• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam434
Toplam Ziyaret4040071

Batı müziğindeki Türk etkisi ve Mozart


Batı müziğindeki Türk etkisi ve Mozart

07 Ağustos 2018


Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa üzerindeki etkisi yalnızca siyasi ve askerî alanlarla sınırlı kalmaz, sanat ve müzik alanında da derin izler bırakır. Bu yazıda Batı müziğinde Türk etkisi, özellikle mehter müziği ve Mozart üzerinden ele alınacaktır.

Bu konuda çalışmalarım sırasında bana Viyana Üniversitesi’nden Kerstin Tomenandal’ın önemli katkıları oldu. (*)

Viyana'da Türk kültürüne karşı öykünme

Viyana Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Kerstin Tomenendal’ın güzel bir kitabı var: ‘’Das türkische Gesicht Wiens’’ (Böhlau Verlag, 2000). (Viyana’nın Türk yüzü) Kerstin, kitabında yazdığı her konuyu bana Viyana'da kaldığım iki yıl boyunca yerinde göstererek anlatmıştı. Kitap, Viyana’daki Türk tarihine dair önemli bilgiler sunar ve şehri ziyaret edecekler için değerli bir kaynaktır. Ancak ne yazık ki bu kitap henüz Türkçe’ye çevrilmedi.


Viyana’nın, dolayısıyla Avusturya’nın en önemli yapısı Stefan Katedrali’dir. (Stefan Dom) Stefan Katedrali, dini ve tarihi özellikleriyle Avrupa’nın simge yapılarından biridir ve Viyana’nın kalbinde yer alır. Katedralin çan kulesinde 1534 yılında bir görev ihdas edilir. Bu görev, Osmanlı akıncılarının yaklaştığını haber vermek amacıyla oluşturulur. Bu memuriyet artık Türk tehlikesi kalmayınca fiilen 1800’lü yıllarda kaldırılır. Ancak hukuken Viyana Belediye Meclisince 1956 yılında kaldırılır, ‘’artık bir Osmanlı tehlikesi kalmadığından ve bu görevin lüzumu olmadığı için.. ‘’ diyerek.

Viyana’ya yönelik Türk tehlikesi kalmayınca kaldırılan sadece Stefan Katedralindeki gözcü değildir. Türk tehlikesi kalmayınca İmparator Franz Joseph tarafından yine Türklerin iki defa kuşattıkları Viyana surları da 1800’lü yılların ortalarında yıkılarak kaldırılır. Artık Osmanlı tehdidinin ortadan kalktığı düşünülmektedir.

Bu yapılanlar Türk tehlikesinin kalmadığı dönemde yapılır. Ancak Avusturya'da Osmanlı kültürüne, mimarisine ve sanatına öykünme dönemi Osmanlının en güçlü olduğu döneme denk gelmektedir. İki örnek verecek olursak; Viyana merkezindeki Karl Kilisesi, cami minarelerinden esinlenerek yapılır. Belvedere Sarayı'nın çatıları, Türklerin Viyana'yı kuşatma esnasında kullandıkları Türk çadırlarından, kubbeleri ise Türk askerlerinin miğferlerinden esinlenerek yapılır. Bu liste çok uzatılabilir. Ancak bu öykünme sadece Viyana ve Avusturya ile sınırlı değildir. Tüm Avrupa'da krallar, kraliçeler, soylular ve asilzâdeler, Osmanlı’ya o kadar öykünürler ki bunlar Osmanlı kıyafetleri giyinerek Türk usulü dekore ettirdikleri özel odalarda portrelerini çiz­dirirler. 

Avrupa müziğine ve sanatına mehter müziğinin etkisi

Özellikle 16. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’daki askerî, siyasi ve diplomatik ilişkilerinin artmasıyla Batı dünyasında da Türk kültürüne ve Türk müziğine olan ilgi de artar. Bu ilgi sonucu Avrupalılar Türk kültürünü incelemeye başlar. Bu ilgi, Avrupalıların Türk kültürünü incelemesine ve ‘’Turquerie’’ akımının doğmasına yol açar. Batı dünyasında da Türk kültürüne olan eğilimi ayrıca ''oryantalizm'' (Şarkiyat) akımını da doğurur. 


Gerek “Turquerie” ve gerekse de ''oryantalizm'' alanında öncülüğü de mehter müziği ve mehter takımı yapar. Mehter müziğini Avrupa, iki alanda tanır: Birincisi savaş alanlarında ikincisi de hem İstanbul’da hem de Batı başkentlerinde yapılan elçi devir teslim törenlerinde ve önemli anlaşmaların imzalanması sırasında kullanılmasıyla.

Mehter müziği Avrupa’da özellikle Avusturya üzerinden yayılır. Bunun da iki nedeni vardır: Birincisi Osmanlı-Avusturya savaşları, ikincisi de Osmanlıların Avusturya ile oldukça sık kurdukları diplomatik ilişkilerdir.

Araştırmacı, yazar ve öğretim görevlisi  Önder Kaya, “Mehter Müziği ve Avrupa’daki tesirleri’’ adlı makalesinde (Mostar Dergisi, sayı: 73, 2011) mehter müziğinin Avrupa’da yayılması ve etkisini şöyle anlatır:

‘’1665’te elçilik görevi ile bu ülkeye gönderilen Kara Mehmet Paşa, beraberinde getirdiği mehter takımına şehir içinde gösteriler düzenletmişti. Avusturya’daki mehter dinletileri bununla da sınırlı kalmamıştı. Karlofça Anlaşması’ndan hemen sonra diplomatik ilişkileri başlatmak amacıyla Viyana’ya gönderilen İbrahim Paşa da benzer bir gösteri düzenletmişti. 1718’deki Pasarofça Anlaşması’nın hemen ardından giden elçimiz Silahdar İbrahim Paşa tarafından da benzer dinletiler devam ettirildi. 18. yüzyıl başlarında Lehistan kralı 2. Augustus, mehter müziğinden çok etkilendi ve dönemin padişahından kendisi için bir mehter takımını Polonya’ya göndermesini rica etti. Leh kralının bu ricası kırılmayarak 12-15 müzisyenli bir ekip Polonya’ya gönderildi. Ancak istek bununla da sınırlı kalmadı. Benzer bir talep Rus çariçesi Anna’dan geldi. Çariçe Anna, İstanbul’da Lale devrinin yaşandığı bir sırada, 1725 yılında İstanbul’a bir adamını göndererek mehter takımı edindi. 1741’de Avusturya Habsburgları’nın başkenti Viyana’da da daimî bir mehter takımı bulunuyordu. Bu devleti, hemen kuzeyde bulunan Prusya takip etti. Artık Avrupa’da mehter takımının bulunmadığı bir saray neredeyse yok gibiydi."

1916 yılında Sultan 5. Mehmet Reşad döneminde satın alınmış olan şimdiki TC Viyana Büyükelçiliği’nin eski bir saraydan dönüştürme binasının duvarlarında yazar Önder Kaya’nın bahsettiği bu kadrolu mehter takımının Viyana halkına verdiği konserleri gösteren değişik gravür resimleri asılıdır.

Batı’nın pek çok bestecisi ve sanatçısı; mehter takımının yaptığı bu gösteri ve konserlerindeki gösterişli giysilerinden, yürüyüşlerinden, vurma çalgılarından, ritmik ezgilerinden ve gizemli tınılarından etkilenerek konusunu Türklerden alan senfoni, opera ve bale eserlerini besteler.

Mehter müziğinden etkilenen Avrupalı besteciler ve eserleri

Mehter müziğinden etkilenen çok miktarda Avrupalı sanatçı ve müzisyen vardır. Ancak ben burada tanınmış olanlara yer vereceğim.


Bunlardan birincisi Fransız besteci Jean-Baptiste Lully'in 1670 yılında Molière ile ortak yazdığı ‘’Kibarlık Budalası’’ (Le Bourgeois Gentilhomme) adlı eseridir. 

Fransa İmparatoru, Osmanlı İmparatorluğu ile arasında, özellikle Akdeniz'de olan sorunları çözmek için Osmanlı İmparatorundan Paris'e bir elçi atamasını ister. IV. Mehmet, Fransa’yı küçük düşürmek için elçi olarak düşük derecede bir devlet memuru olan Süleyman Ağa adındaki bir müteferrikayı (padişah, sadrazam ve vezirlerin emirlerini götüren kimse) göndermeye karar verir. 1669 yılında, gösteriş ve şatafat takıntısıyla tanınan Fransa Kralı XIV. Luis, IV. Mehmet’in elçisi olarak Süleyman Ağa’nın Paris’e geleceğini haber alır. Bunun üzerine Kral XIV. Luis, Osmanlı elçisini karşılamak üzere Versailles Sarayı’nda görkemli hazırlıklar başlatır. Kralın tahtı yenilenir, sarayın perdeleri, kristal ve altın dekorları en ince ayrıntısına kadar yeniden tasarlanır. Kral dâhil tüm saray halkı süslü Osmanlı kıyafetleri giyip Elçi Süleyman Ağa’yı ayakta karşılar. Ancak Kral XIV. Luis, aynı ilgiyi çok sade bir kaftanla karşısına çıkan Süleyman Ağa’dan göremez. Bu şatafata anlam veremeyen Elçi Süleyman Ağa, ‘’padişahın, cuma selamlığında bindiği atın eyerinin çok daha süslü olduğunu’’ söyler. Methiyeler ve iltifatlar bekleyen Kral Luis bu söze içerler. Görüşmenin ardından Kral XIV. Luis, Fransız komedi yazarı Molière’ye bir oyun kurgulaması için talimat verir. Bu talimat üzerine Molière, ‘’Kibarlık Budalası’’ adlı oyunu yazar. Ortaya gülünç bir Türk balesiyle sonlanan eğlenceli bir hiciv çıkar. Oyun, ilk kez 14 Ekim 1670’te Chambord’da, aynı yıl 28 Kasım’da ise sarayda Kral XIV. Luis'in huzurunda sahnelenir. Daha sonra İtalyan asıllı besteci Jean Baptiste Lully, ‘’Kibarlık Budalası’’ oyunu için ‘’Marche pour la cérémonie des Turcs’’ (Türk Seremoni Marşı) adlı eserini besteler. İşte Fransız besteci Jean-Babtiste Lully, yazdığı ‘’Kibarlık Budalası’’ (Le Bourgeois Gentilhomme) adlı komedi balesinde mehter adımlarını, vurma çalgıları ve Türkçeye benzer sözcükleri kullanır. (1)

Bunlardan ikincisi Ludwig van Beethoven'in, bestelediği "Atina Harabeleri" (Die Ruinen von Athen) adlı eseridir.

Beethoven, ''Atina Harabeleri’' (2) adlı eserini 1812 yılında Budapeşte’de yeni yapılan imparatorluk tiyatro binasının açılış töreni için sipariş üzerine yazar. Beethoven'in bu eserinin (Atina Harabeleri) içerisinde, üçüncü koro eseri olarak “Derviş Korosu” (Chor der Derwische / Chorus of Dervishes) adlı bir bölüm de yer alır. Bu bölümde Almanca olarak Hz. Peygamber ve Müslümanların kıblesi Kâbe yüceltilir. Beethoven’in, ''Derviş Korosu''nu bestelerken dügâh makamında bir Mevlevi Ayini'nden esinlenmiş olabileceği yönünde görüşler bulunur. Beethoven, bu eserini yazarken Fransız tüccar ve seyyah Jean Antoine du Loir’ın İstanbul’da dinleyip 1654 yılında Paris’te yayımladığı ‘’Mevlevi Ayini’’ notasından yararlanır. (‘’Prof. Dr. Feza Tansuğ ile 'Beethoven'a Esin Kaynağı Olan Mevlevî Âyîni' hakkında söyleşi’’, Musiki Dergisi, 05 Temmuz, 2010) Beethoven'in bu eseri (Atina Harabeleri), Osmanlı yönetimine karşı başlayan Yunan İsyanı’nı yüceltmesi nedeniyle içinde bir “Türk Marşı” ve Hz. Peygamber ve Kâbe'yi yücelten ''Derviş Korosu''nu barındırmasına rağmen esere Türkiye’de mesafeli yaklaşılır ve hiç sahnelenmez. Yine Beethoven′ın 1822 yılında yayımladığı "Marcia Alla Turca" (3) adlı bir başka eseri daha vardır.

Ve diğerleri

1839-1881 yılları arasında yaşamış olan Rus müzisyen ve besteci Modest Mussorgsky, "Kars′ın İşgali" (Capture of Kars) (4) adlı marş türündeki eserinde Türk müziğini andıran motifler kullanır.

Bunların dışında Beethoven’in ‘’Dokuzuncu Senfoni’’sinin (5) son bölümünde yeniçerilerin yürüyüşünden ilhamını alan bir pasaj vardır. Brahms’ın ‘’Dördüncü Senfoni’’si (6), Haydn’ın ‘’Askerî Senfoni’’si (7) ve Wagner’in ‘’Tannhäuser Operası’’nın (8) marş bölümünde de mehter müziği izleri görülür.

Batı müziğini etkileyen sadece mehter müziği değildir. Türklerin 1683 Viyana Kuşatmasından sonra geride bıraktıkları kahve çuvalları da Batı müziğini etkiler! O çağın en büyük bestecisi Johann Sebastian Bach’ın 1735’te bestelediği kilise müziğine “Kahve Kantatı” (9) adını verir.

Bugün Batı orkestralarında kullanılan davul, nakkare, kös, çelik üçgen, zil ve çevgan gibi vurma çalgılar, Türk mehter müziği kaynaklıdır. Ayrıca mehter müziğinin ritimleri ve tınısı da Avrupa müziğindeki “alla turca” akımını etkiler.

‘’Alla Turca’’ terimi İtalyanca olup "Türk üslubuna göre’’ veya ‘’Türk üslubunda" anlamını taşır. Bu terim Batı Müzik kültüründe; mehter müziğinden alınan bazı unsurların işlenmesi ile ortaya çıkan bir üslubu veya akımı ifade eder. 

Wolfgang Amadeus Mozart

Bahsettiğim Viyana’da icra edilen bu mehter konserlerden en çok etkilenenlerden birisi de Avusturyalı Mozart’tır. Bu nedenle Mozart’a ayrı bir yer verdim. Mozart, eseri ‘’Türk Marşı’’nda (10) mehter müziğinden esinlenir. Mozart’ın ‘Türk Marşı’ndaki ritmik yapı, analiz edildiğinde mehter müziğiyle benzerlikler gösterir.


Mozart’ın bahsettiğim eserini biz ‘’Türk Marşı’’ diye biliyoruz ancak Mozart bu eseri için hiçbir zaman “Türk Marşı” adını kullanmaz. Mozart 1778 yılında yazdığı La Majör piyano sonatının son bölümüne “alla turca” adını verir.

Mozart'ın ‘’Türk Marşı’’ müziği günümüzde de hâlâ o kadar popüler ki birçok filmin müziklerinde yaygın olarak kullanılır. Örneğin, popüler çizgi filmleri olan "Rio 2" ve "Family Guy"da ve Alman medeniyetinin anlatıldığı 1991 yılı yapımı popüler bilgisayar oyunu olan ‘’Civilization'’ adlı oyunda ‘’Türk Marşı’’ müziği kullanılır.

Mozart, mehter müziğinden esinlenerek sadece Türk Marşı’nı bestelemez. ‘’Duygularımı şiirle aktaramam, şair değilim. Kendimi gölgeler ve ışıkla ifade edemem, ressam değilim. Düşüncelerimi hareketlerle de açıklayamam, dansçı değilim. Ama bunların hepsini müzikle yapabilirim, ben bir müzisyenim” diyen Mozart, 1772’de bestelediği 22 No’lu senfonisinin (11) finalinde “Türk trilleri” (süslemeler) kullanır, 1775’te yazdığı beşinci keman konçertosunu da (12) “Türk konçertosu” olarak adlandırır.

Bu eserlerin de dışında Mozart; sonat, konçerto, opera ve bale gibi yapıtlarında bol miktarda Türk vurma çalgılarını ve motiflerini kullanır. Mozart’ın bu opera eserlerinden birisi de Avusturya İmparatoru II. Joseph’in ısmarlamasıyla bestelediği orijinal adı “Die Entführung aus dem Serail” (13) olan, konusu Osmanlıda geçen ve Türk karakterlerini içeren ‘’Saraydan Kız Kaçırma’’ operasıdır.

Mozart’ın orijinal isim: ‘’Das Serail’’ olan, 1780'de bestelenen ama Mozart öldüğü zaman daha bitiremediği iki perdelik bir ‘’Singspiel’’ (‘’Şarkı oyunu’’: Konuşmalı diyaloglara bağlanan, bağımsız şarkı bölümlerinden oluşan komik opera formu) olan ‘’Zaide Operası’’ (14) adında bir eseri daha vardır. Bu eseri için Mozart'ın âşık olduğu Zaide adlı Türk kızından ilham aldığı rivayet edilir. Bu operanın ilk basılımı 1838'de, prömiyer sahnelenmesi de 27 Ocak 1866'da Frankfurt'ta yapılır. Aslında ‘’Zaide Operası’’, ‘’Saraydan Kız Kaçırma’’ operasının ilk şeklidir. (**)

Avrupa’daki bu Türk kültürüne karşı öykünmenin nedeni

Yukarıda anlattığım Avrupa’daki bu Türk kültürüne karşı öykünmelerin nedenini İsmet Özel bir demecinde şöyle yorumlar:


"Batı medeniyeti çok bilinçli bir şekilde Türk olayının dondurulmasına ve sonunda bu donmuş varlığın keserle parçalanmasına karar verdi. Bakınız, ‘Saraydan Kız Kaçırma’, Mozart’a devlet tarafından ısmarlanmış. ‘Bir Türk operası yaz’ demişler, yani artık Türk tehlikesi bitti. Türkleri bir motif olarak kullanabiliriz."

Ancak ben bu görüşe katılmıyorum.

Avrupa’daki Türk kültürüne karşı öykünme sadece mehter müziği ile sınırlı değildir. 1683’teki ikinci Viyana kuşatmasından sonra, anlattıklarımın dışında başta Viyana olmak üzere tüm Avrupa’da “Türkomanya” akımı ortaya çıkar. İngiltere’ye dek uzanan bu akım, kahveden lokuma, günlük giysilerden maskeli balolara, ip cambazlarına, karnavallara, kuklalara, binaların üstüne işlenen rölyeflere ve kruvasan çöreğinin ay şeklinde olmasına kadar yansır. 

Bu yansıma ise sadece Doğu kültürüne özgü diye bildiğimiz bir ''güce öykünme'' duygusudur. O dönem Osmanlı dünyanın en büyük gücüdür ve bu güçle en çok temas eden, çatışan da Avusturya idi. Bir gün bana Kerstin, Viyana’da bir fotoğraf göstermişti: Kahvede oturan, kahve ve nargile içen bir grup fesli erkek fotoğrafı. Ve Kerstin bana sormuştu ''burası neresi?'' diye. Ben de gayet doğal olarak ''İstanbul'' diye cevap vermiştim. ''Hayır'' demişti Kerstin, ''burası Viyana'' (!) Bu durum, günümüzde Batı kültürüne yönelik benzer bir eğilimle karşılaştırılabilir.

Bu durum, güce öykünmenin tipik bir örneğidir.

Sonuç

Zamanın ünlü Batı edebiyatçıları, sanatçıları ve müzisyenleri Şark’a ve Türk’e öykünürken, erken Alman romantizminin söz ustası, filozofu Novalis (1772-1801) Şark’ı “Şiirin ve Romantizmin Ülkesi” olarak tanımlarken şimdi ne oldu da Şark; despotizmin, bağnazlığın, sefaletin ve savaşların ülkesi olarak tanımlanmaktadır? Bu dönüşümün nedenleri ayrıca tartışılması gereken bir konudur.


Düşünenlerin ve siyasilerin üzerinde düşünmesi gereken bir konudur bu konu.

Sonuç olarak, Türk kültürü ve özellikle mehter müziği, Batı müziğinde kalıcı izler bırakır. Mozart’tan Beethoven’a kadar birçok besteciyi etkileyen bu etkileşim, yalnızca estetik bir merak değil, aynı zamanda dönemin güç dengelerinin kültürel bir yansımasıdır. Bu durum, müziğin yalnızca bir sanat dalı değil, aynı zamanda tarihsel ve politik etkileşimlerin güçlü bir taşıyıcısı olduğunu gösterir.

Arz ederim.

Osman AYDOĞAN

(*) Bu noktada kendisine vefa borcum olan Avusturyalı akademisyenden, Viyana Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Kerstin Tomenandal’dan bahsetmek istiyorum. Kerstin Tomenandal’a çok şey borçluyum. Viyana’yı, Viyana tarihini, Viyana’daki Türk izlerini ve Viyana Üniversitesindeki Türk tarihi ile ilgili Avusturyalı tarihçileri bana tanıtan, tanıştıran kendisi oldu.

Kerstin Tomenendal sadece Viyana’yı tanıtmadı bana. Eşlerimizle beraber, kendi Türk asıllı eşi İnanç Feigl (Tarihçi Prof. Erich Feigl’in manevi oğlu), Avusturya Ordusundan Tümg. Heinrich Schmidinger ve Macar asıllı zarif eşi Eva Schmidinger ile beraber Macaristan’da Budapeşte’den Mohaç’a, Zigetvar’dan Mogersdorf’a (1664 St. Gotthard/ Mogersdorf Muharebesi için) günlerce Türk izlerini yerinde tartışarak araştırmıştık. Bu gezi sayesinde de ben, Osmanlı tarihindeki bu muharebeyi ‘’1664 St. Gotthard / Mogersdorf Muharebesi’’ başlığı altında Türk tarih yazımında hiç olmadığı kadar derinliğine inerek ayrıntılı bir şekilde incelemiş, yazmış ve iki ulusal dergide de yayınlamıştım.

(**) Wolfgang Amadeus Mozart‘ın Türk müziğine ve Türk kültürüne öykünmesinin en güzel örneği olan “Die Entführung aus dem Serail” (Saraydan Kız Kaçırma) operasını da yazı uzamasın diye yarın ayrıca  anlatacağım.

(1) Jean-Babtiste Lully, 1670 yılında Moliére ile ortak yazdığı ‘’Kibarlık Budalası’’ (Le Bourgeois Gentilhomme) adlı eseri:
https://www.youtube.com/watch?v=OedqU-kZbfs

(2) Ludwig van Beethoven, 1811 yılında yazdığı "Atina Harabeleri" (Die Ruinen von Athen) adlı eseri:
https://www.youtube.com/watch?v=JZMl67XOoxE

Bu eserde (Atina Harabeleri) içerisinde üçüncü koro eseri olarak yer alan “Derviş Korosu” (Chor der Derwische):
https://www.youtube.com/watch?v=JwzPVnqVlu8

(3) Beethoven′ın 1822 yılında yayımladığı "Marcia Alla Turca" adlı eseri:
https://www.youtube.com/watch?v=YYfjEdDkG40

(4) 1839-1881 yılları arasında yaşamış olan Rus müzisyen ve besteci Modest Mussorgsky, "Kars′ın İşgali" (Capture of Kars) adlı marş türündeki eseri:
https://www.youtube.com/watch?v=phbqqiJfSD8

(5) Beethoven’in ‘’Dokuzuncu Senfoni’’sinin son bölümünde yeniçerilerin yürüyüşünden ilhamını alan bir pasaj bulunur:
https://www.youtube.com/watch?v=DxMYUj87uPI

(6) Brahms’ın ‘’Dördüncü Senfoni’’sinin marş bölümünde mehter müziği izleri:
https://www.youtube.com/watch?v=-Fwau2zYFiU

(7) Haydn’ın ‘’Askerî Senfoni’’sinin marş bölümünde mehter müziği izleri:
https://www.youtube.com/watch?v=ZMEBZwoBAFo

(8) Wagner’in ‘’Tannhauser Operası’’nın marş bölümünde mehter müziği izleri:
https://www.youtube.com/watch?v=nxhWqV-LiFM

(9) Johann Sebastian Bach’ın 1735’te bestelediği klise müziği; “Kahve Kantatı” adlı eseri:
https://www.youtube.com/watch?v=AcyrSjX8Yzg

(10) Mozart, ‘’Türk Marşı’’ adlı eseri:
https://www.youtube.com/watch?v=f33obHetpu8

(11) Mozart, 1772’de bestelediği 22 No’lu senfonisinin finalinde “Türk trilleri” (süslemeler) kullanır:
https://www.youtube.com/watch?v=UmGfXXVJ1F0

(12) Mozart, 1775’te yazdığı beşinci keman konçertosunu “Türk konçertosu” olarak adlandırır:
https://www.youtube.com/watch?v=zdnQLIiWbhk

(13) Mozart’ın opera eserlerinden birisi de Avusturya İmparatoru II. Joseph’in ısmarlamasıyla bestelediği orijinal adı “Die Entführung aus dem Serail” olan, konusu Osmanlıda geçen ve Türk karakterlerini içeren ‘’Saraydan Kız Kaçırma’’ operasıdır… Operanın son kısmı(Chor der Janitscharen) ‘’Bassa Selim lebe lange’’ (Yaşa Selim Paşa)
https://www.youtube.com/watch?v=uA2WYzlZJME

(14) Mozart’ın orijinal isim: ‘’Das Serail’’ olan, 1780'de bestelenen ama Mozart öldüğü zaman daha bitiremediği iki perdelik bir ‘’Singspiel’’  olan ‘’Zaide Operası’’  adında bir operası. Bu eseri için Mozart'ın âşık olduğu Zaide isimli Türk kızından ilham aldığı rivayet edilir:
https://www.youtube.com/watch?v=HZkl-07vhbo

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz