• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi8
Bugün Toplam466
Toplam Ziyaret3829126

ABD, neden Venezüella’ya saldırıyor?


ABD, neden Venezüella’ya saldırıyor?

04 Ocak 2026

ABD ile Venezuela arasında 2025 yılı Ağustos ayından beri devam eden gerilim ve bölgeye yapılan ABD askerî yığınağı sonucu 03 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela'ya hava saldırısı düzenliyor. Bu saldırı esnasında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Maduro’nun Sarayı’ndan kaçırılarak ABD'ne götürülüyor. ABD Başkanı Trump yaptığı açıklamada ‘’artık Venezüella’yı kendilerinin yöneteceği’’ni söylüyor.

Tüm Dünya’da ABD’nin bu harekâtı neden yaptığı konuşuluyor. İlk akla gelen cevap da ABD’nin Venezuella’nın başta petrol olmak üzere doğal kaynaklarına el koymak istediği oluyor.

Ancak konuya biraz farklı olarak bakmamız gerekiyor. Bunun için de biraz geriye gitmemiz gerekiyor.

İkinci Dünya Savaşı’nda sonra Japonya ve Almanya sanayide yükseliyor

İkinci Dünya Savaşı’nda Japonya ve Almanya tamamen yıkılıyor, ülkeleri harap ediliyor, tüm sanayisi çöküyor. Özellikle Almanya’da savaşta tahrip olmayan fabrikalar sökülüp İngiltere’ye taşınıyor. İkinci Dünya Savaşında sonra da Japonya ve Almanya’ya ordu kurma yasağı getiriliyor. Bu nednele de ülke kaynakları tamamen sivil sanayiye yöneliyor. Ayrıca Sovyetler Birliği’ne karşı Almanya ve Japonya’ya ABD ve Batı desteği sağlanıyor. Soğuk Savaş etkisi ile Batı bloğu, bu iki ülkeyi sosyalizme karşı güçlü ekonomik vitrinler haline getirmek istiyor. Bu maksatla Almanya için Marshall Planı, Japonya için ABD işgali sürecinde finansman, teknoloji ve pazar erişimi sağlanıyor. Askerî harcamaların sınırlanması, askerî harcama  yerine sanayi, teknoloji ve ihracata yatırım, eğitimli iş gücü ve disiplinli çalışma kültürü, devlet–özel sektör iş birliği yoluyla Almanya’da “sosyal piyasa ekonomisi”, Japonya’da MITI (Ministry of International Trade and Industry) (devlet yönlendirmeli ama piyasa mekanizmasını dışlamayan kalkınma modeli) öncülüğünde sanayi planlaması ve ihracata dayalı büyüme, Otomotiv, makine, elektronik gibi yüksek katma değerli sektörlere odaklanma neticesinde 1950–1970 arası dönemde Almanya “ekonomik mucize” (Wirtschaftswunder), Japonya ise “Japon kalkınma modeli” ile dünyanın en güçlü sanayi ekonomileri arasına giriyor.

Bu gelişme sonucu ise Alman ve Japon otomobilleri, makine ve elektronik gibi yüksek katma değerli ürünleri tüm bir ABD pazarını istila ediyor.

ABD, 1970’li yılların başında bu Alman ve Japon mallarının istilasına karşı çözüm arıyor. Ve ABD çözümü şöyle buluyor:

1974 Petrol Krizi

1974 yılında Petrol fiyatları üç – dört kat artıyor. Bu 1974 Petrol Krizinde, enerjiye bağımlı başta Almanya ve Japonya olmak üzere Batı ekonomileri hazırlıksız yakalanıyor. Sonuçları 1974 Petrol Krizinde bu ülkelerde enflasyon ve durgunluk aynı anda (stagflasyon) yaşanıyor. Sanayide üretim düşüyor, işsizlik artıyor. Sonuçta Almanya ve Japonya sanayi üretim maliyetleri arttığı için ABD karşısındaki ekonomik üstünlüğünü kaybediyor. ABD, 1974 Petrol krizinden hiç etkilenmiyor, çünkü ABD kendi petrolünü çıkarıyor.

Her ne kadar bu krizin sebebi olarak; 1973 yılındaki Arap–İsrail Savaşı’nda (Yom Kippur Savaşı, Mısır ve Suriye, İsrail’e saldırdı) Batı’nın İsrail’i desteklemesi, ABD ve bazı Avrupa ülkeleri İsrail’e açık destek vermesi karşısında OPEC’in (Organization of the Petroleum Exporting Countries, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü, Kuruluş: 1960, Kurucu ülkeler: İran, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Venezüella) (Venezüella, 1980 yılına kadar ABD güdümündeydi) siyasi tepki olarak petrol üretimini kısması, bazı ülkelerde tamamen durdurulması gösteriliyorsa da aslında bu krizi suni olarak o zamanlar tamamen ABD’nin güdümünde olan OPEC ülkeleri tarafından ABD’nin teşvikiyle bu kriz yaratılıyor.

Bu kriz sayesinde ABD ekonomisi derin bir nefes alıyor. Bu kriz, ABD’ye yirmi otuz yıllık bir nefes almasına imkân veriyor. Ancak 2000'li yılların başından itibaren ABD ekonomisi yeniden SOS vermeye ve özellikle Çin karşısında rekabet gücünü kaybetmeye başlıyor. 

Çin’in yükselmesi

1970’li yıllarda ABD’nin en büyük korkusu dünyadaki komünist iki ülke olan Çin ve Sovyetler Birliği’nin ABD’ye karşı birlik oluşturması oluyor. ABD, bu birlikteliği önleyebilmek için Çin’e yaklaşmaya, Çin’i yanına çekmeye ve Sovyetler Birliği'ni yalnızzlaştırmaya  çalışıyor. Bu maksatla ABD, Çin ile gizli ve ardından açık diplomatik temaslar yapmaya başlıyor. 1971’de Henry Kissinger’ın gizlice Pekin’i ziyaret ediyor. 1972 yılında da Richard Nixon, Çin’i resmî olarak ziyaret ediyor. Bu ziyaretler sonucunda ABD–Çin ilişkileri normalleşmeye başlıyor, Çin uluslararası sisteme açılıyor. Bu yakınlaşma, normalleşme ve Çin’in uluslararası sisteme açılması sonucunda da ABD şirketleri Çin’e teknoloji aktararak Çin’de yatırıma ve üretime başlıyor. Çin’de de rejim değişerek devlet kapitalizmi başlıyor. Bu gelişmeler sonucu da özellikle 1990’lı yıllardan itibaren Çin yükselmeye başlıyor. 2000’li yılların başından itibaren de Çin, ABD’ye rakip olmaya başlıyor. Bu sefer de Çin otomobilleri, makine ve elektronik gibi yüksek katma değerli ürünleri tüm bir ABD pazarını istila ediyor. Örneğin ABD'de herhangi bir Wal-Mart market zimcirinde her beş urunden dördü Çin veya baska bir uzakdogu ulkesinden geliyor. 

Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi (BRI – Belt and Road Initiative),

Çin’in ticaret, enerji güvenliği ve jeopolitik etkisini Asya’dan Avrupa ve Afrika’ya uzanan dev bir altyapı ağıyla artırmayı hedefleyen küresel bir stratejisi bulunuyor: ‘’Kuşak ve Yol Girişimi’’

Bu strateji 2013 yılında Çin tarafından ilan ediliyor.

Bu strateji iki ana hat ile bunlara bağlı projelerden oluşuyor:

Birincisi: Kara İpek Yolu Ekonomik Kuşağı. Bu kuşak; Çin’i Orta Asya, Avrupa ve Orta Doğu’ya demiryolu, karayolu, enerji hatları ile bağlamak amacını taşıyor ve şu hatlardan oluşuyor: Çin–Orta Asya–Avrupa demiryolu hatları, Çin–Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC), Çin–Orta Asya–Batı Asya koridoru ve Çin–Moğolistan–Rusya hattı.

İkincisi: Deniz İpek Yolu Ekonomik Kuşağı. Bu kuşak; Çin’in Deniz ticaretini güçlendirmek için limanlar ve lojistik ağlar kurmak amacını taşıyor. Deniz İpek Yolu Ekonomik Kuşağı şu hatlardan oluşuyor: Güney Çin Denizi - Hint Okyanusu - Kızıldeniz ve Akdeniz hattı. Ve bu kuşak şu limanları kapsıyor: Pire (Yunanistan), Gwadar (Pakistan), Hambantota (Sri Lanka) gibi stratejik limanlar.

Bu stratejiyi destekleyici bileşenler ise; Enerji projeleri: Petrol–doğalgaz boru hatları, enerji santralleri, Dijital İpek Yolu: 5G, fiber optik, uydu ve e-ticaret altyapısı ve Finansal iş birliği: Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB), İpek Yolu Fonu.

ABD’nin Ulusal Güvenlik Strateji Belgeleri

Çin bu stratejik projeleri gerçekleştirmeye çalışırken ABD, birisi Aralık 2017 yılında, diğeri de Ekim 2022 yılında iki ‘’Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’’ni açıklıyor. ABD, bu belgelerde Çin’i, ABD’nin güvenlik ve refahının tam karşısında konumlanmış asıl düşman kategorisinde değerlendiriyor.

Aralık 2025 tarihinde ABD’nin yeni bir Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi dahaaçıklanıyor. Bu belgede özetle; ‘’ABD’nin dünya düzenini ayakta tutma görevinin sona erdiği, ABD’nin Asya’da Çin’le mücadeleyi esas alacağı, dünyanın geri kalan bölgelerindeki ABD yükünün ağırlığını azaltılacağı ve bu kapsamda da ABD dış politikasının birinci bölgesi olan Ortadoğu’ya artık odaklanmayacağı’’ belirtilerek ‘’bu bölgelerde, ABD müttefiklerinin birincil sorumluluğu üstlenmesi gerektiği’’ isteniyor.

Aralık 2025 tarihli bu Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi doğrultusunda; ABD, dişleri dökülen, artık ABD için bir tehdit olmaktan uzaklaşan Rusya’yı, güçlendirdiği ve silahlandırdığı Avrupa'nın (AB) kontrolüne bıraktıktan, tüm bir Ortadoğu’da iyi bir mıntıka temizliği yapıp Ortadoğu’yu da İsrail’e emanet ettikten ve İran’ı da müttefiklerine bertaraf ettirdikten sonra, kendisi artık rahat rahat ve sorunsuz bir şekilde Çin ile nihai bir hesaplaşmanın planlarını yapması bekleniyor.

ABD’nin Çin’i engelleme faaliyetleri

ABD, Çin’i engelleyebilmek için:


ABD Başkanı Trump, Ukrayna Savaşı nedeniyle zayıflattığı ve etkisiz hale getirdiği Rusya’yı, Çin’i yalnızlaştırmak için tersine Nixon politikasıyla, yanına çekmeye,

ABD, kuklası İsrail’e Gazze’yi işgal ettirerek ve İsrail’e, Somali'den ayrılarak tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan eden Somaliland'i tanıtarak, Çin’in Deniz İpek Yolu Ekonomik Kuşağı olan; Güney Çin Denizi - Hint Okyanusu - Kızıldeniz ve Akdeniz hattına engel olmaya,

Suriye iç savaşında destekledikleri ve yetiştirdikleri HTŞ’nin Suriye’ye hakim olması ile Esad Suriye’sinin Çin ile yaptıkları anlaşmaları iptal ederek Çin’in; Kara İpek Yolu Ekonomik Kuşağından birisi olan Çin -Orta Asya - Avrupa ve Orta Doğu demiryolu ve karayolu projesine engel olmaya,

İran’a da müttefiklerini saldırtarak, İran’ın Çin’e olan petrol ihracatına engel olmaya çalışıyor.

Ve Venezüella

Bu bilgiler ışığında şimdi ABD’nin neden Venezüella’ya saldırdığını mercek altına alınması gerekiyor.

Önce Venezuela’nın dünya petrol üretimindeki yeri hakkında kısa bir bilgi vermem gerekiyor. Venezüella, 303 milyar varil ile dünya petrol rezervinin toplamının %18 sine sahip oluyor. Bu varlığa rağmen Venezüella’nın küresel petrol üretiminde payı yaklaşık %1’in altında bulunuyor. Üretimin bu kadar düşük olmasının sebepleri arasında yatırım eksikliği, altyapı sorunları, uluslararası yaptırımlar ve teknik zorluklar bulunuyor. Özetle Venezüella rezerv açısından dünya lideri olmasına rağmen, üretim açısından büyük üretici ülkelerin (Suudi Arabistan, ABD, Rusya vb.) gerisinde bulunuyor.

İşte tam da bu konuda yani petrol konusunda Venezüella Çin ilişkilerine bir göz atmamız gerekiyor.

Petrol açısından Venezüella–Çin ilişkileri

Çin, ABD etkisine karşı Venezüella’yı destekleyerek Latin Amerika’daki nüfuzunu artırıyor. ABD yaptırımları nedeniyle Venezüella’nın Batı’ya petrol satışı zorlaşınca Çin (ve kısmen Rusya) başlıca alıcı haline geliyor. Çin şirketleri, Venezüella’nın petrol sahaları, rafineri ve altyapısında yer almaya başlıyor.  Venezüella’nın ağır ham petrolü, Çin rafinerileri için uygun bir kaynak olarak değerlendiriliyor. Bu maksatlarla Çin için enerji güvenliği, Venezüella için ise finansman ve pazar erişimi sağlamak maksadıyla stratejik bir petrol–kredi ortaklığı oluşturuluyor.


Bu ilişkilerin tarihi kilometre taşları ise şu şekilde örülüyor:

1999: Venezuela, Başkan Hugo Chávez döneminde Çin ile ilk küçük kredileri almaya başlıyor. Bu, ilişkiyi başlatan ilk yıl oluyor.

2001: Venezuela, Çin ile stratejik kalkınma ortaklığı kuruyor, enerji ve ticaret ilişkileri resmen başlıyor.

2003–2012: İki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler hızla artıyor. Venezuela zamanla Çin’in dördüncü büyük petrol tedarikçisi oluyor.

2007: Çin–Venezuela arasında Ortak Fon (Joint Fund) kuruluyor. Bu fon altyapı ve petrol projelerini finanse etmeyi hedefliyor. Bu fona Çin kalkınma bankası 4 milyar Dolar ile katkı yapıyor.

Nisan 2010: Çin, Venezuela’ya petrol karşılığı geri ödeme anlaşmalarıyla ilişkiliydi 20 milyar Dolar kredi uzatmayı kabul ediyor.

2008–2012 civarı: Venezuela, Çin ile Orinoco bölgesinde petrol üretimine yönelik 16–20 milyar Dolarlık ortak yatırım anlaşmaları yapıyor.

2007–2016: Venezuela Çin’den toplamda 50 milyar dolardan fazla kredi alıyor. Bu kredilerin büyük kısmı petrol karşılığı ödenmek üzere düzenleniyor.

2020: Petrol gelirlerini sınırlandıran ekonomik kriz döneminde Venezuela, 19 milyar Dolarlık petrol-karşılığı kredi anlaşması yapıyor.

Özetle; bu tarihsel süreçte Çin, Venezuela’ya büyük krediler ve milyarlarca dolar yatırımlar yapıyor. Bu kredilerin bir kısmı petrol ihracatıyla ödenmek üzere petrol karşılığı kredi (oil-for-loan) şeklinde düzenleniyor. Sonuç olarak Çin, Venezuela’nın petrol alımında başlıca uzun vadeli partnerlerinden birisi haline geliyor.

Sonuç

Girişte açıkladığım gibi; 03 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela'ya hava saldırısı düzenliyor. Bu saldırı esnasında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Maduro’nun Sarayı’ndan kaçırılarak ABD'ne götürülüyor. ABD Başkanı Trump yaptığı açıklamada ‘’artık Venezüella’yı kendilerinin yöneteceği’’ni söylüyor.

Benim yukarıdaki açıklamalardan sonra ABD’nin neden Venezüella’ya saldırdığı sorusuna ayrıca cevap verilmemesi gerekiyorsa da ABD, bu saldırısı ile bir taşla üç kuş birden vurmayı amaçlıyor. ABD;

Birincisi; ABD, bu saldırısıyla Venezüella’nın Çin ile yaptığı petrol anlaşmalarını iptal ettirerek Çin’i petrolsüz bırakmayı ve Çin’in ‘’Kuşak ve Yol Girişimi’’ stratejik projesi kapsamındaki enerji projelerine engel olmayı,

İkincisi; Venezüella’nın petrol çıkarmasına engel olarak 1974 Petrol krizinde olduğu gibi petrol arzını kısarak petrol fiyatlarının yükselmesini sağlayarak artan petrol ve enerji maliyetleri nedeniyle, 1974 Petrol krizinde sanayisine sekte vurduğu Almanya ve Japonya gibi Çin’in ekonomisine sekte vurmayı,

Üçüncüsü ise; Çin ile iş birliği yapan ülkelere gözdağı vermeyi amaçlıyor. (Saldırıdan sonra Trump’ın Küba ve Kolombiya'ya karşı yaptığı açıklamalara da bu gözle bakmak gerekiyor.)

Bu noktada Rusya Ukrayna Savaşına da çok kısa olarak değinmek gerekiyor. ABD, Rusya’ya karşı ambargo kapsamında Avrupa’nın (özellikle Almanya’nın) boru hattıyla Rusya’dan temin ettiği ucuz Rus doğal gazını ve petrolünü engelliyor. ABD, bununla yetinmeyip 27 Temmuz 2025 tarihinde imzalanan ABD – AB Ticaret Anlaşmasında AB’nin, 2028 yılına kadar 750 milyar dolarlık pahalı ABD enerjisi satın alacağı ve AB ülkelerinin, ABD'ye 600 milyar dolarlık yeni yatırım yapacağı belirtiliyor. Bu durum, AB ülkeleri ve özellikle Almanya’ya ikinci bir 1974 Petrol krizi etkisini yaşatıyor. Artan enerji maliyetleri nedeniyle de başta Almanya olmak üzere tüm bir AB, ABD karşısında rekabet gücünü kaybediyor. Bugün için Almanya, bu nedenle de artık, AB'nin lokomotif ülkesi olma özelliğini de kaybediyor. 


Bu krizin Türkiye’ye etkilerine gelince: ABD’nin Venezüella’ya müdahalesi her halükârda petrol fiyatlarının artması anlamına geliyor. Ukrayna Savaşı ve Rusya’ya karşı ABD tarafından konan yaptırımlar yüzünden ABD baskısı nedeniyle petrol boru hattıyla Rusya’dan ucuza alınan petrol kesildiğine göre zaten çok zor durumda bulunan Türk sanayisini de bundan sonra daha büyük zorluklar bekliyor.

Bu noktada küçük bir bilgi vermem gerekiyor; petrol fiyatı artınca dünyada altının ve değerli madenlerin fiyatı da artıyor.

Arz ederim.

Osman AYDOĞAN




Yorumlar - Yorum Yaz