• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam489
Toplam Ziyaret4287679

Sivas Kongresi


Sivas Kongresi


04 Eylül 2020

Bugün Millî Mücadele’de önemli bir yeri olan Sivas Kongresi’nin toplanmasının 101. yılı. Bu yazımda Sivas Kongresi’nin Millî Mücadele’deki yeri ve önemini anlatmak istiyorum. Ancak Sivas Kongresi’ni anlatmadan önce Millî Mücadele’nin başlangıcından Sivas Kongresi’ne doğru kısa bir yolculuk yapmak istiyorum.

19 Mayıs 1919'da ülkenin vaziyet ve manzara-i umumiyye

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’a şöyle başlar:

"1919 yılı Mayısının 19 uncu günü Samsun'a çıktım" (1335 senesi Mayıs'ının 19. günü Samsun'a çıktım)… Ve devamında 19 Mayıs 1919'da ülkenin içinde bulunduğu durumu (Vaziyet ve manzara-i umumiyye) şu şekilde anlatır Mustafa Kemal Atatürk:

‘’Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu topluluk, Genel Savaşta yenilmiş, Osmanlı ordusu her yanda zedelenmis, koşulları ağır bir Ateşkes Anlaşması imzalanmış. Büyük Savaşın uzun yılları boyunca, ulus yorgun ve yoksul bir durumda. Ulusu ve yurdu Genel Savaşa sürükleyenler, kendi başlarının kaygısına düşerek, yurttan kaçmışlar. Padişah ve Halife olan Vahdettin, soysuzlaşmış, kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini umduğu alçakça yollar araştırmakta. Damat Ferit Paşa'nın başkanlığındaki Hükümet, güçsüz, onursuz, korkak, yalnız padişahın isteklerine uymuş ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma boyun eğmiş. Ordunun elinden silâhları ve cephanesi alınmış ve alınmakta...

İtilâf devletleri, ateşkes anlaşması hükümlerine uymayı gerekli görmüyorlar. Birer uydurma nedenle, İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul'da. Adana ili Fransızlar; Urfa, Maraş, Antep İngilizlerce işgal edilmiş. Antalya ile Konya'da İtalyan birlikleri, Merzifon'la Samsun'da İngiliz askerleri bulunuyor. Her yanda yabancı devletlerin subay ve görevlileri ve özel adamları çalışmakta. Daha sonra, sözümüze başlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919'da İtilâf Devletlerinin uygun bulmasıyla Yunan ordusu İzmir'e çıkarılıyor.

Bundan başka, yurdun dört bir bucağında Hıristiyan azınlıklar, gizli, açık, özel istek ve amaçlarının elde edilmesine, devletin bir an önce çökmesine çaba harcıyorlar.’’

Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a çıktığında anlattığı ülkenin vaziyet ve manzara-i umumiyyesi özetle şöyleydi: Batıda Yunanistan, doğuda Ermenistan, Karadeniz’de Pontus Krallığı hayali İtilaf Devletlerinin düşlerini süslüyor, ülkenin dört bir yanı müstevliler tarafından işgal edilmiş, Adana, Antep, Maraş ve Konya havalisi, Antalya ve Trakya işgal bölgesine dahil edilmiş ve saltanat ve hilafet bu işgale boyun eğmişti.

Bu işgal karşısında özellikle İstanbul aydınları ağırlıklı olarak mandayı düşünüyorlardı. Kimsenin aklına tam bağımsızlık gelmiyordu.

İstanbul’da yayınlanan İstiklal, Vakit, İleri gibi gazeteler Amerikan mandacılığını; Peyam-ı Sabah, Alemdar, Yeni İstanbul gibi gazeteleri ise İngiltere mandacılığını savunuyorlardı. Sadece İkdam, Tasvir-i Efkar, ve Zaman gazeteleri tam bağımsızlığı savunuyordu.

Zaman gazetesinde ‘’Vatan Mefhumu’’ adlı başyazısında Yahya Kemal şu sözlerle manda yanlıları ile alay ediyordu:

“Bu şehre girmek için Fatih’in her topuna doksan manda koşmuştuk. Şimdi koca saltanatı bir mandaya değişeceğiz…”

İstanbul Sultanahmet meydanında Halide Edip Adıvar mandacılığı savunuyordu… Pek bilinmez, dile getirilmez ama Halide Edip Adıvar mandacılığı savunurken, İstanbul Fatih semtinde ise, Şükûfe Nihal on binlerce vatansevere ülkemizde ilk kez, “Bizim en büyük düşmanlarımız emperyalizmdir, ABD emperyalizmidir. İngiliz emperyalizmidir. Tüm dünya emperyalistleridir.” diye haykırıyordu…

Samsun’dan sonra Mustafa Kemal’in güzergâhı bellidir: Amasya…

Amasya Genelgesi

Amasya’da 21-22 Haziran 1919 gecesi bir genelge hazırlanır. Bu genelgenin temel esasları şunlardı:

1. Vatanın bütünlüğü milletin bağımsızlığı tehlikededir.

2. İstanbul hükûmeti aldığı sorumluluğun gereğini yerine getirememektedir. Bu durum milletimizi yok olmuş gösteriyor.

3. Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.

4. Milletin içinde bulunduğu durum ve şartların gereğini yerine getirmek ve haklarını gür sesle cihana duyurmak için, her türlü baskı ve kontrolden uzak millî bir heyetin varlığı zaruridir.

5. Anadolu’nun her bakımdan en güvenilir yeri olan Sivas’ta hemen millî bir kongre toplanması kararlaştırılmıştır.

6. Bunun için bütün illerin her sancağından milletin güvenini kazanmış üç temsilcinin mümkün olan en kısa zamanda yetişmek üzere yola çıkılması gerekmektedir.

7. Her ihtimale karşı bu mesele millî bir sır olarak tutulmalı ve temsilciler gereğinde yolculuklarını kendilerini tanıtmadan yapmalıdırlar.

8. Doğu illeri adına 23 Temmuz’da Erzurum’da bir kongre toplanacaktır. O tarihe kadar öteki illerin temsilcileri de Sivas’a gelebilirlerse Erzurum Kongresi'nin üyeleri de Sivas genel kongresine katılmak üzere hareket edecekler.

Erzurum Kongresi

23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum Kongresi toplanır. Toplanışı ve temsil niteliği bakımından bölgesel olmakla birlikte, aldığı kararların önemli bir bölümü millî nitelik taşıyor ve Sivas Kongresi'nin düşünsel ve siyasal zeminini hazırlıyor. Bu kongrede:

1. Yabancı işgal ve müdahalesine karşı çıkılıyor; millî bağımsızlık ve millî irade esas alınır.

2. İlk kez millî sınırlardan bahsedilir. Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalandığı anda Türk vatanı olan topraklarının parçalanamayacağı açıklanır.

3. İlk defa geçici bir hükûmetin kurulacağından bahsedilir.

4. Başkanlığını Mustafa Kemal Paşa'nın yaptığı Heyet-i Temsiliye oluşturuluyor. Bu Temsil Heyeti bir hükûmet gibi görev yapacaktır. (Temsil Heyeti'nin görevi TBMM'nin açılmasına kadar devam eder.)

Sivas Kongresi

Ve 4 Eylül 1919’da Sivas Kongresi toplanır… Kongre 11 Eylül 1919 tarihine kadar devam eder.

Mustafa Kemal’in Kongre açış konuşması

Gazi Mustafa Kemal, Sivas Kongresi’nin açılış konuşmasını yaparken, kongre üyelerinden ümitvâr olmalarını şu sözlerle bekliyordu:

“Saygıdeğer Efendiler!

Vatan ve milletin kurtuluşunu hedefleyen mecburiyetler, sizleri bunca sıkıntı ve engellere rağmen Sivas’ta topladı. Kahramanca kararlılığınızı tebrik eder ve sizlere hoş geldiniz demekle mutluluğumu arz ederim.

Efendiler, milletimizin sizin gibi aydınları, millî onur ve haysiyet sahipleri, manzaranın üzücü karanlığından dolayı ümitsizliğe kapılmadı. Çünkü onlar bilirler ki, tarih bir milletin varlığını, hakkını hiçbir zaman inkâr edemez. Çünkü onlar kuvvetli bir iman ile inanmışlardır ki, bir yalancı perdenin arkasından vatan ve milletimiz aleyhinde verilen hükümler, ortaya sürülen kanaatler muhakkak iflasa mahkûmdur.”

Mustafa Kemal, kongreyi oluşturan temsilcilerin bir bölümüne, temsilci olarak katıldıkları kongrenin amacını da anlatmak zorundadır… Konuşmasında, bu nedenle, şu sözlere de yer veriri:

“Efendiler, burada siyasi bir parti kurmak ya da hükümet darbesi yapmak için toplanmadık. Bu ulus yeniden doğmak olayıyla karşı karşıyadır. Bizim hedefimiz de en yeni biçimde ulusal bir devlet var etmektir. Biz ne bir partiyiz ne de bir komiteyiz! Biz, bütün ulusun temsilcileriyiz. Kutsal görevimiz, bütün ulusu acıya boğan felaketten kurtulmaktır. Biz birkaç kolordunun yardımına güveniyoruz. Yenilmez olduğuna inancımızın her gün daha da arttığı ulusumuz için ve onun adına dövüşmek yetkisi taşıyoruz. Bu inancı, her kalbe aşılayacağız. Burası yüreksiz adamların yeri değildir. Yapacağımız görevler perde arkasında başarılacak görevler değildir. Biz bu amacımızı bütün köylülere, bütün kentlilere anlatmalıyız, herkesle görüşmeliyiz, herkesi uyandırmalıyız. Beni asi ilan ettiler.  Ele geçersem beni bekleyen sonun iyi olmadığı biliniyor. Benimle birlikte açıktan açığa çalışanların da aynı sona uğrayacakları kuşku götürmez. Bana arka çıkanlar başlarına ne gelirse gelsin ulusun kutsal davasını bırakmayacaklarına kesin kararlı olmalıdırlar.”

Sivas Kongresi kararları

Sivas Kongresi’nde Erzurum Kongresi’nde alınan kararlar bazı değişikliklerle kabul edilerek bütün ülkeyi kapsayacak hâle getirilir. Anadolu ve Rumeli’de faaliyet gösteren millî cemiyetler “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında birleştirilir. Heyet-i Temsiliye artık yalnız Doğu Anadolu’yu değil, bütün vatanı temsil edecek şekilde genişletilir.

Sivas Kongresi’nin tarihsel önemi yalnızca aldığı kararlarda bulunmaz. Asıl önemi, Anadolu’nun farklı bölgelerinde birbirinden bağımsız olarak gelişen direniş hareketlerini tek bir siyasi örgüt altında birleştirmesinde, Heyet-i Temsiliye’yi bütün vatan adına hareket eden bir otorite hâline getirmesinde ve böylece egemenliğin İstanbul’daki hükümet merkezinden millet iradesine doğru yer değiştirmesinin önünü açmasında bulunur.

Amasya’da “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” sözüyle bir ilke olarak ortaya konulan millî irade, Erzurum’da bölgesel bir örgütlenmeye, Sivas’ta ise bütün ülkeyi kapsayan örgütlü bir siyasi güce dönüşmeye başlar. Bu siyasi güç daha sonra Ankara’da merkezini bulur ve 23 Nisan 1920 tarihinde TBMM’nin açılmasıyla kurumsal bir devlet yapısına kavuşur.

Bu açıdan Sivas Kongresi yalnız Millî Mücadele’nin kararlarının alındığı bir kongre değil; egemenliğin saray ve hükümet merkezinden millet iradesine doğru yer değiştirmeye başladığı önemli siyasal eşiklerden biri olur.

Sivas Kongresi’nin askerî tarih açısından önemli sonuçlarından biri de Ali Fuat Paşa’nın Batı Anadolu Kuva-yı Milliye Komutanlığına getirilmesi olur. Bu karar yalnızca bir komutan görevlendirmesi anlamına gelmez. Bu karar, henüz TBMM açılmadan önce Heyet-i Temsiliye’nin Millî Mücadele’nin askerî gücü üzerinde de yönlendirici bir otorite kurmaya başladığını gösterir.

Böylece Sivas’ta yalnız siyasi örgütlenmenin merkezileştirilmesiyle yetinilmez; siyasi otorite ile askerî direniş de aynı merkez etrafında birleşmeye başlar. Heyet-i Temsiliye’nin bu niteliği, Millî Mücadele’nin giderek bir direniş hareketinden devletleşme sürecine doğru ilerlediğinin önemli göstergelerinden biri olur.

Sivas Kongresi ile ilgili ayrıntılar

Sivas Kongresi esnasında, öncesi ve sonrası ile ilgili olarak dile getirilecek çok konu vardır. Bu konuları şu şekilde özetleyebilirim:

Sivas Kongresinde yapılan mandacılık tartışmaları

Sivas Kongresi'nde yine de en büyük tartışma mandacılık üzerine yapılır.

Ancak Sivas Kongresi’ndeki manda tartışmalarını yalnız bağımsızlık isteyenlerle bağımsızlığa karşı olanlar arasındaki bir tartışma olarak değerlendirmek doğru olmaz. Mandayı savunan delegelerin önemli bir bölümü de ülkenin parçalanmasını istemez; fakat Mondros sonrasında ortaya çıkan askerî, siyasi ve ekonomik şartlar içinde tam bağımsızlığın dış destek olmadan gerçekleştirilebileceğine inanmazlar. Bu nedenle manda meselesi aynı zamanda Millî Mücadele’nin hangi stratejiyle yürütüleceği konusunda yapılan bir tartışma olur.

Mustafa Kemal’in yaklaşımını farklılaştıran nokta da burada ortaya çıkar. O, bağımsızlığı; yalnız ulaşılması arzu edilen bir ideal olarak değil, bütün siyasi ve askerî mücadelenin temel stratejik hedefi olarak kabul eder.

Kongrede söz alanlardan Vasıf Bey, İsmail Hami, Bekir Sami Bey, İsmail Fazıl Paşa ve Refet Bele mandacılığı savunan isimlerdi. Tam bağımsızlığın mümkün olabileceğine inanmıyorlardı. Ülkenin topyekûn düşman elinde parçalanmasının yerine, bir devletin manda ve himayesinde kalmasını ehven-i şer olarak sayıyorlardı.

Mustafa Kemal’in önündeki klasörden taşan mektup telgraflar Amerikan, İngiliz, Fransız, İtalyan mandası önerileri ve istekleriyle doluydu.

Mustafa Kemal, bu öneri ve isteklerin tümüne, kongrede şu sözleriyle karşılık verir:

“İstanbul bir Amerikan mandasıdır tutturmuş gidiyor. Bu olmayacaktır. Türkiye bağımsızlık ve bütünlüğüne sahip olacaktır. Bunu istemeyi sürdüreceğiz. Benim anladığıma göre İstanbul’daki zatlar bizi manda oyununa düşürmek istiyorlar. Bu oyuna gelmeyeceğiz. Hayır paşalar, hayır, hayır beyefendiler hayır, hayır hanımefendiler hayır… Manda yok! Ya bağımsızlık ya ölüm!”

Kongre esnasında tarihler 9 Eylül’ü gösterdiğinde İstanbul’dan gelen Tıbbiyeli Hikmet Bey manda tartışmalarının arasında ayağa kalkarak, yüksek sesle ve Mustafa Kemal’e hitaben şu ifadeleri dile getirir:

“Paşam, delegesi bulunduğum Tıbbiyeliler beni buraya İstiklal davamızı başarmak yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olursa olsun şiddetle ret ve takbih ederiz. Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil, vatan batırıcısı olarak adlandırır ve tel’in ederiz.”

Tıbbiyeli Hikmet Bey, okullarını karargâh olarak kullanan İngiliz müstevli subaylarına karşı Mustafa Kemal’in önderliğini yaptığı direnişe selam göndermek için 14 Mart’ta Tıbbiye-i Şahane’nin iki kulesinin arasına dev bir Türk bayrağı asacak kadar cesur bir gençti.

Hikmet Bey'in bu çıkışı karşısında hararetli tartışmalarla ısınan kongre salonu buz keser. Sivas Sultanisinin yüksek duvarları, Mustafa Kemal’in sessizliği delen sözleriyle yankılanır:

“Arkadaşlar, gençliğe bakın! Türk Millî bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin! Evlat, müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz azınlıkta kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: ‘Ya İstiklal, ya ölüm’!”

Bu şekilde Kongredeki manda tartışmaları da son bulmuş olur…

Sivas Kongresi’ni engelleme girişimleri ve Ali Galip olayı

Sivas Kongresi’nin toplanması İstanbul Hükümeti tarafından engellenmeye çalışılır. Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin bu amaçla başvurduğu en önemli girişimlerden biri, Elazığ Valisi Ali Galip Bey’in bölgeden toplayacağı kuvvetlerle Sivas Kongresi’ni dağıtması, Mustafa Kemal ve arkadaşlarını etkisiz hâle getirmesi planı olur.

Ancak Mustafa Kemal, Damat Ferit Hükümeti ile Ali Galip Bey arasındaki haberleşmeyi öğrenir ve gerekli askerî ve idari tedbirleri alır. Ali Galip girişimi sonuçsuz kalır.

Bu olay yalnız Sivas Kongresi’ni engellemeye yönelik başarısız bir girişim olmaz. Aynı zamanda İstanbul Hükümeti ile Anadolu’da oluşmaya başlayan yeni siyasi otorite arasındaki güç mücadelesini de açık biçimde ortaya koyar. İstanbul Hükümeti’nin resmî valisi kendi bölgesinde etkisiz kalırken, henüz hiçbir resmî devlet makamına sahip olmayan Heyet-i Temsiliye’nin emir ve kararları Anadolu’da giderek daha fazla karşılık bulmaya başlar. Böylece hukuken İstanbul’da bulunan devlet otoritesi ile Anadolu’da oluşmaya başlayan fiilî siyasi güç arasındaki ayrışma daha görünür hâle gelir.

Sivas Kongresi’nin toplanmasını engellemeye yönelik tehditler yalnız İstanbul Hükümeti’nden gelmez. Mustafa Kemal henüz Erzurum’dayken Sivas Valisi Reşid Paşa, Fransız Binbaşı Brunot’nun, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Sivas’a gelerek kongre toplamaları hâlinde şehrin işgal edilebileceği yönündeki tehdidini kendisine iletir.

Mustafa Kemal, Reşid Bey'i aralarındaki telgraflaşmaların ardından ikna eder…

Konunun ayrıntıları şu şekildedir:

Mustafa Kemal Erzurum’da iken acil olarak telgraf makinesine çağrılır. Telgraf makinesinin öteki ucunda Sivas Valisi Reşid Paşa vardır. Vali, Fransız Binbaşı Brunot’nun şu tehdidini Mustafa Kemal’e iletir: 

“Mustafa Kemal ve arkadaşları Sivas’a gelip kongre yapmaya kalkışırlarsa, emrindeki Fransız kuvvetleriyle kenti işgal edeceğiz.”

Mustafa Kemal, kendisine bu haberi ileten Sivas valisine şu karşılığı verir:

“Samsun’a çıkarken de İngilizler benzeri tehditte bulundu. Beş on günde Sivas’ı işgal etmeleri kolay bir iş değildir. Ben ne Fransızların ne de herhangi bir yabancı devletin sahip çıkmasına tenezzül eden kişilerden değilim. Benim için en büyük koruyucu ve şefkat kaynağı, ulusun bağrıdır…”

Mustafa Kemal’in yanında bulunan Dr. Refik Saydam, onun bu yanıtı verdiğini görünce şöyle der:

“Paşam, bir savaşın içindeyiz; belki başarılı olacağız, belki olmayacağız. Fakat sonuç ne olursa olsun Reşid Paşa’ya verdiğiniz yanıtta kullandığınız o cümle bile başlı başına Türk ulusuna yadigâr kalacak bir ders ve ulusal özdeyiş olacak değerdedir.”

Mustafa Kemal telgraf makinesi nin başından kalkıp, masaya döndüğünde, Mazhar Müfit’e şöyle seslenir:

“Olayı duydunuz, öğrendiniz'' dedi. “Attığımız her adımı not ettiğiniz hatıra defterinizi açınız ve şunu da kaydediniz: ‘Mustafa Kemal ve arkadaşları Sivas’a hareket edince, Brunot ve arkadaşları Sivas’tan kaçtılar.’ Sivas’a hareket ettiğimizde yazacağınız bu cümleyi hatıra defterinize şimdiden yazmanızla, o gün yazmanız arasında hiçbir fark yoktur.”

Mustafa Kemal’in kararlı tutumu karşısında Reşid Paşa da Kongre’nin toplanmasına engel olmaz. Ancak Reşid Paşa’nın Millî Mücadele lehindeki tutumu Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin tepkisine yol açar ve görevden alınır. Sivas Vilayeti Müftüsü Abdurrauf, Belediye Reisi Abdullah Beyler ve ulemadan, tüccardan önemli isimler, Devlet-i Osmaniye’ye telgraf çekerek Reşid Bey'in görevden alınmasına tepki gösterirler.

Mustafa Kemal, Reşid Beyi de kongreye dâhil eder.

Mustafa Kemal ve arkadaşları ertesi gün Erzurum’dan ayrılıp, Sivas’a doğru yola çıktıklarında, nerelerden ve kimlerden kaynaklandığı bilinmeyen bir haber alırlar. Bu habere ‘’göre eşkıyalar boğazı tutmuşlar, tehlike var, geçilmez…”

Mustafa Kemal o günü şöyle anlatır:

“Ben, Erzurum ile Sivas arasındaki yolu alışılmış zamanda kat edip, kararlaştırılmış günde Sivas’ta bulunamazsam, şurada ya da burada şu ya da bu nedenle çekinip durakladığım Sivas’ta ve her tarafta duyulursa, panik başlayabilir, işler alt üst olabilirdi. O halde, vermem gereken tek kararı vermeliydim. Tehlikeyi göze alıp, yolumuza devam etmek. Başka çaremiz yok idi çünkü. Bu kararı verdim. Sözün özü, yürüdük, boğazı geçtik ve 2 Eylül 1919 günü Sivas’a vardık.”

Böylece Sivas Kongresi daha toplanmadan önce yalnızca bir kongrenin yapılıp yapılmaması meselesi olmaktan çıkar; İstanbul Hükümeti’nin otoritesi, yabancı devletlerin baskısı ve Anadolu’da gelişen Millî Mücadele hareketinin iradesi arasında yaşanan bir güç ve meşruiyet mücadelesine dönüşür.

İrade-i Millîye gazetesi

Sivas Kongresi çalışmalarına başlamadan önce Mustafa Kemal’in bilgisi dâhilinde delegelerce Millî Mücadele’nin esaslarının anlatılacağı bir gazetenin neşredilmesi benimsenir. Sivas Kongresi’nin sekizinci toplantısında, 11 Eylül 1919 günü ‘’İrade-i Millîye’’ adlı bir gazetenin çıkarılmasına karar verilir.

İrade-i Millîye gazetesinin ilk sayısındaki başyazı “Harekât-ı Millîye’nin Esbabı” başlığıyla çıkar. Yazıda Sadrazam Ferit Paşa başkanlığındaki hükümetlerin millette mücadele kabiliyeti olmadığı için mi mevcudiyetin korunması için uğraşmadıkları sorulur. Verilen cevapta, “hayır çünkü ırzını, namusunu, mukaddesatını esafile çiğnetmek istemeyen bu millet bugün yok yerde bir İzmir müdafaası yaratmış olduğu halde hükümet bunu da kabul etmek istemiyor” denilerek, Damat Ferit Hükümeti’nin icraatlarının hesabı sorulur. Makalenin sonunda Millî hareketin Damat Ferit Hükümeti’nin hatalarından dolayı ortaya çıktığı belirtilerek mevcut durum halkın idrakine sunulur.

Gazetenin ikinci sayısında ilk makale “Milletin İlk Adımı: Damat Ferit Paşa Hükümeti’yle Kat-ı Münasebet” başlığıyla çıkar. “Dünyada her millet icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine iştirak etmiş demektir. Masum olan milletler seyyiatını gördükleri idareleri ıskat etmiş olanlardır” sözünden hareket edilerek, milletin başındaki en büyük derdin mukaddesatı koruyamayan, millete işgaller karşısında sessiz kalmasını telkin eden Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin olduğu, halkın milletin menfaatleri yönünde davranamayan Damat Ferit Hükümeti’ne karşı tavır alma zamanının geldiği belirtilir. Aksi halde hükümetin hatalı icraatlarına halkın da ortak olacağı ve siyasi mevcudiyetin korunmasının buna bağlı olduğu vurgulanır.

İrade-i Millîye’nin yayımlanması, Millî Mücadele’nin yalnız askerî ve siyasi değil, aynı zamanda bir kamuoyu ve siyasal iletişim mücadelesi olduğunu da gösterir. Çünkü yeni ortaya çıkan bir siyasi hareketin yalnız örgütlenmesi yeterli olmaz; hangi amaçla mücadele ettiğini, meşruiyetini nereden aldığını ve İstanbul Hükümeti’ne neden karşı çıktığını halka anlatması da gerekir.

Bu bakımdan İrade-i Millîye, Heyet-i Temsiliye’nin düşüncelerini ve Millî Mücadele’nin amaçlarını kamuoyuna ulaştıran önemli araçlardan biri olur. Sivas’ta bir yandan siyasi ve askerî örgütlenme oluşturulurken diğer yandan bu mücadelenin kamuoyundaki meşruiyeti de inşa edilmeye çalışılır.

Sivas Kongresi sonrası gelişen olaylar

Madem Sivas Kongresi öncesi Atatürk’ün Samsun’a çıkışı, Amasya Tamimi ve Erzurum Kongrelerine yer verdim, Sivas Kongresi sonrası gelişen olaylara da yer vermesem olmazdı.

Mustafa Kemal’in Sivas’ta Amerikalı General Harbord ile yaptığı görüşme (20 Eylül 1919)

Sivas Kongresi’nin ardından Mustafa Kemal’in Sivas’ta yaptığı önemli görüşmelerden biri de Amerikalı General James G. Harbord ile yaptığı görüşme olur.

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Woodrow Wilson tarafından görevlendirilen General Harbord başkanlığındaki heyet, Anadolu ve Kafkasya’da incelemelerde bulunmak üzere bölgeye gelir. Heyetin görevi; özellikle bölgede kurulması düşünülen bir Ermeni devleti ve Amerika’nın Ermenistan üzerinde bir manda yönetimi üstlenmesi hâlinde karşılaşacağı siyasi, askerî ve ekonomik şartları yerinde incelemek olur.

General Harbord bu inceleme gezisi sırasında 20 Eylül 1919 tarihinde Sivas’a gelir. Sivas Kongresi dokuz gün önce sona ermiştir. Harbord burada Mustafa Kemal ile yaklaşık iki buçuk saat süren bir görüşme yapar.

Mustafa Kemal, bu görüşmede General Harbord’a yalnız Anadolu’daki askerî durumu anlatmaz; Millî Mücadele’nin hangi şartlarda ortaya çıktığını, amacını, dayandığı millî iradeyi ve bağımsızlık hedefini de açıklar. Böylece Sivas’ta yürütülen mücadele ilk kez büyük devletlerden birinin resmî bir inceleme heyetine doğrudan anlatılmış olur.

General Harbord’un görevi ve daha sonra hazırladığı rapor yalnız bu görüşmeye dayanmaz. Harbord ve beraberindeki heyet Anadolu ve Kafkasya’da geniş çaplı incelemelerde bulunur; bölgenin siyasi, askerî, ekonomik, coğrafi ve demografik şartlarını araştırır. Harbord, incelemelerinin sonunda hazırladığı kapsamlı raporunda Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgede bir Ermenistan mandası üstlenmesi meselesini de değerlendirir.

Dolayısıyla Harbord raporunu yalnız “Anadolu’da bir Ermeni devleti kurulamayacağı” sonucuna indirmek doğru olmaz. Rapor, böyle bir manda yönetiminin Amerika açısından gerektireceği büyük askerî, ekonomik ve siyasi yükleri de ortaya koyar. Daha sonra Başkan Wilson tarafından Amerikan Kongresine sunulan Ermenistan üzerinde manda yetkisi alınması önerisi 1 Haziran 1920 tarihinde Amerikan Senatosu tarafından reddedilir.

Mustafa Kemal–Harbord görüşmesinin Millî Mücadele açısından asıl önemi de burada ortaya çıkar. Henüz uluslararası alanda tanınmayan Millî Mücadele hareketi, kendi amaçlarını ve Anadolu’daki durumu yabancı bir devletin resmî temsilcisine doğrudan anlatma imkânı bulur. Bu nedenle görüşme yalnızca iki asker arasındaki bir görüşme değil, Millî Mücadele’nin dış dünyaya kendisini anlatmaya başladığı ilk önemli temaslardan biri olur.

Bu görüşmeyi Hatay’ın Türkiye’ye ilhakında önemli bir rol üstlenen Hatay Devlet Başkanı ve eski milletvekili Tayfur Sökmen, Mustafa Kemal ile Amerikalı General Harbord’un görüşmesini hatıratında şu cümlelerle anlatır:

“1919 senesinin yazı… Mustafa Kemal, memleketin düşman tarafından işgal edilmiş kısımlarını kurtarmak için vatanın her bucağından davet ettiği delegelerin katılımıyla Erzurum ve Sivas kongrelerini yapıp, Misak-i Millî sınırlarını çizmiş, diğer işlere geçmiş.

Bu sırada Millî hareketin mahiyetini incelemek üzere Türkiye’ye gelmiş olan Amerikalı General Harbord, Sivas’a gelerek Mustafa Kemal ile bir görüşme gerçekleştiriyor. Mektepler tatil olduğundan Mustafa Kemal o sene Rauf Orbay’la birlikte İdadi Mektebinde ikamet ediyor, Mustafa Kemal de generali bu mektepte kabul ediyor.

General Atatürk’e 'Ne yapmak istiyorsunuz?' diye soruyor. Atatürk şu cevabı veriyor: 'İstediğimiz, memleketi düşman işgal ve istilasından kurtardıktan sonra müstakil, medeni bir Türk devleti kurup insanca yaşamaktır.'

Bu cevap karşısında general şöyle konuşuyor:

'Bu istek hayal, yapacağınız hareket ise yararsızdır. Çünkü müttefikiniz olan Almanya, Avusturya, Bulgaristan çökmüş, teslim olmuş, memleketinizin birçok mühim yerleri İtilaf Devletleri tarafından işgale uğramış, ordunuz dağılmış, ordunuzun silah ve mühimmatlarına işgalciler tarafından el konulmuş. Böyle bir vaziyette yapmak istediğiniz hareket ne askerlik kaidelerine ve ne de herhangi bir usule uymaz. Bu tamamen yanlıştır. İnsanların intihar ettiklerini görüyor ve okuyoruz ama milletlerin intihar ettikleri vaki değildir.'

Bu sözler, Mustafa Kemal üzerinde derin bir tesir bırakıyor ve mühim karar vereceği zaman takındığı kendisine has bir tavırla söze başlayıp şöyle cevap veriyor:

'Evet! Generalin dedikleri doğrudur, müttefiklerimiz çökmüş ve teslim olmuş. Vatanımızın birçok mühim yerleri işgal ve istila edilmiş. Silah ve mühimmatlarımız gasp olunmuş. Böyle bir vaziyette yapmak istediğimiz hareket ne askerlik kaidelerine sığar ne de herhangi bir usule uyar. Ama bütün bunlara rağmen vatanımızı kurtarıp hür ve müstakil ve medeni bir Türkiye devleti kurarak insan gibi yaşayacağız. Şayet muvaffak olamazsak, düşmanların avuçları içinde her gün birer parça can vermektense ecdadımıza yakışır şekilde dövüşerek can vermeyi tercih ederiz.' ''

Mustafa Kemal’in General Harbord ile görüşmesi Heyet-i Temsiliye’nin 22 Eylül 1919 tarihli oturumunda da konuşulur ve Karar Defterine şöyle yazılır:

“Amerikan Hükümeti tarafından Memalik-i Osmaniye ve Kafkasya’da tedkikat yapmak üzere gönderilen Ceneral Harbord heyeti Sivas’a vasıl olmakla, harekat-ı Millîyenin maksat ve meşru gayesi, teşkilat ve vahdet-i Millîyenin sebeb-i zuhuru, anasır-ı gayrı müslimeye karşı olan hissiyat, İngiliz propagandası ve icraat-ı hainanesi mufassalan ve müdellelen anlatıldı ve görüşülen şeylerin muhtıra halinde yazılarak avdetlerinde almak üzere Samsun’a gönderilmesi karargir oldu.”

Bu görüşmeye dair hazırlanan muhtıra 24 Eylül 1919 tarihinde Mustafa Kemal tarafından imzalanır ve bu muhtıra, Kafkasya dönüşü Harbord'a verilmek üzere Samsun’a gönderilir.

İstanbul’da Damat Ferit hükumetinin istifası ve Ali Rıza Paşa kabinesinin kurulması (2 Ekim 1919)

İstanbul Hükümeti’nin Sivas Kongresi’ni dağıtmak ve Mustafa Kemal Paşa ile arkadaşlarını tevkif etmek için görevlendirdiği Elazığ Valisi Ali Galip’in başarısız olması, Damat Ferit Paşa kabinesiyle, Anadolu’nun ilişkilerinin kesilmesi sonucunu doğurur, bütün telgrafhaneler İstanbul ile ilgilerini keser. Bu hareket Mustafa Kemal’i güçlendirir, Damat Ferit hükumetini zayıflatır. İngilizlerden de yüz bulamayan Damat Ferit Paşa istifa eder; 2 Ekim'de yerine Ali Rıza Paşa kabinesi kurulur. Bu hükümet değişikliği Anadolu'nun bir başarısı olarak görülür.

Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin istifası yalnız bir hükümet değişikliği anlamına gelmez. Sivas’ta ortaya çıkan yeni siyasi otoritenin İstanbul karşısında kazandığı ilk önemli siyasi başarılardan biri olur. İstanbul Hükümeti, Sivas Kongresi’ni engellemeye, Mustafa Kemal ve arkadaşlarını etkisiz hâle getirmeye çalışır; fakat bunu başaramaz. Buna karşılık Heyet-i Temsiliye’nin Anadolu üzerindeki siyasi etkisi giderek artar.

Ortaya çıkan değişim birkaç hafta içinde daha açık hâle gelir: Sivas’tan önce İstanbul Hükümeti Mustafa Kemal hareketini ortadan kaldırmaya çalışırken, Sivas’tan sonra kurulan yeni İstanbul Hükümeti bu hareketin temsilcileriyle görüşmek zorunda kalır.

20–22 Ekim 1919 tarihlerinde yapılan Amasya Görüşmesi bu bakımdan yalnız bir görüşme olmaz; Heyet-i Temsiliye’nin fiilî siyasi gücünün ve giderek artan meşruiyetinin İstanbul Hükümeti tarafından dikkate alınmak zorunda kalındığını da gösterir.

Amasya Görüşmesi (20-22 Ekim 1919)

Osmanlı Hükümeti, Mustafa Kemal Paşa ile yüz yüze görüşebilmek için Bahriye Nazırı Salih Paşa’yı Amasya’ya gönderir. 16 Ekim 1919’da Hüseyin Rauf ve Bekir Sami Beylerle Sivas’tan hareket eden Mustafa Kemal Paşa iki gün sonra Amasya’ya varır. 20 Ekim’de başlayan müzakereler 22 Ekim’de son bulur. Görüşmelerde şu hususlarda anlaşma sağlanır. İtilaf Devletleri ile yapılacak barışta sınırların tam bir anlayışla çizilmesi ve Türklerin yabancı devlet boyunduruğunda bırakılmaması. Müslüman olmayan unsurlara ayrıcalık tanınmaması. Yeni açılacak meclis için yapılacak seçimlerin serbestlik içinde yapılması. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin, Hükümetçe de kabul edilmesi. Mebusan Meclisi tarafından kabul edilmek koşuluyla Sivas Kongresi kararlarının hükümet tarafından benimsenmesi. Mebusan Meclisinin güvenlikte olmayan İstanbul’da toplanmasının uygun olmadığı.

Amasya Görüşmesi’nin siyasi önemi, yalnızca üzerinde uzlaşılan bu hususlarda bulunmaz. Görüşmenin kendisi de başlı başına önem taşır. Çünkü birkaç hafta önce İstanbul Hükümeti tarafından etkisiz hâle getirilmeye çalışılan Millî Mücadele hareketinin temsilcileri, artık İstanbul Hükümeti’nin bir nazırıyla resmî görüşme yapmaktadır. Bu durum Heyet-i Temsiliye’nin hukuken tanınması anlamına gelmese de Anadolu’da kazandığı fiilî siyasi gücün İstanbul Hükümeti tarafından dikkate alınmak zorunda kalındığını gösterir.

Sivas’ta Komutanlarla Yapılan Toplantı (16-28 Kasım 1919)

Amasya’da Salih Paşa, Mebuslar Meclisi’nin Anadolu’da toplanmasına çalışacağına söz vermişti. Ancak hükümet ve padişah buna razı olmadıklarından Meclisin nerede toplanacağı yeniden büyük bir soruna dönüşür. Temsil Heyeti, Meclisin toplanacağı yer ve seçimler hakkında beliren görüş ayrılıklarını tartışıp kesin karara varmak için Millî Mücadeleyi destekleyen kolordu ve tümen komutanları ile ortak bir toplantı düzenlemeyi zorunlu görür.  Mustafa Kemal, Sivas’ta komutanlarla bir toplantı düzenler. Bu toplantıya Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuku Millîye Cemiyeti adına Mustafa Kemal Paşa ile 3, 12, 13, 15 ve 20. Kolordu komutanları davet edilir.

Toplantı sonunda; sakınca ve tehlikelerine rağmen Meclisin İstanbul’da toplanması, İstanbul’da milletvekillerinin güven ve serbestlik içinde yasama ve görevlerini yaptıklarını bildirecekleri ana kadar Temsil Heyeti’nin görevine devam etmesi, Paris Barış Konferansı’nın Türkiye hakkında olumsuz bir karar vermesi ve bu kararın Meclis tarafından kabul edilmesi halinde milletin düşüncesinin öğrenilmesi ve ona göre hareket edilmesi kabul edilir.

Temsil Heyeti’nin Ankara’ya Gelişi (27 Aralık 1919)

Komutanlar toplantısında, Temsil Heyeti merkezinin, Eskişehir yakınındaki Seyitgazi kabul edilmiş olmasına rağmen, gerçekte saptanan yer Ankara’dır. Çünkü Ankara; 20. Kolordunun merkezi olması dışında demiryolu ile İstanbul ve Batı Anadolu’ya ulaşmaya da imkân verir. Temsil Heyeti 18 Aralık’ta Sivas’tan hareket eder. Kayseri - Mucur, Hacıbektaş, Kırşehir yoluyla 27 Aralık’ta Ankara’ya gelir ve beraberindekilerle Ziraat Mektebine yerleşen Mustafa Kemal Paşa burayı merkez edinir. Ankara artık, Millî Mücadele hareketinin kalbi ve merkezi olur.

Sonuç

Sivas Kongresi’nin Millî Mücadele tarihindeki önemini yalnızca aldığı kararlarla açıklamak yeterli olmaz. Sivas’ta Anadolu ve Rumeli’de birbirinden ayrı olarak faaliyet gösteren millî cemiyetler tek bir siyasi örgüt altında birleştirilir; Heyet-i Temsiliye bütün vatanı temsil eden bir yapıya dönüşür; siyasi otorite ile askerî direniş aynı merkez etrafında toplanmaya başlar ve İrade-i Millîye aracılığıyla Millî Mücadele’nin düşünceleri kamuoyuna anlatılır. Böylece Anadolu’daki yerel direniş hareketleri giderek millî bir siyasi harekete dönüşür.

Bu dönüşümün sonuçları kısa süre içinde görülür. Sivas Kongresi’ni engellemeye ve Mustafa Kemal ile arkadaşlarını etkisiz hâle getirmeye çalışan Damat Ferit Paşa Hükümeti istifa etmek zorunda kalır. Ardından kurulan Ali Rıza Paşa Hükümeti, Amasya’da Heyet-i Temsiliye ile görüşür. Heyet-i Temsiliye daha sonra Ankara’ya gelir ve 23 Nisan 1920 tarihinde TBMM’nin açılmasıyla Sivas’ta gelişen millî irade düşüncesi kurumsal bir devlet yapısına kavuşur.

Bu nedenle Sivas Kongresi, yalnızca 4–11 Eylül 1919 tarihleri arasında toplanan bir kongre olmaz. Yerel direnişten millî örgütlenmeye, millî örgütlenmeden alternatif bir siyasi otoriteye, oradan da millî egemenliğe uzanan sürecin en önemli eşiklerinden biri olur.

Amasya’da “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” sözüyle ifade edilen düşünce, Sivas’ta örgütlü bir siyasi güce dönüşmeye başlar; Ankara’da ise devletleşir.

Belki de Sivas Kongresi’nin siyaset tarihi açısından en önemli anlamı burada bulunur: Egemenliğin kaynağı değişmeye başlar.

Yazımı, Sivas Kongresi sırasında 14 Eylül 1919 günü Sivas’ta yayına başlayan İrade-i Millîye gazetesinin 17 Eylül 1919 tarihli ikinci sayısında yer alan şu cümleyle bitirmek istiyorum:

“Dünyada her millet icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine iştirak etmiş demektir.”

Aradan geçen bir asırdan fazla zamana rağmen bu söz, yönetim ile millet arasındaki ilişkinin yalnız bir yetki değil, aynı zamanda bir sorumluluk ilişkisi olduğunu hatırlatmaya devam eder.

Arz ederim.

Osman AYDOĞAN

15-21 Ocak 2020 tarihleri arasında Sivas’ta idim. Sivas Kongresi’nin yapıldığı ve şimdiki adı ‘’Atatürk ve Kongre Müzesi’ olan müzeyi orada görevli rehber eşliğinde gezdim. Bu yazımda buradan aldığım broşürlerden istifade ettim. Ayrıca Sivas Valiliğinin Sivas Kongresi’nin yüzüncü yılı vesilesi ile hazırladığı ve halen Sivas Valiliği İnternet sitesinde yer alan ‘’Sivas Kongresi’nin Yüzüncü Yılı’’ albümünden de faydalandım.

Sivas Valiliği İnternet sitesinde yer alan ‘’Sivas Kongresi’nin Yüzüncü Yılı’’ albümünün bağlantısını da aşağıda sunuyorum. Albüm incelenmeye değer diye düşünüyorum. Hazırlayanlara, emeği geçenlere şükranlarımı sunuyorum.

http://www.sivas.gov.tr/kurumlar/sivas.gov.tr/Sehir_Etiketleri/Sivas_Kongresi_Kitap/Almanak.pdf


Yorumlar - Yorum Yaz