• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi9
Bugün Toplam103
Toplam Ziyaret898437

Dil ve Türkçe üzerine - 10: Örgütlerde ve liderlerde kelimeler...

Dil ve Türkçe üzerine - 10: Örgütlerde ve liderlerde kelimeler...

09 Nisan 2020

Şu iki atasözünü tekrar tekrar vermek istiyorum. Çünkü şimdiye kadar dil konusunda anlattıklarımın bir özetedir bu iki atasözü: Yunan atasözü: ‘’Kelimenin gücü Tanrı’nın gücüne eşittir.’’ Ve devam ederdi bu Yunan atasözü; ‘’İnsanoğlu bilseydi kelimenin gücünü, kötü bir kelimeyi değil kullanmak, aklından bile geçirmezdi.’’ Ve bir Japon atasözü: ‘’Güzel kelimeler güzel doğa, çirkin kelimeler çirkin doğa yaratır.’’

Bir önceki yazımda kelimelerin duygu, düşünce ve davranışlar üzerindeki etkilerini anlatmıştım... Bu bölümde de kelimelerin; örgütün yapısı, doğası ve lideri vasıtasıyla insanlar üzerinde yol açtığı duygu, düşünce ve davranışları çok özet (!) olarak anlatacağım…

Bu bölümde bahsettiğim konular başlangıçta ‘’kelimeler’’ ile ilişkisi yokmuş gibi görünebilir… Ancak yazım içinde de sık sık tekrarladığım gibi örgütsel davranışların temelinde duygu ve düşünceler, duygu ve düşüncelerin de temelinde de kullandığımız ‘’kelimeler’’ yattığını bir önceki yazımda anlatmıştım…

Yazımı iki başlık altında vereceğim. Birincisi kelimelerin örgüt yapısı altındaki inanlara etkisi, diğeri de bu insanları yöneten liderler vasıtasıyla örgüte etkisi…

Ancak konuya girmeden önce kısa bir açıklama yapmam gerekiyor:

Duygular ve davranışlar…

Duygular bulaşıcıdır… Başkalarının ruh halini değiştirme yeteneğimiz vardır. Başka bir bebeğin endişe içinde ağladığını gören diğer bebekler de ağlar… Bir Tibet atasözü: ‘’Hayata gülümsediğinizde, bir yarısı sizin öbür yarısı başka birinin yüzüne görünür. Sen gülümsediğinde tüm dünya seninle beraber gülümser…’’ İnsan beyni mutlu yüzleri yeğler, onları olumsuz ifadeli olanlardan daha kolay ve hızlı şekilde fark eder…

Darwin, her duyguyu belirli bir şekilde davranmaya yönelten bir eğilim olarak görmüş: İnsanı korku; dönüp kaçmaya, öfke; savaşmaya, neşe de; kucaklamaya yöneltirmiş…

Kaygı düzeyi ne kadar yüksek ise beynin bilişsel verimliliği o kadar azalır… Panik, öğrenmeyi ve yaratıcılığı engeller… Kontrolden çıkmış duygular idraki engeller… Duygularını iyi okuyamayan ya da ifade edemeyen insanlar kendilerini sürekli engellenmiş hissederler...

Kelimelerin örgütteki insanlara olan etkisi…

Örgütten kastım iki arkadaştır, bir arkadaş grubudur, bir ailedir, bir gruptur, bir şirkettir, bir dernektir, bir okuldur, bir üniversitedir, bir kamu kurumudur, bir hükumettir…

Bir örgüt içerisindeki insanlar nadiren duygularını kelimelere dökerler ve çoğu kez başka ipuçları verirler. Çünkü duygusal mesajların yüzde doksanı ya da fazlası sözsüzdür. Başkalarının ne hissettiğini sezebilmenin anahtarı; ses tonu, mimikler, jestler, yüz ifadesi ve benzeri türden sözsüz ifadeleri okuyabilmektir. Duygusal gerçek aslında ne söylediğinde değil nasıl söylediğinde saklıdır.

Örgütlerde insanlar birbirilerine karşı sadece duygusal değil biyolojik düzeyde de yararlı olurlar… Çünkü duygular bulaşıcıdır… Duygular koranavirüsten daha hızlı yayılır… İki insan etkileşimde bulunduğunda, ruh hali, duygularını daha güçlü ifade edebilenden daha edilgen olana doğru hızla aktarılır…

Sosyal çevreniz geliştikçe nezleye dahi daha az yakalanırsınız… Ne kadar çok dostunuz varsa ileriki yıllarda daha az fiziksel sorunlar yaşarsınız… En çok önemsediğiniz insanlar bir çeşit iksir, durmadan yenilenen bir enerji kaynağıdır... İyimserlik gibi onun yakın akrabası umudun da şifa gücü vardır. Hayatımızdaki ilişkiler ne kadar anlamlı ise sağlığımız için o kadar önemlidir…

Yakınlık ön yargıyı azaltır… İnsanları dinlemek sorunu çözmese de duygusal bakımdan yararlı olur… Hümanist felsefenin ana izleği, yakın kişisel ilişkilerin hayata anlam kattığıdır… Çalışanlar arasında duygusal bağlar ne kadar güçlüyse ve örgüt üyelerindeki fark edilmek, hissedilmek ve önemsenmek duygusu ne kadar yüksekse örgüt üyeleri işlerini yaparken o kadar şevkli, üretken ve hoşnut olurlar… Tam tersi bir örgüt içerisinde insanlar birbirlerinden ne kadar hoşlanmıyorlarsa verim düşüklüğünün yanında insanlar soğuk algınlığına ve bir virüse yakalanmaya da o kadar yatkındırlar...

İyi ruh hali de kötü ruh hali de kendi kendini sürdürme eğilimindedir. İnsanlar kendilerini iyi hissettiklerinde bir durumun olumlu yanını görürler ve onun hakkında iyi şeyler anımsarlar. Kendilerini kötü hissettiklerindeyse olumsuzluğa odaklanırlar. İnsanlar en iyi işi kendilerini iyi hissettiklerinde çıkarırlar. Çünkü kendisini iyi hissettiğinde mükemmel olmayacak insan yoktur.

Duygusal dengesi bozulan kişiler hatırlayamaz, dikkatini toplayamaz, öğrenemez ya da zihin açıklığı ile karar veremez. Stres insanları aptallaştırır… Yaralar stres altında daha zor iyileşir… Kendisini değersiz hisseden ve baskı altında kalan insanlar düşünemezler… İnsanlar örselenmiş durumdayken yoğunlaşamaz ve berrak biçimde düşünemezler…

Zehirli bir ortamda çalışan insanlar zehri eve taşırlar… Tıpkı koranavirüslü ortamda çalışıp de virüsü eve taşıyanlar gibi…

Kelimelerin liderler vasıtasıyla örgüte ve örgütteki insanlara etkisi…

Liderden de kastım bu örgülerdeki belirleyici kişidir, ailede babadır, şirkette müdürdür, işyerindeki amirdir, şeftir, okuldaki öğrenmendir, müdürdür, hükumetteki bakandır, başbakandır. Ancak yine de siz benim her ‘’lider’’ diye bahsedişimde siz kendinizi anlayınız!

Öncelikle şunu söylemeliyim: Hiçbir lider kusursuz değildir, olması da gerekmez. Ancak liderin başlıca görevi önderlik ettiği kişilerde iyi duygular uyandırmaktır…

‘‘Kötü lider, insanların hor gördüğü kişidir. İyi lider, insanların yücelttiği kişidir. Büyük lider, insanların ’biz kendimiz yarattık’ dediği kişidir’’ derdi Çinli düşünür Lao Tzu...

Lider için; strateji, vizyon ya da güçlü fikirlerden söz ederiz. Oysa çok daha temel bir gerçek var ortada: Büyük lider duygulara hitap eder.

Liderseniz eğer; ideal vizyonun oluşturulması için; içinize bakın, insanlarınızı hizaya sokmayın, uyum sağlayın, insanlarına öncelik verin, sonra da stratejiye... Liderin vizyonu içtenlikten yoksunsa insanlar bunu sezer.

Çoğu lider açısından farkı yaratacak olan stratejinin daha iyi anlaşılması değildir… Farkı yaratan; işe, strateji ve vizyona tutkuyla bağlanmak ve yüreklerle zihinleri anlamlı bir gelecek arayışına sokmaktır…

Yüreğini sağlıklı bir dozda işin içine katmayan bir sözde lider yönetebilir ama önderlik edemez…Hiçbir canlı tek kanatla uçamaz. Tanrı vergisi liderlikte yürekle kafanın, duyguyla düşüncenin buluştuğu yerde kendisini belli eder. Duygu ve düşünce; liderin süzülerek yükselmesine olanak veren iki kanattır.  

Zekâ tek başına lider yaratmaz. Liderler bir vizyonu sevk vererek, yol göstererek, esinleyerek, dinleyerek, ikna ederek ve en önemlisi ahenk yaratarak gerçekleştirir.

Örgütlerde ahenk içinde olan insanlar daha verimli olurlar... Ahenk için ses tonu, gözler ve yüz ifadesi gerekir… Uyum sağlamak haz verir… Başkaları ile ahenk kurabilmek için kişinin kendisinde bir nebze olsun huzur bulunmalıdır.

Lider ahenk kurduğunda bunu insanların gözlerinden okuyabilirsiniz: İlgi dolu ve ışıl ışıldırlar…

Asık suratlı liderlerin ekiplerinde ahenk bozulur, verimlilik düşer… Bu ekipte liderlerini hoşnut etmek için sarf ettikleri telaşlı çaba kötü kararlar almalarına ve yanlış stratejiler seçmelerine yol açar…

Neşter de iğne de nezaket ve şefkatin eşliğinde daha az acı verir… Liderin duyarsız mesajları ölüm döşeğindeki insanlara bile hastalığın kendisinden daha fazla duygusal ıstırap çektirir.

Sinirbilim artık gözlerin gönüllere açılan pencere olduğu yönündeki şiirsel fikre yakın bir şey söylüyor bizlere… Dolaysıyla gözleriyle gülmeyen bir liderin hiçbir başarı şansı yoktur. Böylesine bir lider insanlara hükmeder ancak yönetemez…

Ekiplerini normlar arasında tutsak eden liderler ahenge önderlik edemezler…

Empati, insanları beden dilinin inceliklerine ayarlayan ya da sözcüklerin altındaki duygusal mesajı duymalarını sağlayan bir panzehirdir. Empati romantizme katkıda bulunur. Ancak duygusal ihmal de empatiyi köreltir…Empatiden yoksun liderler ahenksizlik yaratacak biçimde davranırlar.

Bir lider yükseklere tırmandıkça kendisini doğru değerlendirme olasılığı da gittikçe azalır…

Lider sonuç almak için insanlarına ne denli baskı uygularsa insanlarında o denli kaygı uyandırır. Baskı, düşünmeyi engeller, yenilikçi düşünme yeteneğini kısıtlar…

Yalnızca öfkesini değil tiksinme ve küçümseme duygusunu belli eden zorlayıcı liderler çalışanları üzerinde yıkıcı bir duygusal etki yaratırlar…

Örgütlerde lider tarafından yapılan müdahaleci ve denetleyici tavır; insanlarda heves yitirir, hedef küçültür, özgüven sarsar… Lider, insanlara hükmetmeye çalışırsa zaten yenilmiş sayılır…

Lider ne kadar bilirse bilsin, insanlar onun kendilerini umursadığını bilmezlerse, onlar da liderin ne bildiğini umursamazlar. Liderdeki ilgisizlik, umursamamazlık ve dikkat etmemek; insanlarına yaptığı en kötü zülümdür... Liderin basit bir ihmali insanlara kötü bir muameleden daha fazla zarar verir…

Liderlerin başkalarının ne hissettiğini kaydedememesi duygusal zekâ bakımından büyük bir eksiklik, insan olmak anlamında da trajik bir başarısızlıktır.

İyimser liderlerin ekip üyeleri kendilerini daha iyi hissederler... Lider ile temas ettikten sonra kişi kendisini daha iyi ve daha değerli hissediyorsa işte o zaman lider görevini yapıyor demektir.

Lider ve yönetilenle olan ilişkilerde insana sevgi ve sevgi yüklü sabırla yaklaşmayan, insanların hep olumsuz taraflarını görüp onlara karamsar bir yüzle bakan bir ilişkinin, nasıl bir ilişki olursa olsun başarı şansı yoktur.

Lider ne hissettiğini anında söylemezse engellenmiş hislerin yavaş yavaş birikmesine yol açar… Sonra bir gün bu yüzden patlayıverir… Geri bildirim olmadan insanlar karanlıkta kalırlar… Birçok yönetici hayati önem taşıyan geribildirim sanatında ustalık gösteremez. Bu eksikliğin maliyeti büyüktür.

Hastalıklı eleştiri (Harry Levinson) çok tehlikelidir. Eleştiriler gereği yapılabilecek şikâyetler olarak değil, kişisel saldırılar şeklinde dile getirilir; biraz nefret, biraz iğneleme ve biraz aşağılamaya karşılık önyargılı suçlamalar yapılır. Her ikisi de savunmacılığa, sorumluluktan kaçmaya ve nihayet araya duvar örmeğe ya da mağduriyet hissinden kaynaklanan bir pasif direnişe yol açar… Bu nedenle eleştiride belirleyici olun, ne iyidir, ne kötüdür açık olun, sorunu tam olarak belirtin, bir çözüm önerin, bizzat yapın, eleştiri ve övgü yüz yüze ve baş başayken yapıldığında etkilidir.

Eleştiriye hedef olanlar; eleştiriyi kişisel bir saldırı olarak değil de işin nasıl daha iyi yapılabileceğine dair değerli bir bilgi olarak görmeli, sorumluluk almalı ve savunmaya geçmemelidirler…

Sonuç

Daha iyi yönetebilmek için uygulanan bölüp yönetme, başkaldırmaya izin vermeden baskı altına alma, zayıflatma ve geriletme yöntemine biz genellikle ‘’Yönetim Bilimi’’ adı veririz. Ve bu yönetim biçimi de genellikle örgütlerde uygulanır… Ve yukarıda anlattığım şekilde ve liderlerle uygulanır… Bu anlamda kurumlarımıza genel olarak baktığımızda onların aslında örgütlü birer sevgisizlik kurumları olduğunu görürüz…

Örgüt içinde ve liderin dilinde ve gözünde güzel ve sevgi sözcüğü olmayan toplumların insanlarının içinde yaşama sevinci olmaz, bu insanların yüzlerinde de hüzün neşidelerinin gizli çığlıkları eksik olmaz… Böylesi toplumların sokaklarında ve evlerinden şen şakrak kahkahalar atılmaz, sokaklarda insanlar rengârenk elbiseler giymezler… Böylesi toplumlarda evler morglardaki tabutluklar gibi sessiz ve sakindirler... Böylesi toplumların kendi aralarında gürültüleri, tartışmaları, kavgaları eksik olmaz… Böylesi toplumların insanlarının dillerinde kin, nefret, intikam, garez, öç kelimeleri ve bu kelimelerin insanlara ve topluma getirdiği davranış formu eksik olmaz… Özetle böylesine bir örgüt, böylesine bir toplum mutlu olamaz…

Dünyanın en büyük sosyologlarından olan Alman düşünür Max Weber; ‘’ayakta kalan kurumlar bir liderin karizması nedeniyle değil sistem içinde liderliği geliştirdiği için başarılı olurlar’’ derdi…

Ben daha ne diyeyim!

Ama ben yine de diyeyim! Yazı serim devam edecek!

Osman AYDOĞAN

 


Yorumlar - Yorum Yaz