• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam1155
Toplam Ziyaret1490549

Gara Operasyonu


Gara Operasyonu


21 Şubat 2021

10 Şubat 2021 günü saat 02.55'te Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Türkiye sınırına 40 kilometre uzaklıktaki Irak’ın Gara bölgesinde bulunan Siyana'ya uçarbirlik herekâtı yapılarak Pençe Kartal-2 Operasyonu yapılıyor... Harekâtın başında üç şehit veriliyor. Ardından da bizzat Genelkurmay Başkanı tarafından PKK’nın elindeki 13 silahsız sivil vatandaşımızın PKK tarafından katledildiği açıklaması yapılıyor. Ancak sonradan bu sivil vatandaşların sivil vatandaş olmadığı, 2015 ve 2016 yılından beri PKK’nın kaçırdığı asker, polis ve MİT elamanı olduğu ortaya çıkıyor.

Bu operasyonda hem üç şehit veriliyor hem de PKK elindeki asker, polis ve MİT personelin tamamı kurtarılamayarak PKK tarafından şehit ediliyor…

Cumhurbaşkanı Erdoğan 15 Şubat 2021 günü yaptığı açıklamada PKK elinde rehin bulunan askerleri kastederek; "… Bu kardeşlerimiz, bir kısmı beş yıl bir kısmı altı yıl bu teröristlerin ellerindeydi. O günden bugüne bu kardeşlerimizi nasıl bu terörist alçakların ellerinden kurtaracağız hep bunun hesabını yaptık. Çok uğraştık. En son bu operasyonların yapıldığı gece, artık bu operasyonları yapmak suretiyle bu kardeşlerimizi kurtaralım istedik’’ diye açıklamada bulunuyor…

Cumhurbaşkanı Erdoğan PKK elinde rehine bulunan personeli kurtarmak için bir askerî operasyon üzerinde çalıştıklarını ve askerî operasyon yaptıklarını söylüyor. Ancak bu tür askerî bir harekâtla rehine kurtarmak uygun bir hareket tarzı değildir. Bu zücaciye dükkânına fil ile girmeye benzer. İsterseniz bin tane terörist öldürün böyle bir operasyonda rehineleri sağ alamazsınız. Rehineleri sağ alamadığınızda tek sonuç vardır: Mutlak bir başarısızlık.

Geçmişte Türkiye ve dünyada rehinelerin terör örgütlerinden kurtarılması örnekleri

Terör örgütleri genellikle propaganda yapmak, fidye almak ve rehin olarak kullanmak maksadıyla asker, polis, güvenlik görevlisi veya devlet memuru kaçırır, alıkoyar ve rehin olarak kullanırlar. Geçmişte Türkiye'de ve dünyada kaçırılan askerlere ne olduğuna ve nasıl kurtulduklarına şöyle bir göz atalım:


PKK tarafından kaçırılan askerler

PKK’nın asker ve polis kaçırma eylemleri yeni değildir. Geçmişte bu tür kaçırma ve serbest bırakma olaylarına bir göz atacak olursak şöyle bir örnek liste yapabiliriz:

Van-Tatvan Karayolu'nu Şapur mevkiinde 10 Ekim 1992 günü yolu kesen bir grup PKK'lı, 50 aracı durdurup kimlik kontrolü yaparlar. Yolcular arasında bulunan bir astsubay, 2 er ve 1 imam kaçırılır. Askerler daha sonra PKK tarafından serbest bırakılır...

Batman, Kozluk ilçesi yakınlarında 20 Ağustos 1993: saat 23.00 sıralarında yol kesen PKK, Van'dan Mersin'e giden bir yolcu otobüsünü durdurur ve minibüste bulanan 13 askeri kaçırır. Askerler daha sonra PKK tarafından serbest bırakılır.

Hakkari'nin Uludere ilçesi kırsalındaki 1994 yılı Aralık ayındaki çatışmada yaralanan İbrahim Yaylı isimli bir asker PKK militanlarınca kaçırılır. Yaylı iki yıl sonra 1996 yılında Refah Partisi ve sivil toplum örgütlerinden gelen bir heyete teslim edilir...

PKK tarafından 1996 yılı Temmuz ayında Ortaklar Karakolu'na baskında 15 asker şehit olur ve 8 asker kaçırılır. RP eski Milletvekili Fethullah Erbaş, dönemin İHD Genel Başkanı Akın Birdal kaçırılan askerleri almak için 27 Ağustos 1996 tarihinde Irak'taki Zeli Kampı'na giderler. PKK, askerleri gelen heyete teslim ederler. Ancak Ankara DGM Başsavcılığı, Erbaş hakkında soruşturma başlatır. Erbaş ile görüşmelere katılan Birdal da gözaltına alınır. Erbaş ve Birdal hakkında, ''PKK propagandası yaptıkları ve PKK'ya yardım ettikleri'' iddiasıyla dava açılır.

Erzincan karayolunu 18 Temmuz 2005 tarihinde kesen PKK, sivil kıyafetli er Coşkun Kırandi'yi kaçırır. Kırandi, 4 Ağustos 2005 tarihinde Güleç Köyü kırsalında bir sivil heyete teslim edilir. Sivil heyete PKK propagandasını yaptıkları iddiasıyla Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılır.

Şırnak'ta 9 Ekim 2005 tarihinde yol kesen bir grup PKK'lı polis memuru Hakan Açıl'ı kaçırır. Açıl 110 gün sonra 27 Ocak 2006'da İHD heyeti ile birlikte gelen babası Muammer Açıl'a teslim edilir.

 Dağlıca bölgesinde 22 Ekim 2007 tarihinde PKK baskını esnasında 15 asker şehit olur, bu baskında 8 asker PKK tarafından kaçırılır. Daha sonra askerler 4 Kasım 2007 tarihinde serbest bırakılır.

İsrail – Arap (Hizbullah / Hamas) çatışmalarında rehine değişimleri

Araplarla İsrail arasındaki 1982'den bu yana yapılan esir/rehine değişimlerini özetle şöyle sıralayabiliriz:

1983 - İsrail, Lübnan'da tutulan 6 İsrail askerine karışlık 4600 Arap tutukluyu serbest bırakır.   

Haziran 1984 - İsrail, savaşta tutsak ettiği 291 Suriyeli, 72 Suriyelinin cesedini ve 20 Arabı; 6 İsrailli ve 5 İsraillinin cesedi karşılığında serbest bırakır.  

Mayıs 1985 - İsrail, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi- Genel Komutanlığı'nın elindeki 3 askerine karşılık 1150 Arap mahkûmu serbest bırakır.   

Haziran-Temmuz 1985 - İsrail 331 Şii tutukluyu serbest bırakır. Şii liderleri, bunun, Beyrut'ta kaçırılan Amerikan TWA uçağında rehin alınan 39 yabancı yolcunun serbest bırakılması karşılığında yapıldığını bildirirler ancak İsrail bu bağlantıyı reddeder…   

Haziran 1996 - Hizbullah ile İsrail arasında Almanya'nın arabuluculuğuyla varılan esir değişimi anlaşması çerçevesinde 2 İsrail askerinin cesedine karşılık 123 militanın cesedi teslim edildi.  Hizbullah ayrıca İsrail'in desteklediği Güney Lübnan Ordusu'na bağlı 17 milisin cesedini, Lübnanlı 45 tutsak karşılığında iade eder.   

30 Ocak 2004 -  İsrail, yine Almanya’nın aracılığı ile dört yıldır Hizbullah'ın elinde rehin bulunan bir işadamı ve üç askerin cesedine karşılık 429 Arap mahkûmu serbest bırakır..

2008 –İsrail, 2006’da sınır ötesi bir operasyonda yakalanan iki askerinin cesetleri karşılığında beş Hizbullah militanını serbest bırakır.

2011 – İsrail, 2006’dan beri Hamas elinde esir olan Gilad Şalit adında bir İsrail askeri karşılığında İsrail hapishanelerinde bulunan 1027 Arap mahkûmu serbest bırakır. Yani İsrail bir askerine karşılık, 1027 Arap mahkûmunu salıverir...

Yukarıda bahsi geçen İsrail’in serbest bıraktığı Arapların çoğu da Hamas ve Hizbullah militanlarıdır.

ETA ve IRA örnekleri

Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. İspanya'nın kuzeyindeki ve Fransa'nın güney batısında bulunan Bask bölgesinin bağımsızlığı için faaliyetlerde bulunan ETA Terör Örgütü ile İspanya arasında (1970 yılında Bilbao’da fahri Alman Konsolosu Eugen Beihl’in ETA tarafından kaçırılıp sonra serbest bırakılması gibi) ve Anglo-İrlanda sorununda da benzer şekilde rehine takasları yaşanmıştır. (İrlanda Cumhuriyet Ordusu IRA, Britanya Hükûmeti'ne ve İrlanda'da bulunan İngiliz kuvvetlerine karşı sürdürdüğü mücadelede de İngiliz askerlerini kaçırmış ancak bu askerler de benzer şekilde serbest bırakılmışlardı…)

Ocak 2021 ayında Nijerya’da kaçırılan Türk denizciler

Aslında uzaklara ve eski zamanlara gitmeye gerek yoktur. Tam bir ay önce, Liberya bayraklı "Mozart" isimli gemi, 23 Ocak 2021 tarihinde Nijerya'nın Lagos kentinin yaklaşık 180 mil açığında deniz korsanlarının saldırısına uğramış, saldırıda gemideki 19 kişilik mürettebattan Türk Vatandaşı olan 15'i kaçırılmış, Azerbaycan uyruklu 1 kişi de öldürülmüştü. Yapılan girişimler sayesinde kaçırılan 15 Türk vatandaşı 12 Şubat 2021 günü korsanların elinden kurtarılmıştı. Dışişleri Bakanlığı tarafından; ‘’Olayın hemen akabinde Cumhurbaşkanımız süreci bizzat takip ederek…’’ diye başlayan açıklamasında "Hem sahada hem Türkiye’de yürütülen temas ve çalışmaların neticesinde bugün 15 vatandaşımız sağ salim kurtarılmıştır" denilmişti. Yani korsanlar tarafından kaçırılan bu 15 denizcimiz için askerî bir operasyon yapılmadan kurtarılmışlardı.

Bu tür kaçırma ve serbest bırakılma olaylarının ortak özellikleri

Bu listeyi vermekten amacım tabii ki terör örgütleri güzellemesi yapmak değildir. Başta PKK olmak üzere bütün terör örgütleri dünyanın en vahşi, en acımasız, en gaddar ve hiçbir şekilde hak ve hukuk tanımayan örgütlerdir. Bu listeden maksadım bu tür kaçırılan asker, polis, güvenlik görevlisi, devlet memuru veya insan kurtarma faaliyetlerinin dünyada da çoğunlukla hep böyle yürümüş olduğunu göstermek içindir. Bu tür rehine kurtarma faaliyetlerinin büyük bir çoğunluğunda ya üçüncü bir ülke (Arap – İsrail rehine değişiminde olduğu gibi Almanya) ya insan hakları dernekleri gibi sivil toplum örgütleri veya hükümet dışı siyasetçiler (RP eski Milletvekili Fethullah Erbaş gibi) aracılığı ile yapılmıştır.

Kaçırılan ve şehit edilen askerler Tük olunca

Ancak bu askerlerin kurtarılmasında yukarıda örneklerini verdiğim yöntemler uygulanmamıştır. Hâlbuki teröristlerle görüşebilmek için mevcut hükumetin elinde; Oslo gibi, Dolmabahçe gibi, akil adamlar gibi, PKK başının mektubunu TV’lerde okutmak gibi, kırmızı bültenle aranan PKK başının kardeşini devletin televizyonuna çıkarmak gibi, Kandil’e akil adamlar göndermek gibi, PKK ile hemhal olanlarla Diyarbakır mitingine ele ele, kol kola çıkmak gibi, PKK başının mesajını miting alanında okutmak gibi büyük bir tecrübe birikimi de vardı.


PKK tarafından kaçırılan askerlerin kurtarılmasında bu tür yöntemler uygulanmadığı gibi askerlerin bu tür kurtarılmasına da Türkiye’deki siyasi yetkililer yukarıda anlattığım gibi pek sıcak ve insancıl da yaklaşmamışlardır. Kaçırılan askerleri almaya giden heyetlere anlattığım gibi hep terör örgütü propagandası yapmaktan dolayı davalar açılmıştır.

Ayrıca yukarıda anlattığım 22 Ekim 2007 tarihinde çatışmada 15 şehit verilen Dağlıca baskınından sonra PKK tarafından kaçırılan ve daha sonra 4 Kasım 2007 tarihinde serbest bırakılan 8 asker için dönemin Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin; “keşke ölselerdi” anlamına gelebilecek şu açıklamayı yapmıştır: "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hiçbir mensubu böyle bir duruma düşmemeliydi. Dolayısıyla kendilerinin kurtulmuş olmasından fazla bir sevinç duyamadığımı ifade etmek istiyorum.”

Bu söz aslında bu tür asker kaçırmalarında siyasi yetkililerinin görüşünü yansıtır niteliktedir ki Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in bu sözünden sonra ne kendisinin istifası istenmiş ne de bakan askerlerden bir özür dilemiştir.

Günümüzde de değişen bir şey yoktur. Son Gara operasyonunda 16 şehidin hemen ardından, iki gün sonra, henüz şehitlerin cenazeleri yeni toprağa verilmişken, Arap Rabia'ya gözyaşı döken siyasi sorumlular, salgın hastalık ortamında lebaleb dolu olmasıyla övündükleri salonlarda gülerek, eğlenerek, esprilerle neşe içerisinde kongre düzenlemişlerdir… Geçen sene de, tam bir yıl önce, 27 Şubat 2020 akşam saatlerinde İdlib’de Rus hava saldırısı sonucu 36 askerimiz şehit olduğunda, şehitlerin bu haberiyle tüm Türkiye matem tutuyorken, 83 milyon tek yürek, kan ağlıyorken, daha şehit cenazeleri yeni yeni kaldırılıyorken bu olaydan iki gün sonra, 29 Şubat 2020 günü Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul'da AKP milletvekilleri ile buluşmasında yaptığı konuşmada ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmeleri gülerek, gülümseyerek, espri yaparak anlatıyordu… Bu konuşmayı seyreden bakanları da sırıta sırıta gülüyorlar ve şen şakrak Cumhurbaşkanının yaptığı espriyi alkışlıyorlardı…

Sorumluluk

Başta da söylediğim gibi bu tür askerî bir harekâtla rehine kurtarmak uygun bir hareket tarzı değildir. Dünyada bunun örneği yok gibidir. Bu zücaciye dükkânına fil ile girmeye benzer. İsterseniz bin tane terörist öldürün böyle bir operasyonda rehineleri sağ alamazsınız. Hele hele böylesine bir operasyona müjde ile ve PKK’ya olan desteği, sevgisi, sempatisi aşikâr olan bölgedeki dost ve müttefiklerinizi bilgilendirerek gidiyorsanız. Rehineleri sağ alamadığınızda tek sonuç vardır: Mutlak bir başarısızlık.

Ama burası Türkiye’dir. Kimse sorumluluk almaz. Bütün yetkililer sorumsuzdurlar. Çürük binalar çöker insanlar ölür, emniyeti alınmayan madenler çöker insanlar ölür, çığ altında insanlar ölür, ihmalden trenler devrilir insanlar ölür ancak kimse sorumlu değildir. Ülkeyi FETÖ’ye parsel parsel peşkeş çekerler ama kimse sorumlu değildir. Başka yollarla kurtulabilecek 6 yıldır unutulmuş 13 can bir beceriksizliğe kurban gider ama kimse sorumlu değildir. Çünkü burası Türkiye’dir ve vicdanlar zift gibi katılaşmış, duygusuzlaşmış ve ruhsuzlaşmıştır.

Fars şâir ve İslam âlimi Şeyh Sâdî Şirâzî (1193-1292) şöyle derdi:

"Be-merdî ki mülk-i ser-â-ser zemîn
neyrezed ki hûnî çeked ber zemîn"

(Baştan başa bütün dünya, 
bir damla kanın yere dökülmesine değmez)

İslam âlimi böyle diyordu ama elin gâvuru ise bir askerini kurtarmak, bir canı riske atmamak için askerî bir operasyon yapmıyor, karşılığında 1027 teröristi birden serbest bırakıyordu…

Bu memlekette canın değeri yoktur.

Arz ederim

Osman AYDOĞAN

 


Yorumlar - Yorum Yaz