• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi8
Bugün Toplam937
Toplam Ziyaret2907143

Yılmaz Karakoyunlu ve Salkım Hanım’ın Taneleri


Yılmaz Karakoyunlu ve Salkım Hanım’ın Taneleri

25 Mart 2023

Yazar, senarist, devlet ve siyaset adamı olan Yılmaz Karakoyunlu 1936 yılında İstanbul’da doğuyor. 1995 ve 2002 yılları arasında iki dönem ANAP İstanbul Milletvekili olarak görev yapıyor… ANAP Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulunuyor. Ecevit Kabinesinde Devlet Bakanı, Hükûmet sözcüsü ve TRT, Anadolu Ajansı, Basın Yayın Genel Müdürlüğü, Özelleştirme İdaresi Başkanlığında sorumlu olarak görev yapıyor…  

Eserleri

‘’Salkım Hanım’ın Taneleri’’, ‘’Üç Aliler Divanı’’, ‘’Güz Sancısı’’, ‘’Çiçekli Mumlar Sokağı’’, ‘’Yorgun Mayıs Kısrakları’’,  ‘’Ezan Vakti Bethoveen’’, ‘’Serçe Kuşun Sonbaharı’’, "Serin Kızın Gökkuşağı", "Mor Kaftanlı Selanik", "Ekinler Gece Büyür"  ve ‘’Mevsimler Eskidi Biraz’’ adlı romanları yayınlanıyor.

‘’Önce İnsan’’, ‘’Zirveden Sonra’’, ‘’Altın Huylu Doruklar’’, ‘’Romenos Diogenes’’, ‘’Ok ve Yay’’, ‘’Mavi Saplı Hayaller’’, ‘’Kuzguncuklu Fazilet’’ adlı oyunları sahneleniyor… Oyunlarının tamamı İstanbul Şehir Tiyatroları repertuarına alınıyor…

‘’Salkım Hanım’ın Taneleri’’ ve  ‘’Güz Sancısı’’ romanları filme çekiliyor. ‘’Salkım Hanımın Taneleri’’ filmi 1998 Antalya Film Festivalinde 6 dalda birincilik ödülü alıyor ve film yılın en iyi sinema filmi seçiliyor... ‘’Güz Sancısı’’ filminde baş rolü Beren Saat yılın en dikkat çeken sanatçısı oynuyor…

Yılmaz Karakoyunlu, ‘’Hatırla Sevgili’’, ‘’Elveda Rumeli’’, ‘’Karayılan’’, ‘’Her Şeye Rağmen’’, ‘’Kösem Sultan’’, ‘’Kızıl Kısrak’’, ‘’Karantinalı Despina’’, ‘’Beyaz Mahşer’’ ve ‘’Hakan’’ (Abdülhamit) TV dizilerinde senaryo danışmanlığı yapıyor… Ayrıca Karakoyunlu’nun 200'e yakın Türk Müziği şarkısı ve saz eserleri TRT repertuvarında bulunuyor… Karakoyunlu’nun metin yazarlığını yaptığı “Türk İktisat Tarihi” belgeseli 1992 yılında sekiz bölüm olarak TRT 1 televizyon kanalında gösteriliyor…

Yılmaz Karakoyunlu’ya tepkim

Ben Yılmaz Karakoyunlu ile tanışmıyorum. Ancak 2011 veya 2012 yıllarında Ankara Ümitköy’de bir yaz akşamı bir restoranın bahçesinde karşılaşıyorum. Ben Karakoyunlu’yu tanıyorum ancak o beni tanımıyor tabii ki. O restoranda yürüyerek çıkışa yöneliyor, önümden geçmesi gerekiyor, ben onunla oturduğum sandalyede göz göze geliyoruz. O benim selamımı beklerken başımı ve sandalyemi sertçe çevirerek kendisine arkamı dönüyorum… Bu benim kendisini protesto eylemimdi… Anladığını düşünüyorum...  Bu değerli yazar ve devlet adamı Karakoyunlu’yu neden protesto ettiğim ise ancak yazımın sonunda anlaşılıyor…

‘’Salkım Hanım’ın Taneleri’’ adlı roman

Karakoyunlu’nun en çok ses getiren eseri, filme de çekilen “Salkım Hanımın Taneleri” (Doğan Kitap) adlı eseri oluyor… Yazarın, “Salkım Hanımın Taneleri” adlı romanı 1990 yılında Yunus Nadi Roman Ödülü’nü alıyor… Roman, 1999 yılında sinema filmine çekiliyor... Bu film, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Film Ödülü’nü alıyor.

Karakoyunlu, “Salkım Hanımın Taneleri” adlı romanında ağırlıklı olarak II. Dünya Savaşı yıllarında Şükrü Saraçoğlu hükümeti döneminde 1942 yılı Aralık ayında uygulanan Varlık Vergisi’ni anlatıyor. Romanda ayrıca Türkiye’de iş çevrelerindeki gelişmeleri, batan ve yeni gelişen ekonomik kesimleri, karaborsacılık, gayrimüslim tüccar aileleri, sermayenin sınıf değiştirmesi, bu süreçteki ahlâk ve kültür değişmeleri, gayrimüslimlerin altüst olan hayatları, vergilerin ödeyemeyenlerin Erzurum Aşkale'ye sürgün edilmesi, milletvekillerinin durumu ve belediye başkanlarının koltuk kaptırma korkusu anlatılıyor…   

Romandaki karakterler ise şu şekilde yer alıyor. Romanın kahramanı Halit Bey bir ağa çocuğu oluyor. Babası Hamidiye Alayları’nın kumandanlarından Sabri Paşa. Halit Bey’in eşi Bayan Nora ise Musevi ve akıl hastası ve bir hastanede müşahede altında tutuluyor. Bayan Nora’nın kardeşi Mösyö Lüi ise Halit Bey’in muhasebeciliğini yapıyor. Onun verdiği bir evde yaşamını sürdürüyor. Romanın diğer kahramanları ise Halit Bey’le gayrimeşru ilişki yaşayan Nefise ve Niğde’den göçüp İstanbul’da Varlık Vergisi’yle zenginleşen iki kafadar Durmuş ve Bekir’den ve daha fazla karakterden oluşuyor… Romanın mağdurlarını ise Ruben, Leon Varon, Kayzeryan, Dr. Artin ve Bay Franko oluşturuyor…

‘’Salkım Hanım’ın Taneleri’’ adlı film

‘’Salkım Hanım'ın Taneleri’’ filmi Yılmaz Karakoyunlu'nun bahsettiğim aynı adlı romanından uyarlanıyor. 1999 yılı yapımı bu filmin yönetmenliğini Tomris Giritlioğlu, senaristliğini Etyen Mahçupyan yapıyor.. Yılmaz Karakoyunlu da filmde kısa bir rol alıyor…

Bu filmin dört özelliği bulunuyor…

Filmin birinci özelliği bu filmin bol ödüllü bir film olmasıdır… Şimdi filmin aldığı ödülleri sıralasam sayfam yetmeyecek. Ancak neden bol ödül aldığı filmin dördüncü özelliğinde anlaşılıyor…

Filmin ikinci özelliği ise filmin bir rekora sahip olmasından kaynaklanıyor. Filmin dünya çapınca bir rekoru bulunuyor. Bu rekor de şu şekilde oluşuyor: Bütün filmler yapıldıktan sonra ilk önce sinemalarda gösteriliyor. Sinema seyircisi filme doyunca film CD, video piyasasında satılıyor. Film, burada da doyunca film paralı TV kanallarında gösterime giriyor... Film, paralı kanallarda da doyunca film parasız TV kanallarında gösterime giriyor. İşte bu filmin rekor kıran özelliği şu oluyor: Film,1999 yılında yapılır yapılmaz hiç de bu sırayı izlemeden doğrudan doğruya TRT’de yayınlanıyor… Ancak neden filmin böyle bir rekoru olduğu filmin dördüncü özelliğinde anlaşılıyor…

Filmin üçüncü özelliği, film yapılır yapılmaz yurt dışında da gösterime giriyor olmasından kaynaklanıyor. Filmin yapılır yapılmaz neden yurt dışı gösterime girdiği yine filmin dördüncü özelliğinde yer alıyor…

Gelelim filmin o meşhur dördüncü özelliğine: Roman ile bu romandan uyarlanan senaryo tamamen farklı bir hale getiriliyor. Yani senaryo romana bağlı kalmıyor. Filmde de rol aldığı için Yılmaz Karakoyunlu da bu değişikliğe izin veriyor, bu değişikliğe ses çıkarmıyor…

Roman ile film (senaryo) arasındaki farklılıklar

Romanda geçen azınlıklar ve Varlık Vergisi’ne muhatap olan azınlıklar Yahudi iken filmde bütün bu azınlıklar Ermeni olarak değiştiriliyor… Romandaki Musevi Leon, filmde birdenbire Ermeni Levon'a dönüşüyor… Varlık Vergisi’nde asıl mağdur Yahudiler iken filmde Varlık Vergisi sanki sadece Ermeniler'e karşı uygulanmış gibi görünüyor. Romanda Varlık Vergisi’ni ödeyemediği için Aşkale’ye çalışmaya gönderilen T.C. vatandaşı Yahudi asıllı iken, filmde bu vatandaş Ermeni asıllı yapılıyor... Romanda Yahudi asıllı vatandaş borcu bitip İstanbul’a dönerken filmde bu vatandaş çalışma koşullarının zorluğu nedeniyle Aşkale’de ölüyor…

Romanda geçen Yahudi karakterlerin filmde Ermeni karakteri haline getirilmesinin,1915 Ermeni tehcirinde yaşanan olayları kamuoyunda canlı tutmak için yapılan bilinçli bir değişim olduğu değerlendiriliyor…. 

Romanda, Varlık Vergisi 12 Kasım 1942 tarihinde uygulanmaya başlanıyor, 16 ay sürüyor ve yanlışlığı görülerek 15 Mart 1944 tarihinde yürürlükten kaldırılıyor. Ancak filmde varlık Vergisi yıllarca sürmüş gibi gösteriliyor…  

Filmde Varlık Vergisi’ni ödeyemeyen azınlıklar Aşkale’ye gönderiliyor. Bu kişilere çalışma kampındaki bir asker kendilerine “haklarını” bildiriyor: “Çalışmanız karşılığında devlet size günde 85 kuruş verecek, bunun 60 kuruşu yemeğe kesilecek, geriye kalan 25 kuruş, vergi borcunuzdan düşülecektir!”  Oysa kitapta bu sahne yer almıyor. Ayrıca Mahmut Goloğlu’nun ‘’Milli Şef Dönemi Türkiye Cumhuriyeti Tarihi III (1939 – 1945)’’ (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2017) adlı eserinde, Aşkale sürgünlerine 2,5 lira yevmiye hesaplandığı, bunun yarısının harcamalara kesildiği, geriye kalanının ise vergi borcundan düşüldüğü belirtiliyor (s. 177).

Filmde, romanda olmadığı şekliyle, bütün gayrimüslim unsurlar dürüst, ahlaklı, çalışkan, temiz ve hakkı yenmiş insanlar olarak sergileniyorken, bütün Türk karakterler ise haris, nobran, kaba, karakteri gelişmemiş, ahlaksız, fırsatçı, gözü paradan ve itibardan başka bir şeyi görmeyen uyanık tipler olarak tasvir ediliyor… Filmde, katil Niğdeli tüccar Türk iken onun karşısında melaike gibi bir Ermeni manifaturacı konuluyor…. Zaten film de Anadolu'dan İstanbul'a göç edip, arkadaşının yanına geçici bir süre için sığınan fırsatçı Durmuş'un, arkadaşı Bekir'in patronunun tüm varlığına ve karısına göz dikmesi ile başlıyor…

Filmin başlangıcında bir sahne yer alıyor. Bu sahnede, 1910’lu yıllarda, üniformalı bir Türk Paşa'sı on beş – yirmili yaşlardaki gelini Nora’ya ‘’Oğlum seni döllemezse, ben seni dölleyeceğim’’ diye tecavüz ediyor… Ancak filmde bu paşa kırklı yaşlarda gösteriliyor. Gerçekte böyle bir paşanın 1940’lı yıllarda doksanlı yaşlarda olması gerekiyor. Maksat Türklüğü aşağılamak olunca bu tür hatalar da görmezden geliniyor…

Şimdi daha iyi anlaşılıyor değil mi; neden bu film yapılır yapılmaz hiç piyasada gösterime girmeden doğrudan TRT’de yayınlandığı, neden filmin bol ödüllü olduğu, neden hemen yurt dışı gösterime girdiği ve neden benim Yılmaz Karakoyunlu’ya tepki gösterdiğim...

Kitaptan birkaç cümle

Film izlenmeye değmez ama kitap okumaya değer diye düşünüyorum… Kitaptan hala günümüzde de geçerliliğini koruyan birkaç cümle almak istiyorum:

‘’Adalet vergiyi az ya da çok almak değildir; insana bütün haklarını teslim etmek sanatıdır.’’ (s.137)

‘’Bütün rejimlerde ahlaksızlık görülür. Bu saltanatta da vardır cumhuriyette de. Korku insanı ya sindirir ya kükretir.’’ (s.178)

‘’Servetin el değiştirmesi, mirasta da olur. Bir servet sınıf değiştiriyorsa işte o zaman fırsat doğuyor demektir. Her şey altüst olur. Bütün kültürlerin ahlakını değiştiren olay budur.’’ (s.183)

Kitaptan aktaracağım son cümle ise Türkiye Cumhuriyeti’nin son elli yılını anlatıyor:

"Kurtlar kuzunun bol olduğu yeri değil, sahipsiz kaldığı yeri severler..." (s.184)

Bir sitem!

Varlık Vergisi ırkçı bir uygulama mıydı? Hayır. Varlık Vergisi, olağanüstü ve zorunlu bir savaş ekonomisi uygulaması oluyor. Bu yönüyle de alışılagelmiş vergi uygulamalarından farklı olması kaçınılmaz oluyor... Gayrimüslim yurttaşlarımızın daha çok etkilenmesi, daha varlıklı olmalarından kaynaklanıyor... Asıl ırkçı olan, gayrimüslimlerin çektiklerini konu alan bütün yapımlarda (''Salkım Hanımın Taneleri'', ''Güz Sancısı'', ''Kulüp'') Müslüman Türklerin hırstan gözü dönmüş, vasat, yeteneksiz, ahlaksız, vasıfsız, köylü kurnazı çarıklılar olarak resmedilmesidir. 

Esas acı olan ise “tarihimizle yüzleşelim” safsatalarıyla bizzat devlet eliyle Türklük ve Türkler aşağılanırken sözde Türkçü ve sözde milliyetçi kişi, kuruluş ve partilerden zerre kadar tepkinin gelmemiş olmasıdır... Aynı ölçüsüz hezeyan aynı şahsın ’’Güz Sancısı’’ filminde ve ‘’Kulüp’’ adlı dizide de yapılmıştır. Dünyada hiçbir yazar, hiçbir senarist bu filmlerdeki kadar kendi milletini aşağılamamıştır.  

Yazıklar olsun...

Osman AYDOĞAN

Yazıma son vermeden filmin ana konusu olan Varlık Vergisi hakkında da derlediğim şu bilgileri kısaca vermem gerekiyor:

Varlık vergisi neydi?


II. Dünya Savaşında Türkiye Nazi tehlikesine karşı 1 milyon mevcutlu bir ordu beslemiştir. Savaş yıllarında vergiye boğulan sadece gayrimüslimler değildir... Aynı dönemde eski Aşar’ı hatırlatan Toprak Mahsulleri Vergisi ve Hayvan Vergisi yürürlüğe sokulmuş, özellikle yoksul Anadolu çiftçisi daha da fakirleşmiştir. Anadolu köylüsü ürettiği 20 birimin 8’ini vergi olarak devlete vermiş, 12’sini ise piyasanın 1/3’ü oranında bir fiyata yine devlete vermek zorunda kalmıştır. Ayrıca köylü ve ücretliler yüzde 500’e varan enflasyon altında ezilmiştir. Erkek nüfusun neredeyse tamamı silah altına alındığından, bütün yük köylü kadınların emeği üzerine binmiştir.

Savaş yılları boyunca (1938 - 45) devlet gelirleri 2 milyar 700 milyonu vergiler olmak üzere, 3 milyar 800 milyon TL civarındadır. Varlık Vergisi’nin bu bütçe içerisindeki yeri ise 320 milyon TL’dir. Yani toplam verginin yaklaşık %11’i. Gayrimüslim zenginlerin yoğun yaşadığı İstanbul’dan toplanan Varlık Vergisi miktarı ise %3’e denk gelmektedir. Asıl yükü, çiftçiler, KİT’ler, ücretliler ve dolaylı vergiler üzerinden yine millet çekmiştir. Evet, Varlık Vergisi diye koparılan fırtına bu %3’lük katkı içindir.

Bu Verginin ödenememesinden ötürü satışa çıkarılan mesken, arsa, depo, han, fabrika vb. gayrimenkullerin sayısı 885’tir. Aynı dönemde karda kışta, yokluk, soğuk ya da tifüs gibi hortlayan hastalıklar içerisinde hudutları koruyan askerlerden 50 bininin hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. Savaşa girmeyelim diye, İstanbul’u koruyalım diye verilen 50 bin can ve 885 gayrimenkul. Buyurun kıyaslayın.

Varlık Vergisi sadece gayrimüslimler için çıkarılmış değildir. Kanun metninin herhangi bir yerinde bu yönde bir ifade yoktur. Savaş döneminde ABD dâhil neredeyse bütün ülkelerde çıkarılan olağanüstü bir vergi türüdür. Milli Mücadele döneminde çıkarılan Tekalifi Milliye de bir tür Varlık Vergisi’dir. O dönem Anadolu halkı iki çift çorabının bile tekini vermiştir. İstanbul işgal altında olduğundan İstanbul gayrimüslimlerinin Milli Mücadeleye mali katkısı neredeyse yoktur.

Varlık Vergisi bir yönüyle de aynı zamanda haksız kazanç ya da vurgun vergisidir. Özellikle dış ticaret takımının, tefecilerin, komisyoncuların, istifçilerin savaş vurgunculuğuyla elde ettiği zenginliğin hazineye döndürülmesi işidir.

1940’lardaki Ticaret Odası kayıtları incelenirse İstanbul’daki tüccar, sanayici, ithalatçı, emlak ve han sahiplerinin, komisyoncuların %90’ının yabancılardan ve gayrimüslimlerden olduğu görülecektir. Zaten kanunda tanımlanan verginin hedef kitlesi de bunlardır. Yani gayrimüslim zenginler hem sayı olarak hem de varlık olarak Müslüman Türklerden en az 10 kat fazladır. Bu nedenle kanunda verginin gayrimüslimlere uygulanacağı yazmasa da yöneldiği kesimin gayrimüslimler olması doğaldır. Çünkü İstanbul’da başka “varlıklı” yoktur.

Buna rağmen kanun Müslüman Türk varlıklılara da uygulanmıştır. İki kesime farklı oranlar uygulandığı ise safsatadan ibarettir. Rahmetli Cahit Kayra “gayrimüslimlerden 510 kat fazla alındığı” efsanesini kıymetli eserinde tek tek çürütmektedir. Özetle, İstanbul gayrimüslimlerine yaklaşık 200 milyonluk bir tarh belirlenmiştir. Güya Başbakan Saraçoğlu “yetmez, 510 katına çıkarın” demiş. Bu durumda tarhın 1 milyar ila 2 milyar arasına çıkması gerekirdi. Böyle olmadığı, tahakkuk eden vergi 199 milyon TL’de kaldığı gibi, İstanbul gayrimüslimlerinden tahsil edilebilen vergi de 130 milyon TL olmuştur. Anadolu İstanbul’dan daha fazla varlık vergisi ödemiştir. “Koca Anadolu, öder tabii” demeyin. Anadolu o sırada %80 köydür.

Dahası, 4195 Müslüman ve 54377 gayrimüslime çıkarılan bu vergi (bunun neden böyle olduğunu yukarıda anlattık), kişi başına bölündüğünde Müslüman mükellef başına 6102 TL, gayrimüslim mükellef başına ise 5326 TL düştüğü görünmektedir. Bu da “gayrimüslimlere fazla ödettirildi” iddiasının bir hurafe olduğunu göstermektedir.

Vergisini ödeyemeyenlere ilişkin “askeri nitelikte olmayan zorunlu kamu hizmeti” kanunda vardır. Arslan Başer Kafaoğlu’nun kitabında verdiği bilgilere göre birçok mükellef muvazaa yoluyla malını, mülkünü başkalarının üzerine geçirmiş ve Aşkale, Sivrihisar ya da Yozgat’a gitmeyi tercih etmiştir. Toplam 78 ay süren, söylendiği gibi ağır da olmayan, vergi borcundan düşülen bu hizmetin ardından 9 ay içinde kanun yürürlükten kalkınca büyük çoğunluk işine gücüne, malına mülküne kavuşmuştur. Savaş yıllarında Anadolu insanı ise 45 ay çadırlarda askerlik yapmak zorunda kalmıştır. Onlar gariban vatan evladı olduğu için onlar her zaman için tasnif dışıdırlar!...

Varlık Vergisi ırkçı bir uygulama mıydı? Hayır. Olağanüstü ve zorunlu bir savaş ekonomisi uygulamasıydı. Bu yönüyle de alışılagelmiş vergi uygulamalarından farklı olması kaçınılmazdı. Gayrimüslim yurttaşlarımızın daha çok etkilenmesi, daha varlıklı olmalarından kaynaklanmıştır. Asıl ırkçı olan, gayrimüslimlerin çektiklerini konu alan bütün yapımlarda Müslüman Türklerin hırstan gözü dönmüş, vasat, yeteneksiz, ahlaksız, vasıfsız, köylü kurnazı çarıklılar olarak resmedilmesidir. 

(Cahit Kayra, ‘’Savaş Türkiye Varlık Vergisi’’, Tarihçi Kitapevi, 2018, Arslan Başer Kafaoğlu, ‘’Varlık Vergisi Gerçeği’’, Kaynak Yayınları, 2002, Utku Reyhan, ‘’Salkım Hanım’dan Kulüp’e: Varlık Vergisi yalanları’’)






Yorumlar - Yorum Yaz