• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam207
Toplam Ziyaret2754575

Anayasa’yı ılga etmek


Anayasa’yı ılga etmek


14 Kasım 2023

Kasım ayının ortasına da geldik. Artık aylar hipodromlardaki yarış atları gibi ard arda geçiyorlar takvim yapraklarından. ‘’Eylül toparlandı gitti işte / Ekim filan da gider bu gidişle’’ diyordu ‘’Acıyor’’ adlı şiirinde Turgut Uyar. Eylül gitti, Ekim de gitti, Kasım da gider bu gidişle…

Aylar takvimlerden böylesine hızla geçip giderken bizler kullandığımız bu ay isimlerinin geldikleri yerleri, kökenlerini ve kaynaklarını pek dikkat etmeyiz…

Ayların adları ve kökenleri

Latin, Arabî ve İbrânî takvimleri incelendiğinde, burada kullanılan ay adlarının Türkçe’de kullandığımız gün ve ay isimleriyle hemen hemen aynı veya benzer olduğunu görürüz. Ay isimleri genelde Babil, Süryani ve Romalılardan alınmıştır. Biz de bazı aylara bize yakın isimler vermişiz. Şubat, Nisan, Haziran, Temmuz ve Eylül’ün kökeni Süryânîce’dir. Kasım ayı ise Arapça kökenlidir. Ayrıca Şubat, Nisan, Temmuz ve Eylül ayları hemen hemen aynı telaffuzla İbrânî takviminde de yer alır. Mayıs ayı İngilizce’de “May”, Ağustos ayı da August’dur.  Bu durum da toplumlar ve kültürler arasındaki geçişkenliğin ne kadar yoğun olduğunu gösterir.

Osmanlı ay yılı esaslı Hicri takvimin yanında, güneş yılına dayalı Rumi takvimi de kullanmıştır. Bu takvimde ay isimleri sırasıyla; Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Teşrinievvel, Teşrinisani, Kanunievvel, Kanunisani’dir. Yılbaşı Mart ayıdır. 1917’de Teşrinievvel, Teşrinisani, Kanunievvel, Kanunisani yerine Ekim, Kasım, Aralık, Ocak isimler verilmiştir.

Günümüzde kullandığımız ay adlarının kökeni ve anlamı ise şöyledir:

Ocak (Türkçe): Kışın evlerde ateş yakılan yer. 
Şubat (Süryanice)
Mart (Latince): Maritus (mitolojik isim Mars'tan) 
Nisan (Süryanice) 
Mayıs (Latince): Tanrıça Maria'nın ayı.
Haziran (Süryanice) 
Temmuz (Süryanice) Temmuz aynı zamanda Sümerlerin bereket tanrınsın adıdır. Festivallerin adı da Dumuzi’dir. Burada ilginç bir açıklama yapmam gerekiyor: Dam, Sümerce kadın demektir. Eski Mısır’da Dama; bir araya gelme, Damuzu kadının erkek arkadaşı demektir. Günümüzde kullanılan ‘’Damsız girilmez’’ terimi de bu kökten gelmektedir...
Ağustos (Latince): Roma İmparatoru Augustus'un adından…
Eylül (Süryanice) Üzüm ayı anlamına geliyor
Ekim (Türkçe): Toprağı ekmekten 
Kasım (Arapça): Bölen 
Aralık (Türkçe): İki zaman dilimi arası.

Görüldüğü gibi sadece Kasım ayının kökeni Arapçadır.

Hicri takvimde aylar

‘’Kasım’’ ayının kökeni Arapçadır. Ancak Arap Hicri takviminde bu ad kullanılmaz. Hicri takvimde de 12 ay bulunmaktadır. Hicri takvimi ayın döngüsüne göre hesaplandığı için, güneş döngüsüne bağlı Miladi takvimden yaklaşık 10 gün kısadır. Bu da yıllar geçtikçe Hicri takvimin farklı mevsimlere rast gelmesine neden olur… El-Biruni ve El-Mesûdî İslam öncesi ve sonrasında da Arapların ve Müslümanların aynı ay isimlerini kullandıklarını ifade ederler…

Muharrem: Haram (mübarek) kılınmış. Günah işlemenin yasaklanmış olduğu mübarek ayların ilkidir.
Safer: ‘’Boş’’ anlamında… Gıda veya savaş için yola çıkılan ve evlerin boş bırakıldığı ay idi.
Rebiülevvel: İlk bahar. İsmi baharda verildiği için.
Rebiülahir: Son bahar. İsim ilkden sonra geliyor…
Cemaziyelevvel: İlk çorak toprak ya da ilk don. Yazın ismi verildiği için veya kışın su donduğu için.
Cemaziyelahir: ‘’Ahir’’ Arapça ‘’son’’ demek. Son çorak toprak ya da son don
Recep: Saygı, onur. Mübarek ayların ikincisidir.
Şaban: Dağılmış, yayılmış. Su bulmak için dağılınan aydır.
Ramazan: Yanma, sıcak olma. Oruç ayı, en saygın ve değerli kabul edilen aydır.
Şevval: Yükselmiş. Gebe dişi develer kuyruklarını kaldırır.
Zilkade: Barışa sahiplik eden. Üçüncü mübarek aydır.
Zilhicce: Hacca sahiplik eden. Hac ayıdır, son mübarek aydır…

İbrânî takvimine göre aylar

İbrânî takvimindeki ay isimleri ve Levant bölgesi olarak adlandırılan ve Filistin, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Irak’ı kapsayan bölgede kullanılan ve kısmen İbrânîce’den etkilenmiş olan ay isimleri de şu şekildedir: (İbrânî takvimi, Nisan’da başlar ancak aşağıdaki listede Tevet –Ocak- ayıyla başlatılmıştır. Listedeki ilk ismi İbrânî, ikinci isim ise Levant ay ismidir.)

Tevet: Kanun-essani
Sebat: Şubat
Adar: Adar
Nisan: Nisan
İyar: Ayyar
Sivan: Haziyran
Tammuz: Tammuz
Av: Ab
Elül: Aylül
Tişri: Tısrin-ül evvel
Marheşvan: Tısrin-essani
Kislev: Kanun-ül evvel

Avrupa takviminde kullanılan aylar

Antik Roma’da Venüs, Mars, Terminus (Gençlik) ve Iuventas (yaşlılık) adında dört ay adı vardı. Diğerleri ilerleyen zamanlardaki yeni çalışmalar ile eklenmiştir. Bu ay isimlerinin kökeni tamamen Latincedir.

Januarius (Janus’a ithafen): January
Februarius (Februa’ya ithafen): February
Martius (Mars’a ithafen): March
Aprilis (Aphrodite’e ithafen): April
Maius (Maia’ya ithafen): May
Junius (Juno’ya ithafen): June
Julius (Julius Caesar’a ithafen): July
Augustus (Augustus Caesar’a ithafen): August
September (Yedinci ay): September
October (Sekizinci ay): October
November (Dokuzuncu ay): November
December (Onuncu ay): December

Temmuz, Roma’da Sezar, bu takvim oluştururken bu aya aile ismi olan Julius adını vermiş. 

Ağustos, İmparator Octivivus’un unvanı olan Agustus’ten gelir. Octavius, Sezar’dan geri kalmamak için Şubattan bir gün alıp bu aya eklemiş. O yüzden Temmuz ve Ağustos ayları art arda gelmesine rağmen 31 gün alır.  

Anadolu’daki eski ay adları

Eski Türklerde; Aramay, İkinçay, Ücünçay, Törtünçay gibi isimler kullanılsa da halk arasında; Gücük, Mart, Avril, Kiraz, Haziran, Orak, Harman, Çürük, Avara, Koç, Karakış, Zemheri gibi adlar da kullanılmıştır. Ayrıca Anadolu'da eski ay isimleri de şimdi kullandığımızdan daha farklı idi:

Zemheri: Ocak
Gücük: Şubat
Mart: Mart
Abrul: Nisan
Mayıs: Mayıs
Kiraz: Haziran
Orak: Temmuz
Ağustos: Ağustos
İlkgüz: Eylül
Ortagüz: Ekim
Songüz: Kasım
Karakış: Aralık

Eski mevsimler

Ayrıca mevsimler de farklı adlandırılırdı:

Bahar: Bahar (22 Mart - 5 Mayıs) ve Hıdırellez (5 Mayıs - 21 Haziran) 
Yaz: Gündönümü (22 Haziran - 13 Ağustos) ve Ağustos (14 Ağustos - 21 Eylül) 
Güz: Güz (22 Eylül - 5 Kasım) ve Kasım (6 Kasım - 21 Aralık) 
Kış: Zemheri (22 Aralık - 31 Ocak) ve Karakış (1 Şubat - 21 Mart)
Kış (ayrıca): Erbain (22 Aralık – 30 Ocak) ve Hamsin (31 Ocak - 21 Mart)

Hamsin’de havalar yumuşamaya başlayınca cemreler düşer. Cemre sıcaklık anlamına gelen bir kelimedir.  

Gündönümü

Kış Gündönümünde güneş ışıkları Oğlak Dönencesine dik gelir. Kuzey Yarıkürede günler uzamaya, Güney Yarıkürede kısalmaya başlar. Bu tarih, Kuzey Yarıkürede kışın, Güney Yarıkürede yazın başlangıcı sayılır.

Günler

Aylar ve mevsimler böyleyken gelelim günlere

Tavla oynayanlar Farsça altıya kadar saymasını bilirler: Yek, du, se, cihar, penç, şeş. Ancak Farsça ''Yedi'' nedir diye sorsanız bilmezler. Onu da ben söyleyeyim, Farsça yedi: ''heft'' dir. (veya hefte). ‘’Yedi günlük’’ anlamına gelen ''hafta'' ismi de buradan alınmıştır.

Halen Türkçe'de kullandığımız gün adlarının kökenleri şu şekildedir: 

Cuma  (Arapça) : Toplama, toplanma 
Cumartesi: Cuma (Arapça) + Ertesi (Türkçe) 
Pazar (Farsça): Ba: Yemek, zar: Yer 
Pazartesi: Pazar (Farsça) + Ertesi (Türkçe) 
Salı (İbrânice) : Üçüncü (Arapça ‘’salisen’’ de üçüncü anlamındadır. Hafta Pazar günü başladığı için Salı üçüncü gün anlamında)
Çarşamba (Farsça) : Ceharşenbe: Dördüncü gün 
Perşembe (Farsça): Pençşenbe: Beşinci gün 

Üzerinde konuşulamayan konusunda susulmalıdır

Şimdi diyeceksiniz ki ülke bir felaketle kavruluyor, şimdi sırası mı mevsimlerle, aylarla, günlerle uğraşmanın… Hem yazının başlığı ‘’Anayasa’yı ılga’’ etmek ile senin yazının ne ilgisi var?

Yazımın başlığı olan ‘’Anayasa’yı ılga’’ etmenin yazımın konusu olan mevsimler, aylar ve günlerle ilgisi olmaz olur mu?

Bir eşkıya, bir haydut, bir Ortaçağ artığı zihniyet, bir yasa tanımaz Anayasa Mahkemesinin kararını tanımasa gam yemem de bir yüksek mahkeme, Anayasa Mahkemesinin kararını tanımıyorsa ve Anayasayı korumak üzere yemin etmiş olan siyasiler de hakem rolüne soyunuyorsa
artık üzerinde konuşulacak hiçbir şey kalmamış demektir.

Daha önce de yazmıştım Ludwig Wittgenstein'ı. Wittgenstein’ın dediği gibi, eğer bir şey hakkında konuşulamıyorsa o şey konusunda susmak lazımdır: ‘’Üzerinde konuşulamayan konusunda susulmalıdır.’’ (Wovon man nicht sprechen kann, darüber muss man schweigen.) Bu cümle Wittgenstein’in Tractatus’taki son cümlesidir, Tractatus bu cümleyle biterdi. Ülkede siyasetin tıkandığı, bittiği, tükendiği, Anayasanın ayaklar altına alınıp paspas yapıldığı bu yerde ve bu zamanda susulmalıdır. Aslında susmak da yeterli değildir. Çözüm: körlük ve sağırlıktadır. Zaten bizlerden de beklenen şey de budur: Üç maymunu oynamak...

Ve anlattığım gibi sadece Kasım ayının kökeni Arapçadır. Ancak Kasım adı da Arapların kullandığı Hicri takvimde yer almıyor…

‘’Üzerinde konuşulamayan konusunda susulmalıdır.’’

Osman AYDOĞAN