• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam194
Toplam Ziyaret738323

Sıdkı Baba

Sıdkı Baba

16 Nisan 2020

Sıdkı Baba 18. yüzyıl sonu, 19. yüzyıl başında yaşamış bir Bektaşi babasıdır...

Sıdkı Baba’nın torunu Muhsin Gül’ün hazırladığı “Şeyh Cemaleddin Efendinin Aşığı Halk Ozanı Sıdkı Baba Hayatı ve Şiirleri 1865-1928’’ (Kadıoğlu Matbaası, 1984) isimli kitapta Sıdkı Baba’nın hayatı özetle şöyle anlatılır...

Sıdkı Baba'nın hayatı

Sıdkı Baba’nın gerçek adı Zeynelabidin’dir. Sıdkı Baba’nın soyu Oğuz Türkleri'nin Bozok kolundan bağlı Dedekargın aşiretinden gelir. Dedekargın aşireti Anadolu'nun çeşitli yörelerine dağılırken bir grup da Malatya'da Tohma Çayı kenarında Çerme adında bir köye yerleşirler… Sıdkı Baba’nın soyu bu köye yerleşen Hacı Ahmetler diye tanınan bir aileden gelir.

Hacı Ahmetler, bu köyde uzun yıllar yaşar… Daha sonra bölgedeki aşiretler arasında çıkan anlaşmazlıklar sonucunda aile önce Silifke’ye, daha sonra da Tarsus’un Yenice bucağına yerleşirler…

Zeynelabidin, bu köyde doğar, okuma yazmayı bu köyde öğrenir… Saz çalmayı da bu köyde daha küçük yaşlarda iken öğrenir… 12-13 yaşlarını geldiğinde “Pervâne” mahlasıyla şiirler yazar…

Zeynelabidin, bu yaşlarda ününü duyduğu Hacı Bektaş’ın dergâhına gitmeyi ister… Ailesi izin vermeyince de ailesinden izinsiz kaçarak Hacı Bektaş’a gelir ve burada Bektaşi şeyhi Feyzullah Efendi’nin dergâhına girer… Zeynelabidin burada iyi bir medrese eğitimi alır.

1879’da Şeyh Feyzullah Efendi vefat edince yerine oğlu Cemaleddin Efendi şeyh olur. Zeynelabidin, Şeyh Feyzullah Efendiye gösterdiği bağlılığı oğlu Şeyh Cemaleddin Efendiye de gösterir… Cemaleddin Efendi, Pervâne’ye “Sıdkı” mahlasını verir… Ondan sonar o ana kadar şiirlerinde kullandığı ‘’Pervâne’’ mahlasını bırakır ve ‘’Sıdkı’’ mahlasını kullanmaya başlar…

Hepimizin severek dinlediği Ali Ekber Çiçek’in ‘’Haydar Haydar’’ türküsünün sözleri de Âşık Pervâne’ye aittir. İşte Âşık Pervâne ‘’Devriye’’ şiirinin girişine Pervâne mahlasını bırakıp da nasıl ‘’Sıdkı’’ mahlasını kullanmaya başladığını anlatır:

‘’On dört yıl dolandım Pervânelikte
Sıdkı ismin duydum divanelikte
içtim şarabını mestanelikte
kırkların ceminde dara düş oldum.’’

Burada araya girip bir bilgi aktarmak durumundayım. Türküyü Ali Ekber Çiçek’ten dinlediğimizde şiirin bu birinci kıtasını ‘’On dört bin yıl gezdim Pervânelikte" diye söyler… Ali Ekber Çiçek babasından öğrendiğini söylediği bu birinci kıtayı yanlış söyler. Doğrusu verdiğim şekildedir.  

Sıdkı Baba, tarikattaki hizmetleri dolayısıyla “Baba’’lık sıfatını da alır. Sıdkı Baba artık şeyhinin vekilidir.  Sıdkı Baba, şeyhi adına ve onun vekili sıfatıyla tarikat hizmetlerini yürütmek amacıyla bütün Anadolu’yu adım adım gezer… Bu amaçla Sivas, Malatya, Tunceli, Erzurum ve Kars’ta bulunur... Sıdkı Baba,1893 yılında Hatice adlı bir kızla evlenip 1894’te Merzifon’un Harız Köyü’ne (Köyün şimdiki adı Gümüştepe’dir)  yerleşir…  

1915 yılında Şeyh Cemaleddin Efendi bir gönüllü alayı teşkil ederek Ruslarla savaşmak için Erzurum’a giderken yolda yanına Sıdkı Baba’yı da alır. Şeyh Cemalleddin bu gönüllü alayın alay komutanı, Sıdkı Baba’da bu alayın yüzbaşısı olarak doğu cephesinde Ruslarla savaşırlar…

Savaştan sonra köyüne dönen Sıdkı baba ömrünün geri kalanını bu köyde (Harız / Gümüştepe) geçirir. Sıdkı Baba 1928’de vefat eder…  Mezarı bu köydedir… Her yıl bu köyde "Âşık Sıdkı Baba kültür ve tanıtım şenliği" yapılır…Ayrıca Mersin Büyükşehir Belediyesi tarafından da belli yıllarda ‘’Yeniceli Âşık Sıdkî Baba’yı anma etkinlikleri’’ düzenlenir…

Sıdkı Baba'nın eserleri

Sıdkı Baba’nın şiirleri girişte bahsettiğim torunu tarafından yazılan kitap dışında ayrıca araştırmacı Hayrettin İvgin tarafından ‘’Âşık Sıdkı Pervâne’’ (Emel Matbaacılık, 1976) ve Baki Yaşa Altınok’un ‘’Sıdkı Baba Divanı’’ (Ahi Kitap, 2013) isimli kitaplarda toplanmıştır.

Sıtkı Baba’nın şiirlerinin yanında “Nasîhatnâme-i Sıdkı” adıyla biline mesnevi şeklinde bir eseri daha vardır. Sıtkı Baba’nın bu eserini de akademisyen Halil Sercan Koşik tarafından ‘’Nasihat-nâme-i Sıdkî’’ (Kömen Yayınları, 2016) ismiyle yayınlamıştır. Bu konuda ayrıca Celal Bayar Üniversitesi araştırma görevlisi Tuğba Aydoğan tarafından yapılan ‘’Bektaşi Şairi Âşık Sıdkı Baba’nın Nasihatnamesi’’ (CBÜ Sosyal Bilimler Dergisi, 2011, Cilt 9, sayı 2) isimli bir çalışma da vardır.

Sıdkı Baba’nın çok şiiri vardır. Bunlardan birisini yazım içinde bahsettiğim Ali Ekber Çiçek’in besteleyip bize tanıttığı ‘’Haydar Haydar’’ isimli şiiridir.

Ancak burada da araya yine bir bilgi daha sıkıştırmam gerekiyor. Ali Ekber Çiçek’in söylediği Sıdkı Baba’ya ait bu ‘’Haydar Haydar’’ türküsü dışında Kul Nesimî’nin ‘’Ben Melamet Hırkasını’’ diye başlayan şiiri söylenirken de başta Ali Ekber Çiçek olmak üzere çoğu müzisyenler türküye şiirde olmayan ‘’Haydar Haydar’’ ifadelerini de eklemişlerdir. Kul Nesimî’nin ‘’Ben Melamet Hırkasını’’ diye başlayan şiirinde ‘’Haydar Haydar’’ ifadeleri geçmemektedir…

Sıdkı Baba’nın türkülere konu olmuş bir diğer şiiri ‘’Siyah perçemlerin hatem yüzlerin’’ diye başlayan şiiridir. Bu bahsettiği iki şiir de ayrı birer yazı konusudur.

Zülf-ü kâküllerin amber misali

Ancak benim bu yazıda Sıdkı Baba’yı tanıtarak vermek istediğim şiiri ‘’Zülf-ü kâküllerin amber misali’’ dizesiyle başlayan şiiridir… Bu şiirin tamamını yazımın sonunda veriyorum… Sıdkı Baba bu şiiri bir ‘’naat’’dır. Yani Hz. Muhammet’i (sav) övmek için kaleme almıştır. Yoksa başka kime bu kadar güzel şiir yazılabilir ki?

Ve bu şiirin bir gazel haline getirilip bir nasıl okunduğunu da Erkan Oğur’un sesinden aşağıda bağlantıda veriyorum…

Bırakın şimdi koronayı, kolonyayı, bir türlü gelemeyen maskeleri, yedi liraya gelmiş doları… Her şeyi bırakın bu sesi dinleyin… İster usul usul, ister yüksek yüksek dinleyin… Gün boyu dinleyin, gece boyu dinleyin… Dinleyebildiğiniz kadar dinleyin:

‘’Zülf-ü kâküllerin amber misali’’

Osman AYDOĞAN

Erkan Oğur: ‘’Zülf-ü kâküllerin amber misali’’
https://www.youtube.com/watch?v=8cB7wb001Eo

Zülf-ü kâküllerin amber misali

Zülf-ü kâküllerin amber misali
Buy-u erguvandan güzelsin güzel
Kızarmış gonca gül gibi yüzlerin
Şah-ı gülistandan güzelsin güzel

Yüzünde yeşil ben aşikar olmuş
Çekilmiş kaşların zülfikâr olmuş
Gözlerin aleme hükümdar olmuş
Mühr-ü Süleyman'dan güzelsin güzel

Kurulmuş göğsünde bahçe-i vahdet
Hatmolmuş kadrinle tûbayı hikmet
Cemalin seyreden istemez cennet
Sen huri gılmandan güzelsin güzel

Gözlerin velfecri benzer imrân'e
Seni seven âşık olur divane
Yanakların şûle, vermiş cihane
Yüz mahı tabandan güzelsin güzel

Çiğ düşmüş çayıra benzer yüzlerin
Âşıkın öldürür şirin sözlerin
Mısrın hazinesi değer gözlerin
Zühre-i rahşandan güzelsin güzel

Sıdkı der suretim hattın secdegâh
Cümle güzellere oldum pişegâh
Güzeller tacısın yüzün padişah
Yusuf-u kenan'dan güzelsin güzel

Sıdkı Baba

Bir not: Yazım içerisinde sürekli ‘’Haydar Haydar’’ ifadeleri geçince asıl ismi Lütfü olan ancak ‘’Haydar’’ lakabı ile anılan ve yıllarca ‘’Haydar Dayım’’ diye bildiğim dayımı da burada anmak istedim. Her ‘’Haydar Haydar’’ türküsünde rahmetli dayım aklıma gelir… Fotoğraf dayıma ait…

Allah rahmet eylesin.


Yorumlar - Yorum Yaz