• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam268
Toplam Ziyaret4241894

Ruhumda sızı


Ruhumda sızı

02 Temmuz 2021

Ortaçağ'dan kalma karanlık bir güruhun 02 Temmuz 1993 günü Sivas'ta, Madımak Oteli'nde cayır cayır yaktıkları 35 insanımızın içinde halk ozanı Nesimi Çimen de vardır. Bugünü Nesimi Çimen’in sanki bu katliamı hatırlatırcasına güzel bir türküsü ile anmak istiyorum: ''Ruhumda Sızı''

Ancak bugün bir türkü ile geçiştirilebilecek gibi değildir.

Sivas Katliamı

Aradan 28 yıl geçti, çok şey unutuldu gitti. Kısaca anımsatacak olursam: Aralarında sanatçıların, şairlerin, yazarların bulunduğu bir grup aydın, dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’in özel davetlileri olarak, Pir Sultan Abdal Derneği tarafından organize edilen Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında 1 Temmuz 1993 günü Sivas’a gider. Sanatçılar arasında Aziz Nesin, Metin Altıok, Hasret Gültekin, Asım Bezirci ve Nesimi Çimen gibi tanınmış isimler de vardır.

2 Temmuz 1993 Cuma günü cuma namazının ardından toplanan karanlık güruh “Şeytan Aziz”, “Sivas, Aziz’e mezar olacak” sloganlarıyla kültür merkezinin önüne gelir. Buradan da “Sivas laiklere mezar olacak” ve “Cumhuriyet Sivas'ta kuruldu, Sivas'ta yıkılacak” sloganını atarak aydınların kaldığı Madımak Oteli’ne gider. Karanlık güruh burada da laik Cumhuriyeti hedef alan sloganlar atar: “Kahrolsun laiklik”, “Müslüman Türkiye”, “Yaşasın şeriat”, “Şeriat isteriz”, “Dinsizlere ölüm”...

Karanlık güruha hiçbir güvenlik kuvveti hiçbir müdahalede bulunmaz… Karanlık güruh, oteli taşlayıp çevredeki araçları ateşe verir. Madımak Oteli'nin önünden çekim yapan İhlas Haber Ajansı'nın görüntülerinde otelin etrafını kuşatanların sloganları yanında sözleri de duyulur. Biri otelin birinci katına çıkan saldırgana “Lan yakın” diye seslenirken, bir diğeri ilk alevin görünmesiyle “Cehennem ateşi işte”, “Allah’ım bu senin ateşin, içeriye gönder” diye seslenir… Kısa bir süre sonra otelden de ateşler yükselir… Yakılan otele itfaiye ekipleri tarafından gerekli müdahale de yapılmaz… Otelde misafir olarak bulunan 33 aydın ile 2 otel çalışanı yanarak veya dumandan boğularak yaşamını yitirir. 

Görüldüğü gibi katliam boyunca atılan sloganlar sadece aydınları hedef almaz. Katliam boyunca atılan sloganlar aydınların şahsında doğrudan laikliği, demokrasiyi, çağdaşlığı yani Türkiye Cumhuriyeti'ni hedef olarak alır. Başka bir ifadeyle hedef alınan yalnızca Madımak Oteli'nde bulunan insanlar değildir. Aynı zamanda Anayasa'nın temel nitelikleri arasında yer alan laik Cumhuriyet ilkesi, Anayasa'nın güvence altına aldığı düşünce ve ifade özgürlüğü ve bunların üzerinde yükseldiği demokratik çoğulculuk anlayışı da hedef alınır. Katliam boyunca atılan nefret söylemi ise bu saldırının yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda siyasal ve toplumsal boyutunu da ortaya koyar.

Sivas Katliamı yalnızca bir grup fanatiğin işlediği ağır bir cinayet değildir. Aynı zamanda bir hukuk devletinde devletin vatandaşlarının yaşam hakkını koruma yükümlülüğünü ne ölçüde yerine getirdiği tartışmasını da beraberinde getirmiştir. Çünkü hukuk devletinde kamu otoritesinin görevi yalnızca suç işlendikten sonra failleri yargılamak değil, gerekli güvenlik tedbirlerini zamanında alarak vatandaşlarının can güvenliğini ve yaşam hakkını korumaktır.

Uluslararası hukukta ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 2. maddesinde bu durum, devletin "pozitif yükümlülüğü" olarak adlandırılır. Devlet sadece kendi eliyle can almamakla (negatif yükümlülük) yetinemez; aynı zamanda vatandaşlarının yaşam hakkını korumak için her türlü önleyici güvenlik tedbirini almak zorundadır. Madımak’ta devlet, bu pozitif yükümlülüğünü açıkça ve göz göre göre ihlal eder.

Olay sırasında güvenlik güçlerinin yetersiz müdahalesi ve sonrasında yıllarca süren yargılama, bu açıdan Sivas Katliamı'nı Türkiye'nin hukuk tarihi bakımından da tartışmalı olaylardan biri hâline getirir.

Siyaset bilimi ve sosyal psikoloji açısından bakıldığında ise bu tür toplumsal şiddet olayları bir anda ortaya çıkmaz. Bunlar çoğu zaman yıllarca biriken kutuplaşmanın, nefret söyleminin ve fanatikleşmenin sonucudur. Sosyal psikolojinin de gösterdiği gibi kalabalıklar, bireylerden farklı davranabilir. Kalabalık içerisinde kişiler, grup kimliğinin ve anonimlik duygusunun etkisiyle normal şartlarda tek başlarına işlemeyecekleri suçları işleyebilir, kısa süre içerisinde linç psikolojisine sürüklenebilirler. Bu nedenle hukuk devletlerinin görevi yalnızca suç işlendikten sonra failleri cezalandırmak değildir. Aynı zamanda nefreti besleyen siyasal ve toplumsal zemini ortadan kaldırmak, farklı düşünce ve inançların barış içinde bir arada yaşayabileceği demokratik düzeni korumaktır. Çünkü nefret dili cezasız kaldıkça yalnızca geçmişi değil, geleceği de tehdit eder.

Sosyal psikolojide "bireysizleşme" (deindividuation) olarak bilinen bu süreçte, ortak dini ve siyasi sembollerin arkasına gizlenen bireyler, kolektif bir anonimlik duygusuna sığınırlar. Kalabalığın sağladığı bu görünmezlik zırhı, kişisel ahlaki sorumluluğu yok eder. Cuma namazı çıkışında organize edilen o güruh, tek başlarına asla üstlenemeyecekleri bir vahşeti, "kolektif suç ortaklığı" hissiyle ve adeta kutsal bir görev bilinciyle fütursuzca sergileyebilmiştir.

Yargılama!

Refahyol Hükümetinin Adalet Bakanı Şevket Kazan, Adalet Bakanı olarak sanıkları hapishanede ziyaret eder. Şevket Kazan daha sonra sanıkların avukatlığını yapar…


Yargılama esnasında sanıklar tarafından duruşma salonunda ve dışarıda bekleyen taraftarlarınca şu sloganlar atılır: “Ey cahiller! Size bir Sivas yetmez, daha çok Sivas!”, “Kahrolsun laiklik”, “Şeriat isteriz”, “Ya İslam ya ölüm”, “Hepinizi cehennem ateşinde yakacağız”.


Yine yargılama esnasında duruşma salonunda sanık ve yakınları yargıçlara kalem, bozuk para gibi cisimler fırlatırken, mahkeme heyeti bunlardan korunmak için kürsülerin altına saklanmak zorunda kalır. Sanık avukatlarının bu durumu büyük bir soğukkanlılıkla, adeta memnuniyetle izlemesi ise trajik bir tablodur. Normal şartlar altında en küçük bir usul hatasının ya da saygısızlığın ağır yaptırımlarla karşılaştığı bir hukuk düzeninde, mahkeme heyetinin otoritesinin bu derece ayaklar altına alınması ve yargının sanıkların tahakkümüne terk edilmesi, sürecin en başından itibaren hukukun nasıl askıya alındığının açık bir göstergesidir.

Ve yargılama yıllaaaar yıllar sürer. Duruşma üzerine duruşma yapılır… Sivas Madımak davasının yıllar süren yargılama sonucunda sanıklardan 33’ü ölüm cezası alır ancak bu ceza usulden bozulup müebbete çevrilir.

Sanıklar

Katliamın asıl failleri bir türlü bulunamaz, bulunup da yakalanamaz. Yakalananlar ise tek tek tahliye edilir. Sonunda zamanaşımı devreye girer ve 2012 yılında ise dava zamanaşımı nedeniyle düşer. Almanya'ya kaçan sekiz sanık da kurtulur. Yurtdışına kaçtığı sanılan ve İnterpol tarafından aranan davanın bir numaralı sanığının Sivas'ta olduğu kalp krizinden ölünce ortaya çıkar. Yine bir başka firari sanık 1997 yılında askere alınır, 1999 yılında Sivas’ta evlenir, çocuğunu nüfusa kaydettirir, Emniyet’e başvurup ehliyet bile alır. Yine bir başka firari sanık Sivas Kangal’da düğün yapar.


Oysa evrensel hukuk ilkeleri, belli bir toplumsal gruba karşı siyasi, felsefi veya dini saiklerle sistemli olarak işlenen bu tür katliamları "insanlığa karşı suç" olarak kabul eder. Türk Ceza Kanunu’nun 77. maddesinde de düzenlenen bu suç tipinin en temel özelliği, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin zamanaşımına uğrayamayacak olmasıdır. Sivas davasının teknik usul oyunlarıyla zamanaşımından düşürülmesi, evrensel hukukun bu en temel koruma kalkanının arkasından dolaşılması anlamına gelir.

Hukuk devleti açısından ise asıl tartışma burada başlar. Çünkü ağır insan hakları ihlallerine ilişkin davaların yıllarca sürmesi ve sonunda zamanaşımına uğraması, yalnızca adaletin gecikmesi anlamına gelmez; toplumda cezasızlık kültürünün yerleşmesine ilişkin kaygıları da beraberinde getirir. Nitekim hukukta sıkça ifade edildiği gibi, "geciken adalet, adalet değildir." Böyle davalarda geciken ya da gerçekleşmediği düşünülen adalet, yalnızca mağdurların değil, toplumun adalet duygusunu da derinden zedeler.

Sivas davası da bu nedenle yalnızca bir ceza davası değil, aynı zamanda Türkiye'de adalet duygusunun nasıl örselendiğini gösteren davalardan biri olarak hafızalara kazınır.

Sanık avukatları

Bahsettiğim gibi dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan daha sonra sanıkların avukatlığını yapar. Sanık avukatlarından sekizi ödüllendirilircesine AKP'den milletvekili seçilir, bunlardan ikisi de bakan yapılır... Bazıları AKP’den belediye başkanı yapılır.

Madımak davası, zamanaşımına uğraması sonrası AYM’ye taşındığında da dosyaya bakacak olan AYM üyeleri arasında yer alan bir hâkim de o dönemde dava sanıklarının avukatı olduğu ortaya çıkar. Yani önce sanıkların avukatı olan kişi, dava AYM’ye taşınınca da dava dosyasına bakacak olan AYM’nin üyesi olur! Yani AYM’deki dava dosyası sanık avukatına emanet edilir. (*)

AYM süreci

Üstelik bununla da bitmez. Aradan yıllar geçmesine rağmen dosya Anayasa Mahkemesi'nde de sonuçlandırılamaz. 2014 yılında yapılan bireysel başvuru, 2021 yılına gelindiğinde hâlâ karara bağlanamaz. Böylece Sivas Katliamı davası yalnızca ilk derece mahkemelerinde yıllarca süren yargılamasıyla değil, Anayasa Mahkemesi'nde de yedi yılı aşan bekleyişiyle Türkiye hukuk tarihinin en uzun bireysel başvurularından biri hâline gelir.

Anayasa Mahkemesi'nin temel görevi, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini makul süre içerisinde karara bağlamaktır. Yedi yılı aşan bu bekleyiş ise yalnızca makul sürede yargılanma hakkı bakımından değil, etkili başvuru hakkı ve adalete erişim açısından da ciddi tartışmalara yol açar.

Nitekim mağdur yakınlarının avukatları da Anayasa Mahkemesi'ndeki bu olağanüstü gecikmeyi gerekçe göstererek dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşırlar.  Başvuruda, Anayasa Mahkemesi'nin yedi yılı aşan bekleyişi nedeniyle etkili bir iç hukuk yolu olmaktan çıktığı ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği ileri sürülür.

Katliam hakkında devlet erkânının açıklamaları

Olay hakkında devlet erkânının açıklamaları da sanki katliamcıların tahrik olma hakları varmış gibi hiçbir şekilde bir hukuk devleti mantığı ile bağdaşmayacak şeklindedir. Sivas Katliamı sırasında iktidarda olan DYP-SHP koalisyonunun Başbakanı Tansu Çiller, katliamdan hemen sonra "Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir" diye, dönemin Cumhurbaşkanı Demirel; “Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş. Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı var” diye, yine dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu yaşananlardan dolayı Aziz Nesin’i suçlayarak “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir” diye, Refah Partisi lideri Necmettin Erbakan ise “Olaylar, Sivas’a girmiş bir ekibin halkı tahrik etmesinin sonucudur” diye ve 2012 yılında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin '’zaman aşımı’' nedeniyle davanın düşmesi kararı ile ilgili olarak da o zamanki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ''Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun'' diye açıklamalarda bulunurlar.

Siyaset bilimi açısından bu açıklamalar basit birer "talihsiz beyan" değildir; doğrudan bir resmî söylem analizi konusudur. Devletin en üst kademesi, kullandığı bu dille şiddeti uygulayan güruhu "öfkeli halk" diyerek rasyonalize eder, otelde mahsur kalan aydınları ise "tahrikçi ve öteki" olarak konumlandırır. Mağduru suçlayan, saldırganın ise "galeyana gelme hakkını" savunan bu resmî dil, katliamın arkasındaki zihniyeti devlet katında meşrulaştırır.

Demokratik hukuk devletlerinde kamu görevlilerinden beklenen, mağdurları veya olayın taraflarını suçlamak değil; hukuk önünde tarafsızlığı koruyan ve toplumsal barışı güçlendiren açıklamalar yapmalarıdır.

Ruhumda sızı…

Bütün bunlar çoktaaaan unutulup gider. Çünkü bütün bu olanlar Patagonya ülkesinde olur. Ancak insan olanın ruhunda bütün bunların bir ince sızısı kalır.

İşte sanki bu sızıyı anlatırcasına Sivas Katliamı maktullerinden olan Nesimi Çimen’in girişte bahsettiğim güzel bir türküsü vardır: ''Ruhumda Sızı''. Bu türküyü genç halk müziği sanatçılarından Ender Balkır çok güzel bir yorumla söyler. Bu türkünün bağlantısını yazımın sonunda veriyorum. Dünü biliyorsunuz, bugünü biliyorsunuz, gündemi de biliyorsunuz. Tam da gündeme uygun bir türküdür bu türkü: ‘’Ruhumda Sızı’’.

‘’Ruhumda Sızı’’. Bu türkü gerçekten çok güzel türküdür. Ruhunuza dokunur inceden inceye. Zaten adı da ‘’ruhumda sızı’’ değil midir? ‘’Bedenimde değil ruhumda sızı’’ derken aslında hem bedeniniz inim inim inler hem de ruhunuz sızım sızım sızlar. 

Bedenimde değil ruhumda sızı, oy oy.

Bazı acılar zaman geçtikçe unutulmaz; aksine toplumların ortak hafızasının bir parçası hâline gelir. Sivas Katliamı da yalnızca otuz beş insanın yaşamını yitirdiği trajik bir olay değil, Türkiye'nin toplumsal hafızasında derin izler bırakan bir kolektif travmadır. Bu nedenle aradan yıllar geçse de geriye yalnızca kaybedilen canların acısı değil, adaletin tam anlamıyla sağlanamadığına ilişkin derin bir sızı da kalır. Aradan yirmi sekiz yıl geçmiş olmasına rağmen davaya ilişkin bireysel başvurunun Anayasa Mahkemesi'nde hâlâ sonuçlandırılamamış olması da bu tartışmaları sona erdirmek yerine daha da derinleştirir.

Sosyal bilimlerde travmaların kuşaklar arası aktarımı ve yaşatılması tam da bu yolla olur. Nesimi Çimen’in katledildiği o otelden geriye kalan bu türkü, sıradan bir sanatsal tercih veya nostaljik bir anma aracı değildir. Adaletin hukuken tecelli etmediği, devletin resmî düzeyde yüzleşmekten kaçındığı toplumlarda sanat, bir "kültürel hafıza" (cultural memory) ve kolektif direnç mekanizmasına dönüşür. Mahkemelerin unutturmaya çalıştığı o sızıyı, halkın ortak belleği bu ezgilerle canlı tutar.

Gecenin, gündüzün bu vakti demeyin, açın sesini avaz avaz dinleyin! Bırakınız ruhunuz sızlasın sızım sızım! Bırakınız ruhunuz inlesin inin inim!

Zaten günümüzde yaşananları da gördükçe hem hassas bedenler inlemekte inim inim hem de ince ruhlar sızlamakta sızım sızım:  

‘’Bu nasıl bir derttir dermanı yoktur
Bedenimde değil ruhumda sızı
Görünmez bir yara acısı çoktur
Bedenimde değil ruhumda sızı, oy oy’’

Osman AYDOĞAN

Ender Balkır, ''Ruhumda Sızı'':
https://www.youtube.com/watch?v=67UWF7eMSi8

(*) Sivas Madımak Davasının avukatlarının dava sonraki görevleri

Av. Celal Mümtaz Akıncı - Eski Afyon Barosu Başkanı ve AKP oylarıyla Anayasa Mahkemesi üyesi

Av. Hayati Yazıcı AKP’nin eski Devlet Bakanı
Av. Haydar Kemal Kurt - AKP eski Isparta Milletvekili
Av. Zeyid Aslan - AKP Tokat Milletvekili, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski avukatı
Av. Hüsnü Tuna - AKP Konya Milletvekili
Av. Burhanettin Çoban - Afyonkarahisar AKP’li Belediye Başkanı
Av. Faik Işık - Başbakan Erdoğan’ın ve Süleyman Mercümek’in avukatı
Av. İbrahim Hakkı Aşkar - 22. Dönem AKP Afyon Milletvekili
Av. M. Ali Bulut - AKP eski Maraş Milletvekili ve Anayasa Komisyonu üyesi
Av. Bülent Tüfekçi - AKP'nin Gümrük ve Ticaret Bakanı
Av. Halil Ürün - RP kayıp trilyon davası sanığı, AKP eski Afyon Milletvekili
Av. Mevlüt Uysal - AKP İstanbul Başakşehir Belediye Başkanı
Av. Nevzat Er - Eski AKP eski Eminönü Belediye Başkanı
Av. Suat Altınsoy - AKP Konya İl Başkanı Yardımcısı
Av. Tayfun Karali - İstanbul Büyükşehir Belediyesi Darülaceze Müdürü
Av. Ferruh Aslan - İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın Müdürü
Av. İbrahim Kök - AKP Elazığ Milletvekili Aday Adayı
Av. Ali Aşlık - Eski AKP İzmir İl Başkanı ve 2011 seçimi milletvekili
Av. Bedrettin İskender - AKP Ümraniye Belediye Başkan adayı
Av. Ekrem Bedir - Sakarya AKP Hendek Belediye Meclis Üyesi
Av. Faruk Gökkuş - AKP Kâğıthane Belediye Başkanlığı Aday Adayı
Av. Hasan Hüseyin Pulan - AKP İstanbul İl Disiplin Kurulu üyesi
Av. Hurşit Bıyık - AKP eski Trabzon İl Başkan Yardımcısı
Av. Reşat Yazak - Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Üyesi.

Bu tablo, siyaset biliminde sıkça tartışılan "cezasızlık kültürü" (impunity) ve ideolojik himayecilik (patronaj) mekanizmasının Türkiye'deki en somut vesikasıdır. Failleri savunanların kamusal makamlar, milletvekillikleri ve bakanlıklarla ödüllendirilmesi, devleti yöneten erkin katliama bakışındaki ideolojik tarafgirliği ifşa eder. Adalet mekanizması eliyle cezalandırılmayan, aksine siyaset eliyle taltif edilen bu anlayış, gelecekteki benzer kitlesel şiddet eylemlerine de örtülü bir yeşil ışık yakmaktadır.

Ruhumda sızı


Bu nasıl bir derttir dermanı yoktur
Bedenimde değil ruhumda sızı
Görünmez bir yara acısı çoktur
Bedenimde değil ruhumda sızı, oy oy
Ruhumda sızı, oy oy
Ruhumda sızı

Kurşunsuz, hançersiz, kansız bir yara
Hiçbir tabip buna bulamaz çara
Keşke Mansur gibi çekseler dara
Bedenimde değil ruhumda sızı, oy oy
Ruhumda sızı, oy oy
Ruhumda sızı

Doktoru, lokmanı yok, ilacı yok
Görünmez göz ile hiçbir izi yok
Saplandı sineme görünmez bir ok
Bedenimde değil ruhumda sızı, oy oy
Ruhumda sızı, oy oy
Ruhumda sızı

Didelerim nemli, kan ağlar gözüm
Ruhum yara aldı sızlıyor özüm
Bu halimden vakıf tek cüra sazım
Bedenimde değil ruhumda sızı, oy oy
Ruhumda sızı, oy oy
Ruhumda sızı

Yeter Nesimi bu feryadın yeter
Biliyom, yanıyon Kerem'den beter
Her ah eyledikçe dumanım tüter
Bedenimde değil ruhumda sızı, oy oy
Ruhumda sızı, oy oy
Ruhumda sızı

Nesimi


Yorumlar - Yorum Yaz