• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi14
Bugün Toplam126
Toplam Ziyaret4146314

Mâh Pişânû


Mâh Pişânû


12 Ekim 2025

Bugün Pazar, bugün müzik günü. Bugün bir Pers halk müziği sunacağım. Ancak müziğe geçmeden önce bu müziğe ilham veren bir Pers masalından bahsedeceğim.

Bir Pers masalı: Ay alınlı kızın doğuşu

Bir zamanlar uzaaaak uzak bir diyarda, varlıklı ama çocuksuz bir tüccar ile güzel eşi yaşarmış. Uzun yıllar sonra, Tanrı onlara bir kız çocuğu vermiş. Bebek doğduğunda herkes hayrete düşmüş: Çünkü bebeğin alnında bir ay, çenesinde ise bir yıldız parlıyormuş. Bu yüzden ona Mâh Pişânû (Mâh Pishânoo / Mâh Pishooni) (Ay Alınlı) adını vermişler.


Mâh Pişânû, büyüdükçe güzelliği, inceliği, nezaketi ve iyi kalbiyle tanınmış. Fakat bu güzel kızın annesi genç yaşta vefat etmiş; kızın babası bir süre sonra yeniden evlenmiş. Bu kadının da Siyâh Pişânû (Kara Alınlı) adlı bir kızı varmış. Yeni üvey anne, kıskanç ve zalim bir kadınmış.

Üvey anne, Mâh Pişânû’nun güzelliğine ve babasının ona olan sevgisini kıskanmaya başlamış. Üvey anne Mâh Pişânû’ya her gün en ağır işleri vermeye başlamış: “Gün batmadan şu pamuğu eğir, kuyudan su çek, ineği sağ, ahırı temizle, bahçeyi temizle, tarlanın yabani otları yol, çamaşırları yıka!” Üvey anne ayrıca Mâh Pişânû’va yeterince yiyecek de vermezmiş. Mâh Pişânû, sabırla çalışır, kimseye şikayet etmez, kimseye kötü söz söylemezmiş.

Bir gün, Mâh Pişânû, yine sabırla çalışırken yaşlı bir sarı inek yanına gelmiş ve konuşmuş: “Ağlama yavrum. Ben sana yardım ederim. Kalbini temiz tut, işini bitmiş bulursun.” Gerçekten de inek her gece Mâh Pişânû’nun işlerini tamamlamasına yardım eder, ona yiyecek getirirmiş.

Kuyuya düşüş ve ışıl ışıl bahçe

Bir gün rüzgâr, Mâh Pişânû’nun elindeki pamuğu uçurmuş. Pamuk, evin arkasındaki derin bir kuyuya düşmüş. Kız korka korka kuyunun başına gitmiş. Üvey annesi bağırmış: “Eğer pamuğu bulmazsan, geri dönme!” Mâh Pişânû, çaresizce kuyunun içine eğilmiş. Ancak birden ayağı kaymış ve Mâh Pişânû kuyuya düşmüş.


Mâh Pişânû, gözlerini açtığında, kendini ışıl ışıl bir bahçede bulmuş. Her yer gümüş ırmaklar, altın ağaçlarla doluymuş. Bahçede yaşlı bir kadın belirmiş: “Korkma kızım. İyi kalplilere burası zarar vermez,” demiş. Ve yaşlı kadın devam etmiş: “Ama her karşına çıkana saygı göster, kimseyi hor görme.”

Mâh Pişânû, bahçede birçok garip yaratıkla karşılaşmış: Bir fırın: “Ekmeklerimi al, yanmadan çıkar.” Bir ağaç: “Meyvemi, dallarımı silkmeden, tatlı tatlı topla” diye istekte bulunmuş. Mâh Pişânû, hepsine saygıyla davranmış.

Sonunda yaşlı kadın geri dönmüş, elinde parlayan bir kutu varmış: “Sen sabırlı ve iyisin. Bu kutu senin ödülün.” Ve şu talimatı vermiş: “Ama yalnızca en büyük ihtiyacında aç.”

Yaşlı kadın, elini sallayıp Mâh Pişânû’nun yanından ayrılmış. Mâh Pişânû, yeniden kuyunun yanında uyanmış. Elinde hâlâ kutu varmış.

İyiliğin ödülü, kıskançlığın bedeli

Mâh Pişânû, eve döndüğünde üvey annesi öfkelenmiş ama kutuyu görünce merak etmiş. Mâh Pişânû, kutuyu açtığında içinden ipekler, altınlar, mücevherler fışkırmış. Üvey anne kıskançlıktan deliye dönmüş.


Hemen kendi kızı Siyâh Pişânû’yu (Kara Alınlı) kuyuya göndermiş. Ancak kendi kızı Siyâh Pişânû kibirli ve saygısızmış. Siyâh Pişânû, kuyuda bahçeye düşmüş, her şeyi kırıp dökmüş, kimseye nezaket göstermemiş. Yaşlı kadın ona da bir kutu vermiş ama kutunun içinde yılanlar ve dumanlar varmış!

Bir gün ülkenin prensi ava çıkarken Mâh Pişânû’yu görmüş. Onun alnındaki ay ışığı, tıpkı gökyüzündeki ay gibi parlıyormuş. Prens hemen babasından Mâh Pişânû'yu istemiş. Üvey anne karşı çıkmış, ama herkes Mâh Pişânû'nun iyi kalbini ve mucizelerini bildiği için Mâh Pişânû, prensle evlenmiş.

Düğün gecesi gökyüzünde büyük bir ay doğmuş; halk o günden beri alnında ışık gibi bir leke taşıyan güzel kadınlara “Mâh Pişânû” dermiş.

Masalın edebi ve psikolojik analizi

Burada kelime anlamına bakıldığında; “Mâh” sözcüğü Farsça “ay” (gökteki ay, mehtap) anlamına geliyor. “Pişânû” sözcüğü de eski Farsça kökenden geliyor ve “alın” anlamını taşıyor. Bu sözcük sonundaki “û” ekiyle Farsçada yumuşatılıyor ya da uyak sağlıyor. Bugün artık Farsçada pek kullanılmayan bu kelimeyi günümüzde sadece alın değil, “ay yüzlüm” olarak anlamak gerekiyor. Nitekim “ay yüzlüm” ifadesi gerek Divan Edebiyatında gerekse de halk türkülerimizde sıklıkla karşımıza çıkıyor.


Bu masal, Batı’daki ''Cinderella'' (Külkedisi) temasının Pers dünyasındaki karşılığı olarak kabul ediliyor. Masalda geçen kuyu, bahçe, yaşlı kadın, ay ve yıldız gibi motifleri sembolik değerler taşıyor. Pers masalındaki bu sembolik değerler, sabrın, nezaketin, iyiliğin ve iç güzelliğin ödüllendirileceğini; kıskançlığın ve bencilliğin ise karanlık getireceğini anlatıyor.

Psikolojik açıdan bakıldığında, bu masal derin bir kendini bulma yolculuğunu barındırıyor. Mâh Pişânû’nun kuyuya düşüşü, insanın kendi bilinçaltına ve ruhunun derinliklerine inişini simgeliyor. Karşısına çıkan üvey anne ve Siyâh Pişânû ise onun psikolojideki '’gölge’'sini, yani içindeki aydınlığı parlatması için aşması gereken karanlık tarafı temsil ediyor. Alındaki ay ise sadece estetik bir güzellik değil, o karanlığı delen ruhsal bir ışıma olarak karşımıza çıkıyor. Nitekim Pers şiir geleneğinde de alındaki nur, kişinin hakikatle temasını simgeliyor.

Yeşilçam'dan ezgiye uzanan köprü

Bu konu Türk filmlerinde de sıklıkla işleniyor. Genellikle Aliye Rona bu tür kötü üvey anne rolüne çıkıyor. (‘’Kötü üvey anne’’ imajı çok yanlış bir mesaj ama konu bu değil.)


İşte bu Pers masalından bir halk ezgisi doğuyor: “Mâh Pişânû". Bu ezginin sözlerini yazımın sonunda veriyorum.

Darya Dadvar

Bu Pers masalından doğan halk ezgisi, İranlı sanatçı Asghar Mirkhadivi tarafından opera eserine uyarlanıyor. Bu opera eserini de yine İranlı opera sanatçısı Darya Dadvar çok güzel yorumluyor. Kendisi, İran’ın son dönem yetiştirdiği en özgün seslerden birisi oluyor. Sanatçı, sesiyle İran'ın köklerinde yatan kadim ve derin felsefeyi temsil ediyor. İran'da doğan, bugün ise Paris'te yaşayan ve adının anlamı "deniz" (Derya) olan sanatçı, kendini şöyle tanımlıyor: "Kendimi, belki bir gün denize ulaşacak bir su damlası olarak görüyorum."


Kendisi, 1999 yılında ses dalında "Diplome d'Etude Musicale" (Altın Madalya) derecesini alıyor. Müzik eğitimini 2000 yılında Fransa, Toulouse Ulusal Konservatuvarı'nda tamamlıyor ve Barok Stili alanında birinci sınıf ve profesyonel seviye diploması alıyor. Dünyaca ünlü soprano, ayrıca Fransa, Toulouse'daki "Ecole des Beaux-Arts"ta Sanat Yüksek Lisansı derecesine sahip oluyor.

Sanatçı, 2001 yılından beri Paris'te yaşıyor ve soprano olarak başarılı bir kariyer sürdürüyor ve dünya çapında konserler veriyor. Konserleri yoğun ilgi görüyor. Unutulmaz performanslarından birisini, Loris Tjeknavorian'ın besteleyip yönettiği Ermeni Senfoni Orkestrası eşliğinde, "Rostam & Sohrab - Şehname Ferdowsi " (Firdevsi) trajedisinde Tahmineh rolüyle İran'da sergiliyor.

Darya Dadvar, İran'ın geleneksel müziğiyle Avrupa klasik müziğini birleştirerek kendi müziğini yaratıyor. İran müziğini caz ve blues unsurlarıyla harmanlamadaki eşsiz yeteneği, onun, en iyi "Dünya Müziği" sanatçıları arasında yer almasını sağlıyor.

Başarılı soprano, bazen tek bir şarkıda farklı müzik tarzlarını bir araya getiriyor, tarihi dönemleri bir araya getiriyor, dilleri ve lehçeleri çaprazlıyor. Kısacası, yeni bir şarkı söyleme tarzı yaratıyor. Bu konuda da şunları söylüyor: "Sanat aracılığıyla sınırları kaldırıyorum. Yorumlamak yeterli değil ve ancak yarattığımda gelişiyorum."

Bahar Korosu ve Doğu-Paris Filarmoni Orkestrası

Bahar Korosu; üyelerinin çoğunluğu Fransız olan, Avrupa ve Amerika'da yaşayan Farsça konuşan 220'den fazla şarkıcıdan oluşuyor. Bu büyük topluluk, Pers/Fars/İran müziğinin, şiirinin ve kültürünün zenginliğini sergileyerek Fars şiiri ve geleneksel melodilerin büyüleyici yorumlarıyla beğeni kazanıyor.


Koro, Bahar Kültür Derneği'nin bir parçası olarak 2010 yılında Paris’te kuruluyor. Bahar Kültür Derneği'nin bünyesinde Doğu-Paris Filarmoni Orkestrası da bulunuyor. Bu nitelikli orkestra, Bahar Korosu ile birlikte klasik ve dünya müziğini, özellikle de Fars geleneklerine odaklanarak birleştiriyor.

Doğu-Paris Filarmoni Orkestrası'nın birçok üyesi Conservatoire International de Musique ve Fransa'daki saygın müzik okulları mezunlarından oluşuyor. Topluluk, Bahar Korosu ile birlikte sadece müzikal olarak olağanüstü değil, aynı zamanda derinden anlamlı performanslar sunuyor. Bu ortak proje, çok uluslu bir orkestranın katkıları sayesinde İran'ın zengin geleneksel müzik mirasını ön plana çıkarıyor.

SONUÇLAR:

Kültürel Belleğin Erozyonu

Sosyolojik bir gerçek olarak; bir toplumun en büyük savunma kalkanını ortak hafızası ve köklü kültürü oluşturuyor. Ne yazık ki ülkemizde bu kültürel bellek hızla erozyona uğruyor.


Bir yandan; bizim günlük siyasal, toplumsal ve kültürel yaşayışımız ise tıpkı kendi pop ve folk şarkılarımızın sözlerinde olduğu gibi şıkıdım şıkıdım, oynaya oynaya, lay lay lom geçip gidiyor. Bizim günlük siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel yaşayışımız; ortak söyleyebileceğimiz bir şarkımız, bir türkümüz, ortak bir ulusal değerimiz, bir ülkümüz, bir inancımız, bir kıvancımız, ortak bir öykümüz, bir hikâyemiz, bir efsanemiz kalmamacasına rüzgârların önündeki kuru sonbahar yaprakları misali savrulup gidiyor. Ünlü sosyolog Maurice Halbwachs da toplumsal hafıza teorisinin mihenk taşı sayılan ‘’Kolektif Hafıza’’ (İletişim Yayınları, 2018) adlı kitabında toplumları ayakta tutan şeyin ortak ritüeller, mekanlar ve hikâyelerden oluşan kültürel bellek olduğunu söylüyor. Bizim hikâyesiz ve ortak ülküsüz kalışımız da tam olarak bu toplumsal hafızanın erozyona uğramasını gözler önüne seriyor.

Sanatın Değersizleştirilmesi ve güncel manzara

Diğer yandan da; sanat bizde adeta suçlu ilan ediliyor, değersizleştiriliyor. El alem işte böyle dünya çapında böylesi konserlerle kültürünü tanıtıp yaşatırken bizde ise değil sanatçı yetiştirmek, sanatçı desteklemek, kültürü tanıtmak, Ankara BB, sanatçılara konser verdirdi diye uyduruk nedenlerle soruşturma açılıyor. Şarkı sözlerine, kıyafetlerine bahaneler bularak sanatçılara davalar açılıyor. Mersin limanında ele geçirilen tonlarca kokainin sahipleri bulunamazken, ülkenin tanınmış, sevilen sanatçıları, bir kanıt olmaksızın, uyduruk bahanelerle sabahın köründe evlerinden alınıp karakola götürülüyor. Sanki karakola davet etseler gitmeyecekler! Böylece devlet eliyle, sanat ve sanatçı aleyhine olumsuz algı yaratılıyor.


Görünmez ordu: Kültürel yapı ve jeopolitik

Kültür, bir toplumun en büyük savunma kalkanı ve görünmez ordusu olarak karşımıza çıkıyor. Eğer, ABD ve İsrail; İran’ı dize getiremiyorsa, İran’ı Irak, Libya ve Suriye gibi parçalayamıyorlarsa bunun nedeni İran’ın dayandığı köklü Pers/Fars kültürel yapı oluyor. Dünya çapındaki bütün güvenlik uzmanları ısrarla şunu söylüyor: ‘’Güçlü ittifak ilişkilerinden dışlanmış, ekonomik, sosyal ve kültürel olarak zayıflamış toplumları; Irak, Libya ve Suriye gibi bir gelecek bekliyor.’’


Bu konuyu böylesine hazin hazin arz etme de bana kalıyor!

Siz bakmayasınız benim böyle hayıflandığıma. Bugün Pazar. Pazar günleri gam, keder, kasvet ve hüzün zamanı değil, müzik zamanıdır. Bağlantısını verdiğim müziğin keyfini çıkarasınız. İyi, güzel ve mutlu pazarlar diliyorum.

Osman AYDOĞAN

Bahar Korosu ve Doğu-Paris Filarmoni Orkestrası, Şef Arash Fouladvand'ın yönetiminde 29 Nisan 2022 tarihide Londra’da verdikleri konserde Darya Dadvar, Mâh Pişânû  (Mâh Pişânû) adlı eseri seslendiriyor:
https://www.youtube.com/watch?v=hyf04JYLaLc

Derya Dâdver'in 2004 yılında Berlin’de verdiği konserde Mâh Pişânû  (Mâh Pişânû) adlı eseri piyano eşliğinde  seslendiriyor:
https://www.youtube.com/watch?v=ZG5wxj3isHM

Mâh Pişânû


Dedimki ey Mâh Pişânû
Dedi: canım, canımın içi
Canım, canım benim, canım, canım benim
Dedim ki, söyle, gonca nerde?
Dedi ki: benim dudaklarım
Canım, canım benim, canım, canım benim
Dedim ki: Mâh Pişânû neden insafsızsın?
Dedi: eğer seni yaksam değerimi fazla anlarsın
Dedim: sana kurban olum gamzelim
Çok mutluyum seninle nişanlandım
Senin dizlerine kapanıp, diz çökerim
Ey Mâh Pişânû

Dedim: Mâh Pişânû, neden sen belasın?
Canım, canım benim, canım, canım benim
Dedi: bela deme, saclarımın tarlası, kızıl renklidir
Canım, canım benim, canım, canım benim

Dedim: sana ev yapacağım
Dedi, eğer beni seviyorsun, bana, can evinde yer aç
Dedim: sana kurban olum gamzelim
Çok mutluyum seninle nişanlandım
Senin dizlerine kapanıp, diz çökerim
Ey Mâh Pişânû

Dedim, Mâh Pişânû, gel yemin edelim
Canım, canım benim, canım, canım benim
Dedi: kabul... ama yemin et, her daim gülelim
Canım, canım benim, canım, canım benim
Dedim: Mâh Pişânû yalan söylüyorsun, içkili misin?
Dedi: inan ki, sen olduğun surece ben seninleyim,
Dedim: sana kurban olum gamzelim
Çok mutluyum seninle nişanlandım
Senin dizlerine kapanıp, diz çökerim
Ey Mâh Pişânû



Yorumlar - Yorum Yaz