• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam239
Toplam Ziyaret1367104

Âşık Veysel


Âşık Veysel 

21 Mart 2021


Takvimler 21 Mart 1973 yılını gösteriyordu… Lise birinci sınıfında idim. Hiç unutmam; Edebiyat öğretmenimiz Suphi Martağan derse girdiğinde ağlamaklı bir sesle haber vermişti bize; ‘'Türk halk edebiyatının son temsilcisi bugün bu dünyadan göçtü'’ diye…

Âşık Veysel’in vefatını bu şekilde haber vermişti bize edebiyat öğretmenimiz… Âşık Veysel’in sadece adını bilirdim, onun edebiyat dünyamızdaki yerini, büyüklüğünü tam olarak bilmezdim. Âşık Veysel'in büyüklüğünü, halk müziğindeki yerini bana edebiyat öğretmenimiz anlatmıştı.  Edebiyat öğretmenimiz Âşık Veysel’i bize nasıl anlattı şimdi hatırlamıyorum… Ama öğretmenimizin bana halk edebiyatını ve Âşık Veysel’i sevdirdiği kesin… Kendisini rahmet ve minnetle anıyorum...

Âşık Veysel'i anlatan çok kitap yok aslında... Âşık Veysel'i en iyi anlatan Ümit Yaşar Oğuzcan’ın ''Âşık Veysel Şatıroğlu Dostlar Beni Hatırlasın'' (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1973) isimli kitabıdır. Bu kitaptan özetle bu büyük halk ozanını anlatmak istiyorum…

Ümit Yaşar Oğuzcan’dan Âşık Veysel'in hayatı

Âşık Veysel, hayatını anlattığı bir şiirinde "Üçyüz-onda gelmiş idim cihana" diyor. Yıl 1894 oluyor hesapça. Sivas'a bağlı Şarkışla ilçesinin Sivrialan Köyünde dünyaya gelir… (25 Ekim 1894) Anası Gülizar, bir yaz günü köy dolaylarındaki Ayıpınar merasına koyun sağmaya gittiğinde; oracıkta bir yol üstünde doğurur Veysel'i. Göbeğini de kendi eliyle keser. Yaman kadınmış Gülizar ana. Bebesini bir çaputa sarıp yürüye yürüye köye döner… Babası Ahmet; bebenin adını da Veysel koyar…

Yıllar geçer aradan… Büyür, konuşur, yürür Veysel çocuk. Böylece yedi yaşına varır… O yıl bir çiçek hastalığı salgını olur Sivas'ta. Küçük Veysel de yakalanır… Sol gözünde, çiçeğin beyi çıkar kendi deyimiyle... Göz akıp gider. Sağ gözüne de perde iner önceleri. Yalnız ışığı seçebilir bu gözüyle…

Gel gör ki talihsizlik yine yakasını bırakmaz Veysel'in. Bir gün inek sağarken babası yanına gelir… Veysel ansızın dönüverince; yakında bulunan bir değneğin ucu öteki gözüne giriverir… O göz de akıp gider böylece…

Babası meraklı adamdır… Halk ozanlarından şiirler okuyup ezberleterek avutmaya çalışır oğlunu. Sivas'ın köyleri saz şairleriyle doludur o zamanlar. Onlar da ara sıra gelip Ahmet emminin evine uğrarlar. Veysel ilgiyle dinler çalıp söylediklerini…

Babası, oğlunun ilgisini görünce; bir saz alıp verir ona. İlk saz derslerini, babasının arkadaşı olan Çamşıh'lı Ali Ağa'dan alır… Ve gitgide, kendini iyice saza verir Veysel. Ünlü halk ozanlarının şiirlerini çalıp söyler bir zaman…

Yirmibeş yaşındayken (1919) anası babası Veysel'i Esma adında bir kızla everirler… Ardından kısa süre sonra ikisi de göçüp giderler bu dünyadan (1921). Acı üstüne acı gelir, ama bitmez talihin kötü oyunu. İkinci çocuğu on günlükken, anasının memesi ağzına tıkanarak ölür… Ardından da eşi Esma yanaşmalarından birisiyle evden kaçar… Bu olay çok yaralar Veysel'i. Daha dertli olur… İyice içine kapanır…

Eşi çekip gittiğinde bir kızı vardır Veysel'in. Daha bir yaşını bile bitirmemiş. İki yıl kucağında gezdirir Veysel, ne çare o da yaşamaz…

Daha sonra Veysel'i yeniden everirler… Bu eşi de çocuklar verir Âşık’a’. Biri ölür, iki oğlan, dört kız, altısı sağ. Onlar da 18 torun verirler Veysel'e…

Âşık Veysel, Cumhuriyetin Onuncu Yıl dönümüne rastlayan 1933 yılına kadar, başka ozanların şiirlerini çalıp söyler…

Kendi deyişlerini söylemekten utanır, çekinir Veysel... O yıllarda sairlerimizden rahmetli Ahmet Kutsi Tecer tanır Veysel'i. Onun ışık tutuculuğuyla Veysel'in şiirleri aydınlığa kavuşur… Veysel; şairliğinin gelişmesinde Tecer'in büyük yardımlarını gördüğünü söyler her zaman…

Veysel'in gün ışığına çıkan ilk şiiri Gazi Mustafa Kemal Paşa için söylediği: "Türkiye'nin ihyası Hazreti Gazi" mısrasıyla başlayan şiiri olur… Bundan sonra bütün yazdıklarını çalıp söyler…

1933 yılına kadar, köyünden dışarı hemen hemen hiç çıkmadığı halde; bundan sonra bütün yurdu dolaşır, yurdunun çeşitli şehirleriyle kasabalarını, köylerini yakından tanır…

Halk ozanlarından en çok Karacaoğlan'ı, Yunus'u, Emrah'ı, Dertli'yi sever. Çağımızın ozanlarından Ahmet Kutsi Tecer'in ayrı bir yeri vardır Veysel'de. Onun aracılığıyla Köy Enstitülerinde bir süre saz öğretmenliği de yapar Veysel. Sırasıyla Arifiye, Hasanoğlan, Çifteler, Kastamonu, Yıldızeli, Akpınar Köy Enstitülerinde bulunur…

1952 yılında İstanbul'da büyük bir jübilesi yapılan Âşık Veysel'e 1965 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi, "Anadilimize ve Milli Birliğimize yaptığı hizmetlerden dolayı" özel bir kanunla vatani hizmet tertibinden aylık bağlanır…

Ümit Yaşar Oğuzcan’ın kitabından Âşık Veysel hakkında anlatılanlar kısaca bu kadar...

Yetmiş yıl karanlık bir dünyada yaşar Veysel… Ve 21 Mart 1973 tarihinde Hakk’ın rahmetine kavuşur… Karanlık gözlerindedir yalnız, içi apaydınlıktır Veysel'in, şiirleri de öyle... Halk şiirimizin bu güçlü ozanı yarım yüzyılı aşkın bir süre yazdıklarıyla, çalıp söyledikleriyle çevresine ışıklar saçar… Sanırım şimdi de mezarında son uykusunu nûrlar içinde uyuyordur.

Yalnız çağımızda yaşayanlar değil, bizden çok sonra yaşayacaklar da "Dostlar Beni Hatırlasın" şiirini unutmayacaklar ve her zaman rahmetle anacaklardır.

Veysel’in ilk eşi Esma hakkındaki rivayet

Bu yazımda bir de Veysel’in ilk eşi Esma hakkındaki rivayet edilen şu hikâyeyi anlatmak istiyorum. Ancak yakınları ve bilenler bu hikâyenin doğru olmadığını söylüyorlar. Doğru olmasa da bu rivayet anlatılmaya değer diye düşünüyorum…


Veysel'in babası akrabalarından birisi olan Esma ile evlendirmişti onu. Veysel eşini çok sever fakat bu sevgi beraberinde kıskançlığı da getirir… Esma artık bu durumdan usanır, dayanamaz hale gelir ve sekiz yıl evli kaldıktan sonra Hüseyin adlı yanaşmalarından bir delikanlıyla beraber kaçar…

Gece vakti evinden gizlice kaçan Esma, Hüseyin'le buluşur ve uzunca bir yolu hiç durmadan çoğunlukla koşarak kat ederler. Bir çeşme başında soluklanmak için durduklarında Esma, "cebimde bir şey var ağırlık yapıp duruyor" diyerek cebini açtığında bir tomar para bulur. Veysel meğerse her şeyden haberdardır… Kör olan sadece gözleridir, hisleri, gönlü, kalbi değil… Veysel, eşini o kadar çok seviyordur ki, eşi yaban ellerde rezil olmasın, ele güne muhtaç olmasın diye ne kadar parası varsa cebinin içine iliştiriverir…

Veysel, bu nedenle büyük, bu nedenle '’Âşık’', bunun için Veysel, bu nedenle sanatçı...

Sevgi üzerine

Gerçek sevgi tek taraflıdır… Karşılıklı sevgiler bir beklenti üzerine kurulmuştur; sen beni seversen! '‘O'’ sevmeden sevmek, ''o'' bilmeden sevmek ve her hal ve şartta onun mutlu olması için çalışmaktır gerçek sevgi…

Gerçek sevgi; sevgiliyi bir beyaz güvercin gibi avuçlarına alıp okşamak ve yüreğine bastırıp korumaktır. Ama sevgiliyi daha güzel ufuklar bekliyorsa onu salıvermek, onun uçsuz, bucaksız gökyüzünde kanat çırpışlarından sonsuz haz duymaktır. Onun kendisinden uzaklaşmasına üzülmek değil, gerçeğe uçmasına, hakikate yaklaşmasına sevinmektir gerçek sevgi. ‘‘Beni bırakıp nereye gidiyorsun'’ demek değil, ‘'gittiğin yerlerde dualarımla seni koruyacağım’’ diyebilmektir gerçek sevgi.

Veysel, bu nedenle büyük, bu nedenle ''Âşık'', bunun için Veysel... Kendisiyle yapılan bir konuşmada Esma Hanım şöyle der; ‘‘Ben olmasam,  bana olan aşkı olmasa Veysel de olmazdı.’’

Günümüzde ‘’sevgi’’ kavramının içini boşalttık, alanını daralttık; sadece annemizi, eşimizi, kardeşimizi, çocuğumuzu sevdik, cinnetin ve sahiplenmenin adına da sevgi dedik. Gerçek sevgi tek taraflıdır, rağmen türüdür. Gerçek sevgi sevgiliyi sahiplenmek değil, sevgiyi sevgiliye karşılıksız vermektir…

Sıra dışı bir edebiyatçı ve düşünür olan Nobel Edebiyat Ödüllü Portekizli yazar  José Saramago toplum olarak hep karıştırdığımız ‘’sevgi’’yi ve ‘’sahiplenme’’yi şu sözüyle net bir şekilde ayırmıştı zaten; ‘’Sevmek sahiplenmenin en güzel yoludur herhalde, sahiplenmek ise sevmenin en çirkin yolu.’’ Bu hikâyede Âşık Veysel sevmenin en güzel yolunu gösterir bize...

Benim sadık yârim kara topraktır

Bugün 21 Mart, onun vefat yıldönümü!  Âşık Veysel’i bir türküsüyle anmak istedim: ‘’Benim sadık yârim kara topraktır:’’ Bu türkünün hem sözlerini hem de Âşık Veysel’in kendi sesinden bağlantısını yazımın sonunda vereceğim…


Yıllar yıllaaaar öncesiydi. Galatasay Lisesi öğrencileri okulun bahçesinde konser veriyorlardı. Öğrenciler Veysel'in bu türküsünü rock tarzında söylüyorlardı... Bu türkünün hayatımda dinlediğim en güzel yorumuydu...

Ancak bu türkünün bir yorumu var ki asıl bu yorumu vermek istiyorum.  Gülzade Rıskulova Kırgızistan’ın çok hoş sesli, güzel türküler söyleyen bir kadın sanatçısıdır. İşte bu sanatçının yorumunun bağlantısını da yazımın sonunda ilk olarak veriyorum..

Âşık Veysel’in son vasiyeti idi: '’Mezarıma taş koymayın, beton dökmeyin. Ben öldükten sonra üzerimde otlar bitsin, çiçekler açsın. Taş kapatır, çimento kapatır, hiç kimse istifade edemez. Benim toprağım da milletime hizmet etsin. Oradaki biten otlardan koyun yesin et olsun, kuzu yesin süt olsun, arı yesin bal olsun…''

‘’Her kim ki olursa bu sırra mazhar
Dünyaya bırakır ölmez bir eser
Gün gelir Veysel'i bağrına basar
Benim sâdık yârim kara topraktır.’’

Bizim neslin sadık yâri beton oldu ne yazık ki!

Âşık Veysel’in  bir de ''Dostlar beni hatırlasın'' diye türküsü vardı. Onun dostları olarak Veysel'i hatırlayalım istedim… Hani Çiçero derdi ya; ‘’ölmüşleri yaşatan, yaşayanların bellekleridir.'' Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun, nûr içinde yatsın...

Her şeyin kara toprağı hatırlattığı bu günlerde ben güzel günleri hatırlatması umuduyla sizlere güzel ve sağlıklı bir Pazar günü dilerim...

Osman AYDOĞAN

Gülzada Rıskulova - Kara toprak (Mümkünse ekranı tam ekran yaparak izleyin)
https://www.youtube.com/watch?v=suAz4EXS3cY&feature=youtu.be

Aşık Veysel - Kara Toprak 
https://www.youtube.com/watch?v=2cGANgDZPj8

Âşık Veysel’in sesinden ''Dostlar beni hatırlasın'':
https://www.youtube.com/watch?v=Y9Po1P5md3g

Âşık Veysel’in sesinden ‘’Uzun ince bir yoldayım’’:
https://www.youtube.com/watch?v=7YZ2JmMUUg8

Benim sadık yârim kara topraktır

Dost dost diye nicesine sarıldım

Benim sâdık yârim kara topraktır
Beyhude dolandım boşa yoruldum
Benim sâdık yârim kara topraktır

Nice güzellere bağlandım kaldım
Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum
Her türlü isteğim topraktan aldım
Benim sâdık yârim kara topraktır

Koyun verdi kuzu verdi süt verdi
Yemek verdi ekmek verdi et verdi
Kazma ile döğmeyince kıt verdi
Benim sâdık yârim kara topraktır

Âdem'den bu deme neslim getirdi
Bana türlü türlü meyva yedirdi
Her gün beni tepesinde götürdü
Benim sâdık yârim kara topraktır

Karnın yardım kazmayınan belinen
Yüzün yırttım tırnağınan elinen
Yine beni karşıladı gülünen
Benim sâdık yârim kara topraktır

İşkence yaptıkça bana gülerdi
Bunda yalan yoktur herkes de gördü
Bir çekirdek verdim dört bostan verdi
Benim sadık yârim kara topraktır

Havaya bakarsam hava alırım
Toprağa bakarsam dua alırım
Topraktan ayrılsam nerde kalırım
Benim sâdık yârim kara topraktır

Dileğin varsa iste Allah'tan
Almak için uzak gitme topraktan
Cömertlik toprağa verilmiş Hak'tan
Benim sâdık yârim kara topraktır

Hakikat ararsan açık bir nokta
Allah kula yakın kul da Allah'a
Hakkın gizli hazinesi toprakta
Benim sâdık yârim kara topraktır

Bütün kusurumuzu toprak gizliyor
Merhem çalıp yaralarımı düzlüyor
Kolun açmış yollarımı gözlüyor
Benim sâdık yârim kara topraktır

Her kim ki olursa bu sırra mazhar
Dünyaya bırakır ölmez bir eser
Gün gelir Veysel'i bağrına basar
Benim sâdık yârim kara topraktır

Aşık Veysel Şatıroğlu


Yorumlar - Yorum Yaz