• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam466
Toplam Ziyaret935052

Bir istifa hikâyesi (2)

Bir istifa hikâyesi (2)

10 Kasım 2020

Önce bir fıkra…

Yüzyıllar önce Papa bütün Yahudilerin Roma’yı terk etmeleri gerektiğine karar verir. Doğal olarak Yahudi toplumundan da büyük bir tepki gelir. Bunun üzerine Papa, Yahudi toplumundan önde gelen birisiyle karşılıklı dini bir müzakere yapmalarını önerir. Müzakereyi Yahudiler kazanırsa kalacaklar, Papa kazanırsa gideceklerdir. Yahudiler çaresiz kabul eder ve temsilci olarak Moiz’i seçerler.

Ancak Moiz’in Papa ile aynı dili konuşamaması nedeniyle müzakerede konuşmak yerine sadece işaret dilinin kullanılmasını teklif ederler. Papa da kabul eder.

Müzakere günü geldiğinde, iki taraf karşılıklı yerlerini alırlar…

Papa ve Moiz bir süre karşılıklı olarak bakıştıktan sonra Papa elini kaldırarak üç parmağını gösterir. Buna karşılık Moiz tek parmağını kaldırır.

Papa parmaklarını sallayarak başının etrafında çevirir. Moiz ise parmağıyla yeri işaret ederek oturduğu yeri gösterir.

Papa yanındaki çantadan bir parça ekmek ve şarap çıkarır. Moiz de çantasından bir elma çıkartır.

Bunun üzerine Papa ayağa kalkarak: “Ben pes ediyorum, Yahudiler kalabilirler” der.

Müzakere sonrasında Papa’nın etrafına toplanan kardinaller Papa’ya ne olduğunu sorduklarında Papa: ‘’Ben önce üç parmağımı gösterip Kutsal Üçlüyü işaret ettim. Buna karşılık o bana tek parmağını gösterip her iki dinin de tek Tanrı’yı tanıdığını söyledi. Ben parmaklarımı sallayıp başımın etrafında çevirerek Tanrı’nın bizim etrafımızda olduğunu gösterdiğimde o da oturduğu yeri işaret ederek Tanrı’nın onların durduğu her yerde olduğunu işaret etti. Ben kutsal ekmek ve şarap çıkartıp Tanrı’nın bizim günahlarımızı bağışladığını göstermek istediğim zaman da hemen bir elma çıkartıp bana ilk günahı hatırlattı. Adamın her şeye bir cevabı vardı. Ne yapabilirdim ki?’’

Tabi aynı sıralarda, Yahudi cemaati de Moiz’in etrafını sarmış ona nasıl başardığını soruyorlardı. Moiz: ‘’Önce bana üç parmağını gösterip üç gün içinde burayı terk etmemizi istedi. Ben de ona bir tekimizin bile ayrılmayacağımızı söyledim. Sonra bütün şehrin Yahudilerden temizleneceğini söyledi. Ben de, hiç bir yere gitmeyip olduğumuz yerde kalacağımızı söyledim.’’

‘’Sonra ne oldu?’’ diye kalabalık heyecanla sorar. Moiz: ‘’Valla, sonrasını ben de pek anlamadım. Adam biraz hiddetlendi ve öğle yemeğini çıkarttı. Bunun üzerine ben de benimkini çıkarttım. Hepsi bu!…’’

Fıkra bu kadar…

Şimdi hemen bu fıkra ile yazı başlığımda istifa hikâyesinin ne ilgisi var demeyin…

Türkiye’de, bir bakan / politikacının 08 Kasım Pazar günü saat 19.00’da cereyan eden bir istifa olayı var. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak politik bir yönü olmayan ve genellikle insanların fotoğraflar paylaştığı Instagram hesabından ‘’sağlık sebepleri gerekçesiyle’' istifa ettiğini duyuruyor… Bir de istifa metni: ‘’(Allah) Sonumuzu hayreylesin’’ diye bitiyor. Sanıyorsunuz ki yarın kıyamet kopacak…

08 Kasım saat 20.50’da istifaya ilişkin soru işaretlerinin arttığı sırada Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın resmi Twitter hesabından son aylara ait bütün gönderiler siliniyor…  

09 Kasım saat 21.55’de ise yani istifa haberinden 27 saat sonra Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'ndan konuyla ilgili açıklama yapılıyor: “Cumhurbaşkanımız tarafından yapılan değerlendirme sonunda, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'ın görevden af talebi kabul edilmiştir…”

Bakan ‘’istifa ediyorum’’ diyor… CB İletişim Başkanlığının açıklamasında ‘’Bakanın görevden af talebi kabul edilmiştir’’ deniyor sanki Arapça kökenli ‘’istifa’’ sözcüğünün ne anlama geldiğini bizden daha iyi bilmiyorlarmış gibi… Ve bu açıklama yapılana kadar da 27 saat süresince de sanki Maliye Bakanlığının çaycısı istifa etmişçesine ne resmi makamlardan bir açıklama ne de yandaş medyada bu istifa hakkında bir haber konusu yapılıyor.

Ve Türkiye istifanın açıklanmasından beri bu istifa üzerine kafa yoruyor: Bakan neden istifa etti? Bakan niçin istifa etti? diye… Ve bu istifa hikâyesine ne anlamlar çıkarıyorlar ne anlamlar aynı fıkradaki Papa gibi…

Ancak durum hiç de fıkradaki Papa’nın anladığı gibi derin anlamlı değil… Durum fıkradaki Moiz’in anladığı kadar basit…

Ben de bu istifa hikâyesin Moiz’in anladığı gibi anlatayım…

16 Nisan 2017'de gerçekleşen halk oylamasında yeni anayasa kabul edildi. Yeni anayasaya göre de 24 Haziran 2018 tarihinde seçimler yapıldı.

Yeni anayasa gereği artık ülkede bir başbakan yok, bakanlar kurulu da yok, bakanlar kurulu olmayınca da ortada hükumet de yok. Yeni anayasa gereği ortada işlevsel ve denetleyici bir meclis de yok... Sadece CB ve ona ayrı ayrı bağlı bakanlar var. Bakanlıkları koordine edecek ve onları denetleyecek bir kurul, bir makam, bir mercii, bir meclis de yok… CB; hem devlet başkanı, hem bakanların ayrı ayrı başkanı, hem parti başkanı, hem asrın lideri... Yeni hastaneler, Suriye, İdlib, Libya, Korona, Dağlık Karabağ derken CB’nın başını kaşıyacak vakti de yok…

Yani şu an bütün bakanlıklar koordinesiz, denetimsiz ve müstakil olarak çalışıyorlar. Bir bakanlığının aldığı bir karardan diğer bakanlığın, diğer kurumların, Büyükşehir Belediyelerinin haberi yok…

Hazinede de para yok. Gayri satacak devlet kuruluşu da yok. Bitti. Şanssızlık; Korono nedeniyle yazın beklenen turist dövizi de gelmedi. Ödenecek borçlar de kapıda…

Bir de ABD’de yapılan seçimleri, ABD’de devam eden Halkbank davası, Zarraf davası ve ABD’nin CAATSA (Amerika’nın Düşmanlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası) yaptırımlarının devreye girmesi konusunda pek de Türkiye hakkında iyi şeyler düşünmeyen Jeo Biden kazanıyor…

Şu ana kadar Türkiye, bir mirasyedi gibi, mirasyedinin babadan kalan parasını yemesi gibi Cumhuriyetin kurulu düzeni sayesinde bu noktaya kadar yiye yiye geldi. Cumhuriyetin kurduğu o düzen de artık kalmadı, o düzen de yok… 

09 Kasım Pazar akşamından beri sanki Patagonya’daymışcasına ülkede yaşanan bu istifa hikâyesi ülkede gelecekte yaşanacak olan evrensel sosyal entropi kanununun ayak sesleridir… Bu istifa hikâyesine fıkradaki Papa gibi derin anlamlar yüklemeye de hacet yohtur…

Arz ederim…

Osman AYDOĞAN


Yorumlar - Yorum Yaz