• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi11
Bugün Toplam562
Toplam Ziyaret1892418

Charles Baudelaire


Charles Baudelaire

15 Nisan 2022

19. yüzyılın en önemli Fransız şairlerinden Charles Baudelaire (1821-1867) Fransız edebiyatının en hüzünlü, en melankolik, en yalnız ancak Fransız şiirinin en büyük, en yüce ve piri olan bir şairi, modern şiirin kurucusu ve hüznün ve melankolinin Fransız edebiyatındaki en iyi anlatıcısı olarak kabul ediliyor. Baudelaire, sadece şair değil aynı zamanda çevirmen ve sanat eleştirmeni olarak da biliniyor… .


Baudelaire’i; Rimbaud, “şairlerin sultanı”, Jules Barbey D’Aurevilly de “günahkâr bir çağın Dante’si” diye tanımlıyor.

Charles Baudelaire’in ilk yayımladığı eser ‘’Salon de 1845’’ başlıklı sanat eleştirisi oluyor. Baudelaire, hem çağdaşları hem de kendisinden sonra gelen sanatçıları ve şairleri de etkiliyor. A. Rimbaud, S. Mallarmé, Thomas Stearns Eliot'tan ve W. Benjamin, Baudelaire’den etkilenen sanatçılar oluyor.

Baudelaire, sadece Avrupalı şair ve sanatçıları etkilemiyor. Türk şairlerini de derinden etkiliyor. Ahmet Hâşim’den Yahya Kemal’e, Necip Fazıl’dan Attila İlhan’a kadar Fransızca bilen veya Fransa’da Paris’te eğitim almış, bulunmuş ne kadar şairimiz varsa Charles Baudelaire’den etkileniyor. Hatta hatta bu şairlerden bazıları Baudelaire’den o denli etkileniyor ki şiirleri hakkında Baudelaire'den intihal olduğu bile iddia ediliyor.

Örneğin Mina Urgan, ‘’Bir Dinozorun Anıları’’ (Yapı Kredi Yayınları, 2016) isimli kitabında Baudelaire'in koyu bir hayranı olan Necip Fazıl’ın ‘’Kaldırımlar’’ şiirinin 7. kıtasının Baudelaire'den intihal olduğunu iddia ediyor.

Ahmet Hâşim de ’’O Belde’’ adlı şiirini Baudelaire’in ‘’Uzak İklimlerin Kokusu" adlı şiirinden etkilenerek yazıyor.. (‘’O Belde’’ adlı şiirin tanıtımını bu sayfalarda daha önceleri yazmıştım…)

Uzak İklimlerin Kokusu

Baudelaire, "Uzak İklimlerin Kokusu" (Parfum Exotique) adlı şiirinde kendi melankolik dünyasını anlatırcasına; "Acı, uzak iklimlerin kokusu gibidir..." diyor… Bu şiirden alınmış bir dörtlük:

"Doğanın bahşettiği görülmemiş ağaçlar
Ve tatlı meyvelerle bu bir uyuşuk ada
İnce, güçlü kuvvetli erkekler var orada
Temiz kalpliliğiyle şaşırtıcı kadınlar"

(Une île paresseuse où la nature donne
Des arbres singuliers et des fruits savoureux ;
Des hommes dont le corps est mince et vigoureux,
Et des femmes dont l'œil par sa franchise étonne.)


Baudelaire bu şiirinde temiz kalpli kadınlarla dolu ütopik bir adadan bahsediyor…

‘’O Belde’’ adlı şiirinde de Ahmet Haşim, aynı Baudelaire gibi temiz kalpli kadınlarla dolu ütopik bir adadan bahsediyor…

Kötülük Çiçekleri

Baudelaire’in bir şiir kitabı var: ‘’Kötülük Çiçekleri’’ (Les Fleurs du mal) (İş Bankası Kültür Yayınları, 2016). ‘’Kötülük Çiçekleri’’ şiirin başyapıtlarından birisi olarak tanınıyor. Alman edebiyat eleştirmeni ve düşünür Walter Benjamin, ünlü ‘’Pasajlar’’ (Das Passagenwerk) adlı denemesinde ‘’Kötülük Çiçekleri’’nin Avrupa'yı etkileyen son lirik başyapıt olduğunu söylüyor. T.S. Eliot ise ‘’Kötülük Çiçekleri’’ni modern şiirin herhangi bir dilde yazılmış en önemli eseri olarak nitelendiriyor.  ‘’Kötülük Çiçekleri’’nde Baudelaire, kırık ve kara bir aynadan sunduğu azabını anlatıyor. Türkçe çeviri kitabının arka kapağında Baudelaire’in bu şiirleri için;  “yabanıl, korkunç ve kara bir gerçekliğin kitabı, romantizmin yeniden keşfi” deniyor…

Girişte anlattığım gibi Yahya Kemal’in şairden çok etkilendiği hatta bu kitaptaki şiirlerinden intihal yaptığı (Sessiz Gemi) iddia ediliyor…

Baudelaire, bu eserini ustası ve dostu Fransız şair, oyun yazarı, romancı, gazeteci ve edebiyat eleştirmeni olan Theophile Gautier'ye adıyor. Eser beş bölümden oluşuyor: "Sıkıntı ve İdeal" (spleen et ıdéal), "Kötülük Çiçekleri’’ (fleurs du mal),  "İsyan" (révolte), ‘’Şarap" (le vin) ve "Ölüm" (la mort) adlı bölümler bulunuyor.

Kitabın ‘’Ölüm’’ bölümünde şu şiir yer alıyor (bir kısmı):

‘’Ey ölüm
yüce kaptan
haydi vakit gelsin
demir alalım
bu ülke sıkıyor beni
yola çıkalım

Öyle korkunç yanıyor ki
o ateş beynimizde
atlamak istiyoruz
uçurumun dibine
cennet cehennem ne farkeder
yeniyi bulmak için
bilinmeyenin derinliklerinde...’’

İçe Kapanış

İşte Baudelaire’in ‘’Kötülük Çiçekleri’’ kitabında acıyı anlatan bir şiiri bulunuyor: ‘’İçe kapanış’’.  Orijinal adı ‘’Recueillement‘’ olan bu şiir, ‘’Kötülük Çiçekleri’’ eserinin Baudelaire’in hayattayken yapılan baskılarında (1857, 1861) değil de şairin ölümünden sonra dostları tarafından hazırlanan kitabın 1868 baskısında yer alıyor…

Bu şiirde derde ‘’yeter artık’’ deniyor ve ‘’sakin olması’’ söyleniyor… Bu şiirde siyah örtülerle karanlık şehri sardığında kimine huzur inerken göklerden kimine gam iniyor… Tıpkı TV’lerde vur patlasın çal oynasın havaları eserken ‘’gitti de gelmedi canan’’ diye feryat eden içlerine ateş düşmüş ocaklara da göklerden gam indiği gibi...

Şiirde güler yüzlü sulardan hüzün yükseliyor… Tıpkı cennet vatanımızdan sadece ateşin düştüğü yerlerde arş-ı alaya yükselen hüzünler gibi…

Şiirde bir kemerde yorgun ölen güneş seyrediliyor… Ve uzun bir kefen gibi doğuyu saran gece dinleniliyor… Zaten şehrin bu iğrenç kalabalığı, bu hissizlik, bu ruhsuzluk, bu vurdumduymazlık tüm bir toplumu saran kefen gibi gözüküyor…

Baudelaire’in her şiirinde olduğu gibi bu şiirinde de acı, uzak iklimlerin kokusu gibi geliyor…

20. yüzyılın en büyük Fransız şairlerinden Paul Valery (1871 - 1945) ‘’çeviri şiiri öldürür’’ diyor. Ben de bu nedenle hep şiirleri kendi lisanından okumayı seviyorum. Almancam nedeniyle Alman şairlerinden bu konuda sıkıntım bulunmuyor.  Arapçam nedeniyle de Osmanlıca yazılmış şiirlerde de Divan edebiyatını okurken de bir sorun yaşamıyorum. Ancak sırf Baudelaire’i anlamak için Fransızca öğrenmek isterdim… Çünkü Baudelaire’in ruhunu kavrayıp şiirlerini çevirmek sanırım mümkünsüz oluyor…

Siyah örtülere şehri karanlık sardığında herbir şeyi unutup bu şiirleri okumak gerekiyor:

''Bak göğün balkonlarından, geçmişler seneler 
Eski zaman esvaplarıyla eğilmişler 
Hüzün yükseliyor, güler yüzle, sulardan..''

Osman AYDOĞAN

İşte Baudelaire’nin Sabahattin Eyüboğlu’nun çevirisiyle o muhteşem şiiri:

İçe Kapanış

Derdim, yeter, sakin ol, dinlen biraz artık;

Akşam olsa diyordun, işte oldu akşam; 
Siyah örtülere sardı şehri karanlık; 
Kimine huzur iner gökten, kimine gam.

Bırak, şehrin iğrenç kalabalığı gitsin, 
Yesin kamçısını hazzın sefil cümbüşte. 
Toplasın acı meyvesini nedametin, 
Sen gel, derdim, ver elini bana, gel şöyle.

Bak göğün balkonlarından, geçmişler seneler 
Eski zaman esvaplarıyla eğilmişler 
Hüzün yükseliyor, güler yüzle, sulardan

Seyret bir kemerde yorgun ölen güneşi 

Ve uzun bir kefen gibi doğuyu saran 
Geceyi dinle, yürüyen tatlı geceyi.

Recueillement

Sois sage, ô ma Douleur, et tiens-toi plus tranquille.

Tu réclamais le Soir ; il descend ; le voici :
Une atmosphère obscure enveloppe la ville,
Aux uns portant la paix, aux autres le souci.

Pendant que des mortels la multitude vile,
Sous le fouet du Plaisir, ce bourreau sans merci,
Va cueillir des remords dans la fête servile,
Ma douleur, donne-moi la main ; viens par ici,

Loin d'eux. Vois se pencher les défuntes Années,
Sur les balcons du ciel, en robes surannées ;
Surgir du fond des eaux le Regret souriant ;

Le Soleil moribond s'endormir sous une arche,
Et, comme un long linceul traînant à l'Orient,
Entends, ma chère, entends la douce Nuit qui marche.

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz