• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi9
Bugün Toplam407
Toplam Ziyaret891526

İran diplomasisi, dış politikada etkinlik ve saygınlık

İran diplomasisi, dış politikada etkinlik ve saygınlık

10 Ocak 2020

03 Ocak 2020 tarihinde Irak'ın başkenti Bağdat'ta ABD’nin düzenlediği hava saldırısında İran Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ile İran yanlısı Haşdi Şabi örgütünün Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el Mühendis'inin öldürülmesinden sonra İran hemen tepki vererek 08 Ocak 2020 günü gece yarısından sonra saat 01:20’de Süleymani’nin öldürüldüğü saatte ABD'nn yine Irak'taki el-Esed ve Erbil üslerini İran Devrim Muhafızları Ordusu 12’den fazla balistik füzeyle vurdu.

Medyada yapılan yorumlarda İran’ın bu karşı tepkisinin dengeli olduğu, olayı tırmandırmayan ancak ABD’nin suikastına karşı tepkisiz de kalmayan bir cevap verdiği değerlendirilmesi yapıldı…

Bu olay bana Fars/İran diplomasisini hatırlattı. İran’ı bilmeyenler ‘’Molla Rejimi’’ diyerek İran’ı ve İran diplomasisini küçümserler. Doğru sözler nazik olmaz, doğru sözler eğri görünür. Ama ben yine de doğruyu söyleyeyim:  Ne yazık ki İran diplomasisi bölgede Türk ve Arap diplomasisinden fersah fersah üstünde nitelik ve etkinlik göstermektedir.

Size bir örnek vereyim:

1995-1997 yılları arasında yüksek lisans maksadıyla Almanya’daydım… Orada diplomatik bir olaya şahit oldum.

Ben gittiğimde, Berlin'de 17 Eylül 1992 yılında Mykonos adlı bir Yunan lokantasında üç İran rejimi karşıtı İranlı Kürt liderinin öldürülmesinin ardından başlamış bir dava vardı. Alman basınında ''Mykonos Prozess'' (Mykonos Davası) olarak adlandırılıyordu.

Berlin mahkemesi cinayetin İran gizli servisi tarafından İran hükümetinin emri ile yapıldığını düşünüyordu. Böylelikle bir Batı Avrupa mahkemesi resmi olarak İran Hükümetini uluslararası kamuoyu önünde cinayetle suçluyordu.

Ayrıca Berlin Mahkemesi, suikastın İran hükümeti tarafından düzenlendiğinden şüphe duymadığını belirterek, o zamanki dini lider Ali Hamaney, Devlet Başkanı Ali Ekber Rafsancani, İran Gizli Servisi Başkanı Ali Fallahiyan ve Dışişleri Bakanı Ali Akbar Velayeti’yi de bu cinayetten sorumlu tutuyordu.

Bunun ardından da Tahran’da Almanya’ya karşı bir karalama propagandası ve soğuk bir savaş başladı. İran basını Almanya’da yargının bağımsız olmadığına yönelik yazılarıyla sert bir cephe oluşturdu. Zaman zaman Almanya’nın Tahran büyükelçiliği önünde protesto gösterileri düzenleniyordu. Bu arada Almanya’da da İran ile politik ilişkiler ve mahkeme kararının sonuçları tartışılmaya başlanmıştı.

Mykonos davasının yarattığı gerginlik, karşılıklı söz düellosu ve protestolar 1997 yılı Nisan ayında alınan mahkeme kararına dek sürdü. Berlin Yüksek mahkemesi 1997 yılı Nisan ayında aldığı kararla zanlıları suçlu bulurken İran yönetiminin de cinayetlerden sorumlu olduğu yargısını ilan etti.

Bunun üzerine hem Tahran hem de Bonn (O zaman başkent henüz Bonn idi) büyükelçilerini geri çekme kararı aldı. Avrupa Birliği ülkeleri de bu kararı desteklediler ve Almanya’ya eşlik eden ilk ülke Yunanistan oldu. Muhammet Hatemi’nin Kasım 1997 tarihinde iktidara gelmesinden üç ay sonra bütün AB ülkeleri büyükelçileri Tahran’ı terk ettiler.  

Avrupa devletlerinin İran’daki diplomatlarını büyükelçilerini protesto için geri çekmeleri üzerine İran’a karşı ekonomik ambargo uygulanabileceği de tartışıldı.

Ancak; sadece Almanya’nın o zamanki rakamlara göre 10 milyar Mark’ın üzerinde İran’dan alacağı bulunuyordu. Almanya’nın İran ile yıllık ticaret hacmi de 2 milyar Mark’ın üzerindeydi. Almanya senelerdir İran’la yüksek teknoloji ve ağır makine sanayii konularında yoğun ekonomik ilişkiler içindeydi. Ve bu ilişkiler dâhilinde askerî teknoloji de vardı. Fransa ve İngiltere de benzer konularda İran’la ticari bağlantılar sürdürüyorlardı.

Kısacası Mykonos davası ardından hiçbir Avrupa ülkesinin İran’la ekonomik ilişkilerini kesecek ve bu ülkeye de insan hakları ve terörizm konusunda yaptırımlar uygulatacak hali yoktu.

Ancak; Mykonos davasının hükmünden sonra diplomatik mekanizmalarını harekete geçirip, notalar ve mesajlar veren ülkeler "Realpolitik" kurallarını ve siyasi ekonominin gerçeklerini anımsayınca şimdiye kadar geçerli olan tutumlarını değiştirme gibi bir lükse de sahip olmadıklarını anlamaları uzun sürmedi.

Sonuçta İran’daki büyükelçilerini protesto için geri çeken Avrupa devletleri sadece bir ay dayanabildiler ve tekrar diplomatlarını İran’a göndermek istediler... Ancak İran’ın cevabı da şöyle oldu: ‘’Avrupa devletleri büyükelçileri tabii ki Tahran’a tekrar geri dönebilirler. Ancak içlerinde Alman Büyükelçisini görmezsek mutlu oluruz.’’

İşte beğenmediğimiz İran diplomasisi böyle bir şeydi... Sessiz, sakin, kararlı ve tutarlı...

Diplomasi; dış politikada sorunları barışçıl yöntemlerle ve müzakereler yoluyla çözme sanatıdır. Siyaset ise; sorunları güç kullanmadan çözme sanatıdır. Diplomasi; var olan düşmanlıkları yok etmek, dostlukları pekiştirmek ve dost kazanma sanatıdır. Siyaset ise; içeride birlik ve beraberliği pekiştirmek, iç barışı sağlamak sanatıdır. Diplomaside; duygulara, tepkisel ve anlık davranışlara, zig zag politikalara yer yoktur. Ve iç politik konuların dış politikada kullanılması uzun vadede o ülkeye zarar verir.

Bir; İran’ın ''Mykonos Davası''ndaki tutumunu ve Süleymani’nin öldürülmesi karşısındaki gayet dengeli tepkisini düşünün bir de; 02 Ekim 1992 tarihinde planlı bir NATO tatbikatında, TCG Muavenet muhribine ABD’ye ait USS Saratoga uçak gemisi tarafından atılan füze ile vurulması karşısında tepkisiz kalanları, 04 Temmuz 2003 günü Irak’ın Süleymaniye kentinde Irak'taki işgal kuvvetlerinin bir parçası olan Amerikan askerlerince Türk ordusunun seçme birliklerinin derdest edilip başına çuval geçirilmesi karşısında nota bile veremeyenleri ve 02 Haziran 2016 tarihinde Alman Federal Meclisi'nin 1915 olaylarını '’soykırım’' olarak nitelemesinin ardından sessiz ve tepkisiz kalanları düşünün….

Türk diplomasisi ne yazık ki yıllardır kahve kültürü ile yürütülmektedir. Girişte de anlattığım gibi ne yazık ki uzun yıllardır İran diplomasisi Türk diplomasisinden daha ciddi, daha tutarlı ve daha kararlı bir tavır ve nitelik sergilemektedir.

Diplomaside birinci kural saygınlığınızı, soğukkanlılığınızı ve tutarlılığınızı kaybetmemenizdir…

Diplomaside saygınlığınızı; kişisel nitelikleriniz, hukuka olan saygınız ve uluslararası alandaki sosyal ilişkilerinizle kazanırsınız. Örnek istiyorsanız eğer beğenmediğiniz şimdiki İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'i alın bir inceleyin derim.

Diplomaside soğukkanlılığınızı kullandığınız üslupla sağlarsınız, mahallenin kabadayısı havasıyla değil. Bu konuda örnek istiyorsanız eğer Almanya Federal Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier ile Başbakanı Angela Merkel’in ve yine İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in üsluplarını bir inceleyin derim. 

Diplomaside tutarlılığınızı, etkinliğinizi ve saygınlığınızı; BM'lerce tanınan bağımsız bir devletin, Suriye’nin terörist kabul ettiği ÖSO, El Nusra gibi örgütlere siz, kendiniz ev sahipliği yaparken, Almanya'yı, Belçika'yı, Hollanda'yı PKK'ya destek veriyor diye suçlayarak sağlayamazsınız…

Diplomaside tutarlılığınızı, etkinliğinizi ve saygınlığınızı; Libya’nın meşru hükümetine destek için asker göndereceğiz diye teskere çıkarırken, Suriye’deki meşru bir hükumeti köstek için, devirmek için Suriye’deki meşru hükumetin terörist saydığı gruplara askerî destek vererek sağlayamazsınız…

Diplomaside tutarlılığınızı, etkinliğinizi ve saygınlığınızı; Suriye’ye askerî harekât yaparken devletin en üstündekilerin ‘’fetih’’, ‘’Kızılelma’’ söylemleri ve asker kıyafetiyle poz veren bir Dışişleri Bakanı ile sağlayamazsınız…

Diplomaside tutarlılığınızı, etkinliğinizi ve saygınlığınızı; sorunlarınız olan ülkeye ‘’Eyyyy!’’ naraları atarak sağlayamazsınız…

Diplomaside tutarlılığınızı, etkinliğinizi ve saygınlığınızı; dış ülkelere atadığınız büyükelçilerin şaibeli nitelikleriyle sağlayamazsınız…

Öğrenmek ayıp değil ki! Diplomaside tutarlılığınızı, etkinliğinizi ve saygınlığınızı kazanmak için gidin de biraz beğenmediğiniz İran’dan ve Zarif’ten diplomasi dersi alın…

Bakın o beğenmediğiniz Molla Rejimi tüm bir Ortadoğu'da, Suriye'de, Irak'ta, Lübnan'da, Yemen'de cirit atarken siz daha otuz km Suriye'ye girdiniz diye tüm bir dünyayı karşınıza alıyorsunuz...

Osman AYDOĞAN

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz