• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi8
Bugün Toplam42
Toplam Ziyaret898376

Dil ve Türkçe üzerine - 11: Dilde yenilenme ve dilin gelişmesi

Dil ve Türkçe üzerine - 11: Dilde yenilenme ve dilin gelişmesi

12 Nisan 2020

Bu yazımda dilde yenilenme ve dilin gelişmesi konusunu anlatacağım…

Yeryüzündeki bütün diller yenilenir ve gelişirler… Ancak ben bu yazımda iki dilde yenilenme ve gelişme konusunu anlatacağım: İngilizce’de ve Almanca’da ... Sonraki ve nihayet son yazımda da ışıldağı Türkçe üzerine tutacağım… Ancak bu son yazım belli ki zor bir yazı olacak...

Oxford sözlüğü ve İngilizcenin yenilenmesi ve gelişimi

Dil üzerindeki bu yazı serimde sürekli yeryüzünün en büyük sözlüklerinden birisi olan Oxford sözlüğünden örnekler verdim… Belki de büyüklüğü, hacmi, kapsamı olduğu kadar yenilenme kapasitesinin de en büyük ve hızlı olduğu içindir.…

Daha önce de anlatmıştım… Kısaca Oxford sözlüğü bir projedir, yaşayan bir süreçtir. Oxford sözlüğü yazımına 1858'de başlanmış ve 1928’de 70 yıl sonra bitirilmiş… İlk tamamlanan baskı 1928 yılında yapılırken ikinci baskı 1989'da yapılmış… Sözlük her yıl eklene eklene 20 cilt haline gelmiş. Toplamda 21,000 küsur sayfaya ulaşmış… Oxford sözlüğünde 171.476 İngilizce kelime yer alıyor… Sözlükte yer alan teknik terimleri, ekleri, madde başlıklarını da saydığımızda kelime sayısı 750.000’e çıkıyor.

Oxford sözlüğü her yeni baskısında bünyesine yeni kattığı her sözcüğün bile medyada haber değeri olmuş.

Oxford sözlüğüne yeni bir kelime eklenebilmesi için kelimenin en az on yıl süreyle kullanılıyor olması kuralı var. Ancak bu kural katı olmayıp zaman zaman esnetmektedirler... Örneğin geçtiğimiz yıllarda ‘’tweet’’ sözcüğünün yeni anlamı, ‘’twitter’’ henüz İngilizcede yedi senedir kullanılmasına rağmen sözlükteki yerini almış. Sözlüğün online versiyona üç ayda bir yeni kelimeler ekleniyor ve projedeki o zamanki aşamaya göre belli bir harf aralığındaki kelimeler tekrar gözden geçiriliyor…

2019 yılı sonbaharında ‘’simit’’ sözcüğü, Oxford sözlüğü online versiyonuna "Türkiye menşeli üzeri pekmez ve susama bulanarak halka şeklinde pişirilen bir çeşit ekmek, ya da buna benzer bir ekmek türü" tanımlamasıyla ekleniyor…

Burada üzerinde durmak istediğim önemli konu, Oxford sözlüğünde kelimelerin asla silinmemesi ve sürekli eklenmesidir ve sözlüğün eklene eklene gelişmesidir…

Bu sözlüğün nasıl yazıldığını daha önceki yazılarımda bahsetmiştim. İngiliz-Amerikalı yazar ve gazeteci Simon Winchester, yazdığı ‘’Dahi ve Deli ’’ (Sabah Kitapları, 2000)  (Kitabın orijinal adı: The Professor and the Madman: A Tale of Murder, Insanity and the Making of the Oxford English Dictionary) kitabı Oxford Sözlüğünün hazırlanış sürecini anlatıyordu.

Alman dilinin yenilenmesi ve gelişimi

Bu yenilenme konusu sadece İngilizceye mahsus değildir. Her dilde de bu yenilenme böyledir. Bütün dillerin temelinde ve dillerin alt katmanlarında eski diller yatmaktadır. Örneğin Roma İmparatorluğu’nun dili olan Lâtince, günümüzde Fransızca ve İspanyolca ve diğer Batı dillerinde yaşamaya hâlâ devam ediyor. Türkçe’de de eski Anadolu’daki eski uygarlıklarından kalma sözcükler de bulunmaktadır.

Her dilde temel olan bu eski sözcüklerdir. Bu sözcükler temel sözcüklerdir, kök sözcüklerdir… Anlattığım Oxford sözlüğünde ve İngilizce dilinde olduğu gibi her dil de bu şekilde ekleye ekleye kendilerini geliştirmişlerdir…

Örneğin Almanca… 8. yüzyıldaki Almanca kelimelerin sayısı 3.700 civarında olduğu tahmin ediliyor… Alman dilindeki bu kelime sayısı 10. yüzyılda 7.800’e, 14. yüzyılda ise 37.550’ye, 1691’de hazırlanan ilk büyük sözlükte ise 68.000 kelimeye ulaşıyor… Bugün için en büyük Almanca sözlüğü olan ‘’Duden’’ (Das große Wörterbuch der deutschen Sprache)’de (12 cilt)  ise 500.000 kelime başlığı bulunuyor…  

Dile bu şekilde yeni kelimelerin girmesi ve eklenmesi kültürde genellikle tutucu çevreler tarafından sürekli ‘’bozulma’’ olarak değerlendiriliyor. Örneğin Alman dil biliminin kurucusu sayılan 19. yüzyılın en büyük dilbilimcilerden Jacob Grimm ‘’Geschichte Der Deutschen Sprache’’ (BiblioLife, 2009) isimli eserinde bin yıllık Alman dil tarihini  “bozulmanın tarihi’’ olarak tanımlıyor…

Ancak günümüz dilbilimcileri dildeki “yabancı” kökenli kelimeleri artık dilin zenginliği olarak görüyorlar… Örneğin çağımız Alman dil bilimcisi Peter von Polenz ‘’Geschichte der deutschen Sprache’’ (Walter de Gruyter, 1970) kitabında bir dilin kelime hazinesinin sadece o dilin öz kaynaklarından oluşmasının gerçekçi bir düşünce olmadığını, dil hazinesinin ekleme yapılarak ve diğer dillerden de kelimeler devşirerek zenginleştiğini ifade ediyor. Peter von Polenz’in deyişiyle, “kelimelere pasaport sorulması” artık eskilerde kalmıştır.

Bugün için gelişmiş bir kültür ve bilim dili olan Almancada toplamda 40 binden fazla sadece İngilizce sözcük bulunuyor.  Zaten Almanca’da ‘’Yabancı Kelimeler Sözlüğü’’ (Fremdwörtebuch) diye bizim TDK Türkçe Sözlük kalınlığında ayrı bir sözlük vardır. Bu durum diğer Avrupa dilleri için de geçerlidir. Bu durumu dil konusunda en büyük bilimci olan Alman düşünür Goethe şöyle dile getirir: ‘’Bir dilin gücü, yabancı olanı reddetmesinde değil, özümsemesindedir.’’ (Die Gewalt einer Sprache ist nicht, daß sie das Fremde abweist, sondern daß sie es verschlingt.)

Dilin yenilenmesi ve gelişiminin felsefeyle ilişkisi

Bu kadar anlattığım dilin yenilenmesi ve gelişmesinin doğrudan bağlantılı olduğu bir bilim dalı vardır: Felsefe... Dilin gelişim ile felsefenin gelişimi arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır...

Yazımın başında Almanca dilinde 14. yüzyıldan itibaren dilin geliştiğinden bahsetmiştim. Çünkü 14. yüzyıla kadar Almanya’da da felsefe henüz gelişmemişti. 15. yüzyıldan itibaren Almanya’da felsefenin gelişmesi ve filozofların eser vermesiyle beraber Alman dili de gelişmeye başlamıştır. 18. ve 19. yüzyılda Almanya’da üç yüze yakın felsefe dergisi vardır. Tabii ki bu dergileri besleyen filozoflar da vardır. (Sahi günümüz Türkiye’sinden kaç felsefe dergisi vardır? Üç tane mi?) İşte bu nedenledir ki Almanca felsefe dili olarak gelişir… İşte bu nedenledir ki Almanca'dan ‘’düşünürlerin ve şairlerin dili’’ (Sprache der Denker und Dichter) olarak bahsedilir…

Hani bir vakitler Türkiye’de abes bir konu tartışılmıştı ya ‘’Türkçe felsefeye uygundur, değildir’’ diye… Bu tartışma; sebebe bakmadan sonucu tartışmaktır: Filozofu olmayan dil gelişebilir miydi ki?..

Herhalde sorunun özü de bu son cümlede saklıdır…

Yazı serim devam edecek…

Osman AYDOĞAN


Yorumlar - Yorum Yaz