• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi17
Bugün Toplam1739
Toplam Ziyaret3842671

Şeb-i Yeldâ


Şeb-i Yeldâ


21 Aralık 2020

Dîvân edebiyatı, Türklerin İslam kültüründen etkilenmeleri sonucu Arap ve Fars kültürünün etkisiyle oluşturdukları bir edebiyat dalı oluyor. Bu edebiyat, "Saray Edebiyatı", "Klasik Türk Edebiyatı’’ veya "Eski Türk Edebiyatı" olarak da anılıyor. Bu edebiyat, şairlerin şiirlerini dîvân denilen yazma kitaplarda toplamalarından dolayı daha çok "Dîvân Edebiyatı" adıyla ifade ediliyor.

Ancak divân edebiyatı hiç de basit bir edebiyat dalı olmuyor. Divân edebiyatının; bir derinliği bulunuyor, bir felsefi yönü bulunuyor, bir mistik yönü bulunuyor, bir ikincil anlamı bulunuyor, bir tevriye sanatı bulunuyor, bir hamsesi, bir tahmisi, bir muhammesi bulunuyor, bir tekkesi, bir tezkiresi bulunuyor, bir âşıkı, bir mâşuku bulunuyor. Bulunuyor da bulunuyor.

Bugün Farsça kökenli bir sözcük olan, genellikle İran, Azerbaycan, Afganistan, Orta Asya ve Osmanlı Divân Edebiyatı çevresinde kullanılan ve ''en uzun gece'' anlamına gelen ‘’Şeb-i Yeldâ’’ (şeb; uzun, yeldâ;  gece) deyimini anlatacağım.

Ancak ’’Şeb-i Yeldâ’’ deyimini anlatmadan önce kısa bir astronomi bilgisi vermem gerekiyor.

21 Aralık; Kış gündönümü

Bugün güneş ışınları, Oğlak Dönencesi'ne dik geliyor. İşte bugün, 21 Aralık kış gündönümü oluyor. Kış gündönümü adı verilen bugünde, güneş ışıkları Oğlak Dönencesi’ne dik geliyor. Bu tarihten itibaren Kuzey Yarıküre'de gündüzler uzamaya (kış gündönümü) Güney Yarıküre'de kısalmaya (yaz gündönümü) başlıyor. Bugün, Kuzey Yarıküre'de en uzun gece, Güney Yarıküre'de ise en uzun gün, yaşanıyor. Bugün, aynı zamanda Kuzey Yarıküre'de gölgeler en uzun halini alıyor. Bu nedenle bugün ülkemizde yılın en uzun gecesi yaşanıyor. Ülkenin en kuzeyinde olması nedeniyle Sinop ilimiz bu geceyi 15 saat 6 dakika ile yaşıyor. 21 Aralık tarihi, içerisinde Türkiye'nin de yer aldığı kuzey yarıküre ülkelerinde kışın, güney yarıküre ülkeleri için ise yazın başlangıcı sayılıyor. 


Şeb-i Yeldâ

İşte ben bu geceyi dîvân edebiyatında yer alan en uzun gece (şeb-i yeldâ) diye bilinen meşhur bir beyit ile anmak istiyorum:

‘’Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir
Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat’’

(En uzun geceyi gökyüzüyle, yıldızlarla uğraşanlar ve gelip geçiciler ne bilsin.
Sen gamın müptelasına sor ki, hangi gece kaç saat.)

Ancak bu beyitte geçen ‘’şeb-i yeldâ’’dan, yani ‘’en uzun gece’’den kastedilen, anlattığım 21 Aralık günü yaşanan en uzun gece olmuyor. Bu beyitteki kastedilen aşk derdine müptela olmuş, kavuşamayan aşığın beklediği gece oluyor. ''Sen aşk derdine müptela olmuş kavuşamayan aşığa sor ki, hangi gece kaç saat?''

Aslında bu beytin yazarı tam olarak bilinmiyor. Divân edebiyatında yazarı bilinmeyen alıntılara ''La Edri'' deniyor. Yani anonim bir deyiştir. Bu beyit değişik kaynaklarda 17 -18. yy’da yaşamış asıl adı Alaeddin Ali olup “Sâbit” mahlasını kullanan Nâbi ekolünden divân şairi Bosnalı Sâbit’e ait olduğu yazıyor. Ancak bu beyit Bosnalı Sâbit’e ait değildir. Çünkü Turgut Karacan tarafından hazırlanan ve Bosnalı Sâbit’in tüm eserlerinin toplandığı ‘’Dîvân / Bosnalı Alaeddin Sabit’’ (Cumhuriyet Üniversitesi Yayınları, 1991) adlı eserde böyle bir beyit yer almıyor.

Beytin terkibinin Fuzûlî’nin beyitlerine benzemesi nedeniyle edebiyat çevrelerince bu beytin Fuzûlî’ye ait olduğu kanısı bulunuyor. Ancak bu beyit Fuzûli’nin Dîvân’ında da yer almıyor. Ancak bu konuda bir kaynak da bulunmuyor. Yani bu beytin yazarı ''La Edri'' (yazarı bilinmiyor).

Fuzûlî’de ‘’şeb-i yeldâ’’

Bahsettiğim bu beyit Fuzûlî’ye ait bulunmuyor ancak Fuzûli’nin Divân’ında içinde ‘’şeb-i yeldâ’’ geçen bir beyti bulunuyor:

“Zülfün uzundur geceden, sanma şeb-i yeldâdur
Bahtım gibi kararmış, bitmez bu sevdâdur.”

(Sevgilinin saçı, en uzun geceden bile uzundur. Ama asıl karanlık olan, âşığın bahtıdır.)

Fuzûli, bu beytinde ‘’şeb-i yeldâ’’yı umutsuzluk ve kaderle birleştirerek sevgilinin saçı (zülfü) ve ayrılık gecesi için kullanıyor.

Bâkî’de ‘’şeb-i yeldâ’’

Bâkî de ‘’şeb-i yeldâ’’ deyiminden uzak duramıyor. Bâkî de bir beytinde ‘’şeb-i yeldâ’’ ifadesini kullanıyor:

“Şeb-i yeldâ-yı firâkın ne uzun gecedir
Kim sabâhı görünür âşıka rü’yâ gibi.”

(Ayrılığın gecesi o kadar uzundur ki, sabah âşığa rüya gibi gelir.)

Hâfız-ı Şirâzî’de ‘’şeb-i yeldâ’’

Fars Şairi Hâfız-ı Şirâzî’ de ‘’şeb-i yeldâ’’ deyiminden uzak duramıyor. O da bir şirinde ‘’şeb-i yeldâ’’ deyimini kullanıyor.


“Şeb-i yeldâ be-ser âyed, seher âyed be-dîdâr”

(En uzun gece geçer; sonunda seher ve vuslat gelir.)

’'Şeb-i yeldâ’’nın gizli anlamı

Bütün bu şairlerin kullandığı ‘’şeb-i yeldâ’’ deyiminin içinde gizli bir anlam da bulunuyor. Bu şairler ‘’şeb-i yeldâ’’ deyimini kullanırken bu gizli anlamı da vurguluyorlar. ‘’Şeb-i yeldâ’’ deyimi kendi içinde ‘’subh-ı sâdık’’ (gerçek sabah) karşıtlığını (anlamını) da içeriyor. Bu yüzden ‘’şeb-i yeldâ’’, sadece en uzun geceyi (karanlığı) değil, aynı zamanda bu karanlığın bittiği anı da içinde taşıyor.

Mevlânâ’da ’’şeb-i yeldâ’’

Mevlânâ ’’şeb-i yeldâ’’yı Mesnevî’sinde kullanmasa da bir beytinde şunu söylüyor:


“Gece ne kadar uzun olursa olsun,
Güneş doğmayı unutmaz.”

Sonuç

’’Şeb-i yeldâ’’, yılın en uzun gecesi de olsa bu noktada kâinatın şaşmaz ilkesi devreye giriyor: Her gecenin sonu gibi ardından mutlaka gün ağarıyor, sabah oluyor. ‘’Şeb-i yeldâ’’’nın ardından ‘’subh-ı sâdık’’ (gerçek sabah) geliyor. Bu yüzden ‘’şeb-i yeldâ’’, sadece en uzun geceyi (karanlığı) değil, aynı zamanda bu karanlığın bittiği anı da içinde taşıyor.

Mevlânâ’nın dizesindeki gibi, gece ne kadar uzun olursa olsun, güneş asla doğmayı unutmuyor. Zaten gecenin en zifiri anı sabaha en yakın anı oluyor. Zaten bugünden itibaren geceler (karanlıklar) kısalmaya, günler (aydınlık) uzamaya başlıyor.

Arz ederim.

Osman AYDOĞAN



Yorumlar - Yorum Yaz