• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi8
Bugün Toplam755
Toplam Ziyaret4262253

Yanlış bilgi felaket kaynağıdır! (3): Kocatepe'de Mustafa Kemal'in taarruz emri


Yanlış bilgi felaket kaynağıdır! (3): Kocatepe'de Mustafa Kemal'in taarruz emri

26 Ağustos 2024


Kâzım Karabekir’in bir sözü var:

“Vatandaş! Yanlış bilgi felaket kaynağıdır. Her işin evvela hakikatini ara ve öğren! Sonra münakaşasını istediğin gibi yap!”

Bu söz, özellikle sosyal medyanın hayatımıza girmesinden sonra daha da anlamlı hâle geliyor. Çünkü artık yanlış bilgi yalnızca üretilmiyor; doğruluğu araştırılmadan, sorgulanmadan ve kaynağına bakılmadan büyük bir hızla yayılıyor. Üstelik yanlış bilgi, çoğu zaman insanların inanmak istedikleri şeyleri doğruladığı ölçüde daha kolay kabul görüyor.

Şu sitemimi çoğu yazımda kullanıyorum:

“Toplum olarak, sağıyla soluyla zihnimiz; önyargılar, semboller, kültler ve idoller tarafından kuşatılıyor. Önyargılarımız ve duygularımız bizi besliyor; okuma, araştırma, analiz etme, karşılaştırma ve muhakeme etme gibi zihinsel melekelerimiz engelleniyor. Neticede ‘anlama’ya ulaşamıyor, hamasetten bilgi seviyesine gelemiyoruz. Rasyonel, metodik ve analitik düşünme eksikliğimiz bulunuyor.”

İşte bu eksikliğimize bir örnek daha vermek istiyorum.

26 Ağustos Büyük Taarruz Haftası nedeniyle medyada, sosyal medyada ve internet ortamında yıllardır bir belge ve ona dayandırılan bir söylenti dolaşıyor. Bu söylenti hemen hemen her 26 Ağustos Büyük Taarruz yıl dönümünde, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda ve hatta 18 Mart Çanakkale Zaferi gibi başka millî günlerde yeniden servis ediliyor.

Bu belgenin doğru olmadığını, her önüme geldiğinde paylaşan kişilere anlatmaya çalışıyorum; ancak baş edemiyorum. Her defasında başka bir kanaldan yeniden karşıma çıkıyor.

Yanlış bilgi böyle bir şey: Bir kez dolaşıma girdiğinde, doğrusundan çok daha hızlı yol alıyor.

Araştırılmadan yayılan söylentiler

Hatta öyle ki anlı şanlı siyasetçiler, gazeteciler, kişiler çeşitli ortamlarda gerçek olmayan bu söylentiyi sanki gerçekmiş gibi anlatıyor.

Örneğin Memleket Partisi Bşk. Muharrem İnce, bir programda bu söylentiyi gerçekmiş gibi anlatıyor. (Babala TV, Mevzular, 17 Nisan 2023) Muharrem İnce’nin bu kurguyu aktarmasının ardından bazı haber siteleri (örneğin Teyakkuz Haber) ve bazı profiller İnce’nin anlattığı söylentinin gerçek olduğunu ileri sürüyor.

Örneğin Saygın Gazeteci Saygı Öztürk, söylentiyi kaleme alan Av. Sabri Tanrıkut ile görüşüp 30 Ağustos 2022 tarihli Sözcü gazetesindeki köşesinde bu söylentiyi doğruymuş gibi aktarıyor.

Örneğin Sunay Akın da bu söylentiyi kaleme alan Av. Sabri Tanrıkut’u araştırıp bulup, konuşup olayı gerçekmiş gibi aktarıyor.

Örneğin bu söylenti Bursa Barosu Dergisi’nin Eylül 2018 ve 105. Sayısı 90. Sayfasında da gerçekmiş gibi yayınlanıyor.




Ayrıca bu söylenti sanki gerçekmiş gibi sosyal medyalarda imzalı tutanak olarak da paylaşılıyor:





Not: Yukarıdaki belge, sosyal medyada ve çeşitli yayınlarda Fahrettin Altay Paşa'nın 30 Ağustos 1968 tarihli konuşmasının kaydı olduğu iddiasıyla paylaşılıyor. Metnin tamamını burada yeniden aktarmak yerine, tarihsel incelemeye konu olan temel iddiaları aşağıda özetlemekle yetiniyorum.

Bahsi geçen söylenti

Sosyal medyada ve çeşitli yayınlarda dolaşıma sokulan anlatı özetle şöyle:

İddiaya göre Fahrettin Altay Paşa, 30 Ağustos 1968 tarihinde Afyon Kocatepe’de yaptığı bir konuşmada, Büyük Taarruz’un başladığı 26 Ağustos 1922 sabahına ilişkin bir hatırasını anlatıyor.

Bu anlatıya göre Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Çakmak Paşa, İsmet Paşa, Nurettin Paşa ve Fahrettin Altay Paşa Kocatepe’dedir. Türk topçusunun ateşi sonucunda Yunan birliklerinin mevzilerini terk ederek geri çekilmeye başladığı görülür. Fevzi Çakmak Paşa, kaçan düşmanın takip edilmesi için Mustafa Kemal Paşa’dan birkaç kez taarruz emri vermesini ister. Mustafa Kemal Paşa ise her defasında “Dur Abi” diyerek bekler.

Bir süre sonra Yunan birliklerinin terk ettiği mevzilerde patlamalar meydana gelir. İddiaya göre Yunan ordusu geri çekilirken mevzilere saatli bombalar yerleştirmiştir. Böylece Mustafa Kemal Paşa’nın taarruz emrini geciktirmesinin Türk askerlerini büyük bir tuzaktan kurtardığı anlaşılır.

Anlatının en dramatik bölümünde Fevzi Çakmak Paşa’nın Mustafa Kemal Paşa’ya sarılarak, “Seni bize Allah mı gönderdi Kemal?” dediği ileri sürülür.

Avukat Sabri Tanrıkut imzasıyla yayılan metinde bu olayın, 30 Ağustos 1968 günü Kocatepe’de Fahrettin Altay Paşa’dan bizzat dinlendiği iddia ediliyor.

Peki bu anlatı doğru mu?

Hayır.

Üstelik anlatının gerçek olmadığını gösteren en önemli tanıklardan biri, hikâyenin kendisine atfedildiği Fahrettin Altay Paşa’nın bizzat kendisidir.

GERÇEĞİN KENDİSİ

Birinci kanıt: Fahrettin Altay Kocatepe'de değildir

Fahrettin Altay’ın kendi anılarında böyle bir anlatım bulunmuyor. Daha önemlisi, Fahrettin Altay, Büyük Taarruz’un başladığı 26 Ağustos 1922 sabahı Kocatepe’de Mustafa Kemal Paşa ve Fevzi Çakmak Paşa’nın yanında da bulunmuyor.

Fahrettin Altay’ın Kurtuluş Savaşı dönemine ilişkin anılarını anlattığı ‘’On Yıl Savaş ve Sonrası’’ (1912–1922) adlı eseri, bu konuda doğrudan başvurulabilecek en önemli kaynaklardan biridir.

Ve Fahrettin Altay, Büyük Taarruz’un başladığı o sabah nerede olduğunu kendi kaleminden anlatıyor.

Fahrettin Altay, “On Yıl Savaş ve Sonrası (1912-1922)’’

Fahrettin Paşa bahsi geçen anılarında Büyük Taarruz’un başlangıcını şöyle anlatıyor: (“On Yıl Savaş ve Sonrası (1912-1922)’’, İnsel Yayınları, 1970, s. 329-334)


 


Görüldüğü gibi Fahrettin Altay, kendi yazdığı anılarında böyle bir olaydan, böyle bir söylentiden hiç mi hiç bahsetmiyor. Fahrettin Altay, kendi yazdığı anılarında böyle bir olaydan, böyle bir söylentiden hiç mi hiç bahsetmediği gibi kendisi de Kocatepe'nin çok çok uzaklarında birliğinin başında bulunuyor. Hikâyede anlatıldığı gibi taarruz saatinde Kocatepe'de Mustafa Kemal Paşa'nın yanında bulunmuyor. 

Böylesi bir hadise askerî arşiv kayıtlarının hiçbirisinde de yer almıyor.  

İkinci kanıt: Fahrettin Altay, fotoğraflarda da Kocatepe'de yer almıyor

Afyon Kocatepe’de Büyük Taarruz sabahı kaydedilen fotoğraflarda Fahrettin Altay Paşa görülmüyor. Yunan ordusunu kovalayarak İzmir’e giren ilk süvari birlikleri, Süvari Kolordusu Kumandanı ve I. Ordu Kumandan Vekili unvanını haiz Fahrettin Paşa’nın komutasında bulunuyor.

Büyük Taarruz'a ilişkin temel kaynaklarda 26 Ağustos sabahı Kocatepe'de sadece dört paşanın; Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Çakmak Paşa, İsmet Paşa ve Nurettin Paşa'nın bulunduğu aktarılıyor. Yani Fahrettin Altay Paşa o gün o saatte Kocatepe'de bulunmuyor. 



Büyük Taarruz sabahı Kocatepe'de çekilen ve kaynaklarda yer alan fotoğraflarda da Fahrettin Altay Paşa görülmüyor. Bu durum, Altay'ın kendi hatıratında verdiği bilgilerle de örtüşüyor.

Fahrettin Altay'ın kendi anlatımı açıktır: Büyük Taarruz başladığında Kocatepe'de değildir; Süvari Kolordusunun başında Çiğiltepe'nin batısında, Ahır Dağları bölgesindedir. Taarruzun başladığını bulunduğu yerde doğudan gelen şiddetli top seslerinden öğreniyor.

Üçüncü kanıt: Harekât planı. Anlatılan olay Büyük Taarruz'un harekât planıyla uyuşmuyor.

Büyük Taarruz'un hazırlıkları aylar öncesinden yapılıyor; birliklerin görevleri, hareket tarzları ve taarruz zamanı önceden belirleniyor. Yaklaşık 30 kilometrelik bir cephede gerçekleştirilen böylesine büyük çaplı bir askerî harekât, birkaç komutanın Kocatepe'de o anda vereceği “hücum edelim”, “bekleyelim” şeklindeki kararlarla yürütülecek bir harekât değildir. Dolayısıyla bütün cephe hattındaki taarruzun, anlatıda ileri sürüldüğü gibi Mustafa Kemal Paşa'nın son anda vereceği bir “bekleyin” veya “hücum edin” emrine bağlı olduğu izlenimi Büyük Taarruz'un planlanmış harekât yapısıyla uyuşmuyor.


Dördüncü kanıt: Anlatılan diyalog da kuşku uyandırıyor.

Anlatıda Fevzi Çakmak Paşa'nın Mustafa Kemal Paşa'ya “Haydi Kemal”, “Allah aşkına Kemal” diye seslendiği, Mustafa Kemal Paşa'nın ise birkaç kez “Dur Abi” diye karşılık verdiği ileri sürülüyor. Sonunda Fevzi Çakmak Paşa'nın Mustafa Kemal Paşa'ya sarılarak “Seni bize Allah mı gönderdi Kemal?” dediği anlatılıyor.

Böylesine dikkat çekici bir diyaloğun başka tarihî kaynaklarla desteklenmesi beklenir. Ancak bu başka kaynaklarda bu konuşmayı doğrulayan başka bir kayda rastlanılmıyor. Elbette yalnızca konuşmanın üslubundan hareketle anlatının gerçek olmadığı söylenemez. Fakat bu dramatik diyalog, anlatıdaki diğer tarihî ve askerî tutarsızlıklarla birlikte değerlendirildiğinde sahihliği konusunda ilave bir kuşku yaratıyor.

Sonuç

Görüldüğü gibi anlatı dört ayrı noktada tarihî gerçeklikle uyuşmuyor: Fahrettin Altay 26 Ağustos 1922 sabahı Kocatepe'de değildir; kendi anılarında böyle bir olaydan söz etmemektedir; anlatılan süreç Büyük Taarruz'un planlanmış harekât yapısıyla uyuşmamaktadır ve Mustafa Kemal Paşa ile Fevzi Çakmak Paşa'ya atfedilen dramatik konuşma başka bir tarihî kaynakla doğrulanamamaktadır.


Bunların içinde en belirleyici olanı ise ilkidir: Bir insan, bulunmadığı bir yerde gerçekleştiği ileri sürülen bir konuşmanın tanığı olamaz.

Yanlış bilgi felaket kaynağıdır!

Büyük Taarruz’un şanının da Mustafa Kemal Atatürk’ün tarihsel kişiliğinin de böylesi kurgu anlatılara ihtiyacı bulunmuyor.

Atatürk’e asıl zararı, onu yüceltmek adına tarihsel gerçeklerle bağdaşmayan hikâyeler üretenler ve bunları okumadan, araştırmadan, incelemeden ve sorgulamadan gerçekmiş gibi aktaranlar veriyor. İyi niyetle üretilmiş veya paylaşılmış olması, yanlış bir bilgiyi doğru hâle getirmiyor.

Tarih, kahramanlarımızı yüceltmek için efsaneler üretme alanı değildir. Tam tersine onlara gösterilecek en büyük saygı, yaptıklarını olduğu gibi anlamaya ve anlatmaya çalışmaktır. Mustafa Kemal Atatürk’ün de Büyük Taarruz’un da sonradan üretilmiş efsanelere ihtiyacı yoktur; tarihsel gerçekliğin kendisi yeterince büyüktür.

Ben yazar, çizer, tarihçi veya akademisyen değilim. Sadece dikkatli bir okurum. Bu nedenle hüküm vermekten çok, okuduğum kaynakların bana gösterdiğini aktarmaya çalışıyorum. Konuyu yine gerçek tarihçilere havale ediyorum.

Fakat dikkatli bir okurun da yapabileceği bir şey var: Duyduğuna hemen inanmamak. Kaynağını aramak. Okumak. Karşılaştırmak. Sorgulamak.

Yazının başında Kâzım Karabekir’in sözünü hatırlatmıştım:

“Vatandaş! Yanlış bilgi felaket kaynağıdır. Her işin evvela hakikatini ara ve öğren!”

Belki de bütün mesele bundan ibarettir: Önce hakikatini ara ve öğren. Sonra münakaşasını istediğin gibi yap.

Arz ederim.

Osman AYDOĞAN

Not: Kazım Karabekir’in kızı Hayat Karabekir Feyzioğlu, Genelkurmay Karargâhında yapılan bir anma töreninde de şöyle konuşuyor: “Babamın bir sözü vardır, sık sık tekrarlamak ihtiyacı duyarım; ‘Vatandaş! Yanlış bilgi felaket kaynağıdır. Her işin evvela hakikatini ara ve öğren! Sonra münakaşasını istediğin gibi yap! Birincisi vicdanına, ikincisi seciye ve irfanına dayanır.’ ”

 


Yorumlar - Yorum Yaz