• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi14
Bugün Toplam671
Toplam Ziyaret1367536

Dindar, Dinbaz ve Düzenbaz


Dindar, Dinbaz ve Düzenbaz
 
28 Aralık 2020


Diyanet İşleri Başkanlığı ‘’Kur’an’ın ve ezanın Türkçe okunması caiz değildir’’ açıklamasını yapmıştı. Bu açıklama üzerine yazdığım yazılarımın bir devamı olarak bugün de güzel Türkçemizde yer alan ’’dindar’’,‘’dinbaz’’ ve ‘’düzenbaz’’ sözcüklerini açıklamak istiyorum. Ancak aslen Farsça olan bu sözcükleri açıklamadan önce Türkçemizde yer alan yabancı ve Farsça sözcükleri örnekler vererek anlatıp bu konudaki yazı dizime de son vermek istiyorum… Ki uslu uslu yazmakta olduğum divân edebiyatı örneklerime devam edeyim!...

Dilde yabancı sözcükler

Bütün dillerin temelinde ve dillerin alt katmanlarında eski diller yatmaktadır. Örneğin Roma İmparatorluğu’nun dili olan Lâtince, günümüzde Fransızca ve İspanyolca ve diğer Batı dillerinde yaşamaya hâlâ devam ediyor. Türkçe’de de eski Anadolu’daki eski uygarlıklarından kalma sözcükler de bulunmaktadır.

Dile bu şekilde yabancı kelimelerin girmesi ve eklenmesi genellikle tutucu çevreler tarafından sürekli ‘’bozulma’’ olarak değerlendiriliyor. Örneğin Alman dil biliminin kurucusu sayılan 19. yüzyılın en büyük dilbilimcilerden Jacob Grimm ‘’Geschichte Der Deutschen Sprache’’ (BiblioLife, 2009) isimli eserinde bin yıllık Alman dil tarihini  “bozulmanın tarihi’’ olarak tanımlıyor…

Ancak günümüz dilbilimcileri dildeki “yabancı” kökenli kelimeleri artık dilin zenginliği olarak görüyorlar… Örneğin çağımız Alman dil bilimcisi Peter von Polenz ‘’Geschichte der deutschen Sprache’’ (Walter de Gruyter, 1970) kitabında bir dilin kelime hazinesinin sadece o dilin öz kaynaklarından oluşmasının gerçekçi bir düşünce olmadığını, dil hazinesinin ekleme yapılarak ve diğer dillerden de kelimeler devşirerek zenginleştiğini ifade ediyor. Peter von Polenz’in deyişiyle, “kelimelere pasaport sorulması” artık eskilerde kalmıştır.

Bugün için gelişmiş bir kültür ve bilim dili olan Almancada toplamda 40 binden fazla sadece İngilizce sözcük bulunuyor.  Zaten Almanca’da ‘’Yabancı Kelimeler Sözlüğü’’ (Fremdwörtebuch) diye bizim TDK Türkçe Sözlük kalınlığında ayrı bir sözlük vardır. Bu durum diğer Avrupa dilleri için de geçerlidir. Bu durumu dil konusunda en büyük bilimci olan Alman düşünür Goethe şöyle dile getiriyor: ‘’Bir dilin gücü, yabancı olanı reddetmesinde değil, özümsemesindedir.’’ (Die Gewalt einer Sprache ist nicht, daß sie das Fremde abweist, sondern daß sie es verschlingt.) 20. yüzyılın en büyük şair ve düşünürlerinden Paul Valery (1871 - 1945) de bu konuda şöyle düşünüyor: ‘’Yüksek seviyede olan hiçbir kültür ‘saf’ değildir. Medeni milletlerin istisnasız hepsi başka milletlerin kültürlerinden istifade etmişlerdir. Aslanın vücudu yediği ve sindirdiği hayvanlardan oluşur.’’

Türkçede yabancı sözcükler

Bu anlamda Türkçemiz de gerçekten dillerin aslanı gibidir. Ve aslan gibi güçlü ve aziz bir dildir… Türkçemiz başta Farsça ve Arapça olmak üzere Rumcadan, Fransızcadan; İtalyancadan ve İngilizceden oldukça etkilenmiş… Bazıları bunu bir zafiyet olarak görse de ben bunu yukarıda anlattığım çerçevede bir zenginlik olarak değerlendiriyorum…

Örnek olarak ‘’Şampiyon Fenerbahçe’’ dediğimizde bir tane bile Türkçe kelime kullanmıyoruz… Çünkü; ‘’Şampiyon’’; Fransızca, ‘’Fener’’; Rumca, ‘’Bahçe’’ ise Farsça kökenlidir… Şimdi yabancı sözcük diye örneğin ‘’Bahçe’’yi Türkçeden attınız mı Türk edebiyatı düşer, yok olur…

Türkçe diye bildiğimiz ve sadece ‘’a’’ harfi ile başlayanlardan örnek verirsem; akasya, alçı, amblem, Anadolu, anahtar, anarşi, analiz, angarya, anonim, aritmetik, arşiv, asfalt, atlas, atlet, avlu kelimeleri Türkçede yer alan Rumca kökenli kelimelerdir… Arapçadan ve Farsçada, Fransızcadan, İtalyancadan geçenleri saymaya kalksam bu sayfa değil, bu sitem yetmez. Gelin isterseniz Rumca kökenli diye akasya, Anadolu, anahtar, atlas, atlet, avlu vb. kelimeleri Türkçeden atın!... Ortada Türkçe kalır mı?

Gelin isterseniz şöyle basit bir cümle kuralım: ‘’Bakkaldan aldığım somun içine peynir koyup sandviç yaptım balkonda oturup hanımın getirdiği çay ve su beraberinde afiyetle yedim.’’ Bu cümle içerisinde sadece ‘’sandviç’’ yabancı sözcük gibi gözüküyor değil mi? Ancak kelimelerin kökeni incelendiğinde: Bakkal: Arapça, somun: Rumca, peynir: Farsça, Sandviç: İngilizce, balkon: Fransızca, hanım: Moğolca, çay: Çince, su: Çince, afiyet: Arapça, beraber: Farsça, yedim: Türkçe. Görüldüğü gibi bu basit cümlede sadece ‘’yedim’’ sözcüğü Türkçe… Şimdi bu sözcükleri yabancı kökenli diye atalım mı? Yani bu Koronalı tecrit günlerinde hanım ile balkonda oturup, çay içip, sandviç de yemeyelim mi?

Neyse, uzatmayayım, demek istediğim o ki; Türkçemiz aslan gibi güçlü ve aziz bir dil… Her dilden etkilenmiş ve sonunda dillerin aslanı haline gelmiş…

Türkçeye Farsçadan geçen kelimeleri aktararak örnekler vermeye devam edeyim...

Türkçede yer alan Farsça sözcükler

Örneğin; tavla oynayanlar Farsça altıya kadar saymasını bilirler: Yek, du, se, cihar, penç, şeş. Ancak onlara Farsça ''Yedi'' nedir diye sorsam bilmezler. Onu da ben söyleyeyim, Farsça yedi: ''heft'' dir (veya hefte). Yedi günlük, ''hafta'' ismi de buradan gelir. 

Halen Türkçede kullandığımız Farsça gün isimleri de şunlardır: Ba (yemek), zar (yer), Bazar: Pazar. Pazar'ın ertesi; Pazartesi.Ceharşenbe (dördüncü gün): Çarşamba. Pençşenbe (beşinci gün): Perşembe.

Bu örneklerden yola çıkarak Farsçadan Türkçeye geçen sözcüklerden bir kısmını açıklamak istiyorum:

''Bâd''; hava. ‘'Cah'’; çıkış yeri. ‘’Bâdcah'': Baca

''Bâd''; hava.  '’Heva'’; hava (Arapça). '’Bâdheva'': Bedava

'’Cehar‘’ (çar); dört.  '’Tag'’; kemer. ‘’Cehartag’’: Çardak (dört kemerli) (Tag: Kemer. Zafer tagı; Zafer kemeri de buradan gelir)

'’Cehar‘’ (çar); dört.  '’Mıh’'; çivi. ‘’Ceharmıh’’; Çarmıh (dört çivili)

'’Cehar‘’ (çar); dört. ‘’Su’’; köşe, duvar. ‘’Ceharsu: Çarşı  

'’Cehar‘’ (çar); dört.  ‘'Yek’'; tek, bir. '’Çaryek’’: Çeyrek (dörte bir)

'’Cehar‘’ (çar); dört.  '’Cube’’: sopa.  ‘’Çarcube’’: Çerçeve (dört sopalı)

‘'Çep'’; sol. ‘'Rast'; sağ. ‘’Ceprast’’: Çapraz

'’Çadur'’; örtü. '’Şeb'’; gece. '’Çadurşeb’': Çarşaf  

‘’Şeb'’; gece. ‘’Nem’’; nem.  ‘’Şebnem’’: Şebnem  (gecenin nemi)

'’Hem’'; aynı.  ‘'Şir'’; süt. '’Hemşire'’: Hemşire (aynı sütü emen anlamında. Kız kardeşe de hemşire dendiğini hatırlatırım) Aynı şekilde: ‘'Hemşehri'’; aynı şehirli. '’Hemhal'’; aynı halde bulunan.  '’Hemzemin’'; aynı zeminde.

‘’Ab’’; su, ‘’dest’’; el. ‘'Ab-u dest'’: Abdest (el suyu, avuç suyu)

‘’Erre’’; ‘’bıçkı’’, ‘’dest’’; el. ''Dest-erre'’: ’Testere (el bıçkısı)

‘’Şeft’’; semiz. ‘'Alu’'; erik. ‘’Şeft-alu'’: Şeftali (semiz erik)

‘’Zerd’’; sarı. ‘'Alu’'; erik. ‘'Zerd-alu’': Zerdali (sarı erik)

'’Emir-ul ahr'’; padişah ahırının üst düzey görevlisi olan '’ahır emiri'’: İmrahor

‘’Se-pa'’’; üç ayak: Sehpa

'’Şûr'’; tuz. '’Bâ'; yiyecek. ‘’Şûrbâ’’: Çorba

Bu liste daha çooook uzar ama ben burada keseyim….

Türkçedeki Farsça kökenli dini sözcükler

Ayrıca biz Türkler İslam’ı Farslar yoluyla kabul ettiğimiz için Türkçedeki dini terimlerin çoğu da Farsça kökenlidir. ''Peygamber'' kelimesi Farsçadır, Arapçası ''resul'', Türkçesi ise ''elçi''dir. ''Namaz'' kelimesi Farsçadır (Farsçaya da Hint kökenli bir yoga türü olan ''Namas'' sözcüğünden geçmiştir), Arapçası ise ''Selah''dır. ''Bayram'' kelimesi Farsça kökenlidir; ''badram'', ''beyrem'' kelimelerinden dönüşmüştür.


İslam’ı yaşarken ve an­latırken kullandığımız temel söz­cüklerden olan; Huda, Rabbena, sahabe, Mevla, hoca, molla, derviş, pir, dergâh, çile, türbe-tür­bedar, ney, niyaz,  gü­nah-günahkâr, kâ­fir, dua, beddua, şakirt, külah, postnişin, keramet, tespih, kehribar, çarşaf, tülbent, kaftan, takke, muska, kalender, münzevi, hur­ma, ebru, güllaç, destur, rayiha, kerime, sancak, cihan, destan, kervan, hattat, aşk, meşk ve şa­dırvan sözcüklerinin tamamı Arapça değil Farsçadır… Ve daha niceleri…

Bu liste uzayabilir ama ben yine devam etmeyeyim. Sadece şunu söyleyeyim Türkçe’de İslam ile ilgili, din ile ilgili, ibadet ile ilgili peygamber gibi, namaz gibi, oruç gibi, abdest gibi, bayram gibi İslam’ı yaşarken ve an­latırken kullandığımız temel söz­cüklerin nerdeyse tamamı Arapça değil Farsçadır!...

Türkçedeki Farsça kelime sonu ekleri

Farsçadan Türkçemize giren sadece sözcükler değildir. Kelime sonlarına gelen Farsça bazı ekler vardır ki kelimelere başka anlamlar yüklerler. Bunlardan en çok kullandığımız üç tanesini örnek olarak vermek istiyorum.


Farsça ’kâr’’ eki…

Bunlardan birincisi Farsça ‘’kâr’’ ekidir. Farsça ‘’kâr’’ eki isimleri sıfat yapar, ‘’eden, edici, yapan’’ anlamına gelir ve -li, -lı, -cı, -ci gibi eklerin de karşılığıdır. Hilekâr (hile yapan, hileci), sahtekâr (sahte yapan, sahteci), riyakâr (riya; dünyevî çıkarlar elde etmek için dindar gibi görünmek veya ibadetleri yerine getirmektir. Örneğin mal, mevki, saygı, şöhret vb. kazanmak için yapılan ibadetler riya kabul edilir. Riyakâr ise riya yapan, riyacı anlamındadır), hizmetkâr (hizmet den, hizmetçi), kanaatkâr, itaatkâr, tamahkâr vb. kelimeler işte bu şekilde türemiştir. 


Farsça ‘’baz’’ eki

Bunlardan ikincisi Farsça ‘’baz’’ (bâz) ekidir.   “Baz” eki Farsça “oynayan” anlamına gelir. Farsça oynamak demek olan ‘’bâhten’’ fiilinden gellen “bâz” eki hangi sözcüğün sonuna eklenirse ona ‘’oynayan’’ anlamı verir... Türkçemizde sonu ''baz'' ile biten o kadar çok Farsça kelime var ki! İşte bunlardan bazıları:

Kumarbaz: Kumar oynayan. Canbaz: Canı ile oynayan. Sihirbaz: Sihir ile oynayan. 
Hokkabaz: Hokkalarla oynayan. Madrabaz: İnsanları değeri düşük mal ile kandıran, aldatan ve çıkar sağlayan, hileci. Dilbaz: Dili ile oynayan. (Bir yığın lafa ebeliği yaparak tartışmalarda üste çıkan) Dinbaz: Din ile oynayan. Dini siyasetine alt eden…

Düzenbaz

Ancak “Düzenbaz” sözcüğünün anlamı ilk aklımıza geldiği şekilde değil… Bu sözcükteki ‘’baz’’; “düzen’’ ile oynayan anlamına gelmiyor. Farsça “baz”ın önüne konacak sözcüğün de Farsça olması şart. Çünkü buradaki “düzen” Türkçe bir sözcük… ‘’Baz’’ eki ise Türkçe değil, Farsça… Dolayısıyla bu sözcük Türkçe değil Farsça ve ‘’dü-zen’’ şeklinde…

Farsçadaki bu “düzenbaz” (dü-zen-baz) sözcüğünün açıklaması: “Dü” malum, “iki” demek. “Zen” ise “kadın” demek. “Baz” da “oynayan” anlamına geldiğine göre… Buradaki “düzenbaz”, “iki kadınla oynayan, oynaşan” demek! Yani hem karısı hem de metresi, sevgilisi olan demek… Veya birden fazla sevgilisi olan demek…

Başta da dedim ya Türkçemiz aziz bir dil… Bu anlam Farsçada böyle diye Türkçede de böyle olacak değil elbet... Türkçede, ilk aklımıza geldiği anlamda “düzenbaz” sözcüğü daha çok, siyasette her kesimden görüş sahiplerini idare eden, sahtekâr, hilebaz, madrabaz ve dilbaz anlamında kullanılır. İşte bu tipler Türk siyasetinde her devirde vardırlar. Ve bu tipler Turhan Selçuk’un çizgi roman kahramanı ‘’Abdülcanbaz’’ tiplemesindeki Gözlüklü Sami Bey’dirler. Şeytani bir zekâya ve süngülü bir bastona sahiptirler. Bunlar; işrete, kadına düşkün, hilebaz, madrabaz ve dilbaz bir adamdırlar. Bunlar; sahtekârdırlar, yalancıdırlar, hırsızdırlar... Bunlar hazırlopçudurlar.. . Hem İsa’cı hem Yehuda’cıdırlar. Hem Musa’cı hem Firavun’cudurlar. Hem Nemrut’cu hem İbrahim’cidirler. Hem Sezar’dan yana, hem de Brütüs’ten yanadırlar… Onlar tam anlamıyla ''düzenbaz''dırlar...

Farsça ‘’dar’’ eki

Bunlardan üçüncüsü Farsça ‘’dar’’ (dâr) ekidir. Farsça “dâşten” fiilinden gelen “dar” eki de sonuna geldiği kelimenin ‘’sahiplenen’’i olarak tanımlar. Örneğin:

Mühürdar: Mühür sahibi. Alemdar: Bayrağı veya sancağı sahiplenen, (taşıyan)... Serdar: ‘’Ser’’ kafa, baş demek, Serdar; kafayı, başı sahiplenen, yani askerin başı, başkomutan... Hükümdar: Hükmün sahibi, sultan, padişah… Dindar: Dine sahip olan, dine sahip çıkan, dini koruyan, dini hakkıyla yaşayan...

Sonuna ‘’baz’’ ve ‘’dar’’ ekini alan bütün kelimeler de ayrıca Farsçadırlar. Dolaysıyla ‘’din’’ kelimesi de Farsçadır. Bir örnek olarak ‘’din’’ kelimesinin sonuna ‘’dar’’ ve ‘’baz’’ ekleri aldığında ne anlama geldiğini açıklamak istiyorum:

Dindar

Dindar demek; din inancı güçlü, din kurallarına bağlı, mütedeyyin kimse demektir. Dindar insanlar, Allahü teâlânın öyle kullarıdır ki, halk onları bilemez. Hoş bazen kendileri de makamlarının farkında değildirler. Hulûs-u kalp ile boyun büker ümmet-i Muhammed'e dua ederler. Samimi niyazları ile zırh olurlar iyi insanlara. Onlar adsız şansız Allah dostlarıdırlar, onların bir seher vakti gözyaşıyla yaptıkları dua binlerce topun yapamadığını yapar, kralları, sultanlıkları yıkar, kaleleri paralar. Dindar insanlar toplumun sessiz çoğunluğudurlar.

Dinbaz

Dinbaz insanlar ise dini iyi bilirler ancak bu özelliklerini masivaya (dünya, kâinat, Allah’tan başka her şey) tamah ve tenezzül doğrultusunda seferber ederler. Dinbaz insanlarda din, amaç değil araçtır, özne değil nesnedir. Dinbaz, dini iyi bilse de onunla oynayan, onu oyuncak yapandır. Din, dindarın seciyesi, dinbazın ise sermayesidir. Dinbaz insanlar dini siyasete alet ederler, kutsal kitapları ellerinde araç haline getirirler, kutsal mekânları siyaset meydanına çevirirler. Dinbaz insanlar Hz. Peygamber'in bile kimseye Ruz-i Mahşer (Kıyamet Günü) için berat (Kurtuluş) vermediği bir dinde, kendilerini Ruz-i Mahşer için berat belgesi vermekle yetkilendirirler... Bu insanlar Giordano Bruno’nun; "Tanrı, iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için Tanrı'yı kullanırlar" diye bahsettiği kötü insanlardır.

Türkçedeki ‘’düzenbaz’’ kelimesi ile ‘’dinbaz’’ kelimesi arasında bir anlam korelasyonu vardır: Bütün dinbazlar aynı zamanda da düzenbazdırlar… Yani dinbazlar Turhan Selçuk’un çizgi roman kahramanı ‘’Abdülcanbaz’’ tiplemesindeki Gözlüklü Sami Bey’dirler. Şeytani bir zekâya ve süngülü bir bastona sahiptirler. İşrete, kadına düşkün, düzenbaz, hilebaz, madrabaz ve dilbaz adamdırlar. Bunlar hazırlopçudurlar.. . Hem İsa’cı hem Yehuda’cıdırlar. Hem Musa’cı hem Firavun’cudurlar. Hem Nemrut’cu hem İbrahim’cidirler. Hem Sezar’dan yana, hem de Brütüs’ten yanadırlar… Onlar tam anlamıyla ''düzenbaz''dırlar...

En başta da söyledim ya; Türkçemiz aslan gibi güçlü ve aziz bir dil…

İbn-i Haldun o muhteşem eseri Mukaddime’sinde ‘’akletmek Müslümanlık tarafından terk edildi ve bu yüzden zelil bir hale düştüler’’ derdi. Ben de ilave edeyim; Müslümanlık bu dinbaz adamlar yüzünden de zelil hale düşmüştür. Bunlar en çok da hulûs-u kalp ile dua eden Allah dostu dindar insanlara ve dine zarar veriyorlar… 

Anlıyorsunuz değil mi ‘’dindar’’ kim, ‘’dinbaz’’ kim, ‘’düzenbaz’’ kim? Son iki tanımdan etrafımızda o kadar çok var ki bunlardan da onlarcasını hemen her gün ceridelerde ve renkli renkli camlarda görüyoruz zaten… Çünkü dinbaz insanlar, toplumdaki sayıları az olmalarına rağmen şirrettirler, sesleri gür ve çok çıkar. Zaten söylerdi Freud: ‘’Aklın sesi yavaş çıkar’’ (Die Stimme der Vernunft ist leise.) 

Allah bu devleti, bu milleti ve bu kutsal dini; bu dinbaz ve bu düzenbazların şerrinden korusun. Âmin...

Osman AYDOĞAN


Yorumlar - Yorum Yaz