• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi11
Bugün Toplam601
Toplam Ziyaret890290

Batı müziğinde Türk etkisi

Batı müziğinde Türk etkisi

03 Temmuz 2020

Daha önceleri bu sayfalarda 04 Mart 2020 tarihinde yazdığım ''Alman Edebiyatında Doğu Etkisi'' başlıklı yazımda Alman edebiyatındaki Doğu etkisinden çok özet olarak bahsetmiş, örnekler vermiş ve '' ‘Batı müziğine Türk etkisi’ni de bir başka yazımda kaleme alacağım'' diye de not düşmüştüm. İşte bu yazımda Batı müziğine olan Türk etkisini anlatmak istiyorum.

Ancak açıklamayı yapmadan önce de kendisine vefa borcum olan bir Avusturyalı akademisyenden, Viyana Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Kerstin Tomenandal’dan bahsetmek istiyorum… Kerstin Tomenandal’a çok şey borçluyum... Viyana’yı, Viyana tarihini, Viyana’daki Türk izlerini ve Viyana Üniversite’sindeki Türk tarihi ile ilgili Avusturyalı tarihçileri bana tanıtan, tanıştıran kendisi oldu.

Kerstin Tomenendal sadece Viyana’yı tanıtmadı bana. Eşlerimizle beraber, kendi Türk asıllı eşi İnanç Feigl (Tarihçi Prof. Erich Feigl’in manevi oğlu), Avusturya Ordusundan Tümg. Heinrich Schmidinger ve Macar asıllı zarif eşi Eva Schmidinger ile beraber Macaristan’da Budapeşte’den Mohaç’a, Zigetvar’dan Mogersdorf’a (1664 St. Gotthard/ Mogersdorf Muharebesi için) günlerce Türk izlerini yerinde tartışarak araştırmıştık. Bu gezi sayesinde de ben, Osmanlı tarihindeki bu muharebeyi ‘’1664 St. Gotthard / Mogersdorf Muharebesi’’ başlığı altında Türk tarih yazımında hiç olmadığı kadar ayrıntılı, detaylı bir şekilde incelemiş, yazmış ve iki ulusal dergide de yayınlamıştım.

Viyana'da Türk kültürüne karşı öykünme

Kerstin Tomenendal’ın güzel bir kitabı var: ‘’Das türkische Gesicht Wiens’’ (Böhlau Verlag, 2000). (Viyana’nın Türk yüzü) Kerstin kitabında yazdığı her konuyu bana Viyana'da kaldığım iki yıl boyunca yerinde göstererek anlatmıştı. Bu kitapta da Viyana’daki Türk tarihi ile ilgili çok güzel bilgiler var. Viyana’ya gidecekseniz eğer, bu kitabı okumadan gitmeyin diyeceğim ama ne yazık ki bu kitap henüz Türkçe’ye çevrilmedi…

Bu kitaptan bazı bilgileri aktarmak istiyorum.

Viyana’nın, dolayısıyla Avusturya’nın en önemli yapısı Stefan Katedrali’dir.(Stefan Dom) Stefan Katedrali dini ve tarihi özellikleriyle Avrupa’nın simge yapılarından biridir ve Viyana’nın kalbinde yer alır. İşte bu katedralinin çan kulesinde 1534'de ihdas edilen; Osmanlı akıncılarının yaklaştığını görüp çan çalarak Viyanalılara haber vermekle görevli bir memuriyet artık Türk tehlikesi kalmayınca fiilen 1800’lü yıllarda kaldırılır. Ancak hukuken Viyana Belediye Meclisince 1956'da kaldırılır, ‘’artık bir Osmanlı tehlikesi kalmadığından ve bu görevin lüzumu olmadığı için.. ‘’ diyerek…

Viyana’ya yönelik Türk tehlikesi kalmayınca kaldırılan sadece Stefan Katedralindeki gözcü değildir. Türk tehlikesi kalmayınca İmparator Franz Joseph tarafından yine Türklerin iki defa kuşattıkları Viyana surları da 1800’lü yılların ortalarında yıkılarak kaldırılır. Nasıl olsa artık Türkler gelmeyecektir!

Bu yapılanlar Türk tehlikesinin kalmadığı dönemde yapılmıştır. Ancak Avusturya'da Osmanlı kültürüne, mimarisine ve sanatına öykünme dönemi Osmanlının en güçlü olduğu döneme denk gelir. İki örnek verecek olursak; Viyana merkezindeki Karl Kilisesi camii minarelerinden esinlenmiştir. Belvedere Sarayı'nın çatıları, Türklerin Viyana'yı kuşatma esnasında kullandıkları Türk çadırlarından, kubbeleri ise Türk askerlerinin miğferlerinden esinlenerek yapılmıştır. Bu liste çok uzayabilir... 

Avrupa müziğine ve sanatına mehter müziğinin etkisi

Özellikle 16.yy'da Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’daki askerî, siyasi ve diplomatik ilişkilerinin artmasıyla Batı Dünyasında da Türk ve Türk müziğine olan ilgi de artar. Bu alanda da öncülüğü mehter müziği ve mehter takımı yapar. Mehter müziğini Avrupa iki alanda tanır: Birincisi savaş alanlarında ikincisi de hem İstanbul’da hem de Batı başkentlerinde yapılan elçi devir teslim törenlerinde ve hem de önemli anlaşmaların imzalanması sırasında kullanılmasıyla…

Mehter müziği Avrupa’da özellikle Avusturya üzerinden yayılır. Bunun da iki nedeni vardır: Birincisi Osmanlı-Avusturya savaşları, ikincisi de Osmanlıların Avusturya ile oldukça sık kurdukları diplomatik ilişkileridir…

Araştırmacı, yazar ve öğretim görevlisi  Önder Kaya, Mostar Dergisi’nin 73. sayısında (2011) yayınlanan “Mehter Müziği ve Avrupa’daki tesirleri’’ isimli makalesinde mehter müziğinin Avrupa’da yayılması ve etkisini şöyle anlatır:

‘’1665’te elçilik görevi ile bu ülkeye gönderilen Kara Mehmet Paşa, beraberinde getirdiği mehter takımına şehir içinde gösteriler düzenletmişti. Avusturya’daki mehter dinletileri bununla da sınırlı kalmamıştı. Karlofça Anlaşması’ndan hemen sonra diplomatik ilişkileri başlatmak amacıyla Viyana’ya gönderilen İbrahim Paşa da benzer bir gösteri düzenletmişti. 1718’deki Pasarofça Anlaşması’nın hemen ardından giden elçimiz Silahdar İbrahim Paşa tarafından da benzer dinletiler devam ettirildi. 18. yüzyıl başlarında Lehistan kralı 2. Augustus, mehter müziğinden çok etkilendi ve dönemin padişahından kendisi için bir mehter takımını Polonya’ya göndermesini rica etti. Leh kralının bu ricası kırılmayarak 12-15 müzisyenli bir ekip Polonya’ya gönderildi. Ancak istek bununla da sınırlı kalmadı. Benzer bir talep Rus çariçesi Anna’dan geldi. Çariçe Anna, İstanbul’da Lale devrinin yaşandığı bir sırada, 1725 yılında İstanbul’a bir adamını göndererek mehter takımı edindi. 1741’de Avusturya Habsburgları’nın başkenti Viyana’da da daimi bir mehter takımı bulunuyordu. Bu devleti, hemen kuzeyde bulunan Prusya takip etti. Artık Avrupa’da mehter takımının bulunmadığı bir saray neredeyse yok gibiydi."

1916 yılında Sultan 5. Mehmet Reşad döneminde satın alınmış olan şimdiki TC Viyana Büyükelçiliği’nin eski bir saraydan dönüştürme binasının duvarlarında yazar Önder Kaya’nın bahsettiği bu kadrolu mehter takımının Viyana halkına verdiği konserleri gösteren değişik gravür resimleri asılıdır.

Batı’nın pek çok bestecisi ve sanatçısı;  mehter takımının yaptığı bu gösteri ve konserlerindeki gösterişli giysilerinden, yürüyüşlerinden, vurma çalgılarından, ritmik ezgilerinden ve gizemli tınılarından etkilenerek konusunu Türklerden alan senfoni, opera ve bale eserlerini bestelemişlerdir…

Mehter müziğinden etkilenen Avrupalı besteciler ve eserleri

Mehter müziğinden etkilenen çok miktarda Avrupalı sanatçı ve müzisyen vardır. Ancak ben burada tanınmış olanlara yer vereceğim..

Fransız besteci Jean-Babtiste Lully, 1670 yılında Moliére ile ortak yazdığı ‘’Kibarlık Budalası’’ (Le Bourgeois Gentilhomme) isimli komedi balesinde mehter adımlarını, vurma çalgıları ve Türkçeye benzer sözcükleri kullanır…

Ludwig van Beethoven, 1811 yılında yazdığı "Atina Harabeleri" adlı eseri içerisinde bir "Türk Marşı"na yer veriri… Yine Beethoven′ın 1822 yılında yayımladığı "Marcia Alla Turca" isimli bir başka eseri daha vardır.

1839-1881 yılları arasında yaşamış olan Rus müzisyen ve besteci Modest Mussorgsky, "Kars′ın İşgali" adlı marş türündeki eserinde Türk müziğini andıran motifler kullanır…

Bunların dışında Beethoven’in ‘’Dokuzuncu Senfoni’’sinin son bölümünde yeniçerilerin yürüyüşünden ilhamını alan bir pasaj vardır. Brahms’ın ‘’Dördüncü Senfoni’’si, Haydn’ın ‘’Askerî Senfoni’’si ve Wagner’in ‘’Tannhauser Operası’’nın marş bölümünde de mehter müziği izleri görülür.

Batı müziğini etkileyen sadece mehter müziği değildir. Türklerin 1683 Viyana Kuşatması’ndan sonra geride bıraktıkları kahve çuvalları da Batı müziğini etkiler! O çağın en büyük bestecisi Johann Sebastian Bach’ın 1735’te bestelediği klise müziğine “Kahve Kantatı” adını verir…

Bugün Batı orkestralarında kullanılan davul, nakkare, kös, çelik üçgen, zil ve çevgan gibi vurma çalgılar, Türk mehter müziği kaynaklıdır. Ayrıca mehter müziğinin ritimleri ve tınısı da Avrupa müziğindeki “alla turca” akımını etkiler…

‘’Alla Turca’’ terimi İtalyanca olup "Türk üslubuna göre’’ veya ‘’Türk üslubunda" anlamını taşır. Bu terim Batı Müzik kültüründe; mehter müziğinden alınan bazı unsurların işlenmesi ile ortaya çıkan bir üslubu veya akımı ifade eder. 

Wolfgang Amadeus Mozart

Bahsettiğim bu mehter konserlerden en çok etkilenenlerden birisi de Avusturyalı Mozart’tır. Bu nedenle Mozart’a ayrı bir yer verdim. Mozart’ın ‘’Türk Marşı’’ da mehter müziğinden esinlenir. Belli tekniklerle Mozart'ın ''Türk Marşı''nın ritmini yavaşlatırsanız eğer, karşınıza mehter müziği çıkar. 

Mozart’ın bahsettiğim eserini biz ‘’Türk Marşı’’ diye biliyoruz ancak Mozart bu eseri için hiçbir zaman “Türk Marşı” adını kullanmaz. Mozart 1778 yılında yazdığı La Majör piyano sonatının son bölümüne “alla turca” adını verir.

Mozart, mehter müziğinden esinlenerek sadece Türk Marşı’nı bestelemez. ‘’Duygularımı şiirle aktaramam, şair değilim. Kendimi gölgeler ve ışıkla ifade edemem, ressam değilim. Düşüncelerimi hareketlerle de açıklayamam, dansçı değilim. Ama bunların hepsini müzikle yapabilirim, ben bir müzisyenim” diyen Mozart, 1772’de bestelediği 22 No’lu senfonisinin finalinde “Türk trilleri” (süslemeler) kullanır, 1775’te yazdığı beşinci keman konçertosunu da “Türk konçertosu” olarak adlandırır.

Bu eserlerin de dışında Mozart; sonat, konçerto, opera ve bale gibi yapıtlarında bol miktarda Türk vurma çalgılarını ve motiflerini kullanır. Mozart’ın bu opera eserlerinden birisi de Avusturya İmparatoru II. Joseph’in ısmarlamasıyla bestelediği orijinal adı “Die Entführung aus dem Serail” olan, konusu Osmanlıda geçen ve Türk karakterlerini içeren ‘’Saraydan Kız Kaçırma’’ operasıdır…

Mozart’ın orijinal isim: ‘’Das Serail’’ olan, 1780'de bestelenen ama Mozart öldüğü zaman daha bitiremediği iki perdelik bir ‘’Singspiel’’ (‘’Şarkı oyunu’’: Konuşmalı diyaloglara bağlanan, bağımsız şarkı bölümlerinden oluşan komik opera formu) olan ‘’Zaide Operası’’ adında bir operası daha vardır. Bu eseri için Mozart'ın âşık olduğu Zaide isimli Türk kızından ilham aldığı rivayet edilir… Bu operanın ilk basılımı 1838'de, prömiyer sahnelenmesi de 27 Ocak 1866'da Frankfurt'ta yapılır. Aslında ‘’Zaide Operası’’ ‘’Saraydan Kız Kaçırma’’ operasının ilk şeklidir. Yazı uzamasın diye Mozart’ın “Die Entführung aus dem Serail” (Saraydan Kız Kaçırma) operasını yarınki yazımda ayrıca anlatacağım…

Avrupa’daki bu Türk kültürüne karşı öykünmenin nedeni

Yukarıda anlattığım Avrupa’daki bu Türk kültürüne karşı öykünmelerin nedenini İsmet Özel bir demecinde şöyle yorumlar:

"Batı medeniyeti çok bilinçli bir şekilde Türk olayının dondurulmasına ve sonunda bu donmuş varlığın keserle parçalanmasına karar verdi. Bakınız, ‘Saraydan Kız Kaçırma’, Mozart’a devlet tarafından ısmarlanmış. ‘Bir Türk operası yaz’ demişler, yani artık Türk tehlikesi bitti. Türkleri bir motif olarak kullanabiliriz."

Ancak ben bu görüşe katılmıyorum.

Avrupa’daki Türk kültürüne karşı öykünme sadece mehter müziği ile sınırlı değildir. 1683’teki ikinci Viyana kuşatmasından sonra, anlattıklarımın dışında başta Viyana olmak üzere tüm Avrupa’da “Türkomanya” akımı ortaya çıkar. İngiltere’ye dek uzanan bu akım, kahveden lokuma, günlük giysilerden maskeli balolara, ip cambazlarına, karnavallara, kuklalara, binaların üstüne işlenen rölyeflere ve kruvasan çöreğinin ay şeklinde olmasına kadar yansır. 

Bu yansıma ise sadece Doğu kültürüne özgü diye bildiğimiz bir ''güce öykünme'' duygusudur. O dönem Osmanlı dünyanın en büyük gücüdür ve bu güçle en çok temas eden, çatışan da Avusturya idi... Bir gün bana Kerstin bir fotoğraf göstermişti: Kahvede oturan, kahve ve nargile içen bir grup fesli erkek fotoğrafı. Ve Kerstin bana sormuştu ''burası neresi?'' diye... Ben de gayet doğal olarak ''İstanbul'' diye cevap vermiştim. ''Hayır'' demişti Kesrtin, ''burası Viyana'' (!) Bugün de her taraf ABD / Avrupa kafeleriyle (!) dolu değil mi? 

Güce öykünme işte böyle bir şeydir…

Ancak ne hazin değil mi? Zamanın ünlü Batı edebiyatçıları, sanatçıları ve müzisyenleri Şark’a ve Türk’e öykünürken, erken Alman romantizminin söz ustası, filozofu Novalis (1772-1801) Şark’ı “Şiirin ve Romantizmin Ülkesi” olarak tanımlarken şimdi ne oldu da Şark; despotizmin, bağnazlığın, sefaletin ve savaşların ülkesi olarak tanımlanmaktadır… Ne olmuştu da Şark bu hallere düşmüştür?

Düşünenlerin ve siyasilerin üzerinde düşünmesi gereken bir konudur...

Wolfgang Amadeus Mozart ‘ın Türk müziğine ve Türk kültürüne öykünmesinin en güzel örneği olan “Die Entführung aus dem Serail” (Saraydan Kız Kaçırma) operasını da yarın anlatacağım…

Osman AYDOĞAN

 


Yorumlar - Yorum Yaz