• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam628
Toplam Ziyaret890317

Karya Kraliçeleri: I. ve II. Artemis

Karya Kraliçeleri: I. ve II. Artemis 

12 Temmuz 2020

Lidya, Likya ve Karya Batı Anadolu’da tarihte hüküm sürmüş üç uygarlığın adıydı... Üst üste üç yazımla Solon’u anlatırken Lidya’yı Krezüs ile anlatmıştım… Sonra Likya’yı da anlattım... Sıra geldi Karya’ya…

Ancak Karya’yı kraliçeleri Artemis I ve Artemis II ile anlatacağım…

Karya (Karia) ise Büyükmenderes nehrinin güney kısmı ile Teke yarımadasının arasındaki bölgedir. İlk başkentleri Milas (Mylasa)’tır. Daha sonra deniz kıyısında olması sebebiyle Bodrum (Halikarnassos) başkent olur… Karyalılar denizcilikte çok ileri bir toplumdular ve ana erkildiler. Kadınlar tarafından yönetilmiştir. Bir uygarlık düzeyi yaratmış olan Karyalıların Anadolu'nun bir yerli halkı olduğu konusunda tarihçiler arasında bir mutabakat vardır.

I. Artemis

‘’Solon’’ başlıklı yazılarımda anlattığım gibi Lidya krallığına son veren Persler MÖ 546 yılından itibaren kıyıdaki kentleri de ele geçirirler. Ege’de kentler Pers yanlıları ve Helen yanlıları olmak üzere ikiye ayrılırlar. Karya da başkenti Bodrum ile birlikte Perslerin tarafına geçerler. O sıralar Karya’nın başında I. Artemis (Artemisia) vardır. Herodot, burada diğer müttefiklerinin tersine I. Artemis’in herhangi bir zorlama olmadan Perslerin safına katıldığını söyler.

I. Artemis, güzelliği yanında cesareti ve yiğitliğiyle tanınır. Heredot, ‘’Tarih’’ kitabında onu girişken ruhlu ve korkusuz biri olarak tanımlar. Artemis’in kocası öldüğü ve oğlu da çok küçük olduğu için krallığı yönetmeye başlar.

MÖ 480 yılında Persler ve Helenler arasındaki gerilim savaşa dönüşmek üzeredir. I. Artemis Helenlerle yapılacak deniz savaşı ile ilgili bir toplantıda Helenlerle deniz savaşına girmenin tehlikeli olacağını ve bu savaşa karşı olduğunu söyler. I. Artemis, ağır Pers gemilerinin çevik Yunan triremelerine (*) karşı savaşmasının uygun olmadığını söyler. Pers kralı Kserkses (I. Serhas) I. Artemis’e hak verir ancak çoğunluk savaştan yanıdır. Sonunda savaş kararı alınır ve hazırlıklara başlanır.

Salamis Deniz Savaşı

Pers donanması MÖ 27 Eylül 480 gecesi Salamis koyuna (**) girer… Ertesi gün olan 28 Eylül’de Persler ve Helenler arasında tarihin bilinen ilk deniz savaşı olan Salamis Deniz Savaşı başlar. Başta Perslere karşı gerileyen Helenler Salamis adası yakınlarına çekildikten sonra Pers donanmasına karşı üstünlük kurarlar. Ardından tüm Pers gemileri batırılır. Sonuçta Persler Helenistandan çekilmek zorunda kalırlar.  Ancak beş gemisiyle Pers donanması safında savaşan I. Artemis bu savaşta hiçbir kayıp vermeden Helen donanmasını yarıp geçmeyi başarır. Bu sebepten Pers kralı Kserkses I. Artemis için şu sözleri söyler:

“Benim erkeklerim kadın gibi, kadınlarım da erkekler gibi savaştı.”

Böylece yaklaşık on iki saat süren tarihin ilk büyük deniz savaşlarından biri olan Salamis Deniz Savaşı’nın yenileni Persler olur. Ancak savaşa beş gemisi ile katılıp, filosuna komuta edip yara almadan çıkan I. Artemis dünyanın ilk kadın amirali unvanını da alır.

I. Artemis’e dair kaynaklar

Bu savaşı Herodot, ‘’Tarih’’ (Tarih, Müntekim Ökmen, Remzi Kitabevi, 1991) kitabında detaylıca anlatır. Bütün tarihçiler de bu savaş hakkında kaynak olarak Heredot’un bu kitabını kullanır. Zaten bu savaşı Bodrumlu Herodot’tan bir başkası da yazamaz ve anlatamazdı. Bu savaş yapıldığında Herodot, Karya’nın başkenti Bodrum’da yaşayan henüz beş yaşındaki bir çocuktur. Yıllar sonra işte bu kitabında bu savaşı anlatır… 

Arkeolog Ahmet Semih Tulay da ‘’Ege’nin Antik Öyküleri’’ (İlya, 2017) kitabında bu savaşı detaylı bir şekilde anlatır…

Ancak Halikarnas Balıkçısının kitaplarında I. Artemis’in ayrı bir yeri vardır.  Halikarnas Balıkçısı, ‘’Hey Koca Yurt’’ (Bilgi Yayınevi, 2001) ve ‘’Mavi Sürgün’’ (Bilgi Yayınevi, 1981) kitaplarında hem I. Artemis’i hem de bu savaşı anlatır.

Ayrıca Halikarnas Balıkçısı, ‘’Turgut Reis’’ (Bilgi Yayınevi, 2014) romanında güzelliği Avrupa’ya ün salmış olan Kontes Ciyulca Gonzaga kendini I. Artemis’le karşılaştırır: “Bir kolunu, ok atıyormuş gibi uzatıp, bir bacağını koşuyormuş gibi arkasına kaldırıyor, ‘işte Ay Tanrıçası Artemis’ diyordu.

I. Artemis Helen olsaydı

Yine Halikarnas Balıkçısı, "Hey Koca Yurt" kitabında da I. Artemis hakkında şunu yazar: "Düşünülsün bir kez: Bu Artemisiya, Hellen olsaydı ve böyle bir deniz savaşında Hellenistan’ın yanını tutsaydı, o Artemisiya hakkında ne candan destanlar, ağıtlar ve neler de neler Batı edebiyatını doldurmazdı? Artemisiya’nın bütün kabahati, Anadolu’nun bir yavrusu olması ve Hellen olmamasıydı." (s. 133)

Öyle değil mi, bu kadar etkileyici bir kişiliği Batı dünyası görmezden gelmiştir. Artemis hakkında öyle bir dizi kitaplar, oyunlar, tiyatro eserleri yazılmamıştır. Mesela Shakespeare Artemis'i görmezden gelmiştir... 

Batı dünyasında Artemis hakkında sadece bir film yapılır... O da 2014 yılı ABD yapımı bir filmdir: ‘’300: Bir İmparatorluğun Yükselişi’’ (özgün ad: ''300: Rise of an Empire'')… Bu film 2007 yılı yapımı ‘’300 Spartalı'’ filminin devamı niteliğinde olan bir filmdir. Dikkat edilirse film sözde Artemis’i anlatır ama filmin adında Artemis yoktur. Gerçi filmin adı önce ‘’300 The Battle of Artemisia’’ olarak belirlenirse de ancak daha sonra filmin adı ‘’300 The Rise of an Empire’’ olarak değiştirilir… Artemis'e ait bir film çekilir ama Artemis'e filmin adında bile tahammül edilmez. Artemis’i gölgede bırakmak için de filmde iki başrol oyuncu belirlenir. Birisi Avustralyalı oyuncu Sullivan Stapleton’un canlandırdığı Atina Donanması’na komuta eden Atinalı General Themistokles, diğeri de Fransız oyuncu Eva Green’in canlandırdığı Artemis’tir… Filmde Artemis, sadece intikam için yaşayan acımasız ve entrikacı bir Pers kumandanı olarak tasvir edilir... Ve filmde Helenler öne çıkarılır... Tabii ki kazanan da Helenler ve Atinalı General Themistokles'dir... (***)

Bu konu batı dünyasında sadece Artemis'e özgü bir konu da değildir. O meşhur ‘’Troy’’ (Truva) filminde bile konu, hikâyenin baş aktörleri Truvalı olmasına rağmen filmde hep Helenler öne çıkarılır. Filmde ne Truva kralı Priam ne de Truva Prensi Hector ve Truva Prensi Paris öne çıkarılır. Filmde öne çıkarılan Helenli Aşil’dir. Onu da dünyaca ünlü oyuncu Brad Pitt canlandırır… Anlıyorsunuz değil mi?

Gelelim II. Artemis’e 

Aradan 127 -130 yıl geçer. Geliriz MÖ 353 yılına... II. Artemis, kocası Mozolos (Mausolos) öldükten sonra Karya kraliçesi olur.

II. Artemis iki özelliği ile anılır. Bunlardan birincisi yaptırdığı anıt mezar diğeri ise I. Artemis gibi kadın bir amiral olmasıdır.

II. Artemis’in yaptırdığı anıt mezar: Mozolos

II, Artemis, henüz kocası hayattayken onun anısını yaşatmak için dünyanın hayran kalacağı bir anıt yaratmak ister. Mimarlarına projeler çizdirir. Bunlardan birisini seçerek inşaata başlatır. Bu anıt mezarın yapımı hem kocası hem de kendisi yaşama veda ettikten sonra bile yıllarca sürer…  

Kral Mozolos’un mezarı antik dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilir. Mezar, üç medeniyetin mimari bir ürünü olarak tasarlanır; tabanında Pers, ortasında Helen, üstünde de Mısır mimarisini (Pramit şeklinde) tek bir eserde birleştirir. Anıt mezar üzerinde üç yüzden fazla insan figürü temsil edilir. Bunlar hanedanlığın kadın ve erkek mensuplarına aittir. Yani II. Artemis bu anıtı sadece kocası ve kendisine değil bütün bir hanedanlığa adamıştır. En üstte dört at bir savaş arabasını çeker, karı-koca II. Artemis ve Mozolos ayakta dikilirler… (****)

Günümüzde kullandığımız ‘’Mozele’’ sözcüğü de buradan gelir.

Amiral II. Artemis

Mozolos MÖ 353 yılında ölür. II. Artemis MÖ 353 ve 351 yılları arasında Karya kraliçesi olarak Karya’yı yönetir. Ancak Karya’ya bağlı Rodoslular bir kadının yönetimine girmek istemezler. İsyan ederler. Rodoslularla beraber aynı zamanda kuzeydeki Latmoslular da ayaklanırlar.

Helenlerin de kışkırtması ve yardımıyla Rodoslular Karya’nın başkenti Bodruma denizden saldırıya geçerler. II. Artemis, Bodrum'a denizden saldırıya geçen Rodos donanmasına karşı çok akıllıca bir savunma planı hazırlar. Bu plana göre Rodos donanmasının Bodrum’a kadar gelmelerine izin verir. Kendi donanmasını Rodos Limanı dışına çıkartarak yakındaki bir koya gizleyerek Rodosluları Bodrum’da donanma olmadığına inandırır.

Buna aldanan Rodos donanması Bodrum limanına girerek burada demirler. Rodoslular büyük limana demirledikleri vakit Artemis’in emriyle halk donanmayı alkışlayarak kenti teslim edeceklerini söyler. Bunun üzerine Rodoslular gemilerini limanda öylece bırakıp şehri ele geçirmek için karaya çıkarlar. Bundan sonra II. Artemis filosunu gizli limandan sessizce çıkarır. Küçük adanın arkasından dolaşarak, Rodos gemilerinin demirli bulunduğu limana girer... II. Artemis, Rodosluların boş bıraktıkları donanmalarını limandan açığa çektirir. Sonra da askerlerini gemilerden karaya çıkartarak Rodosluları kentte etraflarını kuşatarak bozguna uğratır.

II. Artemis sonra da boş kalan Rodos gemilerine kendi askerlerini bindirerek Rodos’a doğru yola çıkar. Kendi askerlerinin başlarını zafer çelenkleriyle donatır. Kendi ordularının zaferle döndüğünü zanneden ve hiçbir önlem almayı düşünmeyen Rodoslular limanı II. Artemis’in donanmasına açarlar. Kolayca limana girmeyi başaran II. Artemis şehri ele geçirir ve isyancıların ileri gelenlerini idam ettirir.

II. Artemis, başarısının anısına düşman ganimetlerinden ve silahlarından bir zafer anıtı yaptırır. Üzerine de Rodos kenti diye yazdırır. Anıt, biri kendi diğeri Rodosluları temsil eden iki ayrı bronz heykelden oluşur. II. Artemis, kendi heykelini Rodos kentini köle yaptığını gösterir şekilde tasvir ettirir. II. Artemis, bu zafer anıtını Rodoslular ortadan kaldırmasın diye anıtın bulunduğu araziyi yasak bölge ilan ettirir. Bir rivayete göre bir kadına yenilmekten utanç duyan Rodoslular tarafından anıtın etrafı duvarlarla çevrilmiştir.

Böylece Kraliçe II. Artemis, zekâsı, cesareti ve savaşçı ruhuyla atası I. Artemis’in izinde olduğunu kanıtlar. II. Artemis, dünyanın ikinci kadın amirali olarak ününü Karya sınırlarının ve zamanın ötesine taşır… (*****)

II. Artemis hakkında kaynaklar

II. Artemis hakkında ne yazık ki yeterli kaynak yoktur. Tarihi yazacak bu coğrafyanın çocuğu Herodot, II. Artemis doğduğunda çoktan ölmüştür. Ancak yine de Halikarnas Balıkçısı kitaplarında bahseder (Hey Koca Yurt) Bir de Arkeolog Koray Konuk, ‘’Karun'dan Karia'ya’’ (Ege Yayınları, 2003) isimli kitabında çoğu yabancı kaynaktan alıntı yaparak II. Artemis’ten ve bu savaşından bahseder.

Vefa, İstanbul’da bir semt adıdır

Hem I. Artemis hem de II. Artemis Bodrumludurlar, Anadolu kökenlidirler, bu coğrafyanın evladıdırlar. Ancak ne yazık ki hak ettikleri değer verilmez. Batılılar Helen olmadıkları, Anadolu evladı oldukları için değer vermez… Biz de Arap olmadıkları için değer vermeyiz. Bir Arap ‘’Rabia’’ kadar tanınmaz Artemisler bu coğrafyada… Bodrumda kıyıda köşede kalmış bir sokağın ve bir pansiyonun adıdır Artemis… Velhasıl biz tarih, kadir, kıymet, vefa bilmez bir toplumuz… FB’li Alex’in heykelini yapalım değil mi?

Aynı coğrafyadaki tarihi kök bilgiler, tarihi figürler ve tarihi motifler, güçlü bir ağacın kökleri gibi bir toplumu ayakta tutan ve besleyen unsurlardır der tarihçiler... Her rüzgârda savrulmamak için, fırtınalarda yıkılmamak için, kuraklık zamanlarda yaşayabilmek için ağaçlar bile köklerini derinlere salarlar...

Osman AYDOĞAN

(*) Trireme gemiler. O çağlarda teknik olarak yapımı mümkün olan en uzun gemiye bile, arka arkaya en fazla 25 kürekçi dizilebiliyordu. Geminin hızlı yol alması ve savaşta saldırılan gemiye kuvvetle mahmuz bindirebilmek için daha fazla kürekçi gerekiyordu. Gemi yapım ustaları bu sorunu üst üste üç kat kürekçi yerleştirerek çözdüler, böylece tekne boyunu uzatmadan kürekçi sayısı üç katına çıkarılabildi. Trireme adı buradan gelmektedir...

(**) Salamis Koyu, Atina'nın bulunduğu yarımadaya kuzeyden güneye paralel uzanan ve özellikle antik çağda Atina limanının güvenliği açısından stratejik öneme sahip olan ada bölgesinde bulunan koy…

(***) Artemis ile ilgili değil ama madem söz bu filmden açıldı film hakkında şu bilgiyi de aktarayım: Atinalı General Themistocles, bu savaşı kazanmak için eski rakipleriyle bir araya gelmek zorundadır. Bu rakipler de Spartalı savaşçılardan başkaları değildir. Ve film şu evrensel mesajı verir: ‘’Büyük güçlere karşı birleşerek savaşmak ve organize olmak, özgürlük için vazgeçilmezdir.’’ Mesela filmin bir sahnesinde, Themistokles, otoriter yönetime sahip Sparta'nın kraliçesine birlik olmanın önemini anlatır. Tabii bizim ''Birlik'' nedir anlamamız mümkün değildir. Bizler hep armudun sapı ile üzümün çöpü ile uğraşırız.!...

(****)  Padişahı Abdülmecit zamanında İngiltere, Halikarnas Mozole’sini araştırması için bir arkeolog ekibini Bodrum’a gönderir. Arkeloglar çok geçmeden de mozolenin kalıntılarına ulaşır. Kazı sırasında buldukları kabartmaları, Mozolos ve Artemis'in heykelleri ve dört atlı arabanın parçalarını dönemin İngiltere Büyükelçisi vasıtasıyla İngiltere’ye götürmek için Osmanlı Padişahı Abdülmecit’ten izin isterler. Abdülmecit ise hiç düşünmez, sanki evdeki fazla kap kacağı verir gibi paha biçilmez tarihi eserleri İngilizlere verir. İngilizler, Osmanlı’nın da yardımıyla bu tarihi eserleri Londra’ya British Museum’da sergilenmek üzere götürürler...

Halikarnas Mozolesi kazılarında çıkan 13 kabartma, Kral Mausolos, Artemisia ve mozolenin tepesinde bulunan atlı araba parçaları halen Londra’da British Museum’de sergilenmektedir. 

Mozolenin en önemli parçalarının İngiltere’ye götürülmesine Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı üzülür. İngiltere’ye, Kraliçe’ye bir mektup gönderir…

“Londra’daki parçalar Bodrum’un mavisiyle bütünleşmektedir. Londra’da kalmamaları gerekmektedir. Onları bütünleştikleri maviyle buluşturmak gerekir.”

Mektubu okuyan Kraliçe, mektubu müze müdürüne iletir. Bir süre sonra da müze müdüründen Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı’ya alay edercesine bir cevap gelir…

“Önerinizi çok ciddiye aldık. Bilim insanlarına taşların yapısını incelettik ve gerçekten de maviyle bütünleştiği doğrudur. Bu yüzden eserlerin müzede sergilendiği salonu Bodrum mavisine boyattık. Yakın ilginize teşekkür ederiz.”

(*****) II. Artemis’in bu müthiş stratejisinin yıllar sonra (yaklaşık 1900 yıl sonra) bir benzerini yine II. Artemis’in hemşerisi olan Bodrumlu Turgut Reis Akdeniz’de Andrea Doria’ya karşı uygular.

Turgut Reis bütün Tunus'u ele geçirir. Turgut Reis Tunus civarındaki Cerbe adasını da üs olarak kullanır. Turgut reis bu üsten İspanya ve İtalya kıyılarındaki yerleşim bölgelerine saldırılar düzenler... İspanyol ve İtalyanlar Avrupa’nın tüm imkânlarını kullanarak Turgut Reis'i ele geçirmeye çalışırlar.

Turgut Reis, 1553 yılında 12 parçalık gemisiyle Cerbe adasında bir koydadır. Diğer gemileri seferdedir. Turgut Reis'i ele geçirmek isteyen Andrea Doria 150 Parçalık gemi Cerbe adasını kuşatır. Andrea Doria’ya göre Tugut Reis'in bu koydan kaçması imkânsızdır. Andrea Doria İtalya’ya haber göndererek yardım ister. Andrea Doria’nın 150 gemisi de olsa karşısındaki Turgut Reis'tir çünkü.

Turgut Reis gemilerinin bulunduğu koyun girişine bir tabya yaptırarak oraya top ve tüfekli adamlar yerleştirir. Bu şekilde Andrea Doria’nın gemilerinin koya girişini önler.

Koyda çepeçevre kuşatılan Turgut Reis, Fatih'in İstanbul kuşatmasında yaptığını yapar. Cerbe adasının arka kıyısı kumluktur. El-Kantara (Alcantara) deresinin sonu ile Cerbe adasının kumluk olan arka kıyısı arasını önce kazma ve küreklerle derinleştirir. Sonra derinleştirdiği bu yatağa ormandan kestirttiği kerestelerle kızak döşetir. Kızaklar üzerine yağ döktürdükten sonra yerli halkın da yardımıyla gemileri kızaklar üzerinden çektirerek Ada’nın arka güney kıyısına indirir.

Andrae Doria, İtalya'dan gelecek yardımı bekleyedursun Turgut Reis Akdeniz'e açılır ve Andrea Doria’ya yardıma gelen İtalyan ve İspanyol gemilere saldırır. Bu gemilerin bir kısmın esir alır, bir kısmını batırır. Turgut Reis'ten kurtulan gemilerden bir tanesi Cerbe’de hala Turgut Reis'i kuşattığını zanneden Andrea Doria’ya Turgut Reis’den uğradıkları baskını anlatır.

Bu olayı Halikarnas Balıkçısı, bahsettiğim ‘’Turgut Reis’’ kitabında anlatır.

Bir not:

''Karya'' yazımında değişik kaynaklarda yanlışlık yapılmaktadır. Eğer ''C'' ile başlayacaksa: ''Caria'', yok ''K'' ile başlayacaksa: ''Karya'' diye yazılmalıdır. 

Ve bir anı:

1995 -1997 yılları arasında Hamburg’da iki yıl boyunca ‘’Bot ve Yelken Kursu’’na katılmıştım. İlk sene dershanede navigasyon ve denizcilik temel ilke ve terimleri derslerini görmüş, ikinci yıl ilk altı ay Elbe Nehri'nde, ikinci altı ay da Kuzey Denizi'nde bir yelkenli ile pratik yapmıştık.

1997 yılında, Kuzey Denizi'nde, Alman Deniz Kuvvetlerinin bir tatbikatına katıldım. Tatbikatta bir muharip gemide yanımda bir Alman amirali vardı. Bol zaman da vardı. Sohbete başladık. Ben ‘’Bot ve Yelken Kursu’’unda öğrendiğim konuları bilmiyormuş gibi amirale sormaya başladım… O cevap verirken de ben tamamladım. Bir süre sonra ‘’sen bunları nereden biliyorsun? Sen denizci misin?’’ dedi. Ben de ‘’Hayır, denizci değilim ancak ülkemizin üç tarafı derya deniz. Bize bunları lisedeki ‘Denizcilik’ (!) dersinde öğrettiler’’ dedim. Sonra ekledim; ‘’üniversitede iken de her öğrenci mutlaka bir bot yelken kursuna katılır. (!) Ben de bu kursa katılmıştım’’ dedim… Sonra şu soruyu sordum amirale: ‘’Siz amiralsiniz. Dünyanın ilk ve ikinci kadın amirali kimdir, biliyor musunuz?’’ Amiral bir an düşündü, sonra da ‘’Hayır, bilmiyorum’’ dedi… Ben de özet olarak yukarıda anlattığım I. ve II. Artemis’i ve Artemis'lerin savaşlarını anlattım. Yine hayretle sordu amiral ''sen nereden biliyorsun?'' diye... Ben de ''Denizcilik derslerimizin bir kısmı 'Denizcilik Tarihi' (!) idi. Oradan biliyorum'' dedim... Ve kendisine Halikarnas Balıkçısı’nın I. Artemis’i anlatırken bahsettiğim tespitini aktardım: ‘’Artemis, Hellen olsaydı siz de bilirdiniz’’ dedim…

 


Yorumlar - Yorum Yaz