• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam643
Toplam Ziyaret4088915

İslam Dünyası’nın geri kalmışlığının müsebbipleri


İslam dünyasının geri kalmışlığının müsebbipleri

06 Haziran 2018


Dünkü yazımda İslam dünyasının geri kalmışlığının tarihi kökenlerini yazmıştım. Genel olarak ‘’hata kimde?’’ diye değil de ‘’hata nerede?’’ diye sorulur, araştırılır. Bu yazımda, bu kuralın dışına çıkarak ‘‘hata kimdedir?’’ sorusuna odaklanmak istedim. İslam dünyasının geri kalmışlığında pay sahibi olan zihniyetleri kronolojik bir sıra gözetmeden ele alacağım.

İslam dünyasının geri kalmışlığının müsebbipleri:

- Abbasi aydınlanmasını sürdüremeyenlerdir. Batı aydınlanırken karanlığa yönelenlerdir. Batı, Rönesans ve Reformlarla aydınlanırken yönünü tekrar Ortaçağın karanlığına çevirenlerdir.


- Bilimin ve felsefenin kâfirlik olamayacağını, insan aklının özgür bırakılması gerektiğini, dini kuralların akıl ve mantıkla çelişmesi halinde akla göre yorumlanmasının doğru olacağı görüşünü savunan ve “insan aklı da Allah vergisi bir yetenektir ve bu nedenle akla uygun olan nakle (kutsal söz, vahiy) aykırı olamaz.’’ diyen İbn Rüşd’ün peşinden gitmeyip, Fârâbî ve İbn Sina gibi İslam bilginlerini eleştirerek (onları kâfirlikle suçlayarak)  “akıl, inanca ters düşemez” diye fetva veren Gazâlî’nin peşinden gidenlerdir.

-Bu coğrafyada Abbasi aydınlanmasından sonra ikinci aydınlanmayı başlatan ve İbn Rüşd’ün manevi öğrencisi olarak bilinen Mustafa Kemal Atatürk’ün izinden gitmeyenlerdir.

-Bin yıl öncesinden bugüne; bir Ebu Temmam,  İbn Rüşd, Fârâbî, İbn Sina, İbn Haldun, Şirazlı Sâdî, Hafız-ı Şirazî, Ahmet Yesevî, El-Kindî, Mevlânâ, Yunus Emre, Hacı Bektaşî Veli, Akşemseddin, Şems-i Tebrizi, Muhyiddin İbnü’l-Arabî, Sadrettin Konevî, Hallac-ı Mansur, Cüneyd-i Bağdâdî, Bayezid-î Bistamî, İmam-ı Rabbanî, İmam-ı Azâm Ebu Hanife ve İmam-ı Buharî gibi İslam düşünürlerinin bu coğrafyada bir daha çıkmasına fırsat vermeyenlerdir, bugün bırakın tüm dünyayı, sadece İslam dünyasına hitap eden bir düşünürü bile bu coğrafyada bir daha yetiştiremeyenlerdir.

- İslam’ı sadece ibadet boyutuna indirgeyerek İslam’ın ahlaki boyutunu görmezden gelenlerdir. İnsanlarımıza İslam’ın şartları diye; Kelime-i şehadeti, namazı, zekâtı, orucu ve haccı, İmanın şartları diye de Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, Ahiret gününe ve kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmayı öğretip ancak bir türlü; Kur’an’da en çok adı geçen adaleti, doğruluğu, dürüstlüğü, hakkı, hukuku ve İslam’ın adı olan barışı öğretmeyenler, öğretemeyenlerdir.

İslam dünyasının geri kalmışlığının müsebbipleri:

-Toplumlarını kadınsız, eğitimlerini bilimsiz, zihinlerini ve düşüncelerini tutuklu, hukuklarını bağımlı, basınlarını yandaş ve âlimlerini dalkavuk haline getirenlerdir.

-Yalanı, dolanı, iftirayı, hileyi, hurdayı, haramı, hırsızlığı, arsızlığı, yüzsüzlüğü, hukuksuzluğu, kumpası, hoşgörüsüzlüğü, kof bir gururu, israfı, şatafatı, maddi itibarı, cehaleti, karanlığı, kini ve nefreti sanki İslam’da günah değilmiş gibi, hatta İslam’ın gerekleriymiş gibi algılatanlar ve bütün bu olumsuzluklar karşısında sessiz kalanlardır.

-Kendi zevksizliklerini, neşesizliklerini, renksizliklerini, nursuzluklarını, tatsızlıklarını ve karanlıklarını dini malzeme yapıp bu ülke insanına bir gıdım yaşama sevincini, bir yudum neşeyi, bir nefes keyfi, bir dirhem ümidi çok görenlerdir.

-Eğitim, disiplin ve ahlak adına insanlarının yaşama sevincini budayanlardır, ciddiyet adına insanlarına suratlarını asanlardır, kadınlarını gelenek adına aşağılayanlardır, onları cinsel obje olarak görenlerdir, onları baskı altına alanlar, hor görenler ve şiddet uygulayanlardır. Yetmedi, onları katledenler ve buna sessiz kalanlardır.

-Cinselliğini ehlileştirmeyi başaramayıp annesine, bacısına, kızına, sübyana şehvet duyacak kadar ağır ahlaki sapmalar sergileyenler ve bu sapıklıklarını da İslam’a bağlayanlardır.

İslam dünyasının geri kalmışlığının müsebbipleri:

-Yaşamı ve hayatı değil de ölümü yüceltenlerdir, sevgiyi; Hak'ka, hakka, hukuka, doğruya değil de güce biat ettirenlerdir, güçlü olup da her zaman için ve her yerde haklı çıkanlardır.

-Yetersizliklerinin, yeteneksizliklerinin ve kötü yönetimlerinin nedenlerini kendilerinde aramayıp hep dış mihraklarda ve komplo teorilerinde arayanlardır. 

-Bilgi, eğitim, demokrasi, özgürlük, hak, hukuk ve adalet gibi kavramları geliştirip toplum bilincine yerleştirmeyenlerdir. Bu kavramları yerleşik kurumlar, kurallar, kaideler ve teamüller haline getirmeyenlerdir. Sosyal barış, sosyal adalet, çevre sorunları, açlık sorunları, özgürlükler, kadın hakları, ötekinin hakları gibi sorunlara İslam’ın çözüm önerilerini üretip de anlatmayanlardır. Dini, hurafelerle beslenip sığlaştırarak sadece melankoli, sadece menkıbe, sadece gözyaşı, sadece ötekileştirme ve sadece öfke olarak anlayarak, anlatarak; kadın hakkı, insan hakkı, çevre bilinci, bilgi üretimi, sosyal adalet, hukuk, özgürlük, düşünce gibi temel değerlerin gelişmesine engel olanlardır.  

-Her türlü ayrımcılığa, eşitsizliğe, adaletsizliğe, sömürüye karşı Hakk’ın sesi olup, güçlüden ve ezenden değil, haklıdan ve ezilenden yana olmayanlardır, Rahîm’i, Hüdâ’yı, Settâr’ı, Rezzâk’ı dilde sakız, gönülde nâkıs edenlerdir, Arap Emevîlerinin dilini, örfünü, adetini ve kültürünü din ve İslam olarak empoze etmeye kalkanlardır.

-Manevi evreni koskoca bir morga benzeterek İslam dinini sadece melankoli ve gözyaşı olarak takdim edenlerdir, insanlarına ezber, itaat ve biat kültürünü hâkim kılarak, bunun yerine tartışma ve sorgulama kültürünü oluşturmayanlardır.

İslam dünyasının geri kalmışlığının müsebbipleri:

-Politikalarını, ilkeler ve ülküler için değil, çıkarlarının ve güçlerinin mücadele aracı olarak kullananlardır, zekâ yerine şark kurnazlığını, dürüstlük ve liyakat yerine sadakati, görev yerine itaati, hak yerine gücü kullananlardır.

-İnsanlarının inandıkları yerleşik atalar dinini sorgulamayıp yerine Allah’ın dinini ikame etmeyenlerdir. İslam’ı vahiy merkezli, hikmet boyutuyla anlamaya ve anlatmaya çalışmayanlardır, anladıklarını da çağımızın ihtiyaçlarına, çağımız insanının idrakine göre anlatmayanlardır. 

-Domuz eti yemeyip ama çok rahatça kul hakkı yiyenler, haram yiyenlerdir, Peygamberlerini değil şeyhlerini, şıhlarını dinleyenlerdir.

-Dinini gizemli, esrarengiz bir din olarak sunup, asılsız mucizeler ve kutsallıklar üreterek aslında kendi din ticaretleri için müşteri ve kendi siyasetleri için oy artırımı peşinde olanlardır, kendi çıkarları için toplumlarının feodal yapılarını, orijininden sapmış dini inanışlarını, mezhep kavgalarını, kadına bakış açılarını, otoriter eğilimlerini, güce olan sevgi ve biat anlayışlarını koruyarak, toplumun sosyal hayatını, insanlarının uzlaşma ve işbirliği yeteneğini geliştirmeyenlerdir.

-İnsanlarını cehennem, zebani ve cahim ile korkutup, akılcı ve insancıl değerler, zihin özgürlüğü ve insan onuru, yaşama sevinci gibi kavramlar ile beslemeyenlerdir. Çocuklarının beyinlerine; Allah sevgisi yerine, cahim, cehennem, Azrail, zebani, azâp, şeytan, günah, kâfir ve cin kavramlarını şırınga edenlerdir. Eğitim sisteminde müfredata astronomi ve biyoloji gibi fen bilimleri ile antropoloji ve sosyoloji gibi sosyal bilimleri koymayanlardır, bilimsel gelişmeleri takip etmeyenlerdir, bilim, sanat, edebiyat, felsefe ve estetik gibi kavramlarını rakipleriyle rekabet edebilecek seviyeye ulaştıramayanlardır.

İslam dünyasının geri kalmışlığının müsebbipleri:

-Din adına söz söylemeye yasal yetkili olup dinin gereklerini vaaz etme yerine; her türlü haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, hırsızlığa, yalana, talana, kumpasa göz yumup iktidarın sözcülüğünü ve dalkavukluğunu yapanlardır, günümüzde Ortaçağ papaları gibi dini kurumlara bağış karşılığı cennet vaat edenlerdir.

-Dünya hayatını sekülerleştireceklerine, din hayatını sekülerleştirip, dini hayatı magazine dönüştürenlerdir. Erkâna uymayıp ekrana itibar eden, mabetten medyaya transfer olarak bir popüler figüre dönüşen, İslamiyet’le, dinle, imanla hiç alakası olmayan ipe sapa gelmez soru ve cevaplarla İslamiyet'i magazinleştiren sulu gözlü, ağlak medyatik sözde din adamlarındadır.

-Müslümanlara bir lokma ve bir hırka tavsiye ederken kendileri on milyonluk villada oturan, villası boyanırken beş yıldızı otele taşınan, en lüks otomobilleri kullanan, müridelerini kara çarşaflara sokarken, kerimelerini ise kuğu misali bembeyaz libaslar içerisinde ve şaşalı bir şekilde İstanbul’un Boğaz kıyısındaki en lüks oteli “Four Seasons İstanbul Bosphorus Hotel”de düğününü yapanlardır.

-Müslümanlara bir lokma ve bir hırka tavsiye ederken kendileri Sasani geleneği olan Kisrâ geleneği içinde saraylarda lüks, ihtişam, şaşa ve israf içinde yaşamayı kendisine rehber edinenlerdir.

-Uyguladıkları yanlış ekonomik, siyasi, dâhili ve harici politikalarla halkın yoksullaşmasına sebep olanlardır.

İslam dünyasının geri kalmışlığının müsebbipleri:

-Hz. Muhammed’i yaşadığı toplumun örf ve adetlerine göre taklit edilmesi gereken bir tarihsel kişi olarak ve Hz. Peygamberi Kur’an ahlakını örnekleyen bir insan olarak anlayıp onu günümüze taşıyıp anlatmayanlardır. İslam’ı iman ve ibadet edilerek yaşanan bir ahiret dini olarak anlayıp ve anlatıp, İslam’ı önce zihinde sonra da dünyada yaşanan bir ahlak dini haline getirmeyenlerdir. 

-Dışarıda, Papaz Pierre L’Ermite’nin, Gautier’in, Louis’in, Konrad’ın, Friedrich Barbarossa’nın, Philippe Auguste’nin, Richard’ın, Heinrich’in, Andrias’ın, Frederich’in, St. Louis’in, Bush’un ve Obama’nın müttefikleri olup içeride; Ebu Süfyan’ın, Muaviye’nin, Yezid’in, Haccac bin Yusuf’un, Kutaybe bin Müslim’in yolunda gidenlerdir.

-Afganistan’a, Irak’a, Libya’ya ve Suriye’ye karşı yapılan Haçlı Seferlerinde Friedrich Barbarossa’nın müttefiki olanlar ve tüm bunların bir sonucu olarak İslam coğrafyasını, insanlarının ülkelerini bırakıp Batı'ya iltica etmeye çalıştığı, kalanların ise birbirini boğazladığı bir mezbahaneye dönüştürenlerdir.

-TV'lerde açık açık bilim yerine, komşular nasıl fişlenip öldürülür, komşuların eşleri kızları nasıl sahiplenilir, 12-15 yaşındaki kız çocuklarının evlilik maskesi adı altında nasıl ırzına geçilir, Kur’an kurslarına bir tuğla koyarak nasıl cennete gidilir, depremler Tanrı’ya ve bir grup insana nasıl bağlanır diye tartışanlardır.

Kısacası İslam dünyasının geri kalmasının asıl müsebbipleri: aklını kullanmayanlardır. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Allah, aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır.” (Yûnus, 10/100)

Sonuç

Kısacası, İslam dünyasının geri kalmışlığı bir sonuçtur. Bu sonucun arkasında ise yukarıda sıralanan zihniyetler ve yaklaşımlar bulunmaktadır. Çünkü mesele, özünde bir inanç meselesi değil; bir zihniyet meselesidir.

Gençlerin neden deizm ve ateizme yöneldiğini sorgulamak yerine, bu yönelimin sebeplerini ortadan kaldırmak gerekir.

Çünkü sebepler değişmeden sonuçların değişmesi mümkün değildir.

Arz ederim.

Osman AYDOĞAN


Yorumlar - Yorum Yaz