• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam236
Toplam Ziyaret2208080

Kanatlarını Arayanlar


Kanatlarını Arayanlar


10 Aralık 2019

Arif Nihat Asya, 1904 yılında Çatalca’da doğuyor. Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin önemli temsilcilerinden birisi oluyor... En çok ‘’Bayrak’’ ve ‘’Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor’’ şiirleri ile tanınıyor… İstanbul’da Yüksek Öğretmen Okulu'nu bitiriyor (1927). Adana, Malatya, Edirne, Tarsus, Ankara ve Kıbrıs liselerinde edebiyat öğretmenliği yapıyor. 1950-1954 yılları arasında TBMM'de 9. dönem  Seyhan (Adana) milletvekili (DP) olarak görev yapıyor… Ankara Gazi Lisesi’ndeki görevinden emekliye ayrılıyor. (1962) Yeni İstanbul ve Sabah gazetelerinde siyasi ve edebi fıkralar yazıyor.  5 Ocak 1975 tarihinde Ankara’da vefat ediyor...

Arif Nihat Asya, Kemal Tahir’le beraber 1932 ve 1934 yılları arasında ‘’Geçit’’ dergisini çıkarıyor. (Bu dergi altı sayı yayınlandıktan sonra kapanıyor.) Kemal Tahir, ilk eşi Fatma İrfan Seyhan hanıma yazdığı bir mektupta (‘’Kemal Tahir'den Fatma İrfan'a Mektuplar’’, Sander Yayınları, İstanbul 1979, s. 18-19) Arif Nihat Asya’yı şöyle anlatıyor:

"En kuvvetli arkadaşlarımızdandır. Adana lisesi edebiyat muallimidir. Kendine mahsus bir yazma tarzı vardır. Nev'i şahsına mahsus bir hissettirişi vardır. Yazıları mecmuamızın en tutulan ve en fazla nazar-ı dikkat celbeden parçalarıdır. Ben ona ağabey derim. Tavsiyeleri çok kıymetlidir. O benim ve gidişim üzerinde büyük tesirler yapmıştır."

Şiiri üzerinde Yahya Kemal'in açık etkisi görülen Arif Nihat Asya, şiirlerinde günlük Türkçeyi bir sanat dili haline getirerek sade, rahat ve özentisiz bir üslupla millî değerleri ve dini heyecanları işleyen şiirler yazıyor. Şiirlerinde konu olarak kahramanlık, tarih duygusu, din, aşk ve doğayı seçiyor. Bu nedenle ülkede sağ cenah kendisini çok seviyor,.. Şiirlerinde halk ve divan edebiyatı nazım şekilleri yanında modern edebiyatın nazım şekilleri de yer alıyor. En çok Rubai nazım şeklini kullanıyor. Rubailerden oluşan beş ayrı kitap yazıyor. Şiirleri arasında, Ebced hesabıyla tarih düşürdüğü manzumeler de önemli bir yer tutuyor.

Arif Nihat Asya, ünlü ‘’Bayrak’’ şiirini 5 Ocak Adana’nın kurtuluş günü için yazıyor. (Ne tesadüftür ki bir başka 5 Ocak günü de vefat ediyor.) Yavuz Bülent Bakiler, ‘’Arif Nihat Asya İhtişamı’’ (Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, 2010) adlı kitabında şairin ağzında şairin 5 Ocak Adana’nın kurtuluş günü için ‘’Bayrak’’ şiirini nasıl yazdığını uzun uzun anlatıyor. Günümüzde de bazıları şairin 5 Ocak Adana’nın kurtuluşu için yazdığı bu şiiri Afrin Harekâtı için fetih nidaları ile kullanıyor.

Arif Nihat Asya’nın kısa  ‘’Ağaç III’’ şiiri ezberimde şu şekilde yer alıyor:

‘’Çağlar, güz çağlarıdır.
Biz sükûtuna yetiştik.
Kulaklarımızı sükûtuna alıştırdın, seni dilsiz bildik.
Çağlar, güz çağlarıdır, güneş akşam güneşidir.
Ufukta gün batmadan dile gel, duyalım; gölgeni yanına çağır, bizi gölgene çağır.’’

(Arif Nihat Asya, Bütün Eserleri, Çekirdek: 2, Aramak ve Söyleyememek, Ötüken Yayınları, İstanbul 1976,  s. 324)

Arif Nihat Asya, 1936 yılında ‘’Âyetler’’ (Türksözü Basımevi, 1936) adlı bir kitabını yayınlıyor. Arif Nihat Asya, ‘’Âyetler’’ adının halk tarafından yanlış anlaşıldığı, halkın bu kelimeye Kur’an âyeti ile sınırlı bir mânâ verdiği gerekçesiyle ‘’Âyetler’’ adını ‘’Kanatlarını Arayanlar’’ olarak değiştiriyor… Ve kitabın müteakip baskıları bu adla yapılıyor… Kitabın üçüncü baskısı 1976 yılında bu adla (Kanatlarını Arayanlar) yayınlanıyor. Son baskısı ise 2017 yılında yapılıyor. (Ötüken Neşriyat, 2017) 

Arif Nihat Asya, kitabın konusu olarak şu cümleyi seçiyor: ‘’Dilediğin yüzü seç! deselerdi ne daha güzelini arardım, ne daha beyazını!... Onu alıkor, ötekileri bırakırdım. Benim yüzüm güzel bir yüz değildir; fakat yüzler içinde bana en çok yakışanı, odur... Ve aynalar için değil, benim içindir!’’

Bu eserden seçtiğim bazı bölümleri üzerinde düşünmeniz dileği ile aşağıda sunuyorum: 

‘’Balığı deniz tutmaz.’’ (s. 9)

‘’Düşünülüyorum, öyleyse varım.’’ (s. 10)

‘’(Süveyş) Balıkların yolunu kısaltmak için, develerin, atların, ceylanların ve çöl aslanlarının yolu feda edildi.’’ (s. 11)

‘’Tezhipçinin penceresinden bir kelebek girdi: ‘Kanatlarımın yaldızını tazeler misin?’ dedi.’’ (s. 12)

‘’Bütün renklerin nazarlığı sen oldun ey mavi... Sana nazarlık olacak rengi bulamadık.’’ (s.13)

‘’Bu dünya, düşmanlarını da gemiye alacak bir Nuh ister.’’ (s. 14)

‘’Cüceler memleketinde bütün aylar şubattı.’’ (s. 14)

‘’Asil sualin cevaba ihtiyacı yoktur.* (s.16)

‘’Pirincinde siyah taştan korkma, beyaz taştan kork!’’ (s. 17)

‘’Çölde Diyojen'e rastladım. ‘Gölge eyle, başka ihsan istemem!’ diye yalvardı bana.’’ (s. 17)

‘’Gazetelerin kılıbığı olan İdareler, gazeteleri yabana atanlardan daha çok zarara uğrarlar.’’ (s. 17)

‘’Silik parayla yazı-tura atılmaz.’’ (s. 18)

‘’(Dolu) Tespihin mi koptu Yarabbi?’’ (s. 20)

‘’Zavallı dünya! Kendisini hâlâ beşik, bizi hâlâ bebek biliyor.’’ (s.21)

‘’Bu filmi, artistin gözlerinin rengi için renkli yaptık... Değerdi.’’ (s. 23)

‘’Işığı önüne al, yürü! Gölgen arkadan ister gelsin, ister gelmesin.’’ (s. 27)

‘’Maziye ihanet edenler, atiye de ihanet etmiş olurlar.’’ (s. 27)

‘’Dünün Arşimed'i ‘Buldum!’ diye haykırmıştı. Yarının Arşimed'i ‘Kaybettim!’ diye haykıracaktır.’’ (s. 27)

‘’Geçen celsenin zaptını okumakla ne diye yoruyorsun kendini katip? Gel, ben sana gelecek celsenin zaptını okuyayım.’’ (s. 28)

‘’İyiyim, diyor. Belli ki daha yara soğumamış.’’ (s.28)

‘’(Âlim) ‘Fille Körler’ hikâyesinde sen filin neresini tutmuştun?’’ (s. 28)

‘’Bir uçurtma bilirim, şikâyeti ipindendi.’’ (s. 29)

‘’Çıra gibiydiler: İsleri ışıklarından çoktu.’’ (s. 29)

‘’Benim öksüzlüğüm Hazret-i Âdem'in ölümüyle başlar.’’ (s. 29)

“ ‘Öbür dünya var mı, yok mu?’ diye düşünenlere şaşarım: Bu dünya var mı ki!..’’ (s. 29)

‘’Bir kimsenin düşmanının düşmanı olması onu dost edinmene kâfi sebep değildir...’’ (s.32)

‘’İçimizden biri köprü olmaya razı olmazsa biz kıyamete kadar bu suyun kıyılarını bekleriz.’’ (s.33)

‘’(Tespih) Küçülmüş Yunus'un ‘dertli dolab’ı, ‘çıtır pıtır’ olmuş ‘yalap yalab’ı.’’ (s. 33)

‘’Onlar asil doğmuşlar çocuğum. Bize de asil ölmek kalmış.’’ (s. 34)

‘’Orada iyi bir adama rastlarsan, bil ki oralı değildir.’’ (s. 36)

‘’Ay yoktu, yıldız yoktu… Sansür edilmiş bir geceydi bu.’’ (s. 36)

‘’Ayağa kalkın! Geçmişi masalda, geleceği falda okuyanlar nesli geliyor!’’ (s. 38)

" ‘Büyük adamlarla konuşmasını bilmiyor.’ demişsin. Bilmiyor; bu onun suçu... Kendini büyük adam bilmek;  bu da senin suçun.’’ (s. 39)

‘’Ölülerin çenelerini bağlarlar: Burada gördüklerini orada söylemesinler diye.’’ (s.39)

‘’Sana da bir gün eller kahkaha olup gülecek. ‘Alkışlandım’ diyeceksin.’’ (s. 40)

‘’Ey paçalarımın çamurundan bahseden adam, ağzında paçalarımın işi neydi?’’ (s. 41)

‘’(Termometre) Ana kucağının sıcağını kalorifer sıcağından ayırt edemeyen zavallı alet!’’ (s. 49)

"Ey vaktiyle dağların, suların dilini konuşabilen dostlarım; şimdi kimlerin dilini konuşuyorsunuz? Elinizin eliniz, dilinizin diliniz olduğundan emin misiniz?.."  (s. 107)

‘’Bizi denizlerde kaybedenler, uzak bir adada kumsalların kumlarında, gölgesiz ağaçların altında buldular. Bizi sokaklarda bucak bucak arayanlar, en sonunda ümitsiz, evlerine döndükleri zaman, bizi kapının eşiğine oturmuş, kendilerini bekler buldular.’’ (s. 219)

‘’En iyi sırdaş, gölgedir: Görür, işitir, söylemez. Geçimli arkadaş da odur: Kimsenin, gölgesiyle bozuştuğu duyulmamıştır; duyulmaz.’’ (s. 252)

‘’Rengimiz ne olursa olsun, gölgemiz daima siyahtır; siyah kalacaktır.’’ (s.252)

‘’Ben, üç günlük hayatımda felaketi de, sevinci de korkarak, sevinerek, fakat şaşmayarak karşıladım. Oysaki ben, hayreti de terennüm etmek isterdim. Hayret, bir kuş olup dalıma konsa, bir arkadaş olup elimi sıksa, bir düşman olup yolumu kesse diye günlerce bekledim... Gelmedi. Kitabımda hayret için ayırdığım sayfalar boş kaldı.’’ (s. 277)

‘’Güneyde akşam oldu… Kararan suların adı -yine- "Akdeniz" kaldı. Bu adı koyanları yalancı çıkarmamak için, sulara ay doğdu.’’ (s. 282)

‘’Bir çift eldivenimiz vardı.. Hangimiz sokağa çıkarsa o, kullanır. Beraber çıktığımız zaman, birimiz sağ, birimiz sol eldiveni takar. Boş kalan öteki ellerimizse birbirini eldivenden daha iyi ısıtır. Böylece yan yana, el ele -istersek- dünyanın öbür ucuna kadar gidebiliriz.’’ (s.285)

Ve şairin bu kitapta (Kanatlarını Arayanlar) şu sözü de yer alıyor:

"Diktatörlüğü istibdadı, demokrasiyi müsamahası yıkar."

Burada geçen bütün sözlerin kıymetli olduğu değerlendiriliyor… Her bir söz üzerine amma illa velâkin son söz üzerine çok düşünmemiz gerekiyor…

Osman AYDOĞAN


Yorumlar - Yorum Yaz