
“Haydar Haydar”: Bir devriyenin türküye dönüşümü
17 Nisan 2020
Gündemin sıkıcı ve boğucu havasından uzaklaşmak için dün Sıdkı Baba’yı ve onun ‘’Zülf-ü kâküllerin amber misali’’ dizeleriyle başlayan bir şiirini anlatmıştım. Gündem aynı gündem; sıkıcı ve boğucu. Bu atmosferden kurtulmak için hazır Sıdkı Baba’yı anmışken burada bırakmayayım, bugün de Sıdkı Baba’nın ‘’Nura Düş Oldum’’ adlı devriye şiirini ve kaynak olarak bu şiiri kullanan Ali Ekber Çiçek’in ‘’Haydar Haydar’’ türküsünü anlatmak istedim.
Ali Ekber Çiçek'in ‘’Haydar Haydar’’ türküsünde söylediği dizeler ile bu türküye kaynak olan Sıdkı Baba’nın şiirindeki dizeler aynı değildir. Bu nedenle de bu farklılıkları da -Sıdkı Baba'yı anlatırken kullandığım kaynak kitapları esas alarak- anlatacağım.
Tabii ki her zaman olduğu gibi bu yazımın sonunda da Ali Ekber Çiçek’in sesinden bu türküyü ve bu türkünün değişik yorumlarını vereceğim.
Burada dikkat çekici bir örnek olarak şiirlerin müziğe dönüşümünü hatırlamak gerekir.
Şiirlerden şarkı / türkü sözü oluşturmak
Bu sayfalarda daha önce Ömer Hayyam’ın dizelerinden yapılan iki şarkıya yer vermiştim. Birinci Mehmet Güreli’in ‘’Kimse Bilmez’’ isimli şarkısı, diğeri de İranlı bir müzik grubu olan Axiom of Choice’nin ‘’Color of Dreams’’ şarkısı idi… Her iki şarkının özelliği; sözlerinin Ömer Hayyam’ın rubailerinden bir seçki oluşturarak hazırlanmış olmasıydı…
Bu yöntem müzikte sıkça başvurulan bir yöntemdir. Aynı şekilde Ali Ekber Çiçek de Sıdkı Baba’nın ‘’Nura Düş Oldum’’ adlı dokuz kıtalık devriye şiirinden ufak tefek değişikliklerle iki kıtalık bir seçki oluşturarak bahsettiğim bu türküyü besteler… Sıdkı Baba’nın türküye kaynaklık teşkil eden şiirinin tamamını yazımın sonunda veriyorum…
Ali Ekber Çiçek bu türküyü bestelerken Sıdkı Baba’nın şiirlerinde yer almayan ‘’Haydar Haydar’’ nakaratlarını ekleyerek türküye de bir zenginlik katar… Ali Ekber Çiçek bu zenginleştirmeyi Kul Nesimî’nin ‘’Ben melamet hırkasını’’ dizeleriyle başlayan şiirini bestelerken de yaparak bu türküye de ‘’Haydar Haydar’’ tekerlemelerini ekler… Kısaca her iki şiirin orijinalinde ‘’Haydar Haydar’’ isimleri ve tekerlemeleri bulunmaz. (*)
Ali Ekber Çiçek’in bu türkülerine eklediği ‘’Haydar’’ Hz. Ali'nin (R.A.) bir nâmıdır… Yiğit, cesur, kahraman anlamına gelir…
Tasavvuf ve Bektâşi türkülerinin açıklamasının zorluğu
Ali Ekber Çiçek’in Sıdkı Baba’dan aldığı bu türküsünü açıklamaya girişmeden önce Tasavvuf ve Bektâşi şiirlerini açıklamanın zorluğundan bahsetmek istiyorum. Bu zorluğa Yunus Emre’nin dizeleriyle bir örnek vererek anlatayım:
‘’Çıkdım erik dalına anda yedim üzümü
Bostan ıssı kakıyıp der ne yersin kozumu’’
Basitçe Yunus Emre'nin şunu demek istediğini sanırız: ‘’Erik dalına çıktım, orada üzüm yedim; bahçenin sahibi bana kızarak niye cevizimi yedin dedi.‘’ Ancak Yunus Emre'nin anlatmak istediği tamamen farklıdır. Yunus Emre bu iki dizesiyle tasavvuftaki şeriat, tarikât, hakikât ve marifet olan dört aşamayı anlatır. Şöyle ki: Erik, şeriattır. Dışı yenir, içinde kocaman bir çekirdeği vardır. Üzüm, tarikâttır. Tamamı yenir, fakat içinde küçük de olsa çekirdeği vardır... Ceviz, hakikâttir. Cevizin özüne ulaşmak için sert kabuğunu kırmak gerekir. Bostan sahibi kızar. Çünkü hakikâte insan kendi başına ulaşamaz. Mürşid-i kâmilin rahle-i tedrîsinden geçmek gerekir...
''Haydar Haydar'' türküsünün birinci kıtasında Sıdkı Baba’nın şiirinden yapılan değişiklikler...
Ali Ekber Çiçek, Sıdkı Baba’nın şiirinden bazı değişiklikler yaparak ‘’Haydar Haydar’’ türküsünü derler. Şimdi bu değişiklikleri görelim:
Sıdkı Baba’nın şiirinin sekizinci kıtası:
“On dört yıl dolandım pervânelikte
Sıdkı ismim buldum dîvânelikte
Sundular aşk meyin mestanelikte
Kırkların ceminde dara düş oldum”
Ali Ekber Çiçek’in ‘’Haydar Haydar’’ türküsünde söylediği ilk kıta ve yaptığı değişiklikler:
‘’On dört bin yıl gezdim pervânelikte
Sıdkı ismin duydum dîvânelikte
İçtim şarabını mestanelikte
Kırkların ceminde dara düş oldum’’
Şimdi bu mısraları tek tek ele alalım.
Ali Ekber Çiçek’in türküsündeki ilk kıta Sıdkı Baba’nın şiirinin sekizinci kıtasıdır. Ali Ekber Çiçek, babasından öğrendiğini söylediği bu birinci mısrayı “On dört bin yıl gezdim pervânelikte” şeklinde verir. Ancak Sıdkı Baba’nın şiirinde görüldüğü gibi bu mısra “On dört yıl dolandım Pervane’likte” şeklindedir… Çünkü Sıdkı Baba “Sıdkı” mahlasını almadan önce “Pervâne” mahlasıyla şiirler yazmıştır. Bunu da tam “On dört yıl” sürdürmüştür… Keza türküde Ali Ekber Çiçek şiirde geçen “Sundular aşk meyin mestanelikte” mısrasını değiştirerek türküsünde “İçtim şarabını mestanelikte” şeklinde söyler.
‘’Haydar Haydar’’ türküsünün birinci kıtasının açıklaması:
Bu dörtlük, tasavvufta insanın geçirdiği manevî yolculuğu, yani ‘’Seyr ü Sülûk’’ sürecini anlatır. “Pervânelikte” ifadesi, hakikati arayan dervişin tıpkı ateş etrafında dönen pervâne gibi yanmayı göze almasını sembolize eder. Bu yanış, dünyevî bir sarhoşluk değil, “mestanelik”te ifade edildiği üzere Aşk-ı İlâhî ile kendinden geçiştir. Bu sürecin nihayetinde ise kul, benliğinden sıyrılarak yok oluşa, yani ‘’Fenâfillah’’ mertebesine ulaşır.
Bu dörtlüğü anlayabilmek için önce tasavvufta yer alan ve türkünün birinci kıtasında geçen aşağıdaki kavramlar hakkında bilgi vermek istiyorum.
Pervâne
Tasavvufta önemli bir sembol olan ve geceleri ışığın çevresinde dönen pervâne (ateş böceği) Doğu şiirinde âşığı temsil eder. Pervânenin mum (şem) ışığı etrafında her seferinde ona daha da yaklaşarak döndükten sonra kendini aleve atıp yok etmesi olayı, şairin sevdiğiyle yakıcı bir vuslata ermesini tasvir için anlatılır. Tasavvufta ‘’şem’’ ise “ay, güneş, sevgili” anlamlarının yanı sıra “ilâhî nur, mürşid-i kâmil, Kur’an, Hz. Muhammed” gibi mânalarda da kullanılır. Bu yönüyle pervâne, tasavvufta kulun kendi varlığını yakarak yok ettiği Fenâfillah hâlinin en güçlü sembollerinden biridir.
Divânelik
Şiirde geçen ‘’dîvânelik’’, dîvâne olma durumunu, delilik, çılgınlık, mecnunluk durumunu anlatır. Bu ifadeyi Karacaoğlan da kullanır: ‘’Karac’oğlan der ki yandım ben öldüm / Her dîvaneliği kendimde buldum.’’
Mestanelik
Mestane, mest olmaktan, yani kendinden geçmekten gelir. Mestanelik ise kendinden geçilen yer anlamındadır. ‘’Sundular aşk meyin mestanelikte’’ deyişinden kastedilen; şarap içip sarhoş olup kendinden geçmek değil, ilahi aşk bilgisini şaire sunmaları nedeniyle şairin kendinden geçmesini, yani Aşk-ı İlâhî ile sarhoş olmasını anlatır.
Dara / zara düş olmak ve kırklar
‘’Dara / zara düş olmak’’ tasavvufta bir makam önünden hesap vermek anlamına gelir. Kırkların ceminde dara düş oldum’’ Burada bahsi geçen ‘’kırklar’’ muhtelif makamlardaki kerâmet sahibi ve ermiş kişilere halk tarafından verilen bir unvandır. Maddi olmayıp kerâmet sahibi ve ermiş kişilerin ruhunu temsil eder. Burada şair eğitiminin sonunda kırklar ceminde dara düş olduğunu, yani kırklar tarafından hesaba çekildiğini ifade eder. ‘’Dara düş olmak’’ ifadesi bazı bölgelerde ‘’zara düş olmak’’ şeklinde de kullanılır.
''Haydar Haydar'' türküsünün ikinci kıtasında Sıdkı Baba’nın şiirinden yapılan değişiklikler
Türkünün bu ikinci kıtası Sıdkı Baba’nın dokuz kıtalık şiirinde beşinci kıta olarak geçer. Sıdkı Baba’nın şiirinde bu kıta şu şekildedir:
‘’Ben Âdem’den evvel çok geldim gittim
Yağmur olup yağdım ot olup bittim
Bülbül olup Firdevs bağında öttüm
Bir zaman gül için hara düş oldum.”
Ancak Ali Ekber Çiçek türküsünde bu kıtayı şu şekilde değiştirir:
‘’Gürûh-u Naci'ye özümü kattım
Âdem sıfatında çok geldim gittim
Bülbül oldum Firdevs bağında öttüm
Bir zaman gül için zare düş oldum.’’
Şimdi bu mısraları tek tek ele alalım.
Görüldüğü gibi türküde geçen “Gürûh-u Naci’ye özümü kattım” dizesi Sıdkı Baba’nın şiirinde yoktur. Ayrıca ikinci mısra olan “Yağmur olup yağdım ot olup bittim” mısrası da türküde söylenmez.
‘’Haydar Haydar’’ türküsünün ikinci kıtasının açıklaması:
Bu dörtlüğü anlayabilmek için yine önce tasavvufta yer alan ve türkünün ikinci kıtasında geçen aşağıdaki kavramlar hakkında bilgi vermek istiyorum.
‘’Devir’’ ve ‘’devriye’’
Tasavvufta ‘’devir’’ ya da ‘’devriye’’; varlıkların Hak’tan gelişini ve O’na dönüşünü açıklayan bir kavramdır. ‘’Devir’’ ya da ‘’devriye’’; görünen âleme maddî olarak düşen canlının, önce cansız, sonra bitki, sonra hayvan ve en sonunda insan şeklinde görünüşünü anlatan bir süreçtir. Bu süreç görünen âlemde ‘’insan-ı kâmil’’ oluşla sonuçlanır. Kısaca ‘’devir’’ ya da ‘’devriye’’ insanın dört unsurdan (cemat-nebat-hayvan-insan) geçerek insan-ı kâmil mertebesine yani ‘’fenafi’llah’’a ulaşmasını anlatır. ‘’İnsan-ı kâmil’’ olan kişi daha sonra Allah’a ulaşır ve cennete gider. Devriye, basitçe "Allah'tan geldik yine ona döneceğiz" (İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn) (Bakara-156) ayeti ile de açıklanabilir.
Ayrıca İslam kozmolojisinde kâinatta yer alan bütün galaksilerdeki gök cisimlerinin her dönüşü de ‘’devir’’ olarak adlandırılır.
Bu anlayış, tasavvuftaki Vahdet-i Vücud düşüncesiyle de örtüşür. Buna göre varlık birdir ve görülen çokluk, aynı hakikatin farklı tezahürlerinden ibarettir. Şairin “yağmur oldum, ot oldum” şeklindeki ifadeleri de bu birliğin farklı görünümlerini anlatır. Bu yolculuğun nihai hedefi ise insanın kemale ererek İnsan-ı Kâmil mertebesine ulaşmasıdır. Bu bakış açısı aynı zamanda insanın varlığı ayrı değil, Hakk’ın tecellisi olarak görmesini ifade eden Vahdet-i Vücud anlayışına dayanır. Bu yolculuk, tasavvuf düşüncesinde insanın nihai olarak İnsan-ı Kâmil mertebesine ulaşmasıyla tamamlanır.
Gürûh-u Naci
‘’Gürûh’’ Farsçada, “topluluk” anlamına gelir, ‘’naci’’ de Arapça bir söz olup “kurtulan” anlamındadır. Bu iki sözün terkibi Gürûh-u Naci’’; “kurtulmuşlar topluluğu, kurtulanlar” anlamına gelir. Alevî ve Bektaşîler kendilerini “Gürûh-ı Naci’’ olarak adlandırırlar. Bunun nedeni ise Alevî ve Bektaşî’lerin 16. yüzyıldan itibaren Sünni İslam’ın yükselişiyle ötekileştirilmeleri karşısında geliştirdikleri bir mitolojik düşüncedir.
Bu mitolojik düşünceye göre Adem'in Havva'dan olan soyu, Kabil'in Habil'i öldürmesi üzerine lanetlenir. Bunun üzerine Naci, Allah tarafından Âdem'e oğul edilir. Ona eş olarak da cennette bir huri olan Naciye ana verilir. Havva'nın soyu lanetli iken Naciye ananın soyu temiz bilinir. Birlik ve Hakk nuru Âdem'den Şit peygambere ondan da diğer peygamberlere, son olarak Hz. Muhammed'e (sav) gelinir. Bütün peygamberler Naciye ananın soyundandır. Bu şekilde ‘’Gürûh-u Naci’’; temiz, kirlenmemiş toplum olarak tasvir edilir.
Firdevs bağı
Bütün ayet ve hadislerde Cennet'in katları olduğu söylenir. Bu katlardan bazıları daha yüce, nimetleri daha güzel ve daha üstündür. Firdevs bağı derecesi en yüksek Cennet katında yer alır.
Şair burada demek ister ki bülbül olup Cennet’in en üst katında ötmüşken zaman oldu (bu dünyada) bir gül önünde hesap verir oldum.
Bu cihâna ne böyle bir söz ustası (Sıdkı Baba) ne de böyle bir saz ustası (Ali Ekber Çiçek) gelmiştir...
Görüldüğü gibi Sıdkı Baba’nın bu dizelerinin kaynağını ayet ve hadisler, peygamberler ve İslam tarihi oluşturmaktadır. Ali Ekber Çiçek bir TV röportajında bestesi için "ben bu eser için üç sene çalıştım" diye beyan eder.
Bizler bu türküyü ‘’Haydar Haydar’’ diye ilgiyle, beğeniyle, severek dinliyoruz ama bu türkünün ol hikâyesi işte böyledir.
“Haydar Haydar” diye dinlerken aslında farkında olmadan bir Seyr ü Sülûk hikâyesini, bir Aşk-ı İlâhî anlatısını dinliyoruz.
''Haydar Haydar'' türküsünün aşağıda bağlantısını verdiğim yorumlarının tamamını dinleyiniz. Sabahlara kadar dinleyiniz, akşamlara kadar dinleyiniz, gün doğumuna kadar, gün batımına kadar dinleyiniz. Görün ki bu cihâna ne böyle bir söz ustası (Sıdkı Baba) ne de böyle bir saz ustası (Ali Ekber Çiçek) gelmiştir.
Osman AYDOĞAN
Ali Ekber Çiçek; ‘’Haydar Haydar’’
https://www.youtube.com/watch?v=9jR3DTkLwa8
Müslüm Gürses; ‘’Haydar Haydar’’
https://www.youtube.com/watch?v=ymOFW85b-90
Minor Empire ; ‘’Haydar Haydar’’ (‘’Minor Empire’’’’ 2010 yılında Toronto'da kurulan ve Türkçe müzik yapan Kanadalı bir müzik grubudur. ‘’Minor Empire’’ adı Anadolu'nun tarihte kullanılan adlarından biri olan Küçük Asya (Asia Minor) ve Türk müziğinde sık kullanılan minör akorlardan esinlenerek oluşturulmuştur.):
https://www.youtube.com/watch?v=YEPWu8FZecU
Selda Bağcan; ‘’Haydar Haydar’’
https://www.youtube.com/watch?v=YSv9Y3lt8eE
Nederlands Blazers Ensemble; ''Haydar Haydar''
https://www.youtube.com/watch?v=XqOPoPuqI_I
Ahura Ritim Topluluğu; ‘’Haydar Haydar’’
https://www.youtube.com/watch?v=ovvGwzXyY88
Mamak Khadem; ‘’Heydar’’ (Mamak Khadem'in Ömer Faruk Rekbilek ile birlikte ‘’Jostojoo: Forever Seeking’’ adlı solo albümünde "Heydar" şeklinde yer alır.)
https://www.youtube.com/watch?v=3h8d4o2qic0
Kuan Müzik grubu; ‘’Haydar Haydar’’
https://www.youtube.com/watch?v=H_-feF7dToQ
Kaknüs Ensemble; ‘’Haydar Haydar’’
https://www.youtube.com/watch?v=URNNvbgjtuw
İtalyan gitarist ve kompozitör Carlo Domeniconi tarafından aranje edilen ‘’Haydar Haydar’’ türküsünü Alman gitarist Julia Schüler gitar solosu olarak icra ediyor:
https://www.youtube.com/watch?v=lGESqMJ4tDM
Ali Ekber Çiçek'in ''Haydar Haydar'' türküsüne kaynaklık eden Sıdkı Baba’nın dokuz kıtalık devriye şiiri:
Sıdkı Baba – “Nura Düş Oldum” (Devriye)
Çatılmadan yerin göğün binası
Muallâkta iki nura düş oldum
Birisi Muhammed birisi Ali
Lahmike lahmi de bire düş oldum
Ezdi aşkın şerbetini hoş etti
Birisi doldurdu biri nuş etti
İkisi bir derya olup cuş etti
Lâl ü mercan inci dür’e düş oldum
Ol derya yüzünde gezdim bir zaman
Yoruldu kanadım dedim el’aman
Erişti carıma bir ulu sultan
Şehinşah bakışlı ere düş oldum
Açtı nikabını ol ulu sultan
Yüzünde yeşil ben göründü nişan
Kaf u nun suresin okudum o an
Arş-Kürs binasında yâre düş oldum
Ben Âdem’den evvel çok geldim gittim
Yağmur olup yağdım ot olup bittim
Bülbül olup Firdevs bağında öttüm
Bir zaman gül için hara düş oldum
Âdem ile balçık olup ezildim
Bir noktada dört hurufa yazıldım
Âdem’e can olup Sit’e süzüldüm
Muhabbet şehrinde kâra düş oldum
Mecnun olup Leyla için dolandım
Buldum mahbubumu inandım kandım
Gılmanlar elinden hulle donandım
Dostun visalinde nâra düş oldum
On dört yıl dolandım Pervane’likte
Sıtkı ismin buldum divanelikte
Sundular aşk meyin mestanelikte
Kırkların ceminde dara düş oldum
Sıdkı’yam çok şükür didare erdim
Aşkın pazarında hak yola girdim
Gerçek âşıklara çok meta verdim
Şimdi Hacı Bektaş Pir’e düş oldum
Sıdkı Baba
(*) Benim bir dayım vardı: Lütfi Çiçek... Lütfi dayım hep Adana'da çalışır, zaman zaman memleketimize izine gelirdi. Lütfi dayım Adana'da ''Haydar'' dayı diye tanınırmış. Çocuktum. Ben de kendisini de hep 'Haydar Dayım'' diye tanıdım. Yazım içinde çok miktarda ''Haydar'' adını kullanınca kendisini hayırla yâd ettim. Allah rahmet eylesin.