• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi12
Bugün Toplam17
Toplam Ziyaret4284527

Éric Satie ve Gnossienne No. 1


Éric Satie ve Gnossienne No. 1

08 Mart 2023

19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşamış sıra dışı bir Fransız besteci ve piyanist var: Éric Satie. Tam adı Éric Alfred Leslie Satie. Yaşadığı dönemde müzik dünyasının yerleşik kalıplarına pek uymayan Satie'nin sade, tekrara dayalı ve alışılmadık müzik dili, kendisinden sonraki birçok besteci ve müzik anlayışı üzerinde etkili oluyor.

Satie'nin eserlerinin çoğu sadelik ve yalınlıkla öne çıkan parçalardan oluşuyor. Satie'nin solo piyano için 1888'de bestelediği üç parçadan oluşan ‘Gymnopédies’ dizisi özellikle yeni nesil tarafından tanınıyor. Bunların en bilineni dizinin ilk parçası olan “Gymnopédie No. 1”dir. Çok renkli ve sıra dışı bir kişiliğe sahip olan Satie'nin eserleri, ölümünden yıllar sonra daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaşıyor.

Satie'nin bir başka tanınmış piyano dizisi de “Gnossiennes”dir. Bugün bu ad altında altı parça sıralanıyor. Ancak ilginç bir ayrıntı bulunuyor: İlk üç Gnossienne, Satie'nin sağlığında 1893 yılında yayımlanıyor. Bugün dördüncü, beşinci ve altıncı Gnossienne olarak bilinen parçalar ise bestecinin ölümünden çok sonra, 1968 yılında yayımlanıyor. Üstelik Satie bu son üç parçaya “Gnossienne” adını vermiyor; bu adlandırma daha sonra yapılıyor.

Satie, bu eserlerinde gösterişli bir müzik kurmuyor. Notasyonunda geleneksel ölçü çizgilerini kaldırarak zamanı serbest bırakıyor; dönemin şatafatlı yapıtlarına inat, adeta mekânın ruhunu değiştiren minimalist bir "mobilya müziği" kuruyor. Az notayla, tekrarlarla, uzun boşluklarla ve sanki bir yere varmak istemeyen ezgilerle konuşuyor. “Gnossienne No. 1”i dinlerken insan bir başlangıç ve son duygusundan çok, aynı düşüncenin çevresinde dolaşıyormuş hissine kapılıyor. Müzik ilerliyor ama sanki hiçbir yere varmıyor; bir soru soruyor fakat cevabını vermiyor. Belki de parçanın insanda bıraktığı o garip yalnızlık duygusu biraz da buradan geliyor. İşte bu nedenle Satie, bahsettiğim bu iki eserinde de yavaş, hüzünlü, acı veren ruh hâllerini yansıtıyor.

Bugünlerde bizler de böyle yavaş, hüzünlü ve acı veren hallerde değil miyiz? Ruhumuz, sızım sızım sızlamıyor mu?

Belki de bazı müzikleri hüzünlü olduğumuz için dinliyoruz; belki de onları dinlediğimizde içimizde zaten var olan hüznün farkına varıyoruz. Müzik bazen insana yeni bir duygu vermekten çok, içinde taşıdığı fakat adını koyamadığı duyguyu duyulur hâle getiriyor; adeta ruhsal bir katarsis yaşatarak bizi içimizdeki kederle yüzleştiriyor. Satie'nin müziğinde beni etkileyen de biraz bu oluyor: Müzik hüznü anlatmıyor; insanın kendi hüznünü dinlemesine imkân veriyor.

Hüzün çoğu zaman kaybettiğimiz bir şeyin ardından gelir; neyi kaybettiğimizi biliriz. Psikanalizde Freud’un yas ve melankoli ayrımında işaret ettiği ya da edebiyatta Baudelaire’in ‘’Spleen’’ kavramıyla anlattığı gibi, melankolide ise kaybın kendisi bile belirsizdir. İçimiz sızlar ama sızının nereden geldiğini tam olarak söyleyemeyiz. “Gnossienne No. 1” bana biraz da böyle bir melankoliyi, sebebi unutulmuş bir kederi hatırlatıyor.

Alman filozof Martin Heidegger, ‘’Varlık ve Zaman’’ (Sein und Zeit) (Agora Kitaplığı, 2011) adlı eserinde şu iddiayı getiriyor: ‘’İnsan; bir varlık olarak (Dasein) evrene atılmış (Geworfenheit) ve bu dünyaya öylece bırakılmıştır’’. Satie, eserinde bu evrendeki hiçliğimizi ve bu evrendeki meçhul yalnızlığımızı iliklerimize kadar hissedecek şekilde olanca yalınlığı ve sadeliği ile bize hatırlatıyor.

Elbette Satie, “Gnossienne No. 1”i tabii ki Heidegger'i anlatmak için yazmıyor. Ancak bazen bir filozofun kavramlarla anlattığı şeyi bir müzik parçası bize başka bir yoldan hissettiriyor. Tıpkı Schopenhauer'ın müziği kavramların ötesindeki asli gerçeklik olarak görmesi gibi... Heidegger'in insanın kendisini seçmediği bir dünyada bulması düşüncesi ve Sartre’ın varoluşçu "askıda kalmışlık" hissiyle, Satie'nin bu garip, nereye varacağı belli olmayan müziği benim zihnimde burada buluşuyor. Biri kavramlarla söylüyor, diğeri seslerle hissettiriyor.

Bizden Erkan Oğur da Satie'nin “Gnossienne No. 1”ini kendine özgü üslubuyla çok güzel yorumluyor. Oğur'un yorumunda Satie'nin o yalın, hüzünlü ve biraz da tekinsiz dünyası kaybolmuyor; fakat müziğe bizim coğrafyamızdan, bizim kültürümüzden ve bizim ruhumuzdan da başka bir ses karışıyor. Doğu'nun o kadim ve kolektif hüznü ile Batı'nın bireysel varoluşsal melankolisi aynı pürüzsüz ezgide teyelleniyor. Aynı melodi başka bir coğrafyadan, başka bir kültürden geçerek sanki bize biraz daha yaklaşıyor. Satie'nin hüznü ile Erkan Oğur'un hüznü birbirine karışıyor. İnsan bir an düşünüyor: Hüznün de coğrafyası olur mu?

O zaman geceye müzik olarak Éric Satie'yi ve onun en sevdiğim eseri olan 'Gnossienne No. 1'ini dinliyoruz... Hem Satie'nin orijinal icrasının hem de Erkan Oğur'un o enfes yorumunun bağlantılarını aşağıda paylaşıyorum. Gecenin bu vakti demeyip dinleyiniz.

Ve bu evrendeki meçhul yalnızlığımızı iliklerinize kadar hissettiğinizi göreceksiniz.

Ruhunuzdaki sızıların dinmesi dileği ile sizlere iyi geceler diliyorum…

Osman AYDOĞAN

Erik Satie, Gnossienne No.1
https://www.youtube.com/watch?v=PLFVGwGQcB0

Erkan Oğur yorumu Gnossienne No.1:
https://www.youtube.com/watch?v=53iLc9NRtYs


Yorumlar - Yorum Yaz