• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam304
Toplam Ziyaret1109416

Gönüldendir şikâyet kimseden feryâdımız yoktur


Gönüldendir şikâyet kimseden feryâdımız yoktur

29 Aralık 2020


Sözlerini, nam-ı diğer ‘’Şark Bülbülü’’ (bu lakabı ona Atatürk takmıştı) Diyarbakır Ulu Cami Müezzini Celal Güzelses’in yazdığı, Neriman Altındağ Tüfekçi’nin derlediği güzel mi güzel bir Diyarbakır türküsü var. Adı ‘’Bahçada yeşil hıyar’’. Ancak türkü TRT arşivine girerken sansüre takılarak ‘’Bahçada yeşil çınar’’ halini alır. 

Bu türkü Kardeş Türküler’in ‘’Bahar’’ isimli albümünde yer alır… Ve diğer şarkıları, türküleri dinlemeden sadece bu türkü için bu albümü dinliyor insan (Bu türkünün bağlantısını yazımın sonunda veriyorum). Kardeş Türküler’de bu türküyü Vedat Yıldırım söyler. Erkan Oğur ise hem saz çalar hem de türkünün sonunda divân edebiyatının en güzel gazellerinden birisini okur:

’Belâ dîldendir, ol dildâr elinden dâdımız yoktur
Gönüldendir şikâyet, kimseden feryâdımız yoktur.’’

(Belâmın sebebi benim gönlümdür; o sevgiliden şikâyetimiz yoktur.
Bizim şi­kâyetimiz gönüldendir, kimseden feryâdımız yoktur.

Bu türküde usul usul söyler Vedat Yıldırım, usul usul çalar Erkan Oğur. Vedat Yıldırım'ın usul usul serzenişi, içten bir feryadı, içini dökmesi; içinizi dağlar, bağrınızı deler... Sizleri uzak uzak farklı diyarlara götürür. Hangi yaşta olursanız olun, ne yaşamışsanız yaşayın bu türkü aslında sizi anlatır, gözleriniz onun için yaşarır:

‘’Ben seni gizli sevdim
Bilmedim âlem duyar’’

‘’Sen bana yar olmazsın,
Gözüme gülme bari’’

Türkünün sonunda mahzun mahzun dudaklarınızdan işte o gazelin sonu dökülür:

"Gönüldendir şikâyet, kimseden feryâdımız yoktur."

Gazel bu kadar değil tabii… Meraklıları için gazelin tamamını ve Türkçesini de yazımın sonunda veriyorum. Ancak bu gazel kime aittir? Kısaca bunu anlatmak istiyorum.

Dîvâne Mehmed Çelebi

Abdülbaki Gölpınarlı’nın ‘’Mevlânâ’dan Sonra Mevlevîlik’’ (İnkılap Kitabevi, 2009) isimli kitabının 473 ile 493. sayfalarını Dîvâne Mehmed Çelebi’ye ayırır ve bu gazelin Dîvâne Mehmed Çelebi’ye ait olduğunu ve bu beytin de Türk Divân edebiyatının en güzel beyitlerinden biri olduğunu yazar…

Dîvâne Mehmed Çelebi, (Semâî Mehmed Çelebi ya da Sultan Dîvânî) 15. yüzyılda (1448 veya 1471 - Nisan 1529) Osmanlı döneminde yaşamış Mevlevî şeyhi ve Divân şairidir. Sultan Veled ve Ulu Ârif Çelebi’den sonra Mevlevîlik tarikatına önemli hizmetlerde bulunur. Dîvâne Mehmed Çelebi, Hz. Mevlânâ’nın yedinci kuşak torunlarındandır.

Nev’i

Mertol Tulum ve M. Ali Tanyeri’nin beraber yazdıkları  ‘’Nev’î - Divân - Tenkidli Basım’’ (İstanbul Ü. Edebiyat Fak. Yayınları, İstanbul 1977) isimli kitaplarında ve Mustafa Nejat Sefercioğlu ‘’Nev’î Divânı'nın Tahlili’’ (Akçağ Yayınları, 2001) isimli kitabında ise ‘’Belâ dildendir ol dildâr elinden dâdımız yoktur’’ diye başlayan gazelin Malkara doğumlu, 16. yüzyılda yaşamış, asıl adı Yahyâ, babası Pîr Ali Efendi olan bir Halvetî şeyhi Nev’î’ye ait olduğunu yazarlar. Ki Divân içinde Nev’î’nin ismi de geçer.


Nev’î, ilköğrenimini, babasının yanında tamamlayıp İstanbul’a gider. Medrese öğrenimi görür. Karamânî Ahmed ve Mehmed adlı dönemin iki önemli  müderrisinden, Şâir Bâkî, Hoca Saadeddîn Efendi gibi ünlülerle birlikte ders alır.. 1566’da tahsilini bitirir ve müderrislik (hocalık, profesörlük) görevine başlar. III. Murad’ın şehzâdesi Mustafa’nın hocalığı görevine getirilir. Diğer şehzâdeler olan Osman, Bâyezîd ve Abdullah ile de ilgilenir. Kazasker rütbesiyle tekâüde (emekliye) ayrılır. 

Nev’î, çok güçlü bir şâirdir. Ama yakınında Bâkî gibi bir ustanın bulunuşu, onu daima gölgede bırakır.

Gazelin kaynağı

Rahmetli Abdülbaki Gölpınarlı, eserinde bu gazelin Dîvâne Mehmed Çelebi’ye ait olduğunu yazsa da Mertol Tulum, M. Ali Tanyeri ve Mustafa Nejat kitaplarında yazdığı gibi ve gazel içinde ‘’Nev’î isminin geçmesi nedeniyle bu gazelin Nev’î’ye ait olduğu değerlendirilmektedir.

Sonuç

Bu gazel kime ait olursa olsun, kim yazarsa yazsın, benim demek istediğim o ki; ‘’Belâ dildendir, ol dildâr elinden dâdımız yoktur / Gönüldendir şikâyet kimseden feryâdımız yoktur.’’

Bir de fazladan ‘’Bu devr içinde bir şöhret verir Ferhâd’ımız –da- yoktur.’’

Osman AYDOĞAN

Kardeş Türküler’den ‘’Bahçede yeşil çınar’’:
https://www.youtube.com/watch?v=NPLjgd4euEs

Abdülbaki Gölpınarlı tarafından Dîvâne Mehmed Çelebi’ye ait olduğu rivayet edilen gazelin tamamı:

Belâ dildendir ol dildâr elinden dâdımız yoktur

Gönüldendir şikâyet kimseden feryâdımız yoktur

Niçün aşk ehlini yâd etmez ol la’l-i Mesîh-âsâ
Bilir hod âlem-i ervâha nisbet yâdımız yoktur

Harâbât ehline rûz-ı hesâbı anma ey zâhid
Bizim hergiz bu varlık defterinde adımız yoktur

Doğup kumru-sıfat biz anadan tavk-ı mahabbetle
Esîr-i kayd-ı derd ü mihnetiz âzâdımız yoktur

Mukarrer şâir-i şîrîn-zebânız Nev’îyâ ancak
Bu devr içinde bir şöhret verir Ferhâdımız yoktur.

Gazelin günümüz Türkçesi

Şimdi bu kadar güzel bir gazeli böyle bırakıp günümüz Türkçesiyle açıklamasını da yapmasam olmazdı! İsterseniz Dîvâne Mehmed Çelebi’nin gazelinden beyit beyit gidelim: (Prof. Dr. M.A. Yekta Saraç’ın açıklamasıyla)

Belâ dildendir ol dildâr elinden dâdımız yoktur
Gönüldendir şikâyet kimseden feryâdımız yoktur

Belâmın, sıkıntımın sebebi benim gönlümdür; yoksa o sevgiliden şikâyetimiz yoktur. Bizim şi­kâyetimiz gönüldendir, kimseden şikâyetimiz yoktur.

Niçün aşk ehlini yâd etmez ol la’l-i Mesîh-âsâ
Bilir hod âlem-i ervâha nisbet yâdımız yoktur

O İsa gibi dudakları olan sevgili, ölüler âlemindeki ruhlardan daha da ölü olduğumuzu bilir de âşıkları niye hatırlamaz? (Hz. İsa, edebiyatımızda sık sık ölülere hayat verme mucizesiyle geçer. Burada da sevgili Hz. İsa’ya benzetil­mekte, ölü hükmündeki âşığa öpüşüyle can vermesi isten­mektedir.)

Harâbât ehline rûz-ı hesâbı anma ey zâhid
Bizim hergiz bu varlık defterinde adımız yoktur

Meyhanede oturup kalkanlara (İlâhi aşk sahiple­rine) kıyametteki hesap gününü açma ey zahid! Bizim asla bu varlık defterinde adımız geçmez (bundan dolayı bizim için hesap yoktur).

Doğup kumru-sıfat biz anadan tavk-ı mahabbetle
Esîr-i kayd-ı derd ü mihnetiz âzâdımız yoktur

Biz kumru kuşu gibi anamızdan aşk halkasıyla doğmuşuz. Bunun için dert ve üzüntü bağının tutsağı ol­muşuz, artık hürriyetimize kavuşma umudu kalmamıştır.

Mukarrer şâir-i şîrîn-zebânız Nev’îyâ ancak
Bu devr içinde bir şöhret verir Ferhâdımız yoktur.

Ey Nev’î! Şüphesiz biz tatlı dilli bir şairiz. Faka bu devirde bizi üne kavuşturacak Ferhadımız yoktur. (İlk mısrada geçen ‘’şirin’’ kelimesi tatlı anlamına gelmekle birlikte ikinci mısradaki Ferhâd ismiyle birlikte Ferhâd’ın sevgilisi Şirin’i de çağrıştırmaktadır. Şair Şirin’i tanıtanın aslında Ferhâd olduğunu söylemektedir.)

Mertol Tulum ve M. Ali Tanyeri ile Mustafa Nejat Sefercioğlu tarafından Nev’î’ye ait olduğu rivayet edilen gazelin tamamı: (Birkaç kelime hariç hemen hemen aynıdır zaten)

Cefâ dildendür ol dildâr elinden dâdumuz yokdur
Gönüldendür şikâyet gayriden feryâdumuz yokdur

Niçün ‘aşk ehlini yâd itmez ol la’l-i Mesîh-âsâ
Bilür hod ‘âlem-i ervâha nisbet yâdumuz yokdur

Harâbât ehline rûz-ı hisâbı anma ey vâ’iz
Bizüm hergiz bu varlık defterinde adumuz yokdur

Togup kumrî-sıfat biz  anadan tavk-ı mahabbetle
Esîr-i kayd-ı derd ü mihnetüz âzâdumuz yokdur

Mukarrer şâ’ir-i şîrîn-zebânuz Nev’îyâ ancak
Bu devr içinde bir şöhret virür Ferhâdumuz yokdur. 



Yorumlar - Yorum Yaz