• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam538
Toplam Ziyaret3007151

Siyasal İslam’ın LGBT ile İmtihanı


Siyasal İslam’ın LGBT ile İmtihanı

19 Eylül 2023

Osmanlı’da eşcinsellik (oğlancılık)

Osmanlıda erkek erkeğe yaşanan cinsel ilişkilerin sıkça olduğu bilinen bir gerçek… Bu konuda tarihçi Murat Bardakçı'nın "Osmanlı'da Seks" (İnkılap Kitapevi, 2009) adlı kitabı Osmanlı'da eşcinsellik (diğer adıyla ‘’oğlancılık’’) hakkındaki en önemli kaynaklardan birisi olarak biliniyor… Eşcinsellik yaygınlaşınca da Osmanlı Devleti, 1858 yılında eşcinsel ilişkiyi suç olmaktan çıkarıyor. Avrupa’da bu adımı atan ilk ülke 1791 tarihi ile Fransa oluyor. Fransa’yı aynı sene Andorra takip ediyor. Fransa ve Andorra’yı 1793’te Monaco, 1795’te Lüksemburg, 1811’de Hollanda ve 1830’da Belçika izliyor. Belçika’nın hemen ardından ise 1858’de Osmanlı Devleti geliyor. Görüldüğü gibi her konuda Avrupa’nın gerisinde kalmıyoruz. Osmanlı eşcinselliği suç olmaktan çıkaran Avrupa’nın yedinci ülkesi oluyor!...

Konuyu gündeme taşıyan ‘’Tarih’’ dergisinin Eylül 2014 nüshasında anlatılana göre, Yakın Doğu toplumlarındaki eşcinsellik temaları, Binbir Gece Masallarından beri şahların, sultanların eğlence meclislerinden gündelik hayatın gerçeklerine kadar, örtülü tutulsa da olağan olarak yaşanıyor… Osmanlının bu eşcinsel (oğlancı) yaşamayı o kadar doğal sayılıyor ki gravür resimlere konu oluyor… Hatta Evliya Çelebi, Seyehatnamesi’nde zennelerin (eşcinsellerin) padişahın önünde resmi geçit bile yaptıklarını anlatıyor…

Osmanlıda yaşanan eşcinselliğin edebiyata yansıyan örnekleri

Tabii böyle eşcinsellik Osmanlıda olağan olarak yaşanırsa bu yaşantının edebiyata da yansıması kaçınılmaz oluyor… Bu konuda çok örnek bulunsa da ben birkaçı ile yetineceğim…

XVI. Yüzyılda yaşamış tarihçi, şair ve çok yönlü bir bilim adamı, II. Selim, III. Murad ve III. Mehmed dönemlerinin tarihçisi, divan katibi olan, dört ciltlik “Künh-ül Ahbar” adlı tarih kitabıyla ün yapmış Gelibolulu Mustafa Ali Bey, Divân’ında şunları yazıyor: "Zenne rağbet eder mi âkil olan / Tab-ı Ali civâne maildir.” (Aklı başında olan kadına eğilim gösterir mi? Ali'nin yaradılışında delikanlıya yöneliş vardır.)

İsmet Zeki Eyüboğlu’nun ‘’Divan Şiirinde Sapık Sevgi’’ (Broy Yayınevi, 1991) adlı eserinde 17. Yüzyılda yaşamış Hıfzı’ya ait şu dizeler yer alıyor: “Zenne meyl eylemeyen / kaht-ı recul olsa bile!” (Hiç erkek kalmasa bile kadına gönül veremem!) Bu örnekler çoğaltıla bilinir.  Daha buraya ben ‘’Avni’’ mahlası ile şiirler yazan Fatih Sultan Mehmet’in şiirlerini, Evliya Çelebi’nin bu konuda anlattıklarını ve İstanbul’daki Emirgan semtinin adını aldığı Emirgûneoğlu Tahmasp Kulu Han’ın kim olduğunu ve özelliklerini yazmıyorum…  Çünkü konumuz Osmanlı’da eşcinsellik değil… Osmanlıyı şu bilgiyle kapatayım: IV. Murat zamanında içki içti, kahveye gitti diye binlerce kişi katledilirken devlet ileri gelenleri Emirgan’da oturak alemleri yapıyordu…

Çok çarpıcı bir konu ama Osmanlı'da eşcinselliğin (oğlancılığın) ayıp sayılması, Batı tipi reformlara hız verilen, dolayısıyla kadın-erkek ilişkilerinin normalleşmeye başladığı Tanzimat Dönemi’nden (1839’dan) sonra oluyor... Yani dincilerin pek hazzetmediği Tanzimat dönemi ile beraber Osmanlı normale dönerek eşcinsellik (oğlancılık) ayıp sayılmaya başlanıyor… Tarihçi ve devlet adamı Ahmed Cevdet Paşa, II. Abdülhamid’e sunduğu notta şunları yazıyor: “Kadın düşkünleri çoğalıp erkek sevgililer azaldı. Lut kavmi sanki yere battı. İstanbul’da öteden beri delikanlılara karşı hissedilen ve geçerli olan aşk ve alaka, tabii şekli üzere kızlara döndü.”

Osmanlı’ya öykünen tarikatlar

Anayasasına göre laik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nde, 30 Kasım 1925 tarihinde kabul edilip 13 Aralık 1925 tarihli Resmî Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 677 sayılı kanun gereği tekke, zaviye ve türbeleri kapatılıyor... Bu kanun ile tarikatlar ile şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük, muskacılık gibi san ve sıfatların kullanılması da yasaklanıyor… Ancak bu kanun yıllardır uygulaması gerekenler tarafından ihlal edilerek uygulanmıyor... Bu nedenle de günümüzde ülkemizde mebzul miktarda tarikata, şeyhlere, şıhlara rastlanıyor…

Bu kanun gereği zaten yasak olan bu tarikatlardan birkaç gazete ve kitap haberi veriyorum:

04 Eylül 2020 tarihinde gazetelerde bir haber yer alıyor: ‘’Bilmem ne tarikatının lideri bilmem kim 12 yaşındaki bir kız çocuğuna cinsel istismar suçundan dolayı tutuklandı…’’

Bu tarihten dört yıl önce de Karaman’da iktidarın pek de sevdiği dinci bir vakıfta bir öğretmenin 45 erkek çocuğa tecavüz ettiği ortaya çıkıyor... O zamanki Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı bu olay üzerine kameralar karşısında; ‘’Bir kerecikten bir şey olmaz’’ (Buna bir kere rastlanmış olması hizmetleri ile ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz. Biz ….. Vakfı'nı da tanıyoruz, hizmetlerini de takdir ediyoruz) diye açıklamada bulunuyor…


Gazeteci İsmail Saymaz, ‘’Şehvetiye Tarikatı’’ (İletişim Yayınları, 2019) adlı bir kitap yazıyor… Bu kitabında İsmail Saymaz, incelediği altı tarikattaki şeyh, şıh tayfasının kadın erkek fark etmeksizin ‘’bademleme’’ adı altında kendi müritlerine olan tecavüzlerini anlatıyor…

Timur Soykan, ‘’Badeci Şeyh’in Sır Odası’’ (Kırmızı Kedi Yayınevi, 2019) adlı kitabında da, Bursa’da bilmem ne tarikatının bilmem ne kolunun şeyhi bilmem kimin müritlerine “cennet” vaat ederek bazıları karı-koca olmak üzere tarikat üyesi en az 17 kişiye tecavüz ettiği için yargılandığını yazıyor… Bu kitapta, nişanlısına, karısına şeyh ile cinsel ilişki yaşaması için baskı yapan müritlerin ifadelerinde eylemlerinden dolayı pişman olmadıkları da anlatılıyor…

Eğer gazete arşivlerini taranacak olunursa bu tür tarikatlardaki bu tür tecavüz ve eşcinsellik haberlerinden çoooook daha fazlasına karşılaşılıyor…

Erkeğe tecavüz ve erkek erkeğe cinsel ilişki eşcinsellik (LGBT) olduğuna göre demek ki bu tür tarikatlar gizli birer eşcinsel (LGBT) kulübü oluyor… Eeeee… Osmanlıya öykünen bu tarikatlardan da başka ne beklenirdi ki?

Ancak durum daha da vahim…

Önce LGBT konusunda kısa bir bilgi vermem gerekiyor…

LGBT

LGBT ya da LGBTQ+ 1990'larda LGB kısaltmasından sonra ortaya çıkıyor. 1980'lerin ortaları ile sonlarından itibaren ‘’gey’’ sözcüğü yerine kullanılarak LGBT topluluğunu temsil etmeye başlıyor. LGBTT ise: ‘’Lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel veya travesti’’ anlamına geliyor…

Türkiye’de LGBT, 1993 yılında örgütlenmeye başlıyor… 20 Eylül 1994’te Kaos GL adında bir dergi yayınlanıyor… 2003 yılında ilk defa Lambda İstanbul tarafından LGBT yürüyüşü gerçekleşiyor… Yürüyüşe sadece 30 kişi katılıyor… LGBT’nin 2000 yılından önceki faaliyetleri örgütlenme aşaması olarak yer alıyor… Bu safhada gerek örgütlenmesi gerekse yayılması oldukça zayıf kalıyor, pek dikkate değer bulunmuyor.

AKP hükumetlerinin LGBT konusundaki tavrı

Şimdi zanndeceksiniz ki AKP, iktidara gelince LBGT konusunda LGBT’yi yasaklayacak, olmadı engelleyecek, olmadı sınırlayacak gibi işler yapacak… Fakat hiç de öyle beklendiği gibi olmuyor…

LGBT’nin dernekleşmesi ve yasallaşması 2004 yılından sonra oluyor… Çünkü 1983 yılında çıkartılan 2908 sayılı eski dernekler kanunun 5’inci maddesinde belirtilen esaslar LGBT’nin faaliyetlerini ve örgütlenmesini zorlaştırıyordu. 04 Kasım 2004 tarih ve 5253 sayılı yeni ‘’Dernekler Kanunu’’, derneklerin yurt dışıyla işbirliği ve bağlantısının önünü açıyor… Böylece bu tür derneklerin (LGBT derneklerinin) yurt dışından fonlanmasının da önü açılıyor…

Ayrıca, 1926 tarih ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 440 ve 441. maddeleri zina suçunu düzenliyordu. 26 Eylül 2004 tarihinde AKP oylarıyla Meclis’te geçirilen ve 12 Ekim 2004 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak Haziran 2005’te yürürlüğe giren TCK’nın 227. maddesiyle Türkiye’de zina yasalarda suç olmaktan çıkarılıyor…

LGBT derneklerinin kurulması, yasallaşması, örgütlenmesi ve faaliyetleri 2004 yılından sonra artarak gidiyor…

AKP döneminde LGBT’nin yükseliş basamakları

9 Ekim 2002: Recep Tayyip Erdoğan, ‘’eşcinsellerin hak ihlali yaşadığını ve kendi yönetimlerinde herhangi bir ayrıma maruz kalmayacaklarını’’ taahhüt ediyor…

15 Eylül 2005: Kaos GL (Kaos Gay ve Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği)  kuruluyor..
18 Mayıs 2006: Lambda İstanbul Derneği kuruluyor… (2013 yılında adını Lambdaistanbul LGBTİ olarak değiştiriyor.)
30 Haziran 2006: Pembe Hayat LGBT Dayanışma Derneği (Ankara) kuruluyor..
01 Temmuz 2006: Ankara’da LGBT yürüyüşü yapılıyor..
8 Nisan 2007: AKP hükümetinin onayı ile LGBT Öğrenci Derneği kuruluyor…
31 Mayıs 2007: İstanbul'da 170 yataklı bir LGBT oteli açılıyor…
26 Şubat 2009: Siyah Pembe Üçgen Derneği kuruluyor.
2009: İstanbul LGBT Dayanışma Derneği kuruluyor…
21 Eylül 2011: SPoD (Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları) Derneği kuruluyor…
5 Nisan 2013: LGBT kurumsal olarak sosyal medya platformlarında yerlerini alıyor…
2 Mayıs 2013: AKP iktidarının onayı ile MEŞCİD (Müslüman Eşcinseller Derneği) kuruluyor…
19 Eylül 2014: ‘’Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (ETCEP) AKP iktidarının onayı ile yürürlüğe giriyor…
28 Haziran 2015: AKP iktidarının izni ile LGBT onur yürüyüşleri başlıyor.
Ekim 2015: Hevi LGBTİ+ Derneği kuruluyor..
23 Ekim 2015: AKP iktidarının onayı ile Türkiye'de LGBT dernek sayısı 22'ye yükseliyor….
Ekim 2018: Havle Kadın Derneği kuruluyor.. (Türkiye’nin ilk Müslüman feminist Kadın Derneği)

Hepsi neyse de MEŞCİD (Müslüman Eşcinseller Derneği) de ne oluyor ya huuu!...

Netice itibarıyla LGBT, 2000’lerden önce zayıf örgütlenmesiyle toplumun gündemine dahi girmezken, özellikle 2004 yılından sonra yasal faaliyeti ve örgütlenmesi güçleniyor…

Ayrıca bu dönemde cinsiyet değişikliği ameliyatı SGK güvencesine alınıyor… (Bu konuda milyonları bulan masraf devlet tarafından karşılanıyor…)

Sonuç

Bu yazı ne bir övgü ne de bir yergi yazısıdır. Sadece egemen güçlerin iki yüzlülüğünü ortaya koyan bir yazıdır. Kadın Voleybol Milli Takımındaki kadınların giydikleri şort ve bir sporcunun cinsel tercihi nedeniyle kıyameti koparanların iç yüzünü dökmek için yazılıyor…

Anlattığım gibi 2004 yılından itibaren LGBT’ye yasallık, örgütlenme ve gelişme imkânı sağlayan AKP, 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimi propaganda sürecinde, ‘’LGBT’yi yasallaştıracak’’ diye CHP’yi suçluyor… Sahipsiz, kimsesiz, basiretsiz ve dilsiz CHP ise bu konuda ‘’LGBT’yi yasallaştıran, örgütleyen, büyüten AKP’dir’’ bile diyemiyor…

Bazı tarikatlarda yaşanan tecavüz olaylarını yukarıda anlatmıştım… LGBT konusunda anlattığım süreç yaşanırken her konuya maydanoz olan Diyanet İşleri Başkanlığı bu konularda gıkını bile çıkarmıyor…

Daha dün, üç gün önce (16 Eylül 2023) Eminönü Timurtaş Camisi’nin imamı sokaklara taşan vaazında Avrupa şampiyonu olan Türkiye A Milli Kadın Voleybol Takımı’nı hedef göstererek, hakaret içeren ifadeler kullanıyor… Ancak bu hocalardan tarikatlarda vuku bulan tecavüzler, ülkede yaşanan haksızlıklar, hukuksuzluklar ve adaletsizlikler konusunda ve LGBT hakları yasalaşırken gıdım bir ses çıkmıyor…

Aynı şekilde Diyanet İşleri Başkanlığı Hukuk Müşavirlerinden birisi olan bir zat da bir sohbetinde kadın voleybol milli takımını hedef alarak; “Bacağı baldırı açık, 18-20 yaşlarındaki kızları voleybol maçlarının milletin önünde seyrettirip, batının kültürüyle giydirip, milli takım diyeceksin, bilmem nerenin sultanı diyeceksin. Ayıptır, günahtır” diye konuşuyor… Ancak aynı zatın tarikatlarda vuku bulan tecavüzler konusunda, ülkede yaşanan onca haksızlıklar, hukuksuzluklar ve adaletsizlikler konusunda ve bahsettiğim LGBT hakları yasalaşırken gıdım bir ses çıkmıyor, bunlar hakkında ‘’ayıptır, günahtır’’ diye bir sözcüğü dahi duyulmuyor…

Değişen bir şey yoktur… Tarihe bir bakın görürsünüz… İbn-i Haldun, “Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer” diye boşu boşuna söylemiyor…

Dediğim gibi bu yazı ne bir övgü ne de bir yergi yazısı oluyor… Bu yazı sadece ve sadece çifte standardı ve iki yüzlülüğü ortaya koymak için yazılıyor…

Osman AYDOĞAN



Yorumlar - Yorum Yaz