• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi12
Bugün Toplam788
Toplam Ziyaret891907

1944 Irkçılık-Turancılık Davası

1944 Irkçılık-Turancılık Davası

03 Mayıs 2020

Dünya tarihinde hiç unutulmayan siyasi davalar vardır: Dreyfus Davası (Fransa), Rosenbergler Davası (ABD), Mykonos Davası (Almanya) gibi… Bunların üçünü de sayfamda yazmıştım…

Türk tarihinde, günümüzde yakından ilgilenenler hariç artık pek kimseciklerin bilmediği bir dava vardır: ‘’Irkçılık-Turancılık Davası’’

Irkçılık-Turancılık Davası; 7 Eylül 1944'te başlayan ve 29 Mart 1945'e kadar süren, Türk siyasetinde önde gelen 23 ismin Irkçılık-Turancılık suçlamasıyla yargılandığı bir davanın adıdır.

Davaya konu olaylar şu şekilde gelişir:

Nihal Atsız – Sabahattin Ali Davası

1944 yılı Mart ayında Nihal Atsız, ‘’Orkun’’ dergisinde Başbakan Şükrü Saraçoğlu'na açık bir mektup yazar… Nihal Atsız, mektubunda Rus yanlılarının devletin çeşitli kademelerinde, özellikle Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde yuvalandıklarını iddia ederek dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'i hedef gösterir… Nihal Atsız bununla da yetinmeyerek Rus destekçisi olarak gördüğü Sabahattin Ali'yi ‘’vatan haini’’ diye de itham eder…

Bu yazı / mektup üzerine Sabahattin Ali, Nihal Atsız aleyhine tazminat davası açar… Bu dava üzerine Nihal Atsız'ın ‘’Orkun’’ dergisi 1 Nisan 1944 tarihinde kapatılır... 9 Nisan 1944 tarihinde de açılan tazminat davası Ankara’da görülmeye başlanır… Nihal Atsız’a destek için mahkeme salonuna gelen Turancı gençler Sabahattin Ali ve Hasan Ali Yücel aleyhine sloganlar atarak taşkınlık yapınca duruşma 3 Mayıs 1944 tarihine ertelenir.

Ankara Nümayişi

3 Mayıs 1944 günü yapılan duruşmada Nihal Atsız söz konusu davadan 4 ay hapse mahkûm olur… Turancı gençler kararı protesto amacıyla Ulus’ta toplanarak başbakan Şükrü Saraçoğlu ile görüşmek için bakanlığa doğru yürümeye başlarlar. Polisin eylemcilere müdahalesi sert olur… Göstericilerden bazıları tutuklanır…

Ancak olaylar burada bitmez…

Bu yürüyüşe katılıp tutuklananlar hakkında dava açılır… Ancak bu dava sıradan bir nümayiş davası değildir. Gösteriye katılıp tutuklananlar dışında çok sayıda Turancı da tutuklanır… Tutuklananlar arasında o dönemde üsteğmen olan Alparslan Türkeş dâhil askerler de vardır… Tutuklular meşhur (!)  Sansaryan Han'a götürülürler. Tutuklular o dönemden sonra ‘’tabutluk’’ adı verilecek olan hücrelerde tutulurlar ve pek de iyi muamelelere maruz kalmazlar, işkence görürler..

Irkçılık-Turancılık Davası

Tutuklular 7 Eylül 1944 tarihinde İstanbul 1 No’lu Örfi İdare (sıkıyönetim)  Mahkemesi’nde "gizli teşkilat kurarak kurulu düzeni yıkmaya teşebbüs" suçundan yargılanırlar. Sekiz ay süren yargılama sonucunda 29 Mart 1945 tarihinde Zeki Velidi Togan, Nihal Atsız, Alparslan Türkeş, Reha Oğuz Türkkan, Cihat Savaş Fer, Nurullah Barıman, Fethi Tevetoğlu, Nejdet Sançar, Cebbar Şenel ve Cemal Oğuz Öcal çeşitli cezalara çarptırıldılar. İşte bu dava tarihte adını ‘’Irkçılık-Turancılık Davası’’ olarak alır…

Nihal Atsız mahkûmiyet kararı kendisine tebliğ edildiğinde "turan için mahkûmiyet benim için şereftir" beyanında bulunur. Üsteğmen Alpaslan Türkeş de 9 ay 10 gün hapse mahkûm olur, ancak Askerî Mahkeme’nin temyizi ile fazla cezaevinde kalmaz.

Bu davadan hüküm giyenlerin cezaları Tophane Askerî Hapishanesinde infaz edilir…

3 Mayıs Türkçülük Günü

Günlerden 3 Mayıs 1945 günüdür.  3 Mayıs 1944 tarihinde yapılan Nihal Atsız -Sabahattin Ali davasının ve dava sonunda yapılan ‘’Ankara Nümayişi’’nin birinci yıldönümüdür… Tophane Askerî Hapishanesinde bulunan Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Nejdet Sançar ve Reha Oğuz Türkkan başta olmak üzere 10 mahkûm tarafından, Türkçülük-Turancılık davasının gerekçelerinden biri olarak gösterilen Nihal Atsız -Sabahattin Ali davasının duruşmasından sonra yaşanan “Ankara Nümayışı”nı anmak amacıyla örtüsüz bir masa etrafında toplanırlar… İşte ilk defa 3 Mayıs 1945 tarihinde yapılan ve daha sonraki senelerde de devam eden toplantılar Türkçülük Günü (Bayramı) diye anılır…

Bu siyasi davanın arka planı

Bu dava siyasi bir davadır… Her siyasi davanın mutlaka siyasi bir maksadı ve bir uluslararası boyutu vardır tıpkı Dreyfus Davası’nda, Rosenbergler Davası’nda olduğu gibi… Tıpkı Balyoz-Ergenekon siyasi davalarında olduğu gibi… Düşünsenize; Balyoz – Ergenekon davaları olmasaydı 15 Temmuz menfur darbe girişim olur muydu? Balyoz – Ergenekon davaları olmasaydı Türkiye Suriye – Libya bataklığına girer miydi? Balyoz – Ergenekon davaları olmasaydı Türkiye’de rejim değişip ülke tek adama teslim edilir miydi? Balyoz – Ergenekon davaları olmasaydı ülke Diyanetin vesayetine girer miydi?

Neyse bu konular çetrefilli konular... Biz gelelim ‘’Irkçılık-Turancılık Davası’’na…

İkinci Dünya Savaşı'nın başlangıç yıllarında Almanya ve İtalya’nın başını çektiği milliyetçi blok Avrupa’da hızla ilerlerken Türkiye savaşa girip girmemek konusunda kararsızdır… Her iki taraftan gelen baskılara direnmektedir. Bu günlerde Türkiye’deki Turancılar savaşa Almanya’nın yanında savaşa girerek Kafkasya’daki Türklerle birleşmenin doğru olduğuna inanmaktadırlar… Bunu gören ve durumdan faydalanmak isteyen Alman hükümeti de bu konuda Turancılara destek verir… (Tıpkı Ilımlı İslam için ABD’nin ve AB’nin AKP hükümetine ülkede ''ulusal'' olan ne varsa yok etmek için verdikleri destek gibi...)

Almanya'nın o dönemki Ankara büyükelçisi von Papen Turancı çevrelerle görüşerek Orta Asya Türk cumhuriyetleri hakkında bilgi toplar ve destek arar… 1942 yılında Almanya Sovyetler'e doğru ilerlemekteyken Alman Büyükelçi von Papen İsmet İnönü ile de görüşür… Ancak büyükelçi tarafsız kalmaya kararlı İnönü’den beklediği desteği bulamaz… Ancak İnönü, Alman desteğiyle süren Turancı akımların pek fazla üzerine giderek Almanya’nın tepkisini çekmek de istemez… Hatta Nazım Hikmet gibi, Sabahattin Ali gibi solcular hapislerde süründürülürken Turancılar baş tacı edilir, resmî ideoloji tarafından hoşgörüyle karşılanır, hatta bizzat hükümetten destek bulur…

Ta ki Ruslar Alman kuşatmasını kırarak Avrupa’ya doğru ilerlemeye başlayıncaya kadar...

Almanya'nın savaşı kaybedeceği anlaşılınca rüzgâr tersine döner… 3 Mayıs 1944 tarihine kadar faşist Almanya’ya şirin görünmek için Turancılar baş tacı edilirken, bir anda Sovyet ilerleyişine karşı kalkan edilmek uğruna yurtsever insanlar tabutluklara tıkılır… Olayı gülünç kılan ise, bu insanlara isnat edilen suçun "Turancılık" olmasıdır.

Hem Dreyfus Davası’nda, hem Rosenbergler Davası’nda hem de bu davada devletin şizofrendik halini görürüz… Bu dava sonrasında Sabahattin Ali saldırıya ve hakaretlere maruz kalır, sonrasında da öldürülür… Sabahattin Ali’yi öldüren kişi ‘’vatanperver hislerle’’ bir ‘’vatan haini’’ni öldürdüğünü söyler… Hani bugünlerde devletimizin en tepesinden ‘’hain’’ sesleri çokça dillendiriliyor ya! Bir hatırlatayım istedim en tepeden böylesi söylemlerin nelere mal olabileceğini…

Hoş devlet ‘’Balyoz –Ergenekon davaları’’nda az mı şizofrendi? O davalarda kaç yurtsever aydın ve subay katledildi? O davalarla devletin altına dinamit koyup patlatmadılar mı?

Neyse bunlar çetrefilli konular, benim boyumu aşar... Yine biz konumuza dönelim…

Yazar Çağrı D. Çolak ‘’1944 Irkçılık – Turancılık Davası: Tutuklamalar, İşkenceler, Savunmalar’’ (Doğu Kütüphanesi Yayınları, 2019) isimli kitabında bu davanın Türkçü - Turancı harekete dâhil olmayanlar tarafından bile eleştirilen dava olduğunu ifade eder… Çağrı D. Çolak bu kitabında Niyazi Berkes ve Uğur Mumcu’nun dava hakkında görüşlerine yer verir:

Niyazi Berkes: "Turancılık olayı, Rusların gözüne girmek için tezgâhlandı. Rusların bu oyunu yutmadığı görülünce, Turancılar aklandı."

Uğur Mumcu: "1944 Irkçılık - Turancılık Davası, nereden bakarsanız bakın bir siyasal davaydı. Her siyasal davada olduğu gibi, bu davanın sorgularında da sanıklara işkence yapıldı. Fakat Almanlarla işbirliği yaptıklarını ortaya koyacak bir kanıt çıkmadı."

Olayların ve duruşmaların kahramanlarından biri ve doğrudan doğruya şahidi olan Nejdet Sançar’ın günü gününe tuttuğu notlardan oluşan ‘’1944 Irkçılık Turancılık Davası-Mahkeme Günlükleri’’ (Bozkurt Yayınevi, 2018) isimli kitabı bu konuda yazılmış en iyi eser olduğunu düşünüyorum…

Bir anda Sovyet ilerleyişine karşı kalkan edilmek uğruna tabutluklara tıkılan, işkenceler gören, tırnakları çekilen bu yurtsever insanların yılda bir gün de olsa anıldığı gündür ''3 Mayıs''... 

Osman AYDOĞAN

 


Yorumlar - Yorum Yaz