
‘’Son Samuray’’ ve ''Sakura''
01 Nisan 2018
Japonca bir kelime olan ‘’Sakura’’, Japon kültüründe büyük bir öneme sahip ve Japonya'nın ulusal simgelerinden biri olan meyve vermeyen bir kiraz çiçeği türüdür. Sakura çiçekleri ağır ağır açar ama çok çabuk dökülür. Bu çiçek mart ayının son haftası ile nisan ayının ilk haftası açar ve Japonya'da bu dönem kutsal sayılır.
Ancak Sakura, ilk anladığımız anlamda basit ve sıradan bir çiçek değildir. Bugün Sakurayı anlatacağım ama Sakuranın Japon kültüründeki yeri ve önemini vurgulamak için önce içinde Sakura geçen bir filmden bahsedeceğim: ‘’Son Samuray’’. Çünkü Japon kültüründe ''Samuray'' ve ''Sakura'' ayrılmaz bir bütündür.
Son Samuray
‘’Son Samuray’’ filmi yönetmenliğini Amerikalı yönetmen ve yapımcı Edward Zwick’in yaptığı, başrolde Tom Cruise’un rol aldığı ve ona Japon aktörler Ken Watanabe ve Shin Koyamada’nın eşlik ettiği film, Japonya'nın modernizasyonu esnasında geçen bir hikâyeyi konu alır.
Japonya’nın tarihinde "Meiji Restorasyonu" olarak geçen bir yenilenme dönemi vardır. Meiji Restorasyonu, ıslah, devrim, reform ya da Meiji yenilenmesi olarak da bilinen, 1868’de Tokugawa Şogunluğu’nun sona ermesi ve siyasi iktidarın yeniden imparatorluk sarayında toplanmasıyla başlayan modernleşme sürecidir. Japonya’ya bu Meiji Restorasyonu döneminde ülkenin modernleşmesi için çeşitli ülkelerden mühendisler, bilim adamları ve askerler getirilir.
''Son Samuray'' filminde, 1870'lerin Japonya'sında Amerikan ordusundan Yüzbaşı Nathan Algren (Tom Cruise), Japon İmparatorunun davetlisi olarak, ülkenin ilk modern ordusunu eğitmek üzere Tokyo'ya gelir. Filmde Yüzbaşı Nathan Algren’in Japonya’da yaşadıkları anlatılır. Filmde Yüzbaşı Nathan Algren karakteri üzerinden erken modernleşme eleştirisi de yapılır.
Film, aslında, 1868 ve 1869 yılları arasında Japonya’da iktidarda bulunan Tokugawa Şogunluğu ile imparatorluk yönetiminin yeniden kurulmasını isteyen güçler arasında gerçekleşen bir iç savaş olan Boshin Savaşı’nda yaşananların ABD tarafından yapılan bir değerlendirmesidir. Filmdeki son sahne de, Samuraylar ve Japon İmparatorluk Ordusu arasındaki 1877 yılında yaşanan son çatışma olan Shiroyama Savaşı'ndan esinlenilir. Filmdeki Yüzbaşı Nathan Algren karakterinin de bir kurgu karakter olduğunu da söylemek istiyorum.
Yüzbaşı Nathan Algren, komuta ettiği Japon ordusunun başında savaştığı Samuraylara esir düşer. Samurayların son lideri Katsumoto (Ken Watanabe) yeni düşmanlarının kim olduğunu ve ne olduğunu anlamak için onun öldürülmesine izin vermeyerek onu yaşadıkları Samuray köyüne götürür. Yüzbaşı Algren, Samuray kültürüyle tanışır ve çok etkilenir. Bir Samuray savaşçısı gibi hareket etmeyi, kılıç kullanmayı öğrenince büyük bir kararın eşiğine gelir. İki taraf arasında kalmıştır ve onurunun doğru yolu göstermesini bekler. Film, bir topluma düşman olarak giden birinin bu toplumu tanıdıktan, önyargılarını kırdıktan sonra içlerine katılıp onlardan biri olup onlarla birlikte nasıl ölüme gidebildiğini gösteren bir başyapıttır.
Filmin müzikleri ise Hans Zimmer'ın başyapıtıdır ve tam bir ‘’magnum opus’’tur.
Bu filmi iki kez izledim. İlk fırsatta tekrar izleyeceğim. Film; insanı sevindirir, üzer, düşündürür ve zaman zaman ağlatır. İzleyiciye hem duygu hem de ders verir. Film, onca savaş sahnesi karşı çok naif ve duygusal bir filmdir. İzlendiğinde insana huzur veren bir filmdir. Filmde, fonda verilen Japon kültürü bir yana ön planda yer alan görselleri harikuladedir. Filmdeki o manzaraların, o ağaçların, o çiçeklerin, o dinginliğin, o sadeliğin anlatımı bir mümkünsüz, izahı bir imkânsızdır. Bazı sahnelerde gözlerim dolmadı değil. Bu sahnelerde iç çeke çeke, hüngür hüngür ağlamamışsam kendimi tutmuşluğumdandır.
Filmin sonuna doğru, Samuray Katsumoto savaş alanında aldığı yaralarla son nefesini verirken, film boyunca Samuray Katsumoto'ya karşı savaşan Japon askerleri, Samuray Katsumoto’ya karşı büyük bir saygı gösterisinde bulunurlar.
Filmdeki en çarpıcı sahnelerden biri, Samuray Katsumoto’nun ölüm anıdır. Çatışmada aldığı yaralarla son nefesini verirken etrafında ağaçlardan dökülen sakura çiçekleri uçuşur. Katsumoto bu çiçeklere bakarak şu sözleri söyler: “Perfect… They are all perfect.” Çünkü Samuray Katsumoto için kusursuz çiçek nadir bir şeydir. Tüm hayatını bundan bir tane bulmak için harcasan bile hayatın boşa gitmiş sayılmaz.
Bu film sadece bu sahnesi için bile seyredilmeye değerdir.
Filmin bu sahnesi bana bu sayfada daha önce anlattığım ‘’Gladyatör’’ filminin sonundaki sahneyi hatırlatır. Bu sahnede de General Maximus, ölürken bulanık zihninde buğday tarlalarının arasından evine dönmektedir. Elleri buğday başaklarındadır. Onları okşayarak ilerler. Oğlu ona koşar, karısı uzaktan onun gelişini seyreder. Bu sahne de ağlatır. Bu filmin film müziği de yine Hans Zimmer’e aittir. Bu filmde Hans Zimmer'in üç film müziği iç içe yer alır: "Honor Him", "Elysium" ve "Now we are free".
Son Samuray filmini ve filmin bu sahnesini anlayabilmek için sakurayı tanımak ve Sakura’nın Japon kültürü içindeki yerini anlamak gerekiyor.
‘’Japon Gücünün ve Stratejisinin Sırları’’ (Fredrick J. Lovret, Dharma Yayınları, 2001) adlı kitapta samuray ve sakura için şu tanımlama yapılır:
"Samuray, kendi yaşamını kiraz çiçeğinin yaşamına benzetmekten hoşlanırdı. Dünyanın yaşam süresinde yalnız bir an yaşar, hızla çiçek açarak olağanüstü bir güzelliğe dönüşür ve ardından toprağa düşerdi. Samuray, kılıç tarafından öldürülmenin kendi kaderi olduğunu bilirdi. Bunu kabullenirdi. Yapabileceği tek şey iyi bir çaba göstermek ve iyi bir şekilde ölmekti."
O zaman şimdi gelelerim sakuraya.
Sakura, bir çiçekten daha fazlası
Sakura çiçeklerinin mart ayının son haftası ile nisan ayının ilk haftasında açar ağır ağır açtığını ama çok çabuk döküldüğünden bahsetmiştim.
Sakura, açtığında büyüleyici bir hayal âlemini gözler önüne serer. Ancak güzelliklerinden daha fazla bir şey vardır onlarda. Sakuranın dalda kaldığı zamanın çok kısa olması, Japon kültüründe hayatın gelip geçici olduğunu ifade eder. Zıtlıklar yaşamın her anında birliktedir; siyah ile beyaz gibi, iyi ile kötü gibi, yaşam ile ölüm gibi.
Sakura, hem baharın, yani hayatın başlangıcının habercisidir; hem de güzelliğin geçiciliğini hatırlatan kaçınılmaz sonun simgesidir. Japonya'da baharın müjdecisi olmasına rağmen, daha solmadan en güzel halindeyken dallarından düşmesi sebebiyle edebiyatta ölüm ile yaşamın birlikteliğini ifade eder. Sakuranın hüzünlü bir yanı olduğu için çok da sevilen bir kadın adıdır da Japonya’da sakura.
Sakuranın açması çok yavaş bir süreç, solgunlaşıp yere düşmesi ise bir anlıktır. Japonlar için, Sakuranın kısa ama parlak yaşamı, samurayların genç, zamansız, kahramanca ölümünü simgeler. Bu sembolizm, samurayların yaşam felsefesini belirleyen Bushido (Savaşçının Yolu) anlayışıyla da yakından ilişkilidir. Bushido; onur, sadakat, cesaret ve gerektiğinde ölüm pahasına görevini yerine getirme ilkelerine dayanan samuray ahlakını ifade eder.
Kiraz çiçekleri samuraylar için hem yaşamı, hem de ani bir ölümü hatırlatır. Bir şeyin hem üstün güzellik hem de hızlı şekilde ölmeyi nasıl aynı anda sembolize ettiği sorusunun cevabı ise Japon kültürünün ölüme bakış açısında saklıdır.
Sakura, hem genç bir samurayın ruhunu hem de güzel bir kadının ihtişamını taşır. Samuraylar daha gençken ölümü tatmış, kiraz çiçekleri de en güzel oldukları vakitte dökülmüşlerdir. İşte böyle geçici işte böyle de güzeldirler, güzel olan her şeyin geçici olduğu gibi.
Çiçeklenen ağaçlar güzelliklerini kısa bir süre sunarlar ve çiçeklerini tüm şehir üstüne dökerler. Genellikle mart ayının son haftası ile nisan ayının ilk haftası arasında açan kiraz çiçeklerinin açışı o kadar güzeldir ki Japonya’da meteoroloji tarafından her şehir için tahminleri önceden yapılır ve insanlar ona göre programlarını ayarlarlar.
Sakura ile ilgili kayıtlar Japon tarihinde çok eskiye kadar gider. Osaka Üniversitesi'nin sakura ile ilgili olarak elindeki veriler, Kyoto'daki imparatorluk sarayının kayıtlarından Ortaçağ'da tutulan günlüklere kadar uzanır. Kyoto şehrinde Sakuralar artık daha erken açar. Bunun nedeni olarak da küresel ısınma gösterilir. Kyoto'da en erken sakura açma tarihi 27 Mart 1409 olarak kayıtlarda yer alır.
Güzelliğin ve estetiğin simgesi olan Sakura çiçek açtığında Japonlar parklara, bahçelere, tapınaklara yalnızca çiçekleri seyretmek için akın eder. Bu çiçek izleme partilerine “hanami” adı verilir. Hanami festivallerinin en can alıcı etkinliği, zen sükûnetine yaraşır şekilde, yalnızca yürümektir. Sükût içinde, sessiz ve sakin.
Japon filmlerinde çiçek döken ağaç sahnesi olmazsa olmaz bir sahnedir. Japon filmlerinde anlatılan hikâyeye görsel zenginlik katmasının yanı sıra izleyiciye hikâyenin içindeki duygusal bir sahneye hazırlama amacıyla da kullanılır.
Sake (Japonların pirinç ve tahıl tozundan yapılan ulusal içkisi) içerken ve son nefeslerini verirken bile bu ağacın görüntüsünü hayal eden bu ağacın yakınında bir yerde yapılan savaş sonucu ölüme yaklaşmışken bile bu ağacı düşünen kahramanlarla sık sık karşılaşılır Japon filmlerinde. Romantik sahnelerde de sakura ağacı bulunur.
Bunlar, en iyi girişte anlattığım başrolde Tom Cruise’in yer aldığı ‘’Son Samuray’’ filminde yer alır. Bu filmde Samuray Katsumoto ölürken etrafında uçuşan sakura çiçekleri işte o ölüme değerdir.
Bu ağacın çiçeklerinin dökülme sahneleri genellikle her güzel şeyin bir gün mutlaka sona erebileceği mesajını ve yaşanılan kayıpların yaşattığı acıyı bazen de anılarımızdaki kaybettiklerimizi simgeleyen bilinçaltı bir mesaj vermeyi hedefler.
Ancak Sakura ağacının çiçek dökmesi her ne kadar bir şeylerin sonunu simgelese de yeniden açılacağı anı görme umudu da her sonun bir başlangıcı olduğunu müjdeleyen bir konumdadır. Yani hüzün hissinin yanında umut hissini de verir.
Sakura çiçekleri bana Alman filozof Georg Wilhelm Friedrich Hegel’i anımsatır. Hegel’e göre, biricik canlı felsefe; çelişmelerin, daha doğrusu karşıtların felsefesiydi. Çiçek, meyvenin ortaya çıkmasına yol açar, ama meyvenin ortaya çıkması için de çiçeğin ortadan kalkması gerekir. Demek ki üremenin gerçeği hem çiçek hem de meyve olmaktır. Hegel’e göre ölüm hem ortadan kaldırma hem de yeniden doğuşu sağlayan bir koşuldur. Belki de bu yüzden sakura çiçeği, Japon kültüründe güzelliğin doruğu ile faniliğin kaçınılmazlığını aynı anda anlatan en güçlü sembollerden biridir.
Her ne kadar parklarımızda bahçelerimizde Sakura yoksa da hala ağaçlar çiçeklerini dökmedi. Hava sıcak değilse de güneşli ve pırıl pırıl. Sabah ilk iş olarak kendinizi dışarıya atın, parklara, bahçelere, kırlara gidin. Oralarda ağaçlara, çiçeklere, börtülere, böceklere selam verin. Halil Cibran ‘’ağaçlar yeryüzünün gök kubbeye yazdığı şiirlerdir’’ derdi. O şiirleri okuyun!
Kusursuz çiçek nadir bir şeydir. Tüm hayatını bundan bir tane bulmak için harcasan bile hayatın boşa gitmiş sayılmaz.
‘’Son Samuray’’ filmi, izlememişseniz izlemeye, daha önce izlemişseniz de bir daha izlemeye değer diye düşünüyorum.
Sakura görmek için Japonya'ya gitme imkânınız yoksa da üzülmeyesiniz derim. İstanbul Ataşehir ''Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi''nde (NGBB) TEKFEN Vakfının Ertuğrul Şehitleri adına yaptığı bir Sakura bahçesi bulunur.
İstanbul’da Sakura: Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi
‘’Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi’’, 1995 yılında Ali Nihat Gökyiğit tarafından eşi Nezahat Gökyiğit adına hatıra parkı oluşturulmak amacıyla 46 hektarlık park alanına Türkiye florasına ait türlerin yanı sıra çeşitli ülkelerden getirilen takriben 50.000 ağaç ve çalı dikilerek kurulur. 2002 yılında halkın ziyaretine açılır ve 2003 yılında adı ''Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'' olarak değiştirilir.
''Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'’nde her bitki ‘’ada’’ verilen bir alanda toplanır. Bu adalar; ‘’Merkez Ada’’, ‘’Ertuğrul Adası’’, ‘’Mesire Adası’’, ‘’İstanbul Adası’’, ‘’Arberetum Adası’’, ‘’Meşe Adası’’, ‘’Anadolu Adası’’ ve ‘’Trakya Adası’’ olarak adlandırılır.
Bu adalardan ‘’Ertuğrul Adası’’, 2005 yılında açılır ve II. Abdülhamit’in emriyle 1890 yılında gittiği Japonya’dan dönüşte, fırtınada batan Ertuğrul Firkateynindeki 527 denizcinin anısına dikilen anıta ithafen adlandırılır. Facianın 115. yılı olan 23 Ekim 2005 yılında, Japon Sakura Vakfı tarafından bağışlanan ve yeniden düzenlenen Ertuğrul Adası’na ve çevresine her bir denizcinin anısına 527 adet Sakura ağacı törenle dikilir. Bugün bu ağaçlar büyümüş olarak tam da zamanında çiçekleri açmış olarak Japonya’ya kadar gidemeyecek olan ziyaretçilerini bekler.
Her bahar sakura yeniden açar. Çiçekleri birkaç gün içinde dökülür ama insanlara her yıl aynı şeyi hatırlatır: Hayat geçicidir ama güzellik her defasında yeniden doğar.
Bu baharın da yeni başlangıçlara ve umutlara vesile olması dileğiyle…
Osman AYDOĞAN
Samuray Katsumoto ölürken: Son Samuray filminde Samuray Katsumoto çatışmada aldığı yaralar nedeniyle ölürken, etrafında ağaçlardan dökülen Sakura çiçekleri uçuşur. İşte bu sahne Samuray Katsumoto için ölüme değerdir. Samuray Katsumoto, bu dökülen Sakura çiçeklerini seyrederek ölür. Samuray Katsumoto, ölürken ağzından çiçeklere bakarak şu son cümle dökülür: ‘’Perfect... They are all perfect". Samuray Katsumoto son nefesini verirken, film boyunca Samuray Katsumoto'ya karşı savaşan Japon askerleri, Samuray Katsumoto’ya karşı büyük bir saygı gösterisinde bulunurlar:
https://www.youtube.com/watch?v=NM9a4Arjyaw
Japon halk müziği eşliğinde sakura:
https://www.youtube.com/watch?v=IKTRnO7SV68