• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi9
Bugün Toplam1263
Toplam Ziyaret1490657

Kitapları yakmış oldukları bu yerde, sonunda insanları da yakacaklar!


Kitapları yakmış oldukları bu yerde, sonunda insanları da yakacaklar!

03 Temmuz 2021

Dün, Sivas’ta kasıtlı ve bilinçli olarak 35 insanımızın yakılarak katledildiği günün 28. yıldönümü idi… Bundan tam 28 yıl önce 02 Temmuz 1993 günü Sivas’ta Ortaçağ’dan kalma bir güruh 35 insanımız yakarak katletmişti. Yakılan otelde bulunan 51 kişi de kendi imkânlarıyla yanmaktan kurulmuştu. Eğer bu kurtulanlar olmasa isi yakılarak katledilen insan sayısı 86 olacaktı…

Ancak bu katliam hiç de sürpriz bir katliam değildi. Yazımın başlığında olduğu gibi kitapları yakmış oldukları bu yerde, eninde sonunda insanları da yakacaklardı… Öyle de oluyor… Önce dün cayır cayır kitaplar yakılıyor… Sonra da dün cayır cayır kitapları yakan bu zihniyet sonunda da cayır cayır insanları yakıyor…

Sivas katliamını anlayabilmek için başlıkta yer alan ‘’Kitapları yakmış oldukları bu yerde, sonunda insanları da yakacaklar!’’ deyimi nereden geliyor, önce bunu anlatayım… Bunu anlatabilmek için de Alman edebiyatına kısa bir göz atmam gerekiyor…

Heinrich Heine

Goethe ve Nietzsche'den sonra Alman dilini en iyi kullanan lirik bir Alman şairi var: Christian Johann Heinrich Heine’yi (1797 - 1856)

Heine, 19. yüzyılın romantizm ve realizm akımları arasındaki geçiş döneminde siyasal şiirin öncüsü olan en ünlü Alman şairidir. Genelde lirik şiirler yazıyor... Hegel'in öğrencisi, Karl Marx’ın arkadaşıdır. Göttingen, Bonn ve Berlin Humboldt üniversitelerinde hukuk okuyor ancak edebiyata hukuktan daha fazla ilgili duyuyor… Doğduğu Duesseldorf kentindeki üniversiteye adı veriliyor: Heinrich-Heine-Universität Düsseldorf. Heine’yi ve eserlerini bu sayfalarda daha önce fazlaca ve detaylıca anlattığım için Heine’nin derinliğine girmiyorum. Onun bir kitabından bahsedeceğim…

Almansor: Ein Tragödie

Heinrich Heine, bu kitabında tarihte defalarca kanıtlanmış başlıkta kullandığım sözünü söylüyor: "Bu sadece bir başlangıçtı, kitapları yakmış oldukları bu yerde, sonunda insanları da yakacaklar.”  (Das war ein Vorspiel nur, dort wo man Bücher verbrennt, verbrennt man auch am Ende Menschen.) Bu söz halen Almanya'da farklı şehirlerde değişik meydanlarda bir anıt yazısı olarak sergileniyor.

Bu söz, Heinrich Heine’nin; "Der Rabbi von Bacharach" ve  "Atta Troll" eserleri ile beraber bir klasik olarak kabul edilen ve 1823’te yayımlamış olduğu “Almansor: Ein Tragödie” (Jazzybee Verlag, 2012) isimli kitabının 21. sayfasında yer alıyor. Bu romanda Heinrich Heine bu sözü roman kahramanlarından birisine büyük bir öngörüyle söyletiyor. Ne yazık ki bu kitapların hiçbirisi Türkçeye çevrilmiyor…

Heinrich Heine “Almansor: Ein Tragödie” isimli romanında 1492 yılında Granada’nın İspanya Krallığı tarafından ilhak edilmesini ve sonrasında yaşananları konu ediniyor. Bu ilhak ile Granada halkı din değiştirmeye zorlanıyor. Kabul etmeyenler de engizisyon eliyle katlediliyor. Kurtulabilen az sayıda insan dağlara çekiliyor. Olabilecekleri öngörebilenler de şehir işgal edilip yağmalanmadan çok önce evlerini terk ediyor… Almansor da şehri çok önceden terk ederek Fas’a gidiyor. Ancak Almansor Fas’ta kaldığı sürece, din değiştirerek Granada’da kalabilen sevgilisi Zuleima’yı özlüyor. Bu nedenle Almansor, Zuleima’yı bulmak için Granada’ya dönüyor. Romanın bundan sonrası hazin bir aşk hikâyesi olarak anlatılıyor…

Almansor Granada’ya geldiğinde eski tanıdıkları insanlar kendisine; ülkesine ihanet edenlerden, varlıklarını korumak için işgalcilerle işbirliği yapanlardan, işgalciler safına katılanlardan, yerli halka yapılan baskı, işkence ve katliamlardan bahsediyor…    

Almansor’a konuşan insanlardan birisi de Almansor’un ailesinin eski yardımcısı Hassan’dır. Hassan, işgalcilere karşı direnmiş ve dağa çıkmıştır. Hassan, yaşadıklarını Almansor’a anlatırken engizisyonun binlerce kitabı ve kütüphaneleri yakmasına atfen işte bu sözü söylüyor: “Bu sadece bir başlangıçtı, kitapları yakmış oldukları bu yerde, sonunda insanları da yakacaklar.’’

Kitapları yakmış oldukları bu yerde, sonunda insanları da yaktılar!

Heine’nin, eserinde Hassan’a büyük bir öngörüyle bu sözü söyletmesinden 112 yıl sonra, 10 Mayıs 1933 tarihinde Naziler tarafından “Alman edebiyatını arındırma” iddiasıyla, 70 bin kişinin toplanarak seyrettiği Berlin-OpernPlatz’ta (Berlin’in Opera Meydanı) yirmi binin üzerinde kitap yakılıyor… Bunlar arasında ünlü Alman yazarlar Heinrich Mann, Erich Maria Remarque, Joachim Ringelnatz ile birlikte Heinrich Heine’nin de kitapları da bulunuyor… Tabii ki sadece Berlin şehrinde kitaplar yakılmıyor… Hemen hemen bütün Alman şehirlerinde kitaplar yakılıyor. 

Naziler ise bu kitapları yaktıktan tam sekiz yıl sonra da insanları da yakmaya başlıyor…  

Gelelim bize…

II. Abdülhamit döneminde yakılan kitaplar

Genellikle II. Abdülhamit dönemi bir istibdat dönemi olarak biliniyor. Ancak II. Abdülhamit’in binlerce cilt kitabı yaktırdığı pek bilinmiyor…  

Prof. Dr. Fatma Gül Demirel’in bir kitabı bulunuyor: ‘’II. Abdülhamid Döneminde Sansür’’ (Bağlam Yayınları, İstanbul, 2007) Prof. Dr. Fatma Gül Demirel, kitabının 173 ile 183. sayfalarında, tam 11 sayfada yayımladığı listede 132 farklı kitaptan 29 bin 681 adet kitabın II. Abdülhamit tarafından yaktırıldığını yazıyor... Prof. Dr. Fatma Gül Demirel, ayrıca II. Abdülhamit tarafından yakılan kitaplar listesini, ‘’Müteferrika’’ adlı derginin 2005 yılı sayısında da  "Yeni Bulunan Belgelerin Işığında II Abdülhamid’in Yaktırdığı Kitapların Bir Listesi’’ başlığı ile yayınlıyor.

II. Abdülhamit tarafından yakılan kitaplar içinde; Namık Kemal, Ziya Paşa ve Abdülhak Hamid gibi yazarların eserleri, tarih kitapları, Moliér’den yapılan uyarlamalar, ‘’Köroğlu’’ ve ‘’Hayber Kalesi’’ gibi kahramanlık kitapları, ‘’Yusuf ile Züleyha’’, ‘’Kerem ile Aslı’’ ve ‘’Leyla ile Mecnun’’ gibi halk destanları, öyküler, romanlar ve seyahatnameler bulunuyor…

II. Abdülhamid, yaktırdığı kitaplar arasında, Sünni İslâm dünyasının en muteber hadis kitabı olan "Sahîh-i Buharî" adlı kitap da bulunuyor. Bir iddiaya göre kitap içinde "Halka zulmeden idarecilere karşı ayaklanmak haktır" şeklindeki bazı hadislerin varlığı nedeniyle kitap daha piyasaya verilmeden önce toplatılıp yakılıyor… .

Prof. Dr. Fatma Gül Demirel, ayrıca kitabında II. Abdülhamit döneminde “Osmanlı Devletine Girişi Yasaklanan Gazeteler” listesine de yer veriyor. (s. 167-171) Prof. Dr. Fatma Gül Demirel, bu listede 162 gazete ismine yer veriyor. Ancak listede genellemeler olduğu için aslında bu listede çok daha fazla gazete bulunuyor… Bu genellemelerin içinde; “Bütün Viyana Gazeteleri”, “Londra gazeteleri”, “Bütün İngiliz Gazeteleri”, “Bütün Fransız Gazeteleri”, “Bütün Atina Gazeteleri” gibi genel ifadeler kullanılıyor.

Kitap yakan, yaktıran zihniyet

Aslında kitapları yakan, yaktıran tek başına II. Abdülhamit olmuyor… Kitapların yakılması köhne ve hastalıklı bir zihniyetin sonucu, köhne ve hastalıklı bir zihniyetin ürünü oluyor. II. Abdülhamit bu zihniyete sadece aracı oluyor… İşte II. Abdülhamit’i ataları olarak görenler de aslında böylesi köhne ve hastalıklı bir zihniyetin sahipleri oluyor…

Girişte bahsettiğim Heine’nin, eserinde Hassan’a büyük bir öngörüyle söylettiği ‘’kitapları yakmış oldukları bu yerde, sonunda insanları da yakacaklar’’ sözünden 112 yıl sonra, 10 Mayıs 1933 tarihinde Naziler tarafından yirmi binin üzerinde kitap yakılıyor. Naziler ise bu kitapları yaktıktan tam sekiz yıl sonra da insanları da yakmaya başlıyor…  

II. Abdülhamit ise 1900’lü yılların başında 132 farklı kitaptan 29 bin 681 adet kitap yaktırıyor. II. Abdülhamit’in bu köhne ve hastalıklı zihniyetini takip edenler ise bu kitapların yakılmasından yaklaşık 90 yıl sonra 02 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta cayır cayır insanları yakıyor…  

Geceleyin Almanya’yı düşündüğümde uykularım kaçıyor.

Heinrich Heine, eserleri 1835 tarihinde Alman otoriteleri tarafından her dikta rejiminde olduğu gibi yasaklandığında her şair gibi kendisi de Almanya için kaygı duyuyor. Heine, 1844 yılnda yayınladığı ‘’Nachtgedanken’’ şiirinde şu dizleri kullanıyor:

"Denk ich an Deutschland in der nacht,
dann bin ich um den schlaf gebracht"

(Geceleyin Almanya’yı düşündüğümde uykularım kaçıyor.)

Ben de artık son zamanlarda bu dizeleri ufacık bir değişiklikle zihnimde takılmış bir plak gibi şöyle mırıldanıyorum:

"Denk ich an die Türkei in der nacht,
dann bin ich um den schlaf gebracht"

Çünkü 1993 yılından sonra da II. Abdülhamit’in bu köhne ve hastalıklı zihniyeti yıllardır beslene beslene, palazlandıra palazlandıra tüm ülke sathına yayılmış bulunuyor... O gün bir oteli yakanlar bugün neredeyse tüm bir ülkeyi yakacak hale geliyor... En son olarak 15 Temmuz 2016'da gördük neler yapabileceklerini...


Arz ederim…

Osman AYDOĞAN


Yorumlar - Yorum Yaz