• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam246
Toplam Ziyaret1499801

26 Ağustos’dan 30 Ağustos’a, oradan 9 Eylül’e Büyük Zafer


26 Ağustos’dan 30 Ağustos’a, oradan 9 Eylül’e Büyük Zafer

30 Ağustos 2021

Büyük Atatürk'ün Nutku'nda verdiği bilgiye göre, kendisi taarruz için kesin kararını 1922 yılının Haziran ayında veriyor. Bu kararını sadece Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Milli Savunma Bakanı Kazım Paşa ile paylaşıyor. Hazırlıkların süratle tamamlanması konusunda komutanlarla mutabık kalınıyor.

Büyük Zafer'e giden yolda gizlilik ve disiplin çok önemli rol oynuyor. 28 Temmuz günü bir futbol maçı bahane edilerek ordu komutanları Akşehir'e çağrılıyor, burada komutanların görüşleri alınıyor. İsmet Paşa, 6 Ağustos günü ordularına gizli olarak taarruza hazırlık emri veriyor. Gazi de Ankara'da Bakanlar Kurulu ile bu konuda görüş birliğine varıyor.

13 Ağustos gününden başlamak üzere kolordu ve tümenler, yığınak yerlerine sevk ediliyor. Fevzi Paşa bu sırada cepheye gidiyor. Birlikler, gündüz gizlenip geceleri yol alıyor. Cepheye 50'si ağır, 200'den fazla top yerleştiriliyor.

Mustafa Kemal Paşa, 17 Ağustos günü birkaç kişi hariç kimseye haber vermeden Ankara'dan ayrılıyor. Otomobille Konya'ya, buradan 20 Ağustosta Akşehir'e geçiyor. Harekâtın kamuoyundan gizlenmesi amacıyla 21 Ağustos günü Çankaya Köşkü'nde bir çay davetinin verileceği, ajans ve gazetelere duyuruluyor.

Tarih 25 Ağustos 1922'yi gösterirken, artık her şey hazır hale geliyor. Başkomutan, 26 Ağustos sabaha karşı Fevzi ve İsmet paşalarla birlikte muharebeyi idare etmek üzere Kocatepe'deki yerini alıyor. Mustafa Kemal, yapılan bu hazırlıkları, ''taarruzumuz, strateji ve aynı zamanda bir taktik baskın şeklinde yürütülecekti. Bunun gerçekleştirilebilmesi için de kuvvetlerin yığınak ve hazırlıklarının gizli kalmasına önem vermek gerekiyordu'' ifade ediyor.

Bir ulusu zafere taşıyacak Büyük Taarruz, 26 Ağustos sabaha karşı saat 04.30'da Kocatepe'den başlıyor.

Çoğunlukla süngü hücumları ve insanüstü çabalarla gerçekleşen Büyük Taarruz ile iki gün içinde düşmanın Karahisar'ın güneyinde 50 ve doğusunda 20-30 kilometre uzunluğundaki cepheleri düşürülüyor. Düşman ordusunun bütün kuvvetleri, Aslıhanlar yöresinde kuşatılıyor.

Askerî tarihe ''Başkomutan Meydan Muharebesi'' olarak geçen ve Gazi'nin Dumlupınar'da ateş hatları arasından bizzat idare ettiği savaşta, düşmanın ana kuvvetleri yok ediliyor, düşman ordularının başkomutanı Trikopis dâhil askerleri esir alınıyor.

Türk ordusu, tasarlanan kesin sonuca beş gün içinde ulaşıyor.

Büyük Taarruz’un mimarı Atatürk, Büyük Nutuk’ta 30 Ağustos’u şöyle anlatıyor:

“...30 Ağustos’ta yaptığımız savaş sonunda düşmanın ana kuvvetlerini yok ettik ve esir aldık. Düşman ordusunun başkomutanlığını yapan General Trikopis de esirler arasına girdi. 31 Ağustos 1922 günü ordularımız ana kuvvetleriyle İzmir’e doğru yol alırken diğer birlikleriyle de düşmanın Eskişehir’in kuzeyinde bulunan kuvvetlerini yenmek üzere ilerliyorlardı.

Doğrudan doğruya bana gönderilen bir telsiz telgrafta da İzmir’deki İtilaf Devletleri konsoloslarına benimle görüşmelerde bulunma yetkisinin verildiği bildirilerek onlarla hangi gün ve nerede buluşabileceğim soruluyordu. Buna verdiğim cevapta da 9 Eylül 1922’de Kemalpaşa’da görüşebileceğimizi bildirmiştim. Söz verdiğim gün, ben Kemalpaşa’da bulundum. Fakat görüşme isteyenler orada değildi. Çünkü ordularımız, İzmir rıhtımında ilk verdiğim hedefe, Akdeniz’e ulaşmış bulunuyorlardı.

Saygıdeğer efendiler, Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Muharebesi’ni ve ondan sonra düşman ordusunu tamamıyla yok eden veya esir eden ve kılıç artıklarını Akdeniz’e, Marmara’ya döken harekâtımızı açıklayıcı ve vasıflandırıcı söz söylemeyi gereksiz sayarım. Her safhasıyla düşünülmüş, hazırlanmış, idare edilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekât Türk ordusunun, Türk subay ve komuta heyetinin yüksek kudret ve kahramanlığını tarihe bir kere daha geçiren muazzam bir eserdir. Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve istiklal düşüncesinin ölümsüz bir abidesidir. Bu eseri yaratan bir milletin evladı, bir ordunun başkomutanı olduğumdan, mutluluk ve bahtiyarlığım sonsuzdur.”

Prof. Dr. İlhan Lütem'in ''Mustafa Kemal Atatürk, 57 Yılın Öyküsü Kendisi'' (Avrasya Bir Yayınevi, 2002) adlı kitabında yer verdiğine göre; 31 Ağustos günü muharebe meydanını gezen Başkomutan o günü şöyle anlatıyor: ''Sıtların gerisindeki bütün vadiler, bütün dereler, korunan ve örtülü yerler, bırakılmış toplar, otomobiller, sonsuz araç ve gereç ile bu yıkıntılar arasında yığınlar oluşturan ölülerle, toplanıp karargâhımıza yollanan esir kafileleri ile gerçekten bir mahşer yerini andırıyordu…''

Büyük Zafer, Şevket Süreyya Aydemir'in kaleminden ''Tek Adam''da (Remzi Kitapevi, 1997) şöyle özetleniyor: ‘’İşin asıl mucizesi, o sabah (30 Ağustos) o bölgede bulunmayan büyük kuvvetleri, aynı gün ve bazen çok uzun, yorucu yürüyüşlerden sonra muharebe meydanına toplayabilmesidir. Çünkü bu emirler verilirken, asıl büyük muharebenin cereyan edeceği taraflarda ancak ve yalnız 25. Tümen bulunuyordu. Gerçi düşmanın bir çember içine girmekte olduğu seziliyordu ama 30 Ağustos Başkomutanlık Muharebesi, sırf o gece sabaha karşı elde edilen bilgilere göre ve hemen aynı gün tertiplenmiştir. İşte bu şartlar içinde 8. Piyade ve 3. Süvari tümeninin aynı gün ve en kısa bir zamanda aynı sahaya toplanabilmesi sırasında gösterdikleri eşi az görülmüş manzara ve yürüyüş kabiliyeti ve bu arada Başkumandan ve Fevzi Paşa'nın ileri kumanda mevkilerinde yer almaları., Batı Cephesi Kumandanlığının işleyişindeki intizam, bu zaferin sağlanmasındaki diğer etkili şartları teşkil etmiştir.''

Büyük Zafer'i, 1 Eylül 1922 günü ulusa duyuran Başkomutan, kaçan düşmanın takibi için ordulara da tarihi emrini veriyor: ''Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri.''

Türk ordusu, Başkomutanın emrini, 9 Eylül 1922 sabahı İzmir'e girerek yerine getiriyor…

Büyük taarruz, Türk ulusu için her şeyden önce bir ölüm-kalım savaşı oluyor… Çünkü bu savaşın kaybedilmesi demek, Türk ulusal varlığının tarih sahnesinden silinmesi anlamına geliyor. Ayrıca bu büyük savaş, sadece Türk ulusunun tarihi için değil bütün ulusların tarihi için de önemi bulunuyor. Çünkü bu savaş, emperyalist politikalara ulusal başkaldırının ve antiemperyalist direnişin tarihte yer almış ilk örneği oluyor...

Bu Büyük Zafer'i, zafere inanmış bir liderin ve milletin yanında 15 güne yakın zamanda 450 kilometreyi yaya ve savaşarak kat eden bir ordunun kahramanlığı oluşturuyor…

Falih Rıfkı Atay ise 30 Ağustos zaferi hakkında şunları söylüyor: ‘’Nemiz varsa, eğer bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaşlar olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batının pençesinden, vicdanımızı ve düşüncemizi Doğunun pençesinden kurtarmışsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcaklığını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak, hepsini her şeyi 30 Ağustos zaferine borçluyuz. ‘’

Başta Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere silah arkadaşlarına, İstiklal savaşımızın şehitlerine ve gazilerine Allah’tan rahmet diliyor, saygı ve minnetle anıyorum…

Osman AYDOĞAN

 


Yorumlar - Yorum Yaz