anlamak için yeterli değildir.

Ne insanlar gelip geçmiş bu dünyadan! Che Guevara'nın yaşamına baktığımda, bir insanın inandığı düşünceler uğruna ne ölçüde fedakârlık yapabileceğini, siyasal mücadelenin nasıl güçlü bir irade ve kararlılık gerektirdiğini düşünürüm. Onun düşüncelerini ve yöntemlerini bütünüyle benimsemek zorunda değiliz. Hatta tarihsel eylemlerini eleştirmek de mümkündür. Ancak Che'nin, inandığı düşünceler uğruna sahip olduğu devlet görevlerinden ve ayrıcalıklardan vazgeçerek başka coğrafyalarda mücadeleyi sürdürmesi, siyasal kişiliğinin dikkat çekici yönlerinden biridir. Tarihsel kişiliklerin değeri yalnızca yaşadıkları dönemde sahip oldukları makamlarla değil, düşüncelerinin ve eylemlerinin kendilerinden sonra bıraktığı izlerle de ölçülür. Che Guevara'nın adı ve görüntüsü, ölümünden sonra da dünyanın farklı ülkelerinde yaşamaya devam eder. Bu durum, onun siyasal mirasının nasıl değerlendirileceğinden bağımsız olarak, tarihsel etkisinin görmezden gelinemeyeceğini gösterir.

Şarkının yorumları 

Carlos Puebla'nın 1965 yılında bestelediği “Hasta Siempre”, girişte anlattığım gibi Che Guevara'nın 1967 yılında Bolivya'da öldürülmesinin ardından yeni bir anlam ve yaygınlık kazanır. Başlangıçta Küba Devrimi'nin tanınmış isimlerinden birine duyulan bağlılığı dile getiren şarkı, zamanla Latin Amerika'nın sınırlarını aşarak dünyanın farklı ülkelerinde söylenmeye başlanır. Farklı dillerde, farklı müzik anlayışlarıyla ve farklı kuşaklardan sanatçılar tarafından yorumlanır. Böylece şarkı, yalnızca Che Guevara'nın anısını yaşatan bir eser olmaktan çıkar; devrim, özgürlük, direniş ve siyasal hafıza gibi kavramlarla ilişkilendirilen uluslararası bir kültür simgesine dönüşür.


Bu yorumlar arasında benim için en değerlisi, şarkının yaratıcısı Carlos Puebla'nın kendi sesinden dinlediğim yorumudur. “Hasta Siempre”nin sözleri bir devrimciye bağlılığı ve onun ardından duyulan hüznü anlatırken Puebla'nın gösterişten uzak, sakin söyleyişi şarkıya ayrı bir derinlik kazandırır. Bir marşın coşkusunu taşıyan eser, onun sesinde aynı zamanda içten bir vedaya dönüşür. Belki de beni en çok etkileyen budur: Puebla, şarkının anlamını sesinin gücüyle değil, anlatımının sadeliğiyle duyurur.

Şarkının başka sanatçılar tarafından yapılan yorumları da dinlemeye değerdir. Compay Segundo, Silvio Rodríguez, Maria Farantouri, Jan Garbarek, Wolf Biermann ve Mohsen Namjoo gibi farklı müzik geleneklerinden gelen isimlerin yorumları, aynı eserin değişik kültürlerde nasıl yeniden anlamlandırılabildiğini gösterir. Türkiye'de Ahmet Koç'un bağlama yorumu da bu çeşitliliğin örneklerinden biridir. Aynı ezginin farklı seslerde ve çalgılarda yeniden hayat bulması, “Hasta Siempre”nin yalnızca Küba'ya ait bir şarkı olarak kalmadığını, uluslararası bir müzik hafızasının parçası hâline geldiğini gösterir.

Bir devrim şarkısı popüler kültürün tüketim nesnesine nasıl dönüşür?

Şarkının en çok tanınan yorumlarından biri, Fransız sanatçı Nathalie Cardone'un 1997 yılında yayımladığı yorumdur. Laurent Boutonnat'nın yapımcılığında hazırlanan bu düzenleme, “Hasta Siempre”yi geniş bir dinleyici kitlesine ulaştırır. Ancak benim müzik zevkim bakımından Cardone'un yorumu, Carlos Puebla'nın sesindeki içtenliği ve sadeliği taşımaz. Puebla'nın yorumunda öne çıkan tarihsel bağlılık ve vedanın hüznü, Cardone'un yorumunda daha gösterişli bir müzikal ve görsel anlatıma dönüşür. Şarkının klibinde Che Guevara'nın görüntülerinin kullanılması da müzik ile siyasal semboller arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmeyi gerektirir.


Burada asıl mesele yalnızca iki yorum arasındaki estetik farklılık değildir. Daha önemli soru şudur: Siyasal bir mücadeleden doğan şarkı, uluslararası müzik piyasasının parçası hâline geldiğinde tarihsel anlamını koruyabilir mi? Bir devrimcinin görüntüsü, bir slogan veya bir şarkı, ortaya çıktığı tarihsel koşullardan koparılarak tüketilen bir ürüne dönüşebilir. Fakat aynı eser, başka kuşakların o tarihsel mücadeleyle tanışmasını da sağlayabilir. Bu nedenle popülerleşme ile tarihsel anlamın kaybolması her zaman aynı şey değildir. Önemli olan, eserin yalnızca dinlenip tüketilmesi değil, taşıdığı tarihsel hafızanın da yaşatılıp yaşatılmadığıdır.

Sosyoloji açısından bakıldığında burada daha derin bir dönüşüm söz konusudur. Toplumlar geçmişlerini yalnızca tarih kitaplarıyla değil, şarkılarla, fotoğraflarla, anıtlarla ve simgelerle de hatırlarlar. Maurice Halbwachs'ın ‘’kolektif hafıza’’ anlayışı, bu hatırlamanın toplumsal niteliğini açıklamaya yardımcı olur. Buna karşılık Theodor W. Adorno'nun ‘’kültür endüstrisi’’ eleştirisi, tarihsel ve sanatsal değerlerin piyasa ilişkileri içinde birer tüketim nesnesine dönüşmesi tehlikesini düşündürür. Che Guevara'nın yüzünün posterlerde, giysilerde ve ticari ürünlerde kullanılması da bu açıdan anlamlıdır. Bir zamanlar kapitalizme karşı mücadelenin simgesi olan bir kişinin görüntüsünün, kapitalist piyasanın en tanınmış ürünlerinden birine dönüşmesi tarihsel bir çelişkidir. Ancak bu çelişki, simgenin bütün siyasal anlamını kaybettiğini tek başına kanıtlamaz. Asıl mesele, görüntünün ardındaki tarihin ne ölçüde hatırlandığıdır.

Nathalie Cardone'un yorumunda dikkat çekici bir başka özellik daha vardır. Şarkının sonunda Che Guevara'nın 11 Aralık 1964 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yaptığı konuşmadan kendi sesinin yer aldığı bir bölüm kullanılır. Che bu konuşmasında Latin Amerika'da yükselen toplumsal mücadeleyi bir dalgaya benzeterek şöyle der: “Esa ola ya no parará más. Esa ola irá creciendo cada día que pase.” Yani: “Bu dalga artık durmayacak. Bu dalga geçen her gün daha da büyüyecek.” Cardone'un kaydında bu iki ifadenin sırası değiştirilerek kullanılır. Che'nin kendi sesinin şarkıya eklenmesi, bir popüler müzik yorumuyla tarihsel bir siyasal konuşmayı aynı eserde buluşturur. Böylece şarkı yalnızca Che'nin anısını dile getirmekle kalmaz; onun siyasal düşüncesinden bir parçayı da dinleyiciye ulaştırır.

Ham ervah: Che Guevara'dan Kanlı Pazar'a

Che Guevara'dan söz ederken Türkiye'de 2016 yılında yaşanan bir tartışmayı hatırlamamak mümkün değil. Dönemin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman, Ağustos 2016'da Che Guevara'yı “katil ve eşkıya” sözleriyle nitelendirir. (Gazeteler, 28.08.2016) Bu açıklamaya Küba'nın Ankara Büyükelçisi Alberto González Casals tepki gösterir. Böylece Latin Amerika'nın devrimci tarihinde önemli bir yere sahip olan Che Guevara'nın kişiliği ve mirası, Türkiye ile Küba arasında diplomatik düzeyde de yankı bulan bir siyasal tartışmanın konusu olur.


Küba'nın Ankara Büyükelçiliği, 29 Ağustos 2016 tarihinde yaptığı yazılı açıklamada, TBMM Başkanı'nın Che Guevara hakkındaki sözlerinden duyduğu üzüntüyü dile getirir. Açıklamada, kullanılan ifadelerin Türkiye ile Küba halkları ve parlamentoları arasındaki karşılıklı saygı ve dayanışma anlayışıyla bağdaşmadığı belirtilir. Büyükelçi Alberto González Casals da ertesi gün basına yaptığı değerlendirmede, Che Guevara'nın yalnızca Küba'nın değil, Latin Amerika'nın tarihsel ve siyasal mirasının bir parçası olduğunu vurgular ve şunları söyler:

‘'Küba’nın en büyük düşmanları bile böyle bir ifade kullanmadı. Che Guevara Atatürk okurdu. Che Guevara sadece Küba değil, Latin Amerika'nın siyasi ve tarihi mirasının parçasıdır. Che Guevara için ‘katil kişilik’ dediğiniz zaman onun Küba devrimi için mücadelesinden bahsetmiş oluyorsunuz. Bu da saygıda kusur etmektir. Che Guevara’ya ‘katil’ diyerek, benim Devlet Başkanıma da aynı ifadeyi kullanmış oluyorsunuz.’’

Tabii Sayın Büyükelçi nereden bilsindi, kendi ülkesinin kurucusu Atatürk'ü dahi anlayamamış, ona değil saygıda kusur etmek, hakaretler bile yağdıran, adını her yerden kazımaya çalışan ham ervahın anti-kapitalizmin ve anti-emperyalizmin sembolü Che'yi nasıl anlayacağını?

Tabii ki Sayın Büyükelçi nereden bilsindi, Che Guevara, Amerikan emperyalizmine karşı savaşırken, Che Guevara’ya ‘‘katil ve eşkıya’’ diyen zatın, 16 Şubat 1969 tarihinde, Amerikan 6'ncı Filosu İstanbul’a geldiğinde üniversite gençliği sömürgeci emperyalizmi protesto ederken, Amerikan 6. Filosu’nu “Yaşasın Amerika!” diye törenle karşılayan grubun (Milli Türk Talebe Birliği - MTTB) o zamanki başkanı olduğunu.

Tabii ki Sayın Büyükelçi nereden bilsindi, Che Guevara’ya ‘‘katil ve eşkıya’’ diyen zatın, aynı tarihte (16 Şubat 1969) o zaman başkanlığını yaptığı grubun anti-emperyalist karakter taşıyan gösterideki öğrencilere saldırarak iki öğrencinin bıçaklanarak öldürülmesine ve yüzlerce kişinin yaralanmasına (Kanlı Pazar) neden olduğunu.

Tabii ki Sayın Büyükelçi nereden bilsindi, Che Guevara’ya ‘‘katil ve eşkıya’’ diyen zatın, 21 yüzyılda Irak’a, Libya’ya, Suriye’ye saldıran Amerikan emperyalizmine eşbaşkanlık yapanların zihniyetinden olduğunu.

Tabii ki Sayın Büyükelçi nereden bilsindi böylesi bir ham ervahın anti-kapitalizmin ve anti-emperyalizmin sembolü Che'yi nasıl anlayacağını?..

Tabii ki bunlar Sayın Büyükelçinin kabahati. Neyse, biz dönelim konumuza.

Sonuç

Tarih, yalnızca devletlerin, savaşların, devrimlerin ve siyasal kişiliklerin tarihi değildir. Aynı zamanda insanların umutlarının, acılarının, mücadelelerinin ve bu mücadelelerden doğan şarkıların da tarihidir. Bazen bir insan yaşamını kaybeder, bir siyasal hareket sona erer, bir düşünce eski etkisini yitirir; fakat o dönemin duygularını ve umutlarını dile getiren bir şarkı yaşamaya devam eder.

Carlos Puebla'nın 1965 yılında bestelediği “Hasta Siempre” de böyle bir şarkıdır. Önce bir vedanın, ardından bir ölümün ve zamanla tarihsel bir hafızanın şarkısına dönüşür. Farklı ülkelerde, farklı dillerde ve farklı müzik anlayışlarıyla söylenirken, doğduğu dönemin sınırlarını aşar.

Belki de bir şarkının kalıcılığı tam olarak burada saklıdır: Onu ortaya çıkaran tarihsel olaylar geride kalsa bile, insanlara o olayları yeniden düşündürebilmesinde...

Che Guevara'yı ölümünün 49'uncu yılında bu şarkıyla anmak istedim.

Hasta siempre...

Toprağı bol olsun!

Osman AYDOĞAN

Bir not: Yazımda Che’yi anlattım. Yazımda, yazım uzamasın diye anlatmadığım çok önemli biri var ki onu da yarın anlatayım.  O kişiyi de anlatmasam o kişiye büyük haksızlık yapmış olurdum. 

Nathalie Cardone, ''Hasta Siempre''

https://www.youtube.com/watch?v=kTqwy6ay1HQ

Carlos Puebla,  “Hasta Siempre”:

https://www.youtube.com/watch?v=fcnH8oK8FlY

Şarkının Türkçe sözleri:

Sonsuza dek

Biz seni sevmeyi 

tarihin yükseklerinden öğrendik 
cesaretinin güneşi 
ölümü kuşattığında (pusu kurduğunda) 

İşte burada (duruyor) 

tatlı varlığının 
kalbe sıcaklık veren saydamlığı 
kumandan Che Guevara 

(Nakarat)

Şanlı ve güçlü elin 

tarihe ateş açar 
bütün Santa Clara (halkı) 
seni görmek için uyandığında 

(Nakarat)

Rüzgarı yakarak gelirsin 

bahar güneşleriyle.. 
gülüşünün ışığıyla 
bayrağı dikmek için 

(Nakarat)

Devrimci aşkın 

seni yeni bir davaya götürüyor 
ki orada senin kurtarıcı kolunun 
gücünü (sıkılığını) bekliyorlar 

(Nakarat)

Biz mücadelemize devam edeceğiz 

tıpkı sen yanımızdayken olduğu gibi 
ve Fidel'le sana diyoruz ki 
sonsuza kadar, komutan 

(İspanyolca kelime oyunu: 'Fidel' hem Fidel Castro'yu kastediyor hem de 'sadakatle' anlamına geliyor burada) 

(Nakarat)


Yorumlar - Yorum Yaz