
Ve o mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız
Tanpınar’dan Attila İlhan’a Mahur Beste ve tevriyenin inceliği
06 Mayıs 2017
‘’Mahur Beste’’, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın üçlemesinin ilk romanının adıdır. Diğer ikisi ''Sahnenin Dışındakiler’’ ve ''Huzur'' adlı romanlardır. ‘’Mahur Beste’’, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın zekâ ve yaratıcılığını ustalıkla yansıttığı, bir solukta okunan, insanı birden kavrayıp yavaş yavaş, hüzünle yere indiren, ruhta hoş bir seda bırakan, özel bir kitabıdır.
Bu roman, Türk edebiyatında öyle güçlü bir eserdir ki ‘’Mahur Beste’’ adı romanda kalmaz başka edebî eserleri de etkiler. Bunlardan biri de Attila İlhan’ın en güzel şiirlerinden biri olan ‘’Mahur Beste’’ adlı şiiridir.
Tanpınar’dan Attila İlhan’a bir "Hüzün" mirası
Attila İlhan, şiirine sadece isim olarak değil, bir duygu iklimi olarak da Tanpınar’ın dünyasını misafir eder. Bu noktada şiir, sadece bir ağıt değil, Tanpınar’dan devralınan bir 'hüzün mirası’' haline dönüşür.
Tanpınar’ın "Mahur Beste" romanı, aslında bitmemiş bir hesaplaşmanın, çöküşün ve bu çöküş içindeki insanın hüzünlü hikâyesidir. Tanpınar bu eserinde, klasik musikimizin en kederli makamlarından biri olan ‘’Mahur’’ üzerinden, bir devrin kapanışını ve o devrin insanlarının yaşadığı "gecikmişlik" duygusunu anlatır.
İşte Attila İlhan’ın şiiri ile Tanpınar’ın romanı arasındaki köprü tam burada kurulur:
Ortak atmosfer (hüzün ve kader): Tanpınar’da Mahur Beste, kişisel bir trajedinin ve toplumsal bir dönüşümün sessiz çığlığıdır. Attila İlhan ise bu ismi alarak, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamıyla yaşanan o modern zaman trajedisini, geleneksel bir hüzünle mühürler. İlhan, modern bir siyasi acıyı anlatırken Tanpınar’ın klasik estetiğine sığınır.
İroni ve zıtlık: "Mahur" makamı neşeli ve şenlikli duyulsa da aslında içinde derin bir hüzün barındırır. Tanpınar romanında bu tezatı (içsel hüzün vs. dışsal düzen) işlerken; Attila İlhan da şiirinde "Şenlik dağıldı" diyerek o hüzünlü zıtlığı vurgular. Genç fidanların gidişiyle kararan ortalık, Tanpınar’ın romanındaki o kaybolan "eski İstanbul" aydınlığıyla gizli bir bağ kurar.
Bir estetik gönderme: Attila İlhan, şiirine bu adı vererek okura şu mesajı fısıldar: “Bu acı yeni değil; bu toprakların kadim kederi, Tanpınar’ın romanındaki o bitmemiş bestenin, bugün idam sehpalarında devam eden yankısıdır.”
Böylece "Mahur Beste", bir tarafta Osmanlı’nın son dönemindeki bireyin iç dünyasını temsil ederken; diğer tarafta 1970’lerin Türkiye’sinde yitip giden bir kuşağın ağıdına dönüşür.
Attila İlhan’ın ‘’Mahur Beste’’ adlı şiirini anlatmadan bir açıklama yapmam gerekir.
Edebiyatta ''tevriye'' sanatı
Edebî sanatlarda ‘’tevriye’’ diye bir kavram vardır. Edebiyatta ‘’tevriye’’, bir kelimenin iki anlamı arasında kurulan ince bir oyundur. Bu sanatta sözcük, yakın anlamıyla söylenirken uzak anlamı ima edilir.
Bu sanatta sözün yakın anlamı söylenir, uzak anlamı anlatılmak istenir. Daha doğrusu uzak anlam ilk anda okuyucu tarafından kavranmayacak biçimde gizlenir. Okur, yakın anlamla oyalanır, ama anlatılmak istenen uzak anlamda gizlidir. Bu uzak anlam şiire ayrı bir güzellik katar.
Tevriye sanatı ile ilgili en iyi örnek 17. yüzyıl Türk şairlerinden Nef’î’nin bir dörtlüğüdür:
''Tahir efendi bana kelp demiş
İltifatı bu sözde zahirdir,
Maliki mezhebim benim zira,
İtikadımca kelp tahirdir.''
Bu dörtlükte kullanılan ‘’Tahir’’in iki anlamı vardır: Birincisi ''Tahir Efendi'' anlamında, ikincisi ise ''temiz, pak'' anlamında.
Kelp ise Arapça kökenli bir kelime olup ‘’köpek’’ demektir. Bu dörtlükte hem, köpek temiz hayvandır hem de asıl köpek Tahir Efendi'dir anlamı var. Maliki mezhebinde köpek, temiz hayvandır.
Tevriye sanatına ikinci bir örnek de Divan Edebiyatı'nda yaşarken "Sultanü'ş Şuârâ" (Şairler Sultanı) unvanını alan ve asıl adı Mahmud Abdülbâki olan Divan Şairi Bâki’nin ‘’Huma kuşunun gölgesi’’ adlı şiiridir. Beş dizelik bu şiirin üçüncü dizesi şu şekildedir:
‘’Âvâzeyi bu âleme dâvûd gibi sal
Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş’’
Bu dizede Bâki, ''Bâki'' sözünün yakın anlamı olarak ''sonsuzluğu'' zikrederken, uzak anlam olarak da şair kendi adını işaret etmektedir...
Şimdi gelelim Attila İlhan’ın şiirine.
Attila İlhan’ın “Mahur Beste”si
Attila İlhan’ın ‘’Mahur Beste’’ adlı şiiri de tevriye sanatının en güzel örneklerinden biridir. Şiirde geçen ‘’Müjgân’’ ilk anda yakın anlam olarak kadın adı olarak anlaşılırsa da uzak anlam olarak ‘’kirpik’’ anlamında kullanılır. Müjgân, Farsça bir sözcük olup ‘’kirpik’’ anlamındadır.
Attila İlhan, bu güzel şiiri, güneşten ışık yontabilecek cesarette üç sert adam; Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan için yazar. Attila İlhan’ın kendi anlatımıyla şiirinin hikâyesi şu şekildedir:
“12 Mart sonrasının kahır günleriydi. Bir sabah radyoda duyduk ağır haberi: Deniz’lere kıymışlardı. Karşıyaka’dan İzmir’e geçmek için vapura bindim. Deniz bulanıktı; simsiyah, alçalmış bir gökyüzünün altında hırçın, çalkantılı… Acı bir yel esintisinin ortasında aklıma düştü ilk mısra… Vapurda sessiz bir köşe bulup yüksek sesle tekrarladım. Vapurdan indikten sonra da rıhtım boyunca bu ilk mısraları tekrarlayarak yürüdüm.’’ 06 Mayıs 1972
Bu şiir hem Ergüder Yoldaş hem de Ahmet Kaya tarafından bestelenir. Ergüder Yoldaş'ın bestesi gerçekten ''mahur'' makamındayken, Ahmet Kaya'nın bestesi ''nihavent'' makamındadır. Burada küçük bir ayrıntıyı da eklemek gerekir: Ahmet Kaya, kendi bestesini kendisi yorumlarken, Ergüder Yoldaş'ın bestesini eşi Nur Yoldaş yorumlar. Her iki yorumu da yazımın sonunda veriyorum.
Bir şiir bu kadar mı güzel yazılır, bir şiir bu kadar mı ruha dokunur, bir şiir insanı bu kadar mı hüzünlendirir?
Devlet Ana
Bu nasıl bir ‘’Devlet Ana’’dır ki uzaklardaki güçlerin politikaları uğruna idealist çocuklarını şefkatsizce yitirir?
Ama aynı ‘’Devlet Ana’’ bu evlatlarından esirgediği şefkati ve merhameti, nedense; hırsızlarına, uğursuzlarına, kendisini soyanlara cömertçe gösterir.
Ve o mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız.
Osman AYDOĞAN
Mahur Beste, Ahmet Kaya:
https://www.youtube.com/watch?v=EVwYvmoG8Ms
Mahur Beste, Nur Yoldaş:
https://www.youtube.com/watch?v=JaZ_q4YD5qE
Mahur Beste
Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız
O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız
Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız
Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız
O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız
Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
Gittiler akşam olmadan ortalık karardı
Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra
Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara
Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara
Geceler uzar hazırlık sonbahara