
Enişteler bizi niye öpüyor?
18 Şubat 2013
Biliyorsunuz; Başbakan daha düne kadar ne diyordu (partisinin ileri gelenlerinin TSK’ni aşağılayan demeçlerini saymıyorum): “Ben bu davanın savcısıyım”, “çeteleri temizliyoruz”, “vesayeti kaldırıyoruz.”
Başbakan bugün ne diyor: “Elinde kesin hükümler yok da sen yüzlerce subayı astsubayı örgüt elemanı olarak veya örgüt kuran olarak hele hele Gnkur. Bşk.nı kalkar da bu şekilde değerlendirirsen burası silahlı kuvvetlerin moral değerlerini alt üst eder. O zaman terörle nasıl mücadele edecek bu insanlar. TSK’nın terörle mücadelesine darbe vuruyor. Oralara gönderecek subay kalmıyor.”
Başbakan bugün ne yapıyor? Hastanede E. Org. Ergun Saygun’u ziyaret ediyor.
ABD, daha düne kadar bu davaların (Ergenekon, Balyoz vs.) destekçisi iken, durduk yerde askerlerin savunucusu oluyor. Baksanıza ABD elçisi Ricciardone ne diyor: “Askerî liderleriniz terörist gibi hapse kondular. Profesörler, eski YÖK Başkanı demir parmaklıklar arkasında. Tam anlaşılmayan 16 yıl önceki çalışmalarla ilgili belirsiz suçlamalarla hapse konuldular.’’
Yine durduk yerde gazetelerde bir haber yer alıyor; ‘’Yargıtay’daki Balyoz davası hızlandırılacak.’’ Ve Hükümet içeride ihanet damgası yemeğe razı olacak kadar da PKK ile müzakere aceleciliği içerisinde bulunuyor.
Neden dersiniz?
Bizler yandaş medya sayesinde ‘’et’’ ve ‘’top’’ fotoğrafları ve haberleriyle boğuluyoruz. Galatasaray Üniversitesi yanınca, Sneijder’e bir şey olmamış diye vatandaşımız şükreder hale getiriliyor.
Bu eniştelerin öpücüğünü merak edecek yandaş olmayan basında bile iç politik mülahazalar dışında kayda değer bir yorum da bulunmuyor.
Ancak yabancı basın takip edildiğinde ne görüyoruz? Gerçek gündemi.
Bu sıralar Batı basını neye yoğunlaşıyor, dünyanın gerçek gündem nedir biliyor musunuz? Ortak yorum şu ki; bu sene içinde İran nükleer programını tamamlıyor. ABD ya görüşmeler yoluyla İran’ı ikna ederek bu programı durduracak ki buna imkân ve ihtimal verilmiyor ya da ABD’nin İsrail ile beraber bu yıl içinde İran’ı vurması bekleniyor.
ABD bu yıl içinde İran’ı vuracak diye genel kanı bulunuyor! ABD, İran’ı Teksas’tan mı vuracak? Tabii ki değil, ABD, İran’ı bölgedeki üslerinden vuracak. ABD, İran'ı vururken doğrudan İncirlik’i kullanmasa bile belki de İncirlik'ten veya Türkiye’deki başka üslerden lojistik destek isteyecek. Belki de tanker uçaklarının İncirlik'i veya Türkiye’deki bazı üsleri kullanmasını isteyecek.
Hatırlıyor musunuz, Malatya’ya ABD’ye ait radar tesisi geçen sene ABD tarafından kuruluyor. Suriye bahane edilerek bu radarı ve muhtemel ABD & İsrail ve İran savaşında İsrail’i ve ana üs durumunda olacak olan İncirlik’i koruyacak Patriot bataryaları getiriliyor. Muhtemel bir ABD & İsrail - İran savaşında İran tarafında yer alamasın diye de Suriye karıştırılıyor.
İran’ın ne bir Irak ne bir Libya ne de bir Suriye olduğu dikkate alınmıyor. İran’ın tarihten gelen köklü bir devlet geleneği ve sağlam bir sosyal dokusu bulunuyor. Osmanlı bile 1639’dan beri İran’a bulaşmıyor.
ABD’nin İran’ı vurması demek Türkiye’nin de bu savaşa zorlanması, bu savaşa müdahil olması anlamına geliyor. İyi de ordu nerede, tecrübeli komutanlar nerede, pilotlar nerede? Anlıyorsunuz değil mi Ricciardone’nun bizi niye öptüğünü? ABD’nin İran ile olan savaşında yanında güçlü müttefikler ve üsler, tesisler gerekiyor. Başbakan neden askerlerin avukatlığına soyunuyor? Daha düne kadar savcısıydı, sevdiğinden mi? Hükümet, içeride ihanet damgasını yeme pahasına PKK ile müzakereler yapıyor. Neden? Çünkü İran ile savaşta bölgenin sükûn bulması gerekiyor.
Madem ekonomi iyiye gidiyor bu kadar vergiler, zamlar niye yapılıyor? Muhtemel bir savaşta para gerekiyor.
Tabii ki Türkiye – İran savaşı öyle kolayca çıkacak bir savaş olarak gözükmüyor. Ancak bu iddia Türkiye’nin tek başına karar vermesi durumunda doğru oluyor.
Ancak Danimarkalı filozof Søren Kierkegaard’ın söylediği gibi ‘’hayat ileriye doğru yaşanıyor ancak geriye doğru anlaşılıyor.’’ Geriye baktığımızda 1914 ortalarında Osmanlının Birinci Dünya Savaşına girmesinin imkân ve ihtimali bulunmuyor. Hem de Osmanlı’nın Almanya safında savaşa girmesinde hiç ihtimal bulunmuyor. Bildiğiniz gibi dost ve müttefikimiz (!) Almanya bastırıyor ve Osmanlı hiç de hazır olmadığı ve de istemediği halde kendisini Birinci Dünya Savaşının ortasında buluyor. Buradaki Alman Goeben ve Breslau gemilerinin rolünün unutulmaması gerekiyor. Bu gemileri bir metafor olarak kabul edip, Türkiye’yi ABD safında İran’a karşı savaşa sokmak için ABD tarafından benzer vakaların deneneceğinin unutulmaması gerekiyor.
1917 ortalarında Ruslar Sivas’a merdiven dayadığında, Almanların Enver Paşa üzerindeki; ‘’bu harbin neticesi Orta Avrupa’da alınacak’’ diye ikna ve baskısı sonucu Galiçya’ya bir kolordu, Dobruca ve Makedonya’ya da birer tümen gönderiliyor, Alman saflarında Ruslara karşı harp etsinler diye.
Akif’in söylediği gibi tarihten hiç de ders alınmadığı için Üçüncü Paylaşım Savaşı öncesi tarih birebir tekerrür ediyor. Birkaç farkla ki; Osmanlı yerine Türkiye Cumhuriyeti, Almanya yerine ABD bulunuyor. Alman hayranı İttihat Terakki yerine de ABD hayranı bir başka parti bulunuyor. Şu anda değişen ne? 21’inci yüzyıldaki İslam dünyasına yapılan ABD öncülüğündeki modern Haçlı seferlerine en büyük desteği kim veriyor? (‘’Haçlı seferi’’ tabiri bana ait değil, bu tabiri bizzat Üçüncü Haçlı Seferi Kumandanı Richard the Lionheart, pardon Onuncu Haçlı Seferi Kumandanı George Bush söylüyor.)
Müslüman Irak, parçalanırken, masum Iraklı Müslümanların başına bombalar yağarken, Iraklı Müslüman kadınlar tecavüze uğrarken en büyük desteği kim veriyor? Haçlı Ordusunun askerleri ülkelerine sağ salim dönsün diye hangi ülkenin başbakanı dua okuyor? ‘’NATO’nun ne iş var Libya’da?’’ diye kükrerken hemen ertesi günü Libya Haçlı Seferine ABD’den sonra en büyük deniz ve hava gücünü hangi ülkenin hükümeti gönderiyor?
Daha düne kadar Suriye ile ortak bakanlar kurulu toplantısı yaparken birdenbire Suriye Haçlı Seferini Haçlılar adına hangi Müslüman ülke tek başına götürmeye başlıyor?
Afganistan Haçlı Seferinde ABD’den sonra en büyük gücü kim gönderiyor? Hem de kendileri de Müslüman olduğu için Afgan direnişini kırma pahasına!
Muhtemel İran Haçlı Seferine desteği, ABD Uganda’dan mı alacağı düşünülüyor? İran’ı bombalayacak ABD uçakları Teksas’tan mı havalanacak bölgedeki ABD üsleri dururken? Irak’ı vuran ABD uçakları Ohio eyaletinden mi havalanmıştı?
Bütün Alman gazeteleri eğer İran – ABD görüşmeleri sonucu İran nükleer programını durdurmazsa, ABD’nin İsrail’le beraber bu yıl içerisinde İran’ı vurabileceğini yazıyor. Bu maksatla, ABD’nin İncirlik üssünü kullanma isteğine kim hayır diyecek? Müneccim olmaya, uluslararası ilişkilerde uzman, dâhi olmaya gerek yok ki Afganistan, Irak, Libya ve Suriye hadiseleri bu sorunun cevabını bize gösteriyor.
Bir başka açıdan bakarsak: İsrail’in baş düşmanı ve Filistin’in en büyük destekçisi Saddam’lı Irak idi. ABD Saddam’ı ve Irak’ı yok ederken ABD’ye en büyük desteği kim sağlıyor? İsrail’in ikinci baş düşmanı ve Filistin davasının yılmaz savunucusu Kaddafi idi. ABD tarafından Kaddafi ortadan kaldırılırken ABD’ye yine en büyük desteği kim sağlıyor? İsrail’in yine en büyük düşmanlarından birisi de Suriye idi. Suriye’ye karşı İsrail’in bile cesaret edemediği düşmanlığı şimdi kim yapıyor?
Bir de pek bir kimsenin dile getirmediği bir husus bulunuyor: 2006 yılında Lübnan’ın güneyine (İsrail’in kuzeyine) kuvvetli bir Türk istihkâm birliği gönderiliyor. Bu kuvvet halen Lübnan güneyinde bulunuyor ve görev süresi de her altı ayda bir TBMM’inde uzatılıyor. Her gün Güneydoğu’da mayına basan askerlerimizi şehit verirken mayın temizleme kabiliyeti olan bu istihkâm birliği Lübnan’dan sızıp İsrail’e saldıracak olan Hamas’a karşı İsrail’i koruyor.
Şimdi aklı ve izanı olan birisinin gelip de şu meşhur ‘’One minute’’ kayıkçı kavgasının ne olduğunu izah etmesi gerekiyor.
Şimdi İsrail’in ve ABD’nin bölgede tek düşmanı kalıyor; O da İran. Muhtemel bir İran – İsrail & ABD savaşında İsrail’i korusun diye Malatya’ya radar ve bu radarı korusun diye Malatya’ya ve İncirlik üssünü korusun diye de İncirlik’e Patriot füzeleri yerleştiriliyor.
ABD istedi de bu Hükümet neye hayır diyor ki? Irak tezkeresi için ‘’Tezkereyi ABD istedi, biz de çıkardık’’ diyen Başbakan değil miydi?
ABD, İran Haçlı Seferi için Türkiye’den katkı istediğinde bu Hükümet hayır mı diyecek?
Yukarıda anlatılanlar görünen köyün kılavuz istemediğin gösteriyor.
1095-1270 yılları arasında yapılan dokuz Haçlı Seferinde haçlı ordularına hiçbir Müslüman ülke yardım etmiyor. Bu dokuz Haçlı Seferine karşı koyanlar, onları hezimete uğratanlar Türk’tüler. Bu onuncu Haçlı Seferine ise tarihin bir cilvesi olarak en büyük desteği sağlayan ise kendilerini herkesten daha Müslüman olduklarını iddia edenlerin yönetimindeki Kılıç Arslan’ların torunları olan Müslüman Türkiye oluyor.
Tarih hiç ama hiç affetmiyor. Birilerinin, yakın bir gelecekte Pers (İran) Kralı Darius karşısında bu topraklarda yaşayan Lidya Kralı Krezüs gibi ‘’Solon, Solooooon’’ diye feryat etmesinden korkuluyor.
Anlıyorsunuz değil mi enişteler bizi neden öpüyor?
Aslında gelin Asaf Hâled Çelebi’nin Mârâ adlı şirinde söylediği gibi yapalım:
’’Bilmemek bilmekten iyidir. Düşünmeden yaşayalım Mârâ.’’
Osman AYDOĞAN