• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam342
Toplam Ziyaret2979225

Sevgililer Günü’ne ve sevgiliye dair


Sevgililer Günü’ne ve sevgiliye dair


14 Şubat 2019


Sevgililer Günü, her yılın 14 Şubat günü birçok ülkede özel bir gün olarak kutlanıyor. Kökeni, Roma Katolik Kilisesi'nin inanışına göre Valentine adındaki bir din adamının adına ilan edilen bir güne dayanıyor. Hristiyan din adamı Valentine ile ‘’sevgili’’ arasındaki ilişkiyi anlatan efsaneler 14. yüzyıla dayanıyor. Bu efsaneye göre Valentine, öldürüleceği günden bir gün önce gardiyanın kız kardeşine "Valentine'ninden" imzalı bir aşk notu veriyor. Bir başka rivayete göre de Romalı askerlerin evlenmesinin yasak olduğu dönemlerde Valentine, bir askerin gizlice evlenmelerine yardım ettiği için öldürülüyor.

496 yılı 14 Şubat günü Papa Gelasius tarafından Valentine'nin onuruna kutlama günü olarak ilan ediliyor. Bu durum 1969 yılına kadar devam ediyor. Ancak 1969 yılında kilise takviminden Aziz Valentine gününü çıkarılıyor.

Günümüzde ise 14 Şubat günü çoğu ülkede genellikle "Aziz Valentin Günü" (St. Valentine's Day) olarak biliniyor. Valentine kelimesi günümüzde hoşlanılan kişi veya sevgili anlamlarında da kullanılıyor.

Yazılarımda hep kullanırım ya ‘’her şey tanımla başlar araçlarla devam eder’’ diye… Biz de ‘’sevgililer günü’’nü kutluyoruz ama tam olarak ‘’aşk’’ nedir, ‘’sevgi nedir’’, ‘’sevgili nedir’’, ‘’evlilik’’ nedir anlamlarını bilmeden kutluyoruz.

Ben de sevgililer gününü kutlamadan önce bu kavramlar üzerinde bir fikir jimnastiği yapmak istiyorum... 

Sevgisiz bir toplum

Ne yazık ki toplum olarak ilkelliklerin her türlüsünü yaşadığımız günümüzde ‘’aşk’’, ‘’sevgi’’ ve ‘’sevgili’’ kavramların içlerini boşalttık, anlamlarını daralttık ve sadece annemizi, kardeşimizi, eşimizi, çocuklarımızı sevdik (hoş, onları da hakkıyla sevemedik ya!), sadece onlara ‘’sevgili’’ dedik. Onların dışında kimseyi, kimsecikleri sevmedik. Sevgisiz bir toplum olduk. Ne yazık ki günümüzde cinnete, sahiplenmeye, ilkelliğe, hayvani duygulara aşk dedik, sevgi dedik. 

Aşk; muhabbettir, aşk; şiddetli ve yoğun muhabbettir aslında. Aşk; candan sevmedir. Aşk; karşılıksız sevmedir. Sevgili ise; sevendir, gerçek dosttur. ‘’Aşk’’ın, ‘’sevgi’’nin, ‘’sevgili’’nin ve ‘’özleme’’nin cinsellikle bir ilgisi yoktur. 

Evlilik...

Zig Ziglar kişisel gelişim uzmanı Amerikalı bir yazardır. Asıl adı Hilary Hinton Ziglar’dır. Yazarın ‘’Hayat Boyu Flört’’ (Aura Yayınevi, 2015) adlı bir kitabı bulunuyor.


Hayat Boyu Flört'’ün ilk sayfası şöyle başlıyor: ''Birkaç yıl önce bir uçak yolculuğu sırasında yanımdaki koltukta oturan bir adamın alyansını sağ elinin işaret parmağına taktığını fark ettim. O anda yorum yapmaktan kendimi alamadım. 'Bayım alyansınızı yanlış elinize takmışsınız dedim ' Adam bunun üzerine bana dönerek; 'Yanlış kadınla evlendim de ondan' diye karşılık verdi.’’

Sonra şu tespiti yapıyorr Ziglar; ‘’Doğru insan olmak, doğru insanla evlenmekten daha önemlidir.’’

Yazar kitabında eş seçimi konusunda şu tespiti yapıyor; ‘'Yanlış seçilmiş bir insana doğru insanmış gibi davranırsanız sonuçta doğru insanla evlenmiş olursunuz. Doğru seçilmiş bir insanla evlendiğiniz halde yanlış davranıyorsanız kesinlikle yanlış bir evlilik yapmışsınızdır. Doğru insan olmak doğru insanla evlenmekten çok daha önemlidir. Kısacası evlenmek için doğru mu yoksa yanlış eş mi seçtiğiniz asıl olarak size bağlıdır.''

Güneş doğdu...

''Bir gece sevdiğim içeri girdi. Yerimden öyle bir fırlamışım ki elbisemin eteği mumu söndürdü. Güzelliği ile karanlığı dağıtan sevgilim sordu: 'Ben gelince neden ışığı söndürdün?' Dedim ki: 'Güneş doğdu zannettim.' '' Şeyh Sâdi Şîrâzî

Gerçek sevgi...

Âşık Veysel'i akrabalarından birisi olan Esma ile evlendirmişti babası. Veysel eşini çok sever fakat bu sevgi beraberinde körlüğünün de etkisiyle kıskançlığı da getirir. Esma artık bu durumdan usanır, dayanamaz hale gelir ve sekiz yıl evli kaldıktan sonra Hüseyin adlı yanaşmalarından bir delikanlıyla beraber kaçar. 


Gece vakti evinden gizlice kaçan Esma, Hüseyin'le buluşur ve uzunca bir yolu hiç durmadan çoğunlukla koşarak kat ederler. Bir çeşme başında soluklanmak için durduklarında Esma, "cebimde bir şey var ağırlık yapıp duruyor" diyerek cebini açar: Ağzı el ile dikilmiş cebinde bir tomar para vardır.

Veysel meğerse her şeyden haberdarmış, kör olan sadece gözleriymiş, hisleri, gönlü, kalbi değil. Veysel karısını o kadar çok seviyormuş ki, karısı yaban ellerde rezil olmasın, ele güne muhtaç olmasın diye ne kadar parası varsa cebinin içine iliştirivermiş. 

(Âşık Veysel hakkında anlattığım hikâye bir rivayet. Konunun uzmanları bu hikâyenin gerçek olmadığını söylüyor. Ancak bu hikâyenin gerçek olmaması anlamını değiştirmiyor.)

Gerçek sevgi tek taraflıdır… Karşılıklı sevgiler bir beklenti üzerine kurulmuştur; ‘’sen beni seversen!‘’ ‘‘O’’ sevmeden sevmek, o bilmeden sevmek ve her hal ve şartta onun mutlu olması için çalışmaktır gerçek sevgi. Goethe'nin ‘’Genç Werther'in Acıları’’ (Can Yayınları, 2007) adlı romanının kahramanı Werther de karşılıksız sever, gerçekten sever. Goethe, romanda kahramanı Werther'i şöyle konuşturur: "Seni seviyorsam bundan sana ne?"

Gerçek sevgi; sevgiliyi bir beyaz güvercin gibi avuçlarına alıp okşamak ve yüreğine bastırıp korumaktır. Ama sevgiliyi daha güzel ufuklar bekliyorsa onu salıvermek, onun uçsuz, bucaksız gökyüzünde kanat çırpışlarından sonsuz haz duymaktır. Onun kendisinden uzaklaşmasına üzülmek değil, gerçeğe uçmasına, hakikate yaklaşmasına sevinmektir gerçek sevgi. ‘’Beni bırakıp nereye gidiyorsun?’’ demek değil, ‘’gittiğin yerlerde dualarımla seni koruyacağım!’’ diyebilmektir gerçek sevgi. 

Gerçek sevgi sevgiliyi sahiplenmek değil, sevgiyi sevgiliye karşılıksız vermektir.

Sıra dışı bir edebiyatçı ve düşünür olan Portekizli yazar José Saramago toplum olarak hep karıştırdığımız ‘’sevgi’’yi ve ‘’sahiplenme’’yi şu sözüyle net bir şekilde ayırıyor; ‘’Sevmek sahiplenmenin en güzel yoludur herhalde, sahiplenmek ise sevmenin en çirkin yolu.’’ 

''İhmal'', ''şiddet''ten daha tahripkârdır

Günümüzde kadına şiddetten bahsediliyor ya! Zannediliyor ki sadece kırsaldaki, varoşlardaki eğitimsiz insanlar kadına şiddet uyguluyorlar. Psikologlar ‘’ihmal’’in ‘’şiddet’’ten daha tahripkâr olduğunu söylüyor. Zannedildiğinin aksine kadına şiddeti; kırsaldaki, varoşlardaki eğitimsiz insanlar değil, bilakis şehrin en lüks semtlerinde, gayet düzgün, eğitimli ve kariyerli insanlar ‘’ihmal’’ yoluyla en uç biçimiyle uyguluyor.


Bıçaklarla bedenler, ihmal ile de ruhlar delil deşik ediliyor...

Çizerini hatırlamadığım bir karikatürde ise, orta yaşın üzerinde bir kadın kocasına soruyor; ‘’Kocacığım, hatırlıyor musun, bana en son ‘seni seviyorum’ dediğinde tam on yıl önceydi.’’ Erkek istifini bozmadan, okuduğu gazeteden kafasını kaldırmadan cevap veriyor; ‘’Düşüncemde bir değişiklik olursa sana söylerim.’’ Bu örneği çoğaltmak mümkündür. İnsanlar sevdiklerini söylemekte hep kıskanç ve cimri davranıyor...

Jacques Salome ve Sylvie Galland adlı iki Fransız yazarın “Ah Kendime Bir Kulak Versem” (Sistem Yayıncılık, 2002) ismini verdikleri kitaplarında “ilişki terörü” diye bir kavramdan bahsediliyor. Bu terörde kanlı bıçaklı olmaya gerek yoktur, ikili ilişkilerde, evliliklerde pek mutat olduğu üzere ‘’surat asmak’’ bile terörün en uç noktası oluyor.

Karl Marx’ın karısı Jenny’ye yazdığı mektup

Karl Marx’ın karısı Jenny’e 21 Haziran 1865 tarihinde Manchester’den yazdığı mektubun bir bölümünde şu ifade yer alıyor:

‘’Dünyada çok dişi var, kimileri de çok güzel ama ben, her bir hattı, hatta her bir kırışığı bana hayatımın en büyük ve en tatlı anılarını hatırlatan bir yüzü bir daha nerede bulabilirim? Senin tatlı çehrene sonu gelmez acılarımı, yeri doldurulmaz kayıplarımı bile okuyabilir ve senin tatlı yüzünü öptüğümde acıyı öperim.’’

Bir erkek için önemli olan işte bu değil midir? Göz kenarındaki bir kırışıklığın bile eğer o kadına aşk ile bağlıysanız ne kadar değerli olduğunu bilirsiniz. O küçük çizgicik, size ortak geçmiş bir hayatı hatırlatır çünkü. Sevgilinle birlikte yaşlanmak iyidir. Aradan kaç yıl geçerse geçsin, vücudunda ne türden değişiklikler olursa olsun, onun seni, senin onu gördüğünüz “şey” değişmez çünkü. 

Aşklar da bakım ister

Fransız felsefeci Roland Barthes’in de güzel bir kitabı bulunuyor: ‘’Bir Aşk Söyleminden Parçalar’’ (Metis Yayıncılık, 2010). Barthes kitabında; ‘’Âşık olduğumuzda kullandığımız dil, her zaman konuştuğumuz dilden çok farklıdır’’ diyor ve ''bir kere ilk mesajı verip, 'seni seviyorum' dedikten sonra sözlerinizle, davranışlarınızla içinizdeki duyguyu karşı tarafa sonsuz bir akış şeklinde tekrarlamalı, ilişkiyi derinleştirmelisiniz’’ diye yaziyorr. Yani demek ister ki yazar: Aşklar da bakım istiyor.


Zaten söylerdi Cemal Süreyya bir şiirinde:

‘’Bahçelerden geç parklardan köprülerden geç git
Aşklar da bakım istiyor öğrenemedin gitti’’

Sevgili olmanın şartları

Sevgili olmak için çok şart vardır. Ancak ben sevgili olmanın dört ön şartından bahsedeceğim.

Birincisi: Kendisiyle ve çevresiyle barışık olmayan bir kimsenin asla ve asla bir arkadaş, bir sevgili edinmemesi ve evlenmemesi gerekiyor. Böylesi kimseler dünyayı kendilerine zehir ettikleri gibi çevresine de dünyayı zehir edebiliyorlar... 

İkincisi: Çoğu insan ‘’yalnızlığı paylaşmak’’ için sevgili ediniyor, evleniyor. Oysa ‘’yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz.’’ (Özdemir Asaf) Kişinin; sosyalleşmeden sevgili edinmemesi, evlenmemesi gerekiyor.  Yoksa ikinci kişi de o yalnızlığınıza ortak ve mahkûm ediliyor.  

Üçüncüsü; Çoğu insan ‘’mutlu olmak’’ için sevgili ediniyor, evleniyor. Ancak mutlu olmasını öğrenemeyen kişi sevgili edinince, evlenince sevgilisini, eşini de mutsuz ediyor. Kendimize ve çevremize karşı en büyük sorumluluğumuz mutlu olmasını öğrenebilmektir. Mutlu olmasını öğrenemeyen kişi ne sevgili edinsin ne evlensin ne anne, baba olsun ne de yönetici, amir, müdür olsun…

Dördüncüsü: Sevgili için ayrıca güne ve hediyeye gerek yok ki aslında... Hediye kapitalist tüketim toplumunun tüketim artsın diye icatlarından bir tanesidir. Sevgiliye verilecek en büyük hediye tatlı bir söz, ses tonu ve gözlerdir... Kişinin her daim ses tonu yumuşak, kadife gibi değilse, her daim gözleri gülmüyorsa, her daim sevgiyi besleyemiyorsa, aşkı bakımsız bırakıyorsa, mutlu değil ve yalnızsa  sevgili edinmemesi, evlenmemesi gerekiyor...

Kişi öyleyse eğer, kendisine yazık olmuş ya, sevgiliye de, eşe de yazık eder... Keşke insanlar sevgili edinmeden, evlenmeden önce bu konularda ehliyet alır gibi bir eğitime tabii tutulsalar!

Ses tonu ve gözler

Paulo Coelho’nun güzel bir kitabı var; ‘’Işığın savaşçısının El Kitabı’’(Can Yayınları, 2016) Kitapta şöyle bir hikâye geçiyor:


Savaşçı, kılıç tutan elini yakalamak için bir melekle bir şeytanın yarıştığını bilir. Şeytan der ki: ‘'Güçten düşeceksin. Bunun ne zaman olacağını bilemeyeceksin. Korkuyorsun.’' Melek de; ‘'Güçten düşeceksin. Bunun ne zaman olacağını bilemeyeceksin. Korkuyorsun.'’ diyor. Savaşçı şaşırmıştır. Melek de şeytan da aynı şeyi söylemişlerdir. Sonra şeytan devam eder: ‘'Sana yardım edeyim.’' Melek de aynı şeyi söyler: ‘'Sana yardım edeyim.’' İşte o anda, savaşçı aradaki farkı anlar. Sözcükler aynı olabilir, ama kendisine yardım öneren bu iki kişi birbirinden tümüyle farklıdır. Ve savaşçı meleğin elini seçer. Çünkü ‘’ses tonu’’ farklıdır.

‘’Ses tonu’’ ve ‘’gözler’’; insanın niyet ve maksadını gösterir. ‘’Ses tonu’’ ve ‘’gözler’’; insanın eğitimini, eğitiminin seviyesini gösterir. ‘’Ses tonu’’ ve ‘’gözler’’; insanın ruhunu, ruhunun derinliklerini, inceliklerini, kıvrımlarını gösterir. ‘’Ses tonu’’ ve ‘’gözler’’; insanın iç dünyasını gösterir… Hani bir şarkımız vardı ya, sözleri Ahmet Selçuk İlkan’a ait, Emel Sayın da ne kadar güzel söylerdi; ‘’Gözler kalbin aynasıdır, yalan nedir bilmez onlar’’ diye… İnsanın komuta edemediği tek organıdır gözler… Gözler aslında beynin de aynasıdır…

Gözler vardır, baktığınızda o gözlerde ince, hassas bir ruhun derinliklerini görürsünüz… Gözler vardır, baktığınızda o gözlerde cennete açılan bir çift kapı görürsünüz… Gözler vardır, baktığınızda o gözlerde en katı, en kapalı, en kilitli kalpleri dahi açacak bir çift burgu görürsünüz… Gözler vardır, baktığınızda o gözlerde dağlarda batan güneşin korsuuuuz, külsüüüüüz, dumansız alevlerini görürsünüz... Gözler vardır, baktığınızda o gözlerde kalbinize saplanacakmış gibi duran bir çift kapkara hançerin simsiyah uçlarını görürsünüz...

Mehmet Eroğlu’nun ‘’Zamanın Manzarası’’ (Agora Kitaplığı, 2013) adlı bir kitabı vardı. Ve kitap şu cümle ile başlıyor: “Mücevher takmamıştı ama gözleri vardı…” İşte gözler vardır, baktığınızda o gözlerde dünyanın bütün mücevherlerinden daha değerli bir varlık görürsünüz…

Ama gözler de vardır, baktığınızda o gözlerde bazen cehennemin bir çift zebani bekçilerini de görürsünüz.


İşte bu nedenlerledir ki Attila İlhan ‘’Böyle Bir sevmek’’ (İş Bankası Kültür Yayınları, 2016) kitabında ‘’O gözler ki’’ şiirinde söylüyor: 

‘’o gözler ki vahşidir
yangın kızıllıklarıyla korkunç
kanlı bir sevdayı çoğullaştırır
karanlık kirpikleri

göz değildirler
bir namludan fırlamış
mermi çekirdekleri

o gözler ki
çakmaktaki alev
zehirli hançerlerdeki uç
yakut bir avize gibi yalnızlığımızda dururlar
nereye gitsek gelir bizi bulurlar
gelir bizi bulurlar
bulurlar’’

Böyle diyordu Attila İlhan: Göz değildiler, bir namludan fırlamış mermi çekirdekleriydiler… O gözler ki çakmaktaki alevdiler, zehirli hançerlerdeki uçtular, yakut bir avize gibi yalnızlığımızda dururdular, nereye gitsek gelir bizi bulurdular…

Eyyyy gözleri ve sesleri olanlar!. Anlıyor musunuz?


Gelelim sevgililer günü şarkısına…

Eres todo en mi vida

Sevgililer günü için bir şarkı seçtim. Bir insanın sevgilisine söyleyebileceği en güzel şarkı bu şarkıdır diye düşünüyorum: ‘’Eres todo en mi vida’’ Bu kısa cümle İspanyolca ‘’Benim için sen her şeysin’’ demek…

Şarkıyı söyleyen de El Rey del Despecho takma adıyla bilinen Kolombiyalı popüler müziğin şarkıcısı ve bestecisi Darío de Jesús Gómez Zapata. Ancak kendisi Darío Gómez diye tanınıyor.

Bir insan, bir nasıl bakışla, bir nasıl sesle sevgilisine ’’Benim için sen her şeysin’’ diyebilir? Bunu öğrenmek için insanın bu şarkıyı dinlemesi gerekiyor.

Şarkının adı böyle olunca diğer sözlerinin anlamını bilmeseniz de oluyor. Şarkıcının sesinden, ses tonundan, bakışından ne dediği zaten anlaşılıyor…

Ve bugün sevgililer günü… Bırakın kışı, karı, ülke sorunlarını, sıkıntıları… Defalarca ama defalarca bu şarkıyı dinleyin. Sonra dönün sevgilinize, eşinize, söyleyebilirseniz eğer bu şarkıyı söylemeye çalışın: Eres todo en mi vida: ''Benim için sen her şeysin''… Şarkı da söyleyemiyorsanız en azından kadife bir sesle, gülen bir gözle; ‘’seni seviyorum, benim için her şeysin’’ deyin... Aslında bu sözü tüm sevdiklerinize deyin diyeceğim ama sakın ola ki söylemeyin, baştan da söylediğim gibi tüm sevgi sözcüklerinin  içlerini boşalttık biz...

Ve son söz: 

Dünyanın en bedbaht insanı hiç sevilmeyen insan değildir. Dünyanı en bedbaht insanı sevmesini bilmeyen insandır. 

Sevgi ehlinin sevgililer gününü kutluyorum; sevgililer gününüz kutlu olsun…

Osman AYDOĞAN

Darío Gómez: Eres todo en mi vida:
https://www.youtube.com/watch?v=sfcAFejAm04

Bir not: Asıl adı María Guadalupe Araujo olup Ana Gabriel olarak bilinen Meksikalı bir şarkıcının da bu şarkıya ismi çok yakın olan ‘’Eres todo en mi’’ adında bir şarkısı vardır. Bu iki şarkı isim benzerliği ve İspanyolca olmaları dışında farklı şarkılardır.  


Yorumlar - Yorum Yaz