• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi15
Bugün Toplam24
Toplam Ziyaret2941867

Filistin’de İsrail’e karşı savaşan taraflar ve HAMAS


Filistin’de İsrail’e karşı savaşan taraflar ve HAMAS


14 Ekim 2023

HAMAS'ın 07 Ekim 2023 Cumartesi sabahı İsrail'e karşı başlattığı saldırılar iki taraf arasında savaşa dönüşüyor. HAMAS'ın sürpriz ve koordineli saldırılarında ve İsral’in karşı saldırısı sonucunda şu ana kadar İsrail'de en az 1300 kişi, İsrail'in misillemesinde Gazze'de en az 2215, Batı Şeria’da ise 54 kişi ölüyor. Yerinden yurdundan edilen insan sayısı ise yüzbinleri buluyor.

Bu saldırılarda en çok HAMAS’ın adı geçiyor. Öyleyse HAMAS’ı mercek altına almak da bana kalıyor. Ancak HAMAS’ı anlatmak çetrefilli bir iş oluyor. Çünkü toplum olarak bizim büyük yanlışlarımız bulunuyor. Çünkü önyargı ve duygularımız bizi besliyor, okuma, araştırma, analiz etme, mukayese ve muhakeme etme ve neticede ‘’anlama’’ gibi zihni melekelerimizin engelleniyor, Hamasetten bilgi seviyesine gelemiyoruz, rasyonel, metodik ve analitik olarak düşünemiyoruz. Sağıyla, soluyla zihnimiz önyargılar, semboller, kült ve idoller tarafından işgal ediliyor. Hayatı hep siyah ve beyaz olarak görüyoruz. Hayatın gri yönlerini hep ıskalıyoruz.

HAMAS’ı anlamak için Filistin sorununu iyice anlamak gerekiyor. Bu nedenle HAMAS saldırısı başlar başlamaz da bu sayfalarda ilk olarak ‘’Filistin sorunu’’nu anlatıyorum.

Sorunun kökeni

İsrail, 1967 yılındaki savaşta Doğu Kudüs ve Batı Şeria'nın yanı sıra stratejik öneme sahip Suriye'nin Golan Tepeleri ile Mısır'a ait Sina Yarımadası'nı işgal ediyor. 


BM Güvenlik Konseyi ve Genel Kurul tarafından alınan çeşitli kararlarda, İsrail’in yaptıklarının hukuka aykırı olduğu, güç kullanılarak toprak kazanılamayacağı belirtiliyor. BM Güvenlik Konseyi’nin 1967 savaşından sonra kabul ettiği 242 sayılı kararda İsrail, işgal ettiği tüm topraklardan çekilmeye çağrılıyor. Bu kararın altında ABD’nin de imzası bulunuyor. Benzer şekilde 1973 savaşından sonra BM Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilen 338 sayılı kararda da İsrail’in işgal ettiği toprakları terk etmesi ve 1967 öncesi sınırlara dönme çağrısı yapılıyor. Batı Avrupa’daki bütünleşme hareketinin (AT) (günümüzde AB) o dönemde yeni canlanan ortak dış politika perspektifinde de iki devletli çözüme atıf yapılıyor. AT’nin 1980 tarihli Venedik Deklarasyonunda bu husus üzerinde ağırlıklı olarak duruluyor. Kararda, İsrail- Filistin anlaşmazlığına ancak Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı temelince ve BM kararlarına uygun çözüm bulunabileceğine işaret ediliyor… Ancak İsrail, BM’in ve AT’nin hiçbir kararına uymuyor.

İsrail o günden, işgal ettikleri toprakları ilhak ede ede bugüne geliyor.

İsrail, BM kararlarına uymayınca ve BM de İsrail’i kendi kararını uymaya zorlayacak tedbirlere de başvurmayınca Filistin topraklarında ve dışında bir direniş hareketi başlıyor…Bu direniş hareketi de üç grup tarafından yapılıyor.

Filistin’de direniş hareketleri

Filistin’de üç direniş hareketi oluşuyor. Bu direnişler Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ), Lübnan Hizbullah’ı ve HAMAS tarafından yapılıyor.

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ)

İsrail ile mücadeleye başlayan ilk örgüt FKÖ oluyor. FKÖ’nün temelleri 13-16 Ocak 1964 tarihinde Kahire'de toplanan Arap Birliği zirvesinde atılıyor. FKÖ, 2 Haziran 1964 tarihinde Arap devletleri tarafından özellikle de Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdünnasır'ın desteği ile kuruluyor. Yani FKÖ, Filistinliler tarafından değil Araplar tarafından  kuruluyor. Ardından, Arap devletlerinde FKÖ'nün ofisleri açılıyor. Aynı zamanda da Gazze ve Sina'da üslenecek bir Filistin Kurtuluş Ordusu kuruluyor.

FKÖ, çok sayıda Filistinli örgütü bir çatı altında toplayarak Filistin davasının siyasi bir temsilcisi haline geliyor. FKÖ, ilk olarak 1967 Arap-İsrail Savaşı'nda etkinliğini artırıyor. 1968 yılında da Filistin Kurtuluş Ordusu'nun askerî kanadı kuruluyor.

FKÖ şemsiyesi altında; El-Fetih, Güç 17, Havari Grubu, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) ve Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi (FDHKC) gibi gruplar bulunuyor. El-Fetih, bu gruplar içindeki en büyük ve en etkin örgüt oluyor. El-Fetih’in lideri Yaser Arafat, 1969 yılında FKÖ Yürütme Kurulu Başkanlığı'na getiriliyor. Arafat yönetimi 1973 yılından itibaren diplomasiye ağırlık vererek FKÖ'ye sürgün hükûmeti niteliği kazandırıyor. 1974 yılında örgüt, Arap Birliği, İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) ve Birleşmiş Milletler (BM) tarafından Filistinlilerin tek meşru temsilcisi olarak tanınıyor. FKÖ’nün merkezi 1967 savaşından sonra Ürdün'e, 1970 yılında Lübnan'a ve 1982 yılında İsrail'in Lübnan'ı işgaliyle Tunus'a taşınıyor.

FKÖ Başkanı Arafat, 1988 yılı Aralık ayında yaptığı açıklamada ‘’terörizmi kınadığını’’ söylüyor. Bu açıklama ile ABD ve FKÖ arasında bir diyalog başlıyor. Ancak FHKC'nin 30 Mayıs 1990 tarihinde İsrail kıyılarına saldırmasıyla ABD ile FKÖ arasındaki bu diyalog bozuluyor.

FKÖ, sosyalist söylemlerden de etkilenen seküler bir yapıya sahip oluyor. İçinde her dinden insanı barındırıyor. Örneğin Hristiyan bir Arap ve sosyalist olan George Habash, FKÖ’nün önde gelen liderlerinden birisi oluyor. FKÖ’nün bu yapısı ise çoğu Arap devletlerin işine gelmiyor. FKÖ, bugün de zayıflayarak devam eden varlığı ile siyasal bir parti gibi işlev görüyor.

Lübnan Hizbullah’ı

Lübnan Hizbullah’ı, 1982 yılında başta İsrail'i Güney Lübnan'dan çıkartmak ve ardından İsrail'i yok etmek amacıyla İran tarafından kuruluyor. Hizbullah, Arap dünyasının çoğunda yasal bir direniş örgütü olarak kabul ediliyor. Ancak Hizbullah, ABD, Kanada, İsrail, Avustralya ve Suudi Arabistan tarafından terörist bir örgüt olarak niteleniyor. Hizbullah, Güney Lübnan’da devlet gibi davranıyor.



Hizbullah, Lübnan İç Savaşı esnasında ABD ve Avrupa askerlerinin Lübnan'dan atılması amacıyla birçok eylemde bulunuyor. 1983 yılında ABD Elçiliğine yapılan bir saldırı sonucu 17'si Amerikalı 63 kişi ölüyor. Aynı yıl içinde ABD kışlalarına yapılan saldırıda 241 Amerikalı asker ölüyor. Bu saldırılardan kısa bir süre sonra ABD bütün askerlerini Lübnan'dan çekmek zorunda kalıyor.

Lübnan'da 1990 yılında imzalanan Taif Antlaşması'yla iç savaş son buluyor. Ancak Taif antlaşmasında Lübnan'daki bütün silahlı grupların silahlarını bırakması gerekirken Hizbullah silahlarını bırakmıyor. Hizbullah, Güney Lübnan’da Lübnan Ordusu ve İsrail'e karşı savaşını sürdürüyor. 15 Mayıs 2000 tarihinde İsrail, Lübnan’dan tamamen geri çekiliyor. Ancak Suriye Ordusu Lübnan'daki varlığını sürdürüyor.

14 Şubat 2005 tarihinde eski Lübnan başbakanı Refik Hariri suikast sonucu öldürülüyor. Halkın tepkisi ve uluslararası baskı sonucu Suriye, Nisan 2005 tarihinde Lübnan'dan çekilmek zorunda kalıyor.

Mayıs 2005 tarihinde yapılan seçimlerde Hizbullah oylarını büyük ölçüde artırıyor. Temmuz 2005 yılında kurulan Lübnan Ulusal Birlik hükûmetinde yer alıyor. Ancak Hizbullah ile İsrail arasında sınır bölgelerinde çatışmalar zaman zaman devam ediyor. Bu çatışmalar 2006 yılında Hizbullah ile İsrail arasında bir savaşa dönüşüyor. 2006 yılında BM devreye giriyor, ateşkes sağlanıyor ve Lübnan güneyine İsrail’i korumak amacıyla BMGK kararı ile BM Barış Gücü (UNIFIL) (United Nations Interim Force in Lebanon) askerleri yerleştiriliyor. Türkiye’de AKP hükumeti tarafından da bu güce (UNIFIL) bir fırkateyn, iki korvet ve bir ikmal gemisi ile bir istihkâm birliği olmak üzere toplam 993 personel ile destek veriliyor. Bu güç görevine halen devam ediyor. Ancak Türkiye’nin katkısı 2013 yılından itibaren sembolik düzeyde kalıyor. 11 Ekim 2023 Çarşamba günü TBMM’inde onaylanan tezkere bu gücün görev süresinin bir yıl daha uzatılmasıyla ilgili oluyor.

HAMAS


İsrail’e karşı direniş hareketi yapan üçün grup ise HAMAS oluyor.

HAMAS, 14 aralık 1987 tarihinde "Hareket-ül Mukavemetül İslamiyye" (İslami Direniş Hareketi) adıyla Şeyh Ahmed Yasin, Abdülaziz el Rantisi ve Muhammed Taha tarafından Mısır'daki Müslüman Kardeşler örgütünün Filistin kanadı olarak kuruluyor. “HAMAS” aynı zamanda Arapça‘da “hamiyet” (bir kimsenin yurdunu, ulusunu ve ailesini koruma çabası, erdemi ve bu değerlere bağlılık) anlamına geliyor.

Burada HAMAS’a bir ara verip şu bilgiyi vermem gerekiyor: Filistin için oluşan bu üç direniş hareketinin üçü de Filistin’in ve Filistinlilerin dışında başkaları tarafından kuruluyor.  FKÖ’yü Araplar (ağırlıklı olarak Mısır), Lübnan Hizbullah’ını İran ve HAMAS’ı da Mısır Müslüman Kardeşleri kuruyor. (İleride değineceğim ama bu üç örgütün Filistin halkını neden bozuk para gibi harcadıkları daha iyi anlaşılıyor.)

HAMAS’ın siyasi programı

HAMAS, 1988 yılı Ağustos’unda siyasi programını (misak) yayınlıyor. Misak, Hamas’ın kuruluş felsefesini ortaya koyuyor. Misak, beş bölüm ve 36 maddeden oluşuyor. Misak, Kur’an’dan alıntılanan onlarca ayet veya atıfa yer veriyor. Misak’ın “Giriş” bölümünde ‘’Düşman’’ kimliği tanımlanıyor ve bu bölümde bütün Yahudiler ‘’savaşılması gereken düşman’’ olarak gösteriliyor. HAMAS, bu siyasi programında; ‘’İslamcılık’’ ve ‘’Filistin milliyetçiliği’’ni iki temel referans alarak kendisini Müslüman Kardeşler’in Filistin kolu olarak tanımlıyor, amacının Filistin'de bir ‘’İslam devleti’’ kurmak olduğunu açıklıyor, Filistinli Müslümanlar için Filistin'in kontrolünü İsrail'den almak adına kutsal bir savaş vermenin dini bir görev olduğunu açıklayarak İsrail'e ‘’cihat’’ ilan ediyor. HAMAS, tek mücadele yöntemi olarak silahlı mücadeleyi seçtiğini açıklayarak diğer tüm girişimleri ve yöntemleri baştan reddediyor. Bu siyasi program, 1988 yılında İsrail'i tanıyan Filistin Kurtuluş Örgütü ile HAMAS'ı ayrıştırarak çatışma noktasına getiriyor.

HAMAS’ın terörü

HAMAS, bu siyasi programı doğrultusunda, İsrailli sivillere ve askerlere yönelik intihar saldırılarında bulunuyor.  HAMAS’a ait İzzettin el-Kassam Tugayları'nın paramiliter askerleri ve diğer grupları da İsrail’e ev yapımı Kassam roketleri kullanarak saldırıyor.

Bu saldırılar sonucu ve HAMAS'ın insanı kalkan olarak kullanması, rehine alma, sivil halka yönelik şiddet ve asker ve sivil ayrımı yapmaması, birçok devletin HAMAS'ı terör örgütü olarak tanımlamasına yol açıyor. HAMAS; ABD, AB, Kanada, İsrail ve Japonya tarafından terör örgütleri listesine alınıyor. Örgütün askeri kanadı, İzzeddin el-Kassam Tugayları, Avustralya ve Birleşik Krallık'ta terör örgütleri listesinde yer alıyor. Ancak Birleşmiş Milletler tarafından terörist olarak tanımlama girişimleri sonuçsuz kalıyor.

Filistin – İsrail Oslo Anlaşmaları

1993 yılı Ağustos ayında FKÖ temsilcileri ile İsrail temsilcileri Norveç’in başkenti Oslo’da görüşüyor.  Bu görüşme, İsrail ile Filistin temsilcilerinin üst düzeyde ilk doğrudan yüz yüze anlaşma çabası olarak tarihe geçiyor. Anlaşma, Oslo'da 20 Ağustos 1993 tarihinde sonuçlanıyor. Daha sonra resmen FKÖ Başkanı Yaser Arafat, İsrail Başbakanı İzak Rabin tarafından 13 Eylül 1993 tarihinde Washington'da halka açık bir törenle imzalanıyor.

Anlaşma, Filistin Ulusal Yönetimi'nin (FUY) kurulmasını sağlıyor. Anlaşmalar ayrıca İsrail Kuvvetleri'nin Gazze Şeridi ve Batı Şeria'nın bazı bölgelerinden çekilmesi çağrısında bulunuyor.

Ağustos 1993 tarihinde taraflarca gizlilik içinde bir anlaşmaya varılıyor. ‘’Karşılıklı Tanıma Mektupları'’nda FKÖ, İsrail Devletini tanıyor ve şiddeti reddetme sözü veriyor. İsrail de FKÖ'yü Filistin halkının temsilcisi ve müzakerelerin ortağı olarak tanıyor. Yaser Arafat'ın İşgal Altındaki Filistin Toprakları'na dönmesine izin veriliyor.

1995 yılında Oslo’da taraftarlarca ikinci bir anlaşma imzalanıyor. Ancak her iki anlaşma da bir bağımsız Filistin devleti vadetmiyor. Ancak bu görüşmeler FKÖ’nün İsrail tarafından tanınmasını sağlayıp hukuki varlığını oluşturuyor.

HAMAS’In kurucuları İsrail tarafından öldürülüyor

HAMAS’ın terör eylemleri artınca İsrail, HAMAS kurucusu Şeyh Ahmed Yasin’i 22 Mart 2004 tarihinde, Yasin’in yerine gelen bir diğer kurucu Abdülaziz el Rantisi de altı hafta sonra 2004 yılı Nisan ayında suikastla öldürüyor. İsmail Abu Şanab ve İzzeddin el-Kassam Tugayları'nın lideri Salah Şehade de 2002 ve 2003 yıllarında suikast sonucu öldürülüyor. Bu saldırıların hemen hemen hepsinde İsrail, Filistinli muhbirleri kullanıyor. Halit Meşal ise Ürdün'de uğradığı suikast girişiminden kılpayı kurtuluyor. Tüm bu suikastlar Filistin'deki radikal İslamcılığın ve HAMAS’ın güçlenmesine sebep oluyor.

İsrail'in daha önceki bir suikast girişiminden kurtulan sürgündeki HAMAS üyesi Halid Meşal grubun lideri oluyor. Gazze'deki Yehia Sinwar ve sürgünde yaşayan İsmail Haniye de HAMAS'ın şu anki liderlerinden sayılıyor.

HAMAS’ın güçlenmesi ve sebepleri

HAMAS, İsrail’ karşı, çoğunlukla sivil hedeflere karşı icra ettiği terör eylemlerinin yanı sıra kendisinden olmayan Filistinlilere de şiddet uyguluyor. Ayrıca Filistin yönetiminin kendi içindeki yolsuzlukları, yozlaşma ve çürümesi HAMAS’ın güçlenmesine vesile oluyor. HAMAS’ın, sendikalara, üniversitelere, çarşılara, meslek örgütlerine yönelik çalışmaları, yaptığı sosyal yardım faaliyetleri ve camilerde verdiği vaazlarla kendisine sempatizan topluyor. İsrail'in; 2000 yılında, Lübnan Hizbullahı'nın da katkısıyla Lübnan'dan, 2005 yılında da Gazze'den çekilmesi sonrasında, Filistin halkında silahlı mücadelenin İsrail'e karşı en etkili çözüm olacağı anlayışının yerleşmesine neden oluyor. Bu durum da Filistin içinde HAMAS'a desteği büyük oranda artırıyor. Ayrıca SSCB’nin dağılmasından sonra değişen dünya dengeleri içerisinde El Fetih zayıflayıp HAMAS güçleniyor.


HAMAS’ın, bu çalışmaları sonucu HAMAS Filistin halkı tarafından giderek taban buluyor… Bu taban da seçimlerde HAMAS'ı iktidara da taşıyor. Ayrıca Filistin'deki kentleşme ve bunun sonucundaki yoksullaşma Filistin'de de İslamcılık için önemli bir zemin yaratıyor. (Her yerde olduğu gibi!)

HAMAS, yaptığı çalışmaları sonucu Filistinliler arasında popülerlik ve destek kazanıyor. 2021 yılında Filistin’de yapılan bir ankette, katılımcıların %53'ü HAMAS'ın "Filistin halkını temsil etmeye ve liderlik etmeye en layık olanı" olduğuna inanırken sadece %14'ü El Fetih'i tercih ediyor.

İsrail’in HAMAS’a olan desteği

Burada bir hususa de yer vermek gerekiyor. Paradoks bir konu ama İsrail de kuruluş aşamasında HAMAS’a destek veriyor. HAMAS’ın kurucularından olan Şeyh Ahmed Yasin, Müslüman Kardeşler'in fikirleri doğrultusunda 1976 yılında İslami bir dernek kuruyor: ‘’İslam Külliyesi’'. Şeyh Ahmed Yasin, 1973-1983 yılları arasında derneğin başkanlığını yürütüyor. Şeyh Ahmed Yasin, ‘’İslam Külliye’’sini kurduktan sonra İsrail makamlarından külliyenin İsrail’de faaliyet göstermesi için izin istiyor. İsrail, sürpriz bir şekilde İslam Külliyesi'nin çalışması için gerekli izni veriyor. Zaten İsrail hükümeti, başından beri en ciddi düşmanının seküler FKÖ olduğunu biliyor ve FKÖ’nün İslamcı rakibi olan HAMAS’ın gelişmesine izin veriyor. Yani İsrail, seküler FKÖ yerine dinci HAMAS’la mücadele etmeyi tercih ediyor. Daha sonraki yıllarda İsrail’in eski Savunma Bakanı Yitzak Rabin, İslam Külliyesi'nin HAMAS'a maddi destek sağladığı bilgisine ilişkin olarak kendisine sorulan soruya “FKÖ'nün etkinliğini zayıflatmak için başvurulan bir taktik idi” sözleriyle cevap veriyor.

Netenyahu da 2019 yılında Likud partisinin üyelerine, “Filistin devletinin kurulmasını engellemek isteyen herkes, HAMAS’ın desteklenmesini ve HAMAS’a para aktarılmasını desteklemek zorundadır. Bu bizim stratejimizin bir parçası” diye açıklamada bulunuyor.

İsrail eski Dışişleri Bakanı Tzipi Livni de Netanyahu'yu, "Filistin sorununu çözümsüz bırakmak için HAMAS’ı desteklemekle’’ suçluyor.

Çünkü ABD ve İsrail en çok Siyasal İslam’ı seviyor ve Siyasal İslam da ABD ve İsrail’in bu sevgisini hiçbir şekilde boşa çıkarmıyor. Yakın tarih bunun örnekleriyle dolup taşıyor.

Filistinde seçimler, HAMAS’ın zaferi ve sonrası



6 Mayıs 2005 tarihinde yapılan Filistin genel seçimlerinde El Fetih oyların yüzde 56'sını, HAMAS ise yüzde 33'ünü alıyor. Avrupalı gözlemcilerin '’adil ve demokratik’' olarak nitelendirdiği seçimde 400 bin Filistinli oy kullanıyor. Katılım Gazze'de yüzde 80, Batı Şeria'da yüzde 70 oranında oluyor. Hristiyanların kalesi olan Beytüllahim'de 15 sandalyeli yerel meclisin Müslümanlara ayrılan 7 sandalyesinin 5'ini HAMAS kazanıyor.

16 Aralık 2005 tarihinde yapılan Batı Şeria'daki yerel seçimlerde de HAMAS önemli başarı elde ediyor. Dört büyük kentteki belediye seçiminin üçünü (Nablus, Cenin ve El Bireh'i) HAMAS kazanıyor. Ramallah'ta ise bağımsızlar koalisyonu seçimi alıyor. Toplamda El Fetih'in oy oranı HAMAS'tan fazla çıkıyor. Bu seçimde 148 bin seçmenin yüzde 75'i oy kullanıyor.

25 Ocak 2006 tarihinde yaklaşık bir milyon Filistinli seçmenin oy kullandığı seçimlere HAMAS militan tabanıyla birlikte seçimlere giden altı ay boyunca çok iyi bir şekilde hazırlanıyor. 2006 seçimlerinde HAMAS bir seçim zaferi kazanıyor. Filistin Yasama Meclisi'nde 132 koltuktan 74'ünü HAMAS, 45'ini de El-Fetih kazanıyor. Geri kalan 13 oy diğer partiler ve bağımsız adaylar arasında paylaşılıyor.

Filistin Ortak Hükumeti

2006 yılındaki bu seçimden sonra El Fetih ve HAMAS arasındaki ortak hükümet (milli koalisyon) Suudi Arabistan’ın desteği ile, 2007 yılının ilk altı ayında vücut buluyor. İsmail Haniye başbakan olarak atanıyor ve HAMAS ve El-Fetih ile bir Filistin ulusal birlik hükûmeti kuruyor.

Ortak hükumetin düşmesi ve Filistin’in bölünmesi

2006 yılındaki seçimlerini kazanan HAMAS’ın, Filistin Otoritesi’nin “resmi politikaları”na aykırı olarak, İsrail’i tanımaması, 2006 yazında yaşanan Lübnan Savaşı’nda Hizbullah’a destek amacıyla Gazze’den İsrail’i roketlerle vurması ve  Gazze Şeridi'nin 14 Haziran 2007 tarihinde HAMAS tarafından ele geçirilmesi (siyasal bir darbe) bu ortak HAMAS hükümetinin düşmesine neden oluyor.



HAMAS’ın Gazze’deki siyasal darbesiyle, Filistin Otoritesi’nin Gazze’deki varlığını da sona erdiriyor. Filistin Devlet Başkanı Abbas’a bağlı sınır muhafızları Gazze-Mısır arasındaki Refah sınır kapısından kovuluyor, Gazze’deki El Fetih büroları kapatılıyor. Böylece Filistin Otoritesi bölünüyor… HAMAS'ın Gazze'yi ele geçirmesi sonrası AB’nin HAMAS’ı “terörist örgüt” olarak görmesi nedeniyle Mısır ve Gazze arasında Refah Sınır Kapısındaki AB Sınır Yardım Gücü (EUBAM) bölgeden çekiliyor. Refah Sınır Kapısı da İsrail ve Mısır tarafından kapatılıyor… Ayrıca Mısır, Siyasal İslam’ın güçlenmesine karşı da HAMAS’ın Gazze’de güçlenmesini istemiyor.



Bu bölünmenin sonucu olarak ülke, 2007 yılından beri biri Gazze'de HAMAS (İsmail Heniye) yönetiminde, diğeri Batı Şeria'da (Ramallah) ‘’bağımsız’’ Selam Feyyad yönetiminde olmak üzere iki ayrı hükümet tarafından idare ediliyor.

HAMAS’ın 2007 yılı Haziran ayında yaptığı siyasal darbe, sadece “Filistin’in bölünmesi” ile sonuçlanmıyor aynı zamanda İsrail, Filistin Otoritesi’ni tanımayan HAMAS’ı cezalandırmak amacıyla, Gazze’ye “deniz ablukası” uygulamaya başlıyor. Mısır’daki Hüsnü Mübarek yönetimi de “kara ablukası” ile İsrail’in politikasını tamamlıyor.

Filistin Yönetimi Lideri Mahmut Abbas da HAMAS hükümetini feshediyor. Bu arada Gazze'de kontrolü ele geçiren HAMAS, İsrail'e roketler atıyor. Bunun üzerine İsrail 2008 yılının sonunda Gazze'ye “Dökme Kurşun Operasyonu” düzenleyerek 22 gün içinde binden fazla kişiyi öldürüyor…

Filistin’de 2006 yılından sonra bir daha seçim yapılmıyor.

Yeni Belge

HAMAS, Misakını yayınladığı 1988 yılından 29 yıl sonra 1 Mayıs 2017 tarihinde ‘’Yeni Belge’’ açıklıyor.  HAMAS, ‘’Yeni Belge’’sinde 1988 yılında açıkladığı Misak’ın temel ilkelerini koruyor ancak ‘’Yeni belge’’sinde daha yumuşak bir dil kullanıyor.

HAMAS’ın bu Yeni Belge’sinde 29 yıl önceki ilk Misak’a göre de şu ana değişiklikler yer alıyor:

* 1967 yılında işgal edilen Filistin topraklarında geçici olarak bir devlet kurulmasının kabulü. Ancak HAMAS için bu ifade İsrail’in 1947 yılından sonraki işgalleri kabul edileceği anlamına gelmiyor.  
* Misak’ta bütün Yahudiler düşman olarak tanımlanırken, Yeni Belge’de “İşgalci Siyonistler” düşman olarak olarak gösteriliyor.
* Yeni Belge’de Müslüman Kardeşler ile örgütsel anlamda bir bağlarının bulunmadığı, aralarındaki ilişkinin sadece fikir temelli olduğu belirtiliyor.

HAMAS’a sağlanan dış destek

Tabii ki hiçbir siyasi organizasyonun dış destek olmadan başarı kazanma şansı bulunmuyor. HAMAS’a da en büyük dış desteği İran sağlıyor. İran'ın HAMAS ile ilişkisi örgütün Hizbullah ile olan ilişkisine de katkı sağlıyor. Rusya da HAMAS ile bağlantı kuruyor. Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev, Suriye'yi ziyareti sırasında HAMAS'ın lideri Halit Meşal ile görüşüyor… Ancak HAMAS'ın İslamcı yapısı ve İsrail-Filistin sorunundaki müzakereye karşı olan tavrı nedeniyle çoğu Arap ülkesi HAMAS’a mesafeli yaklaşıyor.

Sonuç

Girişte de ifade ettiğim gibi HAMAS gibi bir cinayet şebekesini doğuran İsrail oluyor. HAMAS terörüne; İsrail’in 1967 savaşında işgal ettiği bölgelerden çıkmaması ve İsrail’in bu işgal zamanlarında uyguladığı terör ve bu teröre bu hukuksuzluğa seyirci kalan ABD, AB, BM ve dünya kamuoyu sebep oluyor. HAMAS, bir sebep değil bir sonuç olarak ortaya çıkıyor. İsrail hukuksuzluğu ve terörü; "bizim çocuklarımızı öldürerek kendi çocuklarını öldürmemize meşruiyet kazandırdılar" diyebilen İsrail özentisi bir başka terör örgütünü ortaya çıkarıyor.

Filistin’de efsane lider Yaser Arafat’ın 2004 yılında ölümümden sonra El Fetih ile HAMAS arasındaki uçurum giderek büyüyor. Ancak, HAMAS’ın; aşırı dinci dili, sert, şiddet yanlısı söylemi, ırkçılığa varan söylem ve tutumları ve Filistin’in kurtulmasından önce İslamlaştırılmasına öncelik veren tutumu dünyanın Filistin’e olan desteğini çekmesine yol açıyor. Bu ise Filistin mücadelesinin dünyada yalnız kalmasına yol açıyor.

HAMAS gibi bir cinayet şebekesini doğuran İsrail oluyor ancak HAMAS da İsrail kadar bütün suçlamaları hak ediyor. HAMAS, İsrail’in gücünü düşünmeden İsrail’e uyduruk roketlerle saldırıyor ve İsrail’in bütün gücüyle bir ölüm makinası olarak karşı saldırısına fırsat sunuyor. HAMAS, Gazze'de Filistin halkını İsrail’e öldürterek ve kendi iktidarını korumayı amaçlıyor. Bu durum da İsrail’in çok işine geliyor. İki vahşi, gaddar ve iğrenç organizasyon (HAMAS ve İsrail hükumeti) beraberce Filistin halkını yok ediyor.

Bir başka ifadeyle; HAMAS, 07 Ekim 2023 Cumartesi günü sabahı İsrail'e karşı sürpriz, koordineli ve ev yapımı uyduruk roketleriyle yaptığı saldırılarına karşı İsrail’in dev bir savaş mekanizmasıyla orantısızca ve fütursuzca cevap vereceğini bilmiyor muydu? HAMAS gibi terör örgütlerine bu tür aptalca eylemleri ya içine sızdırdıkları CIA ve MOSSAD gibi istihbarat kuruluşları yaptırıyor ya da bu tür terör eylemlerini yapanların şahsi, çıkarları için savundukları halkı kurban ettikleri anlamına geliyor.


Bu noktada, Voltaire mahlasını kullanan, Fransız devrimi ve aydınlanma hareketine büyük katkısı olan Fransız yazar ve filozof François Marie Arouet’in, Leibnitz’in felsefesini eleştirdiği ‘’Candide’’ (Oda Yayınları, 2010) adlı eserinde geçen bir anekdotun hatırlatılması gerekiyor:

Voltaire’nin Candide’’sinde şöyle bir bölüm bulunuyor: Romanın kahramanı çıktığı uzun yolculuğun son demlerinde İstanbul'a varıyor ve bilge bir dervişe hayatın anlamını soruyor. Şu cevabı alıyor dervişten: "Sana ne be adam? Bu senin işin mi ki?" Roman kahramanımız pes etmiyor, üsteliyor: "Ama efendim… Dünyada bu kadar acı ve sefalet var. Bütün bunlar neden oluyor?" Ancak bilge dervişin cevabı umut vermiyor: "İyilik olmuş, kötülük olmuş, bundan ne çıkar? Padişahımız Mısır'a bir gemi yolladığı zaman içindeki sıçanların rahatını düşünüyor mu?"

Ortadoğu’da da zaten hep böyle oluyor. En uzak tarihten en yakın tarihe kadar, padişahlar ne zaman kutsal amaçla bir gemi yollasa içindeki sıçanların rahatını hiç mi hiç düşünmüyor! Doğu siyasetinin özü bu söz oluyor aslında. HAMAS, kendi kutsal davası için Filistin halkını sıçan olarak görüyor.

Aslında Filistin ve İsrail tam olarak İngiliz aktör ve yazar Peter Ustinov’un şu sözünü doğruluyor: ‘’Terör yoksulların savaşıdır, savaş ise zenginlerin terörüdür.’’ Terör, bölgedeki yoksul Filistin halkının savaşı, savaş ise zengin İsrail devletinin terörü haline geliyor.

HAMAS da eğitimsiz Filistin halkını kendi terör amaçları doğrultusunda, özellikle intihar saldırılarında çok rahat kullanıyor. Bu durum da Amerikalı yazar Jerome David Salinger’in Amerikan edebiyatının klasiklerinden olan ‘’The Catcher in the Rye" (Ülkemizde ‘’Gönülçelen’’ ve ‘’Çavdar Tarlasındaki Çocuklar’’ adıyla yayınlanıyor) adlı kitabında geçen şu cümleyi doğruluyor: “Olgunluğa erişmemiş kafanın özelliği, bir dava uğruna seve seve can vermektir; olgun kafanın özelliği ise, bu dava uğruna seve seve yaşamaktır.” (Gönülçelen, Can yayınları, 2001, Sayfa 204)

Tüm dünyanın, BM’in, AB’nin, ABD’nin, Rusya’nın, Çin’in bir an önce bölgede akan kanı durdurması gerekiyor. Çünkü baştan başa bütün dünya, bir damla kanın yere dökülmesine değmiyor. Bu sözü Şeyh Sâdî Şirâzî’ söylüyor:

"Be-merdî ki mülk-i ser-â-ser zemîn
neyrezed ki hûnî çeked ber zemîn"

(Baştan başa bütün dünya, bir damla kanın yere dökülmesine değmez)

Yom Kippur Savaşında BM'nin 22 Ekim ve 24 Ekim 1973 tarihli ateşkes kararlarına İsrail uymuyor. Ancak SSCB'nin bölgeye tek taraflı kuvvet gönderme kararlılığı sonucu İsrail, 26 Ekim günü ateşkese uymak zorunda kalıyor. Ne yazık ki tek kutuplu dünyamızda ABD ve İsrail’i dengeleyecek bir SSCB de bulunmuyor.

Son olarak şu da söylenebiir.. Devlet adamlarının kullandıkları terminolojiye çok iyi dikkat etmeleri gerekiyor. Terörist teröristtir. Siz ''benim teröristim (HAMAS) iyidir, özgürlük savaşcısıdır'' der, savunur ve korursanız başkaları da kendi terörsitlerinin (PKK/YPG/PYD) iyi olduğunu, PKK/YPG/PYD'nin özgürlük savaşcısı olduğunu söyler, savunur ve korursa, onlara ne diyeceniz? İşte bu nedenle İsmet İnönü şöyle derdi: ‘’Bir devlet adamı, ne konuştuğunun değil, neyi konuşmayacağının hesabını yapmalıdır.‘’

Bütün bu olanları da naçizane uzun uzun anlatmak da bana kalıyor…


Arz ederim…

Osman AYDOĞAN

 


Yorumlar - Yorum Yaz