• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi9
Bugün Toplam1150
Toplam Ziyaret4323163

05 Ekim Dünya Öğretmenler Günü: Öğretmeni kutlamak mı, hakkını vermek mi?


05 Ekim Dünya Öğretmenler Günü: Öğretmeni kutlamak mı, hakkını vermek mi?

05 Ekim 2020

Öğretmenlerin Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı

1966 yılında, UNESCO temsilcileri ile Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından Paris’te ''Öğretmenlerin Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı”’ düzenleniyor. Bu konferans 05 Ekim 1966 günü sona eriyor. Konferansın son günü olan 5 Ekim 1966 günü, UNESCO temsilcileri ile Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi” oybirliği ile kabul ediliyor.

Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi

05 Ekim 1966 günü UNESCO ve ILO tarafından kabul edilen “Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye” 146 paragraftan oluşuyor. Bu Tavsiye'de; öğretmenin işe alınmasından seçilmesine ve formasyonuna, mesleğe hazırlıktan meslek sorunlarına kadar, istihdam güvenliği, öğretmen hak ve sorumlulukları, tatili, ücreti, özel izni, araştırma izinleri, sağlığı ve sosyal güvenliği gibi konular yer alıyor.

UNESCO ve ILO tarafından öğretmenlerin statülerine ilişkin olarak kabul edilen bu Tavsiye ile öğretmenlerin sadece okulda değil, toplum içinde de yerine getirdikleri görevin taşıdığı önem uluslararası düzeyde belgeleniyor. “Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye”, öğretmenlerin konumlarını güçlendirmeyi, haklarını geliştirmeyi ve korumayı amaçlayan uluslararası temel belgelerden biri oluyor. Hukuken bağlayıcı bir uluslararası sözleşme niteliği taşımıyor; ancak devletlere öğretmenlik mesleğinin statüsü, hakları ve çalışma koşulları konusunda kapsamlı ilkeler ve ölçütler sunuyor.

Çünkü öğretmen, sadece sınıfta ders anlatan ve öğrenciye bilgi aktaran bir kamu görevlisi olmuyor. Öğretmen, bir toplumun bilgi birikimini, kültürünü ve değerlerini gelecek kuşaklara aktaran insanların başında geliyor. Çocuğa sadece matematiği, tarihi veya dili öğretmiyor; nasıl düşüneceğini, nasıl soru soracağını, doğru ile yanlışı nasıl ayıracağını ve başka insanlarla nasıl yaşayacağını da öğretiyor. Bu nedenle öğretmenin toplumdaki statüsü sadece öğretmenin meselesi olmuyor; bir toplumun nasıl bir insan ve nasıl bir gelecek istediğini de gösteriyor.

Dünya Öğretmenler Günü

5 Ekim 1966 günü UNESCO ve ILO tarafından “Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye”nin kabul edildiği 5 Ekim tarihi, 1994 yılından itibaren “Dünya Öğretmenler Günü” olarak kutlanmaya başlanıyor. 1994 yılından beri, her 05 Ekim günü dünyada pek çok ülkede, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tavsiyesiyle ‘’Öğretmenler Günü’’ olarak kutlanıyor.

Ülkelerin kendi ‘’Öğretmenler Günü’’

Kendi kültürel ve tarihi özelliklerine, okul tatil günlerine göre çeşitli ülkelerde farklı tarihler ‘’Öğretmenler Günü’’ olarak kutlanıyor. Örneğin 12 Arap ülkesinde (Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Fas, Katar, Libya, Mısır, Suudi Arabistan, Tunus, Umman, Ürdün ve Yemen) her yıl 28 Şubat tarihi ‘’Öğretmenler Günü’’ olarak kutlanıyor.

Türkiye’de kutlanan ‘’24 Kasım Öğretmenler Günü’’

Türkiye’de ise Millet Mekteplerinin açılışı ve Mustafa Kemal Atatürk’ün Başöğretmenliği kabul tarihi olan 24 Kasım günü, Mustafa Kemal Atatürk’ün 100. Doğum yıldönümü olan 1981 yılında, 12 Eylül yönetiminin aldığı bir kararla ‘’24 Kasım Öğretmenler Günü‘’ olarak kutlanmaya başlanıyor. Bu kutlamaların çerçevesi önce 26 Kasım 1992 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren “Öğretmenler Günü Kutlama Yönetmeliği” ile belirleniyor; bu Yönetmelik 2019 yılında yenileniyor.

5 Ekim ile 24 Kasım arasındaki fark

Burada 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü ile Türkiye'de kutlanan 24 Kasım Öğretmenler Günü arasında önemli bir fark bulunuyor. 5 Ekim'in arkasında, öğretmenlerin statüsüne ilişkin olarak UNESCO ve ILO tarafından 1966 yılında kabul edilen uluslararası bir belge bulunuyor. Bu belge hukuken bağlayıcı bir sözleşme olmamakla birlikte hükümetlerin önüne öğretmenin yetiştirilmesinden istihdam güvenliğine, ücretinden sosyal güvenliğine, mesleki haklarından çalışma koşullarına kadar uzanan geniş bir alanda ilkeler ve ölçütler koyuyor. Dolayısıyla 5 Ekim, öğretmenin sadece hatırlandığı ve kutlandığı bir gün olmuyor; aynı zamanda hükümetlere öğretmene karşı taşıdıkları sorumlulukları hatırlatan bir gün oluyor.

24 Kasım'ın ortaya çıkışı ise farklı oluyor. Mustafa Kemal Atatürk'ün Millet Mektepleri Başöğretmenliğini kabul ettiği 24 Kasım tarihi, Atatürk'ün doğumunun 100. yılı olan 1981'de, 12 Eylül yönetimi tarafından Türkiye'de “Öğretmenler Günü” olarak belirleniyor. Elbette Atatürk'ün Başöğretmenliği üzerinden öğretmeni anmanın tarihsel ve simgesel bir anlamı bulunuyor. Ancak 24 Kasım'ın arkasında, 5 Ekim'de olduğu gibi, hükümetlerin öğretmenin statüsünü, haklarını ve çalışma koşullarını geliştirmelerine yönelik uluslararası bir belge ve bu belgenin ortaya koyduğu ölçütler bulunmuyor.

İki gün arasındaki asıl fark da burada ortaya çıkıyor. 24 Kasım daha çok öğretmeni anmaya ve onurlandırmaya dayanan millî bir kutlama günü olurken; 5 Ekim, öğretmenin hangi şartlarda yetiştirilmesi, çalışması ve korunması gerektiğini de gündeme getiriyor. Birinde öğretmene duyulan saygı öne çıkıyor; diğerinde ise bu saygının öğretmenin statüsüne, haklarına ve çalışma koşullarına nasıl yansıdığı sorusu da soruluyor.

Öğretmenin toplumdaki yeri

Toplumların uygarlık düzeyi öğretmene verdiği değerle ölçülüyor. Eğitim araçları, eğitim teknolojileri ve eğitim yöntemleri ne kadar gelişirse gelişsin, eğitimin merkezinde yine öğretmen bulunuyor. Çünkü öğrenci öğretmeninden sadece bilgi almıyor; onun davranışlarını, çalışma disiplinini, adalet duygusunu, insanlarla ilişkisini ve hayata bakışını da görüyor. Öğrencilerin ihtiyaç duydukları insanların başında bu nedenle örnek alabilecekleri “model insan” öğretmenleri geliyor.

Öğretmenin toplumdaki değeri bir başka yerde daha ortaya çıkıyor. Çocuklar okula aynı ekonomik ve sosyal imkânlarla gelmiyorlar. Kimi evinde kitaplarla, kültürle ve eğitimli insanların desteğiyle büyürken kimi çocuk bunların hiçbirine sahip olamıyor. Nitelikli bir öğretmen bu eşitsizliği bütünüyle ortadan kaldıramasa da çocuğun doğduğu çevrenin onun geleceğini belirleyen değişmez bir kader olmasının önüne geçebiliyor. Bu nedenle nitelikli öğretmene ulaşmak sadece bir eğitim meselesi değil, aynı zamanda bir fırsat eşitliği meselesi oluyor.

Ne yazık ki bugün 05 Ekim Dünya Öğretmenler Günü ülkemizde yeterince hatırlanmıyor. Oysa 5 Ekim'i hatırlamak, takvimde ikinci bir Öğretmenler Günü'ne yer vermekten daha fazla anlam taşıyor. Asıl mesele öğretmenin sadece belirli günlerde övgüyle anılması ile yılın geri kalan günlerinde sahip olduğu statü arasındaki farkta ortaya çıkıyor. Öğretmeni bir günlüğüne yüceltmek kolay oluyor; ona mesleki saygınlık, ekonomik güvence, nitelikli yetişme imkânı ve mesleğini özgürce yapabileceği bir ortam sağlamak ise eğitim politikasının gerçek sınavı oluyor.

Öğretmenin statüsü ve mesleki özerkliği

Öğretmenin statüsü de sadece aldığı ücretle ölçülmüyor. Mesleki özerkliği, düşüncesini ifade edebilmesi, eğitim politikalarının oluşturulmasına katılabilmesi ve mesleğini siyasi baskılardan uzak biçimde yapabilmesi de bu statünün bir parçası oluyor. Çünkü eğitim sadece iktidarların ihtiyaçlarına göre insan yetiştiren bir faaliyet değil; düşünebilen, sorgulayabilen ve kendi kararlarını verebilen bireyler yetiştiren toplumsal bir görev oluyor.

Öğretmenlik mesleğinin belki de en önemli özelliklerinden biri burada ortaya çıkıyor. Öğretmen sınıfta bilgi ve deneyimiyle bir otorite oluyor; ancak eğitimin amacı öğrenciyi bu otoriteye bağımlı kılmak olmuyor. İyi öğretmen, öğrencisini zamanla kendisine ihtiyaç duymadan düşünebilen, soru sorabilen, araştırabilen ve kendi kararlarını verebilen bir insan hâline getiriyor. Bir anlamda öğretmenin başarısı, öğrencisinin sonunda kendi aklıyla yürüyebilmesinde ortaya çıkıyor.

Bu nedenle Mustafa Kemal Atatürk'ün eğitime ve öğretmene verdiği değerin gereği, öğretmeni sadece Öğretmenler Günü'nde hatırlamak değil; daha nitelikli bir eğitim sistemi içinde öğretmenin konumunu güçlendirmek, haklarını geliştirmek ve mesleki saygınlığını korumak oluyor. 1966 yılında UNESCO ve ILO tarafından kabul edilen “Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye”nin ortaya koyduğu ilkelerin önemi de burada bulunuyor.

Bu nedenle 5 Ekim'in Türkiye'de de Dünya Öğretmenler Günü olarak hatırlanması, yalnızca bir kutlama günü olarak değil; öğretmenin statüsünü, haklarını ve çalışma koşullarını yeniden düşünmenin bir vesilesi olarak önem taşıyor.

Cumhuriyet'in öğretmen anlayışı

Aynı UNESCO, Hasan Âli Yücel'in doğumunun 100. yıl dönümünü de 1997 yılı UNESCO Anma ve Kutlama Yıl Dönümleri arasına alıyor. Yücel'in eğitim ve kültür alanındaki çalışmaları, Köy Enstitülerinin kuruluşundaki emeği ve uluslararası kültürel iş birliğine yaptığı katkılar bu kararın temelini oluşturuyor. Ancak 1997 yılında bu önemli yıl dönümü de Türkiye'de hak ettiği ölçüde karşılık bulmuyor.

Aslında Cumhuriyet'in eğitim tarihinde Mustafa Necati'den Saffet Arıkan'a, İsmail Hakkı Tonguç'tan Hasan Âli Yücel'e uzanan çizgide öğretmene yüklenen görev de bununla sınırlı olmuyor. Öğretmen sadece okulda ders veren kişi olarak değil; köye, kasabaya ve kente bilgi, kültür ve yurttaşlık bilinci taşıyan bir eğitim insanı olarak görülüyor. Köy Enstitüleri de bu anlayışın en özgün örneklerinden biri oluyor. Bu nedenle öğretmenin toplumdaki statüsü, Cumhuriyet'in eğitim tarihinde sadece öğretmenin özlük haklarıyla ilgili bir mesele değil; nasıl bir toplum ve nasıl bir yurttaş yetiştirilmek istendiği sorusunun da bir parçası oluyor.

Sonuç

Eğitim, insana yalnızca bilgi kazandırma işi olmuyor; insanın düşünme biçimini, değerlerini, dünyaya ve başka insanlara bakışını da biçimlendiriyor. Eğitim bilimi bize çocuğun sadece kendisine anlatılanı değil; gördüğünü, yaşadığını ve örnek aldığını da öğrendiğini gösteriyor. İşte öğretmenin değeri de burada ortaya çıkıyor. Öğretmen, öğrencisine sadece ne düşüneceğini değil, nasıl düşüneceğini; sadece doğru cevabı değil, doğru soruyu sormayı; sadece bilgiyi değil, bilgiye ulaşmanın ve onu sorgulamanın yollarını da öğretiyor. Bu nedenle iyi bir öğretmen yalnızca iyi öğrenci yetiştirmiyor; düşünen, sorgulayan, vicdan sahibi ve kendi kararlarını verebilen insanın yetişmesine de katkıda bulunuyor. Çünkü eğitimin sonunda sorulması gereken asıl soru, çocuğun ne kadar bilgi öğrendiği kadar, o bilgiyle nasıl bir insan olduğudur.


Öğretmenlik mesleğinin temellerini atan, Cumhuriyet eğitim devriminin kahramanları olan başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Mustafa Necati, Saffet Arıkan, İsmail Hakkı Tonguç, Hasan Ali Yücel ve tüm eğitim kahramanlarını saygıyla, minnetle, rahmetle anıyorum.

Sonuç olarak 24 Kasım, Mustafa Kemal Atatürk'ün Başöğretmenliği üzerinden öğretmeni anmak ve ona duyulan saygıyı göstermek bakımından tarihsel ve simgesel değerini elbette koruyor. Ancak 24 Kasım'ı Öğretmenler Günü olarak kutladığınızda, öğretmeni daha çok bu tarihsel ve simgesel anlamıyla anıyor ve onurlandırıyorsunuz. 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü'nü kutladığınızda ise bununla yetinmiyor; öğretmenin statüsünü, haklarını ve çalışma koşullarını da gündeme getiriyor, sorumlulara öğretmene karşı taşıdıkları sorumlulukları hatırlatıyor ve bu hakların yerine getirilmesini talep ediyorsunuz. Birinde öğretmeni anmak ve ona duyulan saygıyı göstermek öne çıkarken, diğerinde bu saygının öğretmenin hakkına, hukukuna, statüsüne ve çalışma koşullarına yansıtılması da talep ediliyor. Bu nedenle 24 Kasım ile 5 Ekim arasındaki fark, yalnızca takvimdeki iki farklı gün arasındaki fark olmuyor; öğretmene ve öğretmenlik mesleğine nasıl baktığımızı gösteren temel bir anlayış farkı oluyor. Bu fark, Türkiye'de 5 Ekim yerine neden ısrarla 24 Kasım'ın Öğretmenler Günü olarak öne çıkarıldığını da düşündürüyor.


Öğretmene hakkını vermeyen kutlamaların tek başına bir anlamı olmuyor. Çünkü öğretmene verilen değer, sadece Öğretmenler Günü'nde söylenen güzel sözlerle değil; yılın geri kalan günlerinde ona sağlanan statü, saygınlık ve çalışma koşullarıyla ölçülüyor.

05 Ekim Dünya Öğretmenler Günü, öğretmenlerimizin hak ettikleri değeri gördükleri günlere ulaşılması umuduyla bütün öğretmenlerimize kutlu olsun.

Osman AYDOĞAN



Yorumlar - Yorum Yaz