• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam964
Toplam Ziyaret2907170

Doğru iş yapmak


Doğru iş yapmak


24 Temmuz 2021

Toplum olarak karıştırdığımız bir konu var: ‘’Verimlilik’’ (efficiency) ve ‘’etkinlik’’ (effectiveness) Toplum olarak verimliliğin en önemli ve en öncelikli konu olduğunu düşünüyoruz. Oysa verimlilikten çok daha önemli, çok daha öncelikli bir kavram var: Etkinlik. 

‘’Verimlilik’’ ve ‘’Etkinlik’’

Bu iki konuda kafa yoran Avusturyalı Yönetim Bilimci Peter F. Drucker, ‘’Etkin Yöneticinin Seyir Defteri’’ (Optimist Yayınları, 2007) adlı kitabında bu iki kavramı basitçe şöyle açıklıyor: ‘’Verimlilik; işleri doğru yapmak, etkinlik ise doğru işi yapmaktır.’’ (Efficiency is doing things right; effectiveness is doing the right things.) Peter F. Drucker, aynı kitabında şunu da söylüyor: ‘’Hiç yapılmaması gerekenin verimli bir şekilde yapılması kadar işe yaramaz bir şey yoktur."

Liderlik otoritesi olan ABD’li Yazar Stephen R. Covey de ‘’Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı’’ (Varlık Yayınları, 1999) adlı kitabında Peter F. Drucker’den de alıntı yaparak bu iki kavramı liderlik özelliklerine oturtuyor:  “Yönetici işleri doğru yapar, lider ise doğru işleri yapar.” Bu sözü Covey kitabında şöyle örnekliyor: ‘’Yöneticilik, başarı merdivenini tırmanma becerisidir, liderlik ise merdivenin doğru duvara dayalı olup olmadığı ile ilgilidir.’’

Merdiven, yanlış duvara dayandığında

Covey, kitabında ‘’merdiven’’ konusunu hapishane ile ilişkilendirerek şöyle açıklıyor: Bir hapishanenin avlusundan kaçmak istiyorsunuz. Avlu duvarı yüksek ve sürekli gözetleniyor… Gözetlenmeyen çok kısa bir an var. Ve bu andan istifa ederek; avlu duvarına hızla merdiven dayayıp ve merdivenden de hızla tırmanmanız gerekiyor. Bu maksatla güzel bir plan yapıp, duvara hızla merdiven dayama ve merdiveni hızla çıkma konusunda aylarca çalışıyorsunuz, kol kaslarınızı, bacak kaslarınız geliştiriyorsunuz. Yaptığınız provalarla da bu iş size gerekli o kısa anın da altında yapıyorsunuz. Yani çok verimli bir iş çıkarıyorsunuz, yani ‘’işi doğru yapıyorsunuz’’. Ancak hapishaneden kaçma günü merdiveni yanlış bir duvara dayayıp da hapishanenin dışına değil de hapishanenin bir başka avlusuna atlıyorsanız eğer o zaman ''işi doğru yapıyor'' ancak ‘’doğru iş yapmamış’’ oluyorsunuz...

Bataklığa çıkış!

Covey’in kitabında benzer şekilde bir de çangıl ormanından çıkış konusunu örnekliyor: Ormanda kaybolan ekip ormandan çıkabilmek için çok iyi organize edilerek, ormandan hızlı bir şekilde ağaç kesilip çıkış yolu açılıyor (iş doğru yapılıyor) . Ancak bu yol bir bataklığa çıkıyor (doğru iş yapılmıyor)…

Aslında Peter F. Drucker’in ‘’Verimlilik; işleri doğru yapmak, etkinlik ise doğru işi yapmaktır’’ sözü benim anlattığım gibi hiç de hapishaneden ve ormandan çıkış örnekleri gibi basit örneklendirilecek gibi durmuyor…

Günümüzde ve Türk tarihinde bu ilkenin çok ama çok acı örnekleri yaşanıyor…


Ulaştırma politikalarında ‘’işin doğru yapılması’’ ve ‘’doğru iş yapılmaması’’

Örneğin günümüzde Türkiye’nin ulaşım politikalarında; AB standardında duble yollar, otoyollar, kamyon, otobüs ve otomobil fabrikaları gibi ‘’işler doğru yapılıyor''. Ancak bütün bunlar ‘’doğru iş olarak yapılmıyor’’… Üç tarafı denizlerle çevrili ülkenin dünyanın en ucuz taşıma aracı olan deniz yolarını ve ikinci ucuz taşıma aracı olan demiryollarını kullanmaması, bu alanlara yatırım yapmaması nedeniyle ‘’doğru iş yapmamış’’ oluyor. Türkiye, hala mevcut ulaştırma politikalarının ülkeyi bataklığa çıkardığı görülmüyor…

Veya bir başka örnek; ''Karadeniz Otoyolu''. Karadeniz Otoyolu dünyada örneği olmayan deniz kıyısında denize paralel bir otoyoldur. Tanrı, ücretsiz deniz yolu vermişken, Karadeniz sahil illerine Karadeniz'e uygun limanlar yaparak ve Karadeniz'e uygun gemilerle ulaşımı sağlamak dururken, milyar dolarlar harcayarak, ülkenin kaynaklarını heba ederek, Karadeniz kıyılarını da Karadeniz insanına kapatarak muazzam bir otoyol yapmak hiç de doğru bir iş olarak gözükmüyor...

DPT, Türkiye’deki otoyolları şöyle planlamıştı:


Planda Karadeniz otoyolu yoktu. Onun yerine; Ankara – Sivas – Erzincan – Erzurum otoyolu planlanmıştı. Erzurum’dan bir kol Ağrı – Doğubayazıt üzerinden İran’a, bir kol da Kars üzerinden Gürcistan ve Azerbaycan’a bağlanacaktı. Karadeniz şehirleri de bu otoyola tünellerle bağlanacaktı. Bu şekilde hem Ortaasya Türk dünyası Hazer gölü üzerinden Türkiye’ye bağlanacak hem de Doğu Anadolu otoyola kavuşacaktı... Ağrı, Erzurum gibi iller otoyollarla teee Ankara, İzmir ve İstanbul’a bağlanacaktı…

Ankara- İstanbul arasındaki TEM otoyolu da böyle planlanmamıştı. Bu yol; İstanbul- Körfez Köprüsü (ki, Osmangazi Köprüsü olarak yapıldı) - Bursa Çevre Yolu (ki yapıldı) - İnegöl- Eskişehir- Sivrihisar- Polatlı ve Ankara şeklindeydi. Sivrihisar ‘dan bir kol Afyon- İzmir ile İstanbul - İzmir’e ( şimdi ayrıca Balıkesir üzerinden yaptılar), Afyon üzerinden Antalya ile; Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya, Bursa ve Eskişehir birbirine bağlanacaktı..

Şimdi ise hem ayrı bir İstanbul - İzmir otoyolu yapıldı hem de Ankara - İzmir, Ankara - Antalya ve İstanbul - Antalya otoyolu hala  yapılamadı. DPT’nin planıyla bir taşla beş kuş vurulacaktı. Ancak mevcut haliyle bir kuşa beş taş atıldı…

Ayrıca şimdi yaptıkları İstanbul- Ankara TEM otoyolu ile hem milyar dolarları Bolu Dağı Tüneline gömdüler hem de Adapazarı ve Sakarya ovalarını otoyola kurban ettiler. Yine şimdi yaptıkları İstanbul - İzmir otoyolu ile Bursa, Balıkesir ve Manisa ovalarını otoyola kurban ettiler. Dünya gıda krizine giriyor bunlar bu sulak ovaları bu yollara harcadılar...

Keza Osmangazi Köprüsü varken Çanakkale Köprüsü fuzuli yapılmıştır. Ne de olsa çok zenginiz ya… Milyar dolarlarımızı harcayacak yerler arıyoruz…

Bu örnek çoğaltılabilinir…

Tarihten de örnek verecek olursam:


Galiçya örneği

Bu sayfalarda Galiçya muharebelerini anlatmıştım. Galiçya; Orta Avrupa’da bulunan 80.000 km2’lik bir coğrafya parçası; kuzeyinde Polonya, doğusunda Ukrayna, güneyinde Romanya ve batısında Macaristan ve Slovakya bulunuyor, Podolya Yaylası ve Karpat Dağlarının kuzey yamaçlarını içinde barındırıyor. Birinci Dünya Harbinde Enver Paşa, Almanlara yaranmak için Çanakkale muharebelerinden muzafferle çıkmış orduyu yeniden teçhiz ve teşkilatlandırarak Ruslara karşı Almanlar safında savaşmak üzere Galiçya’ya gönderiyor… Türk ordusu Galiçya’da destan yazıyor. Yani Türk ordusu orada ‘’işini doğru yapıyor’’. Ancak o tarihlerde Ruslar Sivas’a merdiven dayamışken, Irak cephesinde, Filistin cephesinde İngilizlere karşı askere ihtiyaç varken Galiçya’ya asker göndermek (doğru iş yapmamak) felaketlere yol açıyor…

Yine tarihten bir başka örnek vermek istiyorum…

Medine Kaplanı Fahrettin Paşa!

Ömer Fahreddin Türkkan… Biz kendisini bu şekilde değil de I. Dünya Harbi sırasında çıkan Şerif Hüseyin İsyanı'nda zor şartlar altında Medine'de yönettiği iki yıl yedi ay süren Medine müdafaası ile ''Fahrettein Paşa'' olarak  tanıyoruz. Bu nedenle Fahrettin Paşa; "Medine Müdâfii", "Türk Kaplanı", "Çöl Kaplanı", "Medine Kahramanı" lakaplarıyla da anılıyor. Gerçekten de Fahrettin Paşa zor şartlarda, ikmal yolları Arap aşiretler tarafından kesildiği için askerlerine çekirge yedirerek Medine’yi savunuyor… Hasılı Fahrettin Paşa İslam’ın kutsal şehri Medine’yi çok iyi savunuyor. Yani Fahrettin Paşa ‘’işini doğru yapıyor’’…

Ancak Fahrettin Paşa ‘’doğru iş mi yapıyor?’’ Ne yazık ki bu sorunun cevabı koskocaman bir ‘’hayır’’dır. Fahrettin Paşa ‘’işi doğru yapıyor’’ (Medine’nin müdafaası) ancak ‘’doğru iş yapmıyor’’…

Başkomutan Vekili Enver Paşa, Diyarbakır’dan gelen Mustafa Kemal Paşa ve Cemal Paşa’nın katılımıyla 28 Şubat 1917 tarihinde, Şam’da iki gün süren bir toplantı yapıyor. Bu toplantı sonunda ‘’Medine’nin boşaltılması ve Hicaz’daki kuvvetlerin Filistin’de kullanılmak üzere geri çekilmesi kararı’’ alınıyor. Başkomutan Vekili Enver Paşa, Suriye’den döndükten sonra 02 Mart 1917 tarihinde bu kararını kesinleştirerek emre döküyor. (Hikmet Özdemir, ‘’Savaşta ve Barışta Kemal Atatürk’’, Doğan Kitap, 2019, s. 136) Fakat Fahrettin Paşa bu emri dinlemiyor, Medine’yi savunmaya devam ediyor. Bu savunma esnasında binlerce Anadolu evladı çekirge de yiyerek Arap çölünde kırılıyor, şehit oluyor. Sonunda hem Medine düşüyor hem de  savunmasız kaldığı için Filistin düşüyor, Şam düşüyor, o zamanlar Antep kadar Türk olan Halep düşüyor… Yani Fahrettin Paşa, savunma ‘’işini doğru yapıyor’’ ancak ‘’doğru iş yapmıyor’’...

Kût-ül Ammâre Muharebesi

Osmanlı Ordusu Kût-ül Ammâre Muharebesinde İngilizlere tarihi bir yenilgiyi yaşattıktan sonra, ordu temel harp prensiplerinden olan ‘’başarıdan faydalanma’’ kuralını uygulayacağına, bu muzaffer ordu ile güneye Basra’ya kadar inip İngilizleri denize dökeceğine, Enver Paşa, Kût Zaferi’ni kazanan Ordu’ya Almanların da telkiniyle “İran Seferi”ni hedef gösterdi. “Turan Seferi” de denilen bu sefer “hayalperest” bir sefer olmasına rağmen bu muzaffer Ordu, İran’a da girdi. Ancak burada İngiliz kuvvetlerini tutmaktan başka (Almanlar lehine) bir sonuç alamadı. Ancak Basra’daki İngiliz kuvvetleri ihmal edilmişti. İngilizler takviye kuvveti getirdikten sonra Bağdat istikametinde ilerlemeye başladılar.

Bu sefer muzaffer ordu ‘’Turan seferi’’ denilen hayalperest seferini bırakarak tekrar Irak’a döndü ise de İngilizler çoktan önemli mevzileri ele geçirmişlerdi. Sonuçta Kût-ül Ammâre kaybedildiği gibi Bağdat da kaybedildi. Mütarekeden sonra da Musul ve Kerkük kaybedildi. Dolayısıyla müthiş bir zafer ziyan edilmiş oldu…

Bu muhteşem zafer ziyan edilmeyip de bu muzaffer ordu Alman telkiniyle İran’a değil de Basra’ya yönlendirilseydi tarihin akışı daha farklı olurdu. Başkalarının telkinleriyle dış politika belirleyenlerin sonunu ‘’Tarih Baba’’ hep ‘’hüsran’’ olarak kaydetmiştir.  


Türk tarihinde buna benzer daha çooook örnek var. Şimdi ben tarihteki bu örnekleri yazmaya kalksam ‘’burdan köye yol olur’’…

Gündem

Gündemde AKP iktidarının, Afganistan’da kalıp havaalanının güvenliğini sağlamaya talip olduğu haberleri yer alıyor… Ancak bu talep; Ruslar, Sivas’a merdiven dayamışken, Suriye ve Irak cephelerinde asker ihtiyacı varken Enver Paşa’nın Almanlara yaranmak için Galiçya’ya asker göndermesi ile birebir benzeşiyor. Tek fark; o zaman Almanlara yaranmak için şimdiyse Amerikalılar yaranmak için…


Ülkenin ekonomik durumu, ülke içinde hala devam eden PKK tehdidi, ülkenin Suriye'de İdlib'de ve Libya'daki durumu, Afganistan'ın %85'ine hâkim olan Taliban'nın ve Suriye'de işbirliği yaptığımız Rusya ve İran'ın Türkiye'yi Afganistan'da istememesi dikkate alındığında, Afganistan’da göreve talip olmanın ‘’doğru iş’’ mi olduğu konusunda her zaman olduğu gibi hiç mi hiç düşünülmüyor…

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 20 Temmuz 2021 tarihinde KKTC ziyaretinde yaptığı açıklamada “Türkiye’nin Taliban’ın inancıyla alakalı ters bir yanı yok. Daha iyi anlaşabileceğimize ihtimal veriyorum” diyor. Ancak; selefi kökenli, hak, hukuk ve adalet tanımayan bir terör örgütü olan Taliban ile bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir ilgisi bulunmuyor. Kaldı ki Fahrettin Paşa’yı Medine’de kuşatan Bedevi milislerden oluşan Müslüman Haşimi ordusu oluyor... 

Bir başka gündem maddesi de ‘’Kanal İstanbul’’… İklim krizi, kuraklık, deprem felaketi İstanbul’un kapısını çalmışken, İstanbul’a ve Türkiye’ye hiçbir katkısı olmayacak ancak buraya harcanacak paranın haddi, hududu, hesabı ve Marmara’ya olacak ekolojik etkisi belli değilken bu proje ne kadar ‘’doğru bir iş’’tir? Hiç düşünülmüyor…

Sonuç

Sonuç olarak demek istediğim şudur: Biz Türkler hep ‘’işi doğru yapmağa’’ odaklanıyoruz. Hem kendimizi hem de insanlarımızı buna zorluyoruz. Ancak ‘’doğru iş'' yapmak konusunda fikir yürütmüyoruz…

Şimdi yaptığınız işleri bir gözden geçiriniz, hangisi ‘’doğru iş’’tir? Hangi doğru olmayan işleri canhıraş bir şekilde verimli bir şekilde yapmaya çalışıyorsunuz? Şimdi müdürünüzün, amirinizin, patronunuzun sizlere yaptırmaya kalktığı iş veya işleri bir gözden geçiriniz, hangisi ‘’doğru iş’’tir? Müdürünüz, amiriniz, patronunuz hangi doğru olmayan işleri sizlere baskı yaparak canhıraş bir şekilde verimli yaptırmaya çalışıyor? Veya yaşadığınız il veya ilçe belediyelerine veya ülke yöneticilerine bir bakınız!... Belediyeler veya hükumet, olağanüstü çaba, gayret emek, para ve zaman ve enerji harcayarak hangi doğru olmayan işleri verimli bir şekilde yapmaya çalışıyorlar? Bu liste uzaaaar da gider… Ne demişti Peter F. Drucker, bahsettiğim kitabında: ‘’Hiç yapılmaması gerekenin verimli bir şekilde yapılması kadar işe yaramaz bir şey yoktur."

Yönetici ''işleri doğru yapan'' kişi oluyor, lider kişi ise ''doğru işleri'' yapıyor... Bu nedenle günümüzde, ülkemizde, her seviyede eksikliği hissedilen, ''lider'' kişi oluyor...

Ne yazık ki bu güzel ve yalnız ülkeye Mustafa Kemal Atatürk'ten sonra lider gelmiyor... Talihsizliğimiz işte burada yatıyor...

Arz ederim…

Osman AYDOĞAN



Yorumlar - Yorum Yaz