
Monika Ertl
10 Ekim 2016
Dün, Che Guevara'nın Bolivya'da öldürülmesinin 49. yıl dönümüydü. Ben de Che'yi, Kübalı sanatçı Carlos Puebla'nın “Hasta Siempre” şarkısıyla andım. Ancak Che'yi anlatıp Monika Ertl'den söz etmemek de içime sinmezdi. Çünkü Monika'nın hikâyesi, yalnızca bir intikam hikâyesi değil; Nazi Almanyası'ndan Soğuk Savaş'ın Latin Amerika'sına uzanan çelişkilerle dolu bir hayatın hikâyesidir.
Monika Ertl, Che'nin ölümünden sorumlu tutulan Bolivyalı yetkililerden Roberto Quintanilla Pereira'nın 1971'de Hamburg'da öldürülmesiyle ilişkilendirilen ve bu nedenle “Che Guevara'nın intikamını alan kadın” olarak anılan kişidir.
Monika Ertl'i ve onun hayatındaki bu büyük dönüşümü anlayabilmek için önce babasını ve yetiştiği aile ortamını tanımamız gerekir.
Monika Ertl’in babası
Monika'nın babası Hans Ertl (1908–2000), Alman dağcı ve kameramandır. Nazi Almanyası döneminde Leni Riefenstahl'ın yanında çalışır; 1936 Berlin Olimpiyatları'nı konu alan Olympia filminin kameramanlarından biridir. İkinci Dünya Savaşı'nda Alman ordusunun propaganda biriminde görev yapar, Mareşal Erwin Rommel'in Kuzey Afrika harekâtını görüntüler. Nazi Partisi üyesi olmadığını ileri sürse de rejimin propaganda sinemasıyla yakın bir mesleki ilişki içindedir.
Savaştan sonra Nazi yanlısı olmamasına rağmen Schutzstaffel’in (Nazi Partisi özel polis gücü) kurbanı olarak Almanya’da kalamaz. İlk önce Şili’ye gider, Juan Fernandez takımadalarında kalır sonra da 1952 yılında Bolivya’ya gider. Bolivya’da Chiquitania bölgesine yerleşir. Orada kendi elleriyle inşa ettiği, “La Dolorida” adlı çiftliğinde ölene dek yaşar.
Hans Ertl'in büyük kızı Monika, 7 Ağustos 1937'de Münih'te doğar. Çocukluğu savaşın ve savaş sonrasının gölgesinde geçer; gençlik yıllarında ailesiyle birlikte Bolivya'ya yerleşir. Babasının maceracı kişiliği ve sinemaya ilgisiyle yetişen Monika, yıllar sonra onun siyasal ve toplumsal çevresinden uzaklaşarak bambaşka bir hayat seçer. Aynı aile geçmişini paylaşan baba ile kız, dünyaya aynı gözle bakmayacaktır.
Monika Ertl’in ideolojik oluşumu
Monika, babasından sinemacılığı öğrenir; onun belgesel çalışmalarına katılır, daha sonra Bolivyalı sinemacı Jorge Ruiz ile çalışır. Kamera ona yalnızca bir meslek değil, Bolivya'nın insanlarını ve toplumsal hayatını tanıma imkânı da verir.
Ertl ailesinin çevresinde bir başka Alman daha vardır: Lyon'daki Gestapo faaliyetleri ve savaş suçları nedeniyle “Lyon Kasabı” olarak tanınan Klaus Barbie. Savaştan sonra Bolivya'ya kaçan Barbie'nin aileyle yakınlık kurduğu, Monika'nın ona “Klaus Amca” dediği anlatılır. Barbie daha sonra Bolivya'nın güvenlik çevreleriyle de ilişkiler geliştirir.
Monika, 1958'de maden mühendisi Hans Harjes ile evlenir; bir süre Şili'de yaşar. Evliliği 1960'ların ortalarında sona erer. Bolivya'daki yoksulluk ve toplumsal eşitsizliklerle daha yakından ilgilenmeye başlayan Monika, sol siyasal çevrelere ve Che Guevara'nın mücadelesini sürdürmeye çalışan Ulusal Kurtuluş Ordusu'na (ELN) yaklaşır. Bu dönüşümü yalnızca evliliğinin sona ermesiyle ya da babasına duyduğu tepkiyle açıklamak mümkün değildir. Yaşadığı toplumun çelişkileri, kişisel arayışları ve Che'ye duyduğu hayranlık birlikte etkili olur.
Hans Ertl, kızının silahlı mücadeleye katılmasına karşı çıkar. Baba ile kızın yolları ayrılır. Nazi Almanyası'nın propaganda sinemasında çalışmış bir babanın kızı, Latin Amerika'da devrimci mücadeleyi seçer.
Bundan sonra Monika’nın babası ile arası açılır. Babası hiç istemeksizin onu çiftlikten kovar. Kız kardeşi Beatrice’nin BBC News için verdiği bir röportajında Monika hakkında şunları söyler: “Babam bize karşı çok soğuktu ve Monika onun en sevdiği kızıydı…’’ Ve Beatrice, röportajında şunu da söyler: ‘’Monika, Che’yi bir ilah gibi görürdü.’’
ELN içinde Monika
Che Guevara, 8 Ekim 1967'de Bolivya'nın Quebrada del Yuro bölgesinde yaralı olarak ele geçirilir. Ertesi gün, 9 Ekim'de, La Higuera köyündeki okul binasında öldürülür. Ancak Che'nin ölümü, Bolivya'daki devrimci hareketin de sona erdiği anlamına gelmez. Onun kurduğu Ulusal Kurtuluş Ordusu (Ejército de Liberación Nacional – ELN), ağır kayıplara rağmen mücadeleyi sürdürmeye çalışır. Örgütün amacı yalnızca Che'nin hesabını sormak değil, Bolivya'nın siyasal ve toplumsal düzenini değiştirmektir. Monika da bu dönemde ELN'nin faaliyetlerine katılır.
Monika, örgüt içinde Aymara dilinde “genç kız” anlamına gelen “İmilla” kod adını kullanır; bağlantı ve destek faaliyetlerinde görev alır. Gizlilik içindeki bu hayat, ailesiyle bağlarını daha da zayıflatır. Bu sırada ailesiyle senede bir defa mektup yazarak haberleşir. Mektubu da bir cümleden ibarettir: “Beni merak etmeyin… Ben iyiyim…” Bir daha da ailesini hiç göremez.
Che'nin ardından ELN'nin yeniden örgütlenmesinde öne çıkan isimlerden biri, “Inti” adıyla tanınan Bolivyalı devrimci Guido Álvaro Peredo Leigue'dır. Inti Peredo, 9 Eylül 1969'da La Paz'da Bolivya güvenlik güçlerince öldürülür. Che'nin ve Inti'nin ölümleri, ELN için ağır kayıplardır; sorumlu tutulan kişilerden hesap sorma isteğini de güçlendirir.
ELN'nin, hem Che Guevara’nın hem de Inti Peredo’nun öldürülmesinden sorumlu tuttuğu isimlerden biri de bu operasyonlarla ilişkilendirilen Bolivyalı güvenlik görevlisi Albay Roberto Quintanilla Pereira'dır.
ELN içerisindeki gerillaların artık tek hedefleri vardır: Che Guevara'nın ve Inti Peredo’nun intikamını almak. Ve en büyük hedef de bu infazdan ve ölümden sorumlu olan Bolivya Ordusu komutanlarından Albay Roberto Quintanilla Pereira'dır. Gerilla kamplarında eğitim gören Monika'nın da tek hayali işte bu Pereira'yı öldürmektir.
Monika'nın hayatındaki hesaplaşma artık Bolivya sınırlarını aşacaktır.
İntikam için hiçbir yol uzun değildir
Che Guevara'nın ve Inti Peredo’nun Bolivya’da öldürülmesinden sonra kendisini Boliivya’da güvende hissetmeyen Albay Roberto Quintanilla Pereira, Bolivya Hükumetinden kendisinin güvenli bir ülkeye diplomat olarak atanmasını talep eder. Bolivya Hükumeti de kendisini güvenli olarak gördüğü Almanya'nın Hamburg kentine konsolos olarak atamasını yapar.
Pereira'yı öldürerek Che'nin ve Inti Peredo’nun intikamını alma kararında olan Monika, Che’nin öldürüldüğü Bolivya’dan yedi bin millik bir yolculuk yapar. Sahte bir Arjantin pasaportuyla önce İsviçre'ye oradan da Hamburg'a geçer.
Tarihler 1 Nisan 1971'i gösterir. Saat sabah 09.40’dır. Monika, derin gök mavisi gözleri, tüm zarifliği ve güzelliğiyle Bolivya'nın Hamburg Konsolosluğu'na gider. Kendini öncesinde konsolos Pereira'yla görüşmek isteyen Avustralyalı bir gazeteci olarak tanıtarak randevu almıştır. Monika Pereira'nın odasına girdikten sonra hiç konuşmadan çantasında tabancasını çıkartır ve yakın mesafeden üç el ateş eder. Kurşunlar hedefine ulaşır. Pereira'yı orada ölür. Monika, peruğunu, çantasını, Colt Cobra 38’lik silahını ve üzerinde “Ya zafer ya ölüm – ELN” yazılı bir kâğıt parçasını ardında bırakarak olay yerinden kaçar.
‘’İntikam için hiç bir yol uzun değildir" diyen Monika Ertl yedi bin mil yol giderek böylece intikamını almış olur.
(1995-1997 yılları arasında Hamburg’daki yüksek lisans eğitimim esnasında, şehrin merkezinde yer alan ve kuzeyden gelip Aussen-Alster ve Binnenalster suni göllerini geçip iki kanalla Elbe Nehri’ne dökülen Alster Irmağının suni oluşturulan Bleichenfleet kanalının kenarında Stadthausbrücke yanında bulunan Bolivya Konsolosluğu önünden ne zaman geçsem hep Monika Ertl’i anımsadım.)
Monika’nın öldürülmesi
Monika, bu amacını gerçekleştirip olay yerinden kaçtıktan sonra tüm dünyada bir Monika avı başlar. Monika iki yıl Fransa'da kalır. 1973 yılında Bolivya'da görülür.
Monika bir süre Bolivya’da gizlenir. Ancak 12 Mayıs 1973'te Bolivya'da güvenlik güçleri tarafından öldürülür.
Ölümüne ilişkin anlatılarda, çocukluğunun Klaus Amca’’ (El tío Klaus) diyerek büyüdüğü, eski bir Nazi savaş suçlusu ve Lyon Kasabı olarak bilinen, ancak 2. Dünya Savaşı sonrası Bolivya'ya iltica ettikten sonra "soğuk savaş" döneminde Bolivya Hükümeti adına çalışan ajanlardan biri olan Klaus Barbie'nin adı da geçer; ancak Klaus Barbie'nin olayda üstlendiği rol kesin olarak ortaya konmuş değildir.
Monika’nın cenazesi ailesine verilmez. Bolivya’da bilinmeyen bir yere gömülür.
Monika’nın ölümünden sonra babası Hans Erlt, Bolivya’da belgesel filimler çekerek yaşamaya devam eder ve İspanya ve Bolivya’da bulunan bazı kurumların yardımıyla bir müzeye dönüştürülen kendi çiftliğinde 2000 yılına kadar yaşar. Hans Ertl, 2000 yılında 92 yaşında iken bu çiftliğinde ölür. Çok sevdiği bu çiftliğe gömülür. Mezarı, bu çiftlikte, kendisinin sağ iken hazırladığı iki çam ağacı arasında ve memleketi Bavyera’dan getirilen toprağın içindedir. Son arzusunu küçük kızı Heidi yerine getirir.
Sonuç
Che için nice destanlar yazılır ancak ne yazık ki Monika Ertl görmezden gelinir. Monika Ertl’i anlatan fazla kitap yoktur. Ülkemizde ise hiç yoktur. Monika Ertl’i, Alman gazeteci Jürgen Schreiber, yazdığı "Sie starb wie Che Guevara. Die Geschichte der Monika Ertl" (Che Guevara gibi öldü. Monika Ertl’in hikâyesi) (Artemis & Winkler Verlag, 2009) adlı kitabı ile anlatır. Zaten Monika Ertl de Che gibi katledilmiştir. Kitap adı buna vurgu yapar. Bir de Monika Ertl hakkında bir de film yapılır: Alman yönetmen Christian Baudissin’in 1988 yılı yapımı filmi: ‘’Gesucht: Monika Ertl - Die Frau, die Che Guevara rächte’’ (Aranıyor: Monika Ertl – Che Guevara’nın intikamını alan kadın)
Eğer Monika Ertl, emperyalizme ve kapitalizme hizmet eden bir figür olsaydı hakkında ne çok kitaplar yazılır ne çok şarkılar bestelenir ve de ne çok filmler çekilirdi. Görüldüğü gibi, hayatınız emperyalizme ve kapitalizme hizmet etmiyorsa Monika Ertl gibi görmezden gelinir!
Kuşkusuz tarihin kimleri hatırlayacağına yalnızca yaşanan olaylar karar vermez. Siyasal iktidarlar, basın, yayınevleri ve sinema da bu hafızayı biçimlendirir. Kapitalizme karşı mücadele eden Che'nin görüntüsünün bile ticari bir simgeye dönüşmesi, buna karşılık Monika'nın görece unutulması, tarihin çelişkilerinden biridir.
Monika Ertl, kim bilir kimine göre cesur bir kadın, kimine göre bir gerilla, bir başkasına göre bir katil, daha bir başkasına göre de belki de bir terörist olarak tanımlanıyordur. Ancak Monika Ertl’in hikâyesi, bir ideali, bir davayı, bir kavgayı ve adaleti seven ve savunan başı dik bir kadının hikâyesidir.
Aslında Monika Ertl’in hikâyesi adalete dönük bir isyanın bir kadın kalbinde adaletin tecelli etmeden bitmeyeceğinin somut bir hikâyesidir.
Osman AYDOĞAN
Monika Ertl: