• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam261
Toplam Ziyaret4180885

Matteotti Cinayeti: Romantik muhalefet ve diktatörlüğe giden yol


Matteotti Cinayeti: Romantik muhalefet ve diktatörlüğe giden yol

11 Nisan 2020


Önce bir film: ’Matteotti Cinayeti’’ (IL delitto Matteotti) 

İtalyan yönetmen Florestano Vancini'nin yönettiği 1973 tarihli, tarihi drama İtalyan filmi ‘’Matteotti Cinayeti’’ (IL delitto Matteotti), İtalyan parlamentosundaki sosyalist milletvekili Giacomo Matteotti'nin öldürülmesini ve bu cinayetin sonucu olarak İtalya'da Benito Mussolini'nin diktatörlüğünün kurulmasına yol açan olayları anlatır.

Film, edebi bir eserin uyarlaması değil; İtalyan tarihinin en kritik kırılma noktalarından birini belgesel titizliğiyle ele alan, doğrudan arşiv belgelerine ve hukuki dosyalara dayanan orijinal bir senaryodur. Ancak Mussolini Faşizminin İtalya'da yükselişini ve Matteotti Cinayetini en iyi anlatan Almanca eser faşizm ve komünizm üzerine yaptığı karşılaştırmalı çalışmalarla tanınan Alman tarihçi ve filozof Ernst Nolte'nin ''Der Faschismus in seiner Epoche Action française – italienischer Faschismus –Nationalsozialismus'' (Duncker & Humblot GmbH, 1963) adlı eseridir. 


Filmde Matteotti'yi Franco Nero, Mussolini'yi de Mario Adorf canlandırır. Film 8. Moskova Uluslararası Film Festivali'nde Jüri Özel Ödülü ile ödüllendirilir. Bu film ne yazık ki Türkiye’de gösterime girmez.

Ben de bugün bu filmin konu aldığı cinayeti ve sonrasını anlatmak istiyorum. Bu yazımı okuduktan sonra yine de İtalyanca da olsa film izlenilebilir hale geliyor diye düşünüyorum.

Matteotti cinayetini anlatmadan önce kısa bir bilgi vermek istiyorum:

Diktatörlüğe giden yol

Bu sayfalarda değişik yazılarla Almanya’da Hitler’in yükselişini anlattım. Bu yazılarımdan, ‘’Weimar Cumhuriyeti’’, ‘’Reichstag Yangını’’ ve ‘’Operasyon Valkyrie’’ birkaç tanesidir. Bu konuda daha çok yazım var ama bunlar önemlileri. Nasıl ki ''Reichstag Yangını'' Hitler'in diktatörlüğünü kurmasında dönüm noktası olmuşsa, Matteotti Cinayeti de Mussolini'nin zaten elinde bulunan siyasal iktidarı tek adam diktatörlüğüne dönüştürmesinin en önemli dönüm noktalarından biri olur. Ne de olsa, halk arasında Machiavelli'ye atfedilen "amaç uğruna her yol mubahtır" anlayışının da İtalya ile özdeşleştirildiği sıkça söylenir. Gerçi Machiavelli bu ifadeyi eserlerinde bu biçimiyle kullanmaz. Ama bu anlayışı benimseyen diktatörlerin sayısı hiç de az değildir.


Şimdi gelelim konumuza diyeceğim ancak önce Giacomo Matteotti kimdir onu tanıtmam gerekir.

Giacomo Matteotti

Giacomo Matteotti 1920'lerin en parlak sosyalist siyasetçilerinden biri olarak görülür. Bologna Üniversitesi’inde hukuk okur. Üniversite yıllarında İtalyan Sosyalist Partisi'ne (PSI) katılır. 1922 yılında partinin bölünmesinden sonra Sosyalist Birlik Partisi'nin (PSU) önderlerinden biri olur. I. Dünya Savaşı sırasında pasifist olduğu için askere alınmaz. Sonra "zorunlu ikamet" uygulanır.

Matteotti, PSU içinde üyelerin kibirli davranışlarını aşırı eleştirdiği için parti içinde fazla sevilmez. Ancak iyi bir hatiptir. Bu nedenle de oldukça fazla sayıda taraftarı bulunur.

Matteotti, Ferrara bölgesinden 1919, 1921 ve 1924 yıllarında milletvekili seçilir. Partinin genel sekreterliğine kadar yükselir. 1924’te “Faşist Tahakkümün İlk Yılı” adlı bir kitap yayınlayarak, başta faşist iktidarın işlediği 150 cinayet olmak üzere iktidarın, cinayetlerini, hırsızlıklarını ve yolsuzluklarını anlatır.

1924 yılında İtalya

İtalya’da yapılan 1924 yılı parlamento seçimleri iktidardaki Mussoli’nin baskısı, terörü ve hilekarlığı altında yapılır. Mussolini ve partisi seçim öncesi açık açık yasaları çiğner, gazetelere el koyar, basımevlerini yağmalar, sendikaları ateşe verir, her gün sokaklarda muhalifler faili meçhule kurban gider.


6 Nisan 1924 tarihinde yapılan parlamento seçimlerinde seçime katılım %63 olur. Mussolini’nin seçim öncesi baskı ve hilelerine rağmen Mussolini ve partisi toplam 535 sandalyeli mecliste ancak 355 sandalye kazanır. Seçim kanunu gereği paralel listelerdeki 19 milletvekili de bu sayıya dâhil edildiğinde, Mussolini 374 milletvekili ile İtalya Parlamentosu’nda ezici çoğunluğa sahip olur. Bu, bir önceki seçimde yalnızca 37 milletvekili çıkarmayı başaran bir parti için muazzam bir başarı olur. 

Parlamento açıldığında muhalif partiler Mussolini’yi, anayasaya aykırı davranmakla ve seçimleri baskı altında yürütmekle suçlar. 

29 Mayıs 1924 tarihinde sosyalist Milletvekili Giacomo Matteotti mecliste yaptığı coşkulu konuşmada seçim sonuçlarına itiraz ederek seçimlerde yapılan yolsuzlukları bir bir açıklar. Oyların çalındığını, sandıkların yok edildiğini söyler. Matteotti, meclisteki bu iki saat süren konuşmasında seçimlerdeki hileleri bizzat Mussolini’nin yaptığını söyleyerek meclisin yasadışı olduğunu ilan ederek seçimlerin yenilenmesini talep eder. Matteotti’nin konuşmasına Mussolini taraftarı milletvekilleri küfürlerle, hakaretlerle ve tehditlerle müdahale eder. Meclisten çıkarken, Matteotti, arkadaşı Giovanni Cosattini’ye şunları söyler: “İşte şimdi cenazemde yapacağın konuşmayı hazırlayabilirsin.” Yazımın girişinde bahsettiğim film Matteotti’nin işte bu konuşması ile başlar. Filmin tamamı izlenmese bile en azından filmin bu başlangıç sahnesinin, siyaset erbabının aynı zamanda nasıl bir iyi hatip olması gerektiği konusunda güzel bir örnek olduğu için izlenmesi gerekir.

Daha sonra yapılan oylamada 07 Haziran 1924 tarihinde Mussolini hükumeti güvenoyu alır.

Matteotti’nin öldürülmesi

Mussolini hükümetinin güvenoyu almasından üç gün sonra, 10 Haziran 1924’te Roma’nın merkezindeki evinden çıkan Matteotti evinin önünden kaçırılır. Görgü tanıklarının ifadeleriyle, Matteotti’nin kaçırılması olayında kullanılan arabanın izini süren polis, aracın Mussolini’nin partisine ait olduğunu belirler. Araçta kan izleri vardır ama ortada bir ceset bulunmaz.


Matteotti’nin cesedi iki ay bulunamaz. Bu dönemde Matteotti’nin kaçırılmasından ve kaybolmasından Mussolini sorumlu tutulduğundan muhalefet tarafından faşist iktidarın safça her an düşmesi beklenir. Bunalımlı ve gerilimli bir bekleyiş olur. Sonunda Matteotti’nin cesedi, 18 Ağustos’ta Roma’nın 23 km. uzağındaki Quartarella Ormanı’nda bulunur. Bu bunalımlı döneme bu nedenle de ‘’Quartarella Krizi’’ adı verilir. Tarihsel araştırmalar, Matteotti'nin öldürülmesindeki aceleciliğin arkasında sadece seçim itirazı olmadığını; onun Amerikan petrol şirketi Sinclair Oil ile faşist hükümet arasındaki çok büyük bir rüşvet ve yolsuzluk dosyasını mecliste ifşa etmeye hazırlandığını gösterir. Yani cinayet, diktatörlüğün sadece şiddetini değil, aynı zamanda finansal çürümüşlüğünü de gizleme çabasıdır.

Matteotti’nin cesedi Roma dışında, Riano Flamino yakınlarında defnedilir.

Matteotti’nin öldürülmesi, başlangıçta bütün İtalya’da büyük bir nefret dalgasının yayılmasına yol açar. İtalyan parlamentosunda cinayetten hükümet ve Mussolini sorumlu tutulur. Mussolini ise cinayeti düşmanlarının hazırladığını ve kendisinin olayla bir ilgisinin bulunmadığını ileri sürer.

O günlerde bütün gözler İtalya Kralı Victor Emmanuel III'e çevrilir. İtalya Anayasası gereğince kralın Mussolini'yi görevden alma yetkisi bulunur. Ancak kral, ülkede çıkabilecek bir iç savaştan ve ordunun bölünmesinden çekinerek bu yetkisini kullanmaz. Tarihçilerin önemli bir bölümü, Mussolini'nin diktatörlüğe giden yolda en kritik avantajlarından birinin kralın bu pasif tutumu olduğu görüşündedir.

Kamuoyunun tepkisi dindikten sonra Mussolini karşı atağa geçerek 3 Ocak 1925'te mecliste bir konuşma yapar. Bu konuşmasında Mussolini, Faşist Parti'nin lideri sıfatıyla cinayetin bütün sorumluluğunu üstlendiğini açıklayarak muhalefeti cinayet suçlamasıyla hakkında dava açmaya çağırır. Ama muhalefet bunu yapacak güçte olmadığından söz konusu dava hiçbir zaman açılmaz.


Matteotti’nin yakalanan katillerinin duruşması 1926 yılında sonuçlanır: Karara göre, öldürme olayında bir kasıt bulunmaz! Matteotti, karşılıklı dövüş sırasında öldürülür. Sonunda Mussolini temize çıkartılır. Katilleri, Faşist Partisi sekreteri Farinacci savunur ve katiller beş yıl hapis cezası ile kurtulur. Ardından katiller iki ay hapis yattıktan sonra İtalya Kralı Victor Emmanuel tarafından affedilip cezaevinden çıkarılır. Ancak İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle birlikte bu dava 1947'de tekrar görülür ve o zaman henüz hayatta olan üç katil 30'ar yıla mahkûm edilir.

Antifaşist cephenin basiretsiz politikaları

Matteotti cinayetinde zayıflayan Mussolini parlamentodaki iki liberali ve milliyetçilerin önderi Federzioni’yi kabinesine alarak durumunu güçlendirir. Ve parlamentodan tekrar güvenoyu alarak iktidarda kalır.  


İtalyan sosyalistleri her fırsatta romantik bir şekilde anayasaya ve yasalara bağlı kaldıklarını tekrarlayarak hükümetin istifasını, milislerin kaldırılmasını ve yeni seçimlere gidilmesini ister. Ancak bölünmüş muhalefetin tepkisi örgütlü ve sürekli değildir. Muhalefet, bütün umutlarını Mussolini'yi görevden alabilecek tek anayasal makam olan Kral Victor Emmanuel III'e bağlar. Ancak kralın pasif tutumu, bu beklentilerin boşa çıkmasına neden olur. Buna rağmen sosyalistler uzun süre krala güven duymayı sürdürür ve onu Mussolini'den uzaklaştırmaya çalışırlar.

Alman sosyolog Max Weber'in devleti "meşru fiziksel şiddet tekeline sahip kurum" olarak tanımlaması burada hatırlanmalıdır. Muhalefet, hukuka ve anayasal süreçlere romantik bir bağlılık gösterirken devletin zor kullanma tekelinin fiilen faşistlerin denetimine geçtiğini yeterince kavrayamaz. Güç dengesi değiştiğinde yalnızca hukuka güvenmenin otoriter rejimleri durdurmaya yetmediği görülür.

Bu sırada komünistlerin dışında kalan muhaliflerin yaptığı tek eylem de meclisi boykot ederek oturumlara katılmamak olur. Siyasi tarihe Roma Cumhuriyeti dönemindeki pleb isyanlarına atıfla '’Aventino Boykotu’' (Aventine Secession) olarak geçen bu pasif hamle, muhalefet tarafından ahlaki ve onurlu bir duruş sanılırken, Mussolini'ye parlamentoyu altın tepside sunmaktan başka bir işe yaramaz.

Ayrıca Milano gibi şehirlerde faşizm karşıtı parlak gösteriler yapılır. Ancak bu gösteriler faşistlerin müdahalesi neticesinde çok sayıda insanın yaralanması ve dövülmesi ile sonuçlanır.

Sonuçta muhalefet, protesto eylemlerinden öteye gidemez. Muhalefet güçlü bir antifaşist bir cephe oluşturamaz. Hannah Arendt'in de dikkat çektiği gibi, totaliter hareketler yalnızca kendi örgütlülüklerinden değil, muhalefetin parçalanmışlığından ve ortak hareket edememesinden de güç alır. Faşizmin yükselişi sırasında muhalefetin en büyük hatalarından biri, kendi ahlaki üstünlüğünün siyasal üstünlüğe dönüşeceğini sanması olur. Oysa otoriter rejimler, yalnızca ahlaki eleştirilerle değil, örgütlü ve etkili siyasal mücadeleyle durdurulabilir. Ayrıca muhalefetin parlamentodan çekilmesiyle, Mussolini parlamentoda her istediğini yapabilecek duruma gelir. Bu şekilde faşizm kendini toplama ve yeniden saldırıya geçme imkânı kazanır.

Faşizmin kurumsallaşması

Artık zaman, Mussolini için diktatörlüğe gitmenin tam zamanı olur. 


3 Ocak 1925’te Mussolini mecliste verdiği ünlü söylevinde gerçek niyetini açığa vurur. Polis, Mussolini’ye karşı bir dizi uydurma suikastlar (!) düzenler. Bu suikast girişimleri, tıpkı daha sonra Almanya'da Reichstag Yangını'nın kullanılacağı gibi, olağanüstü yetkilerin meşrulaştırılması için uygun bir gerekçe hâline gelir. Mussolini de bu suikast girişimlerine dayanarak “olağanüstü durum” yasası çıkarır. Mussolini bu yasaya dayanarak da ‘’kanun gücünde kararname’’ler çıkarma imkânı elde eder. Sonunda da bu kararnamelerle muhaliflerini ezer, demokratik partileri, sendikal örgütleri kapatır, bütün özgürlükleri ortadan kaldırır.

Mussolini’nin bu stratejisi, siyaset biliminde '’Otoriter Yasalcılık'’ veya ‘'Legallik İllüzyonu'’ olarak adlandırılır. Faşizm, demokratik kurumları dışarıdan bir darbeyle yıkmak yerine; bizzat sistemin yasal boşluklarını, kanun hükmündeki kararnameleri ve anayasal süreçleri kullanarak içeriden çürütür. Hukukun bu şekilde araçsallaştırılması, diktatörlüğe sahte ama koruyucu bir meşruiyet zırhı sağlar.

22 Haziran 1925’te Mussolini, Augusteo’da toplanan faşist kongre önünde “faşizmin yırtıcı totaliter iradesinin erişmek istediği devleti” şöyle tanımlar: “Ulusu faşistleştirmek istiyoruz, tüm iktidarı faşistlere vermek istiyoruz.”

1925-1926 yıllarında çıkarılan faşist yasalarla İtalya’da artık yalnızca faşizmin sözü geçer. Yeni yasalar ile örgütlenme özgürlüğü, siyasi partiler ve basın özgürlüğü ortadan kaldırılır. İtalyan ‘’Ulusal Faşist Partisi’’ tek yasal parti yapılır. Mussolini’nin gizli polis teşkilatı OVRA kurulur. Faşist olmayan ya da anti-faşist olan tüm gazetelerin idarecileri işten çıkarılır. Siyasi suçları yargılamak için özel bir mahkeme kurulur.

1926 yılında, bugün geliştirdiği "kültürel hegemonya" kavramıyla siyaset bilimi ve sosyoloji alanının en etkili düşünürlerinden biri kabul edilen Antonio Gramsci'nin de aralarında bulunduğu 2000 komünist tutuklanır. 1927 yılında yandaş gazeteler birleşerek ‘’Faşist Gazeteciler Birliği’’ kurulur. 1928’de ‘’Ulusal İtalyan Gazeteciler listesi’’ oluşturulur.

1928 yılında 37 komünist önder ömür boyu hapis cezasına çarptırılır. Matteotti Krizi sırasında muhalefet eden bazı burjuva politikacılar da kovuşturmaya uğrar, tutuklanır ve öldürülür. Bazı politikacılar da başka bir ülkeye sığınmak zorunda bırakılır.

1928 yılına gelindiğinde İtalya’da artık parlamenter görünümlü faşizm sona erer! Bu tarihten sonra artık Mussolini’nin açık terör diktatörlüğü resmen kurulmuş olur.

Sonuç

Haziran 1924 tarihinde Matteotti’nin öldürülmesi sonrasında gelişen olaylar, muhalefetin basiretsizliği, dağınıklığı ve romantikliğinin de katkısıyla İtalya’da Mussolini’nin mutlak bir terör diktatörlüğüne yol açar.


Matteotti Cinayeti yalnızca bir siyasetçinin öldürülmesi değildir. Aynı zamanda demokratik kurumların, hukukun üstünlüğünün ve örgütlü muhalefetin birlikte çöküşünün sembolüdür. Bu nedenle tarihçiler Matteotti Krizi'ni modern Avrupa'da parlamenter demokrasinin en önemli kırılma noktalarından biri olarak değerlendirir.

''Tarih, ders almak isteyenlere laboratuvar gibidir'' diye, ''Geleceğe ilişkin öngörüler kökleri tarihte olan ve buradan beslenen bitkiler gibidir'' diye, ''Tarih sadece geçmişte ne olduğunu değil, aynı zamanda gelecekte de ne olacağını anlatır'' diye hemen hemen yer yazımda söylüyorum, hep tekrar tekrar yazıyorum.

Neyse biz şimdi tarihi aklımıza takmayalım. Masallar, destanlar bizim nemize yetmiyor değil mi, biz masallarla, destanlarla oyalanalım değil mi?

Aklın kötümserliği ve kayıtsızlar

İtalyan Sosyalist Partisi'nin (PSI) önemli liderlerinden Pietro Nenni’nin 1930 yılında yayınlanan, İtalya'da Mussolini önderliğinde yükselen faşizm hakkındaki röportajında (‘’Todeskampf der Freiheit’’, Berlin Verlag, 1930) bahsettiğim İtalyan romantik muhalefeti hakkında şunları söyler:

“Geldikleri ve ait oldukları dünya batarken yaptıkları sadece; gözleri bağlı felakete yönelmek, gerçekleri görüp asla tartışmamak, güç dengelerini hiç ölçmemek, sözcüklerle oynamak ve cümlelerden binalar inşa edip oyalanmak…”

1926 yılında Mussolini faşistlerince tutuklanan Gramsci, 20 yıl hapse mahkum edilir. Mussolini’nin, '’bu beynin çalışmasını yirmi yıl durdurmalıyız'’ diyerek 1926'dan 1937'ye dek hapiste tuttuğu Gramsci ise hapiste de boş durmaz, otuz üç defteri dolduracak, 3000 sayfalık notlar tutar. (Antonio Gramsci, ‘’Hapishane Defterleri’’, Belge Yayınları, 2014). Bu notlarında Gramsci, böylesi bir muhalefetin olmaması için şunları yazar:

''Aklın kötümserliği, iradenin iyimserliğidir."

“Her yenilgi entelektüel ve moral düzensizliği beraberinde getirir. En kötü korkuların karşısında umutsuzluğa kapılmayacak ve aptallığın coşkusuna düşmeyecek ciddi ve sabırlı insanları yaratmak gereklidir. Aklın kötümserliği, iradenin iyimserliğidir."

Burada bir parantez açıp Gramsci'nin entelektüel köklerine inmek gerekir. Popüler kültürde çoğunlukla Hapishane Defterleri’ne atfedilen o meşhur "Aklın kötümserliği, iradenin iyimserliğidir" sözünün kökeni, aslında onun henüz faşizm resmi bir ideoloji olarak ortada bile yokken kaleme aldığı 1917 tarihli tarihi "Kayıtsızlar" (L'indifferenti) makalesine dayanır. Hapishanedeki hücre binalarında inşa ettiği fikirlerin tohumu, aslında faşizm İtalya'yı tamamen teslim almadan önce atılmıştır.

Gramsci, kitlelerin apolitik eylemsizliğinin nasıl bir canavar yaratacağını henüz o yıllarda görmüş ve şöyle haykırmıştır:

‘’Oysa olup bitenler, az sayıda insan öyle istediği için değil, kitleler sorumluluk almadığı, yani kayıtsız kaldığı için gerçekleşir.’’

"Nefret ediyorum kayıtsızlardan. Yaşamanın taraf tutmak olduğuna inanıyorum... Bazı eller, hiçbir kontrol tarafından denetlenmeden toplumsal yaşamın dokusunu örer; kitleler ise bu durumdan habersizdir, çünkü onlara aldırmazlar. Ama sonra, her şey örülüp bittiğinde ve düğümler atıldığında, tarih önlerine çıktığında... işte o zaman bir çılgınlık dalgası her şeyi yutar. O zaman kitleler kahrolur; kendilerini bu durumdan kurtarmayanlara öfkelenirler. Oysa olup bitenler, az sayıda insan öyle istediği için değil, kitleler sorumluluk almadığı, yani kayıtsız kaldığı için gerçekleşir.’’

İşte Matteotti Cinayeti sonrasında İtalya’da yaşanan tam olarak Gramsci’nin bu tasviridir. Muhalefet ve kitleler, "temiz ve mağdur" kalmanın konforuna sığınarak ahlaki üstünlüğün kendiliğinden bir siyasal zafere dönüşmesini beklemiş, eylemsizlikle rejim örülürken sadece seyretmişlerdir. Sonunda ise tarih önlerine çıktığında, faturayı sadece faşistler değil, tüm bir toplum ödemiştir.

Ve son sözü, bu kayıtsızlık sarmalına canı pahasına meydan okuyan Matteotti’ye bırakalım:

"Özgürlük içinde yanlışlık yapılabilir, ancak tutsaklık bir ulusu ölüme sürükler."

Arz ederim.

Osman AYDOĞAN

‘’Matteotti Cinayeti’’ (IL delitto Matteotti) Filmi (Tamamı):
https://www.youtube.com/watch?v=UY_POy2laiU


Yorumlar - Yorum Yaz