• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi15
Bugün Toplam605
Toplam Ziyaret1892461

Günümüzde bir Mephisto


Günümüzde bir Mephisto

07 Mayıs 2022


Friedrich Engels, Fransa’da ve Almanya’daki köylü sorunu hakkındaki düşüncelerinden yola çıkarak kısaca şunu söylüyor: ‘’Diktatörlerin en büyük destekçileri köylüler olmuştur…’’ Klaus Mann, Alman Sürgün Edebiyatının en güzel örneği olan eseri ‘’Mephisto’’ ile Engels’e karşı bir tez getiriyor: ‘’Diktatörlerin en büyük destekçileri sadece köylüler olmamıştır. Diktatörlere en büyük destekçileri köylülerden de daha fazla Mephisto’lar, yani Gustav Gründgens’ler, Hendrik Höfgen karakterleri olmuştur…’’

Bu Hendrik Höfgen karakterlerine bürünen Gustav Gründgens görünümlü Mephisto’lar her devirde ve her ülkede ortaya çıkıyor… Ancak ülkemiz bu Mephisto’lar yönünden çok bereketli hale geliyor. Ülkemizde son 20 yılda bu Mephisto’lar ziyadesiyle sıra sıra boy gösteriyor.

Ülkemizdeki bu Mephisto’lardan birisi sırtını iktidara dayayarak özellikle Balyoz ve Ergenekon kumpas davalarının tetikçisi, Gezi olaylarının baş iftiracısı, yandaş kanallarda her daim boy göstererek bu kanalların vazgeçilmez yorumcusu ve iktidarın başının yolculuklarının vazgeçilmez konuğu oluyor… Bir FETÖ bankasında üç kuruş hesabı olanlar hapsi boylarken kendisi bu bankadan aldığı milyonlarca TL tutar kredi ile Boğaz sırtlarında villa sahibi olarak hala bu villanın gerine gerine keyfini çıkarıyor… Bu zat-ı muhterem şimdi de muhalif bir BB Başkanının otobüsünün baş konuğu oluyor… .

Bu yazımda, Klaus Mann’ın ''Mephisto''sunu anlatarak bu Mephisto’nun, ülkemizin bu yerli Hendrik Höfgen karakterlerine bürünen Gustav Gründgens görünümlü Mephisto’su ile bir nasıl bir benzerlik içerisinde olduğunu göstermeye çalışacağım…

Mephisto

Mephisto, diğer adıyla Mephistopheles; şeytan, iblis, hain anlamına geliyor… Mephisto, Hıristiyan mitolojisinin Cennetten kovulduğu farz edilen yedi şeytandan birisi olarak biliniyor. Avrupa’da Rönesans’ta yaygın olarak kullanılıyor. Bir Hıristiyan miti olmasına rağmen İncil'de adına rastlanmıyor…


Mephisto sözcüğü ile ilk olarak Goethe’nin ünlü kitabı Faust’ta yer alıyor… Mephisto, Faust’ta akıl ve kudret karşılığında Faust'un ruhunu satın alan şeytan olarak karakterize ediliyor…

Alman Sürgün Edebiyatının en güçlü temsilcilerinden birisi olan Klaus Mann, 20. yüzyılın en büyük romanlarından birisi olarak kabul edilen “Mephisto: Bir Kariyer Romanı” isimli romanını 1936 yılında yayınlıyor… .


Daha önce Klaus Mann’ın bu romanından uyarlanan aynı isimli oyunu Türkçeye çevrilmesine ve Türkiye’de sahnelenmesine karşın ne yazık ki bu romanın Türkçe yayınlanması ancak günümüze, 2019 yılına nasip oluyor (!):  Mephisto (Everest Yayınları, 2019)

Günümüz dünyasını ve özellikle ülkemizi anlamak için okunması mutlaka elzem olan bu romanı tanıtmadan önce kitabın yazarı Kalus Mann’ı ve romanda Hendrik Höfgen karakteri olarak anlatılan Gustav Gründgens’i kısaca tanıtmam gerekiyor…  Klaus Mann ve Gustav Gründgens’i tanımadan kitap anlaşılmaz diye değerlendiriyorum…

Klaus Mann

Klaus Mann, 20. yüzyılın en önemli Alman yazarlarından birisi olan ve 1929 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Thomas Mann’ın (1875 -1955) oğlu oluyor. Thomas Mann'ın altı çocuğundan üçü; Erika Mann, Klaus Mann ve Golo Mann da yazar sıfatını taşıyor.


Klaus Mann (1906 -1949), henüz on dokuz yaşındayken Paris’te Hemingway ve James Joyce gibi önemli yazarlarla tanışıyor. Edebiyat çalışmalarına Weimar Cumhuriyeti'nde, o zamana göre tabu sayılacak konular üzerinde başlıyor… Hitler’in iktidara gelmesiyle 1933 yılında Almanya’dan kaçmak zorunda kalıyor… Bu kaçıştan sonra Klaus Mann, nasyonal sosyalizme karşı cesur yazılar yazıyor… Sürgünde iken 1943 yılında ABD vatandaşlığına geçiyor… Eserleri Almanya'da ölümünden çok sonra keşfediliyor... Bugün, 1933 yılı sonrası Alman Sürgün Edebiyatı’nın önemli bir temsilcisi olarak kabul görüyor… Zaten yazı konusu Mephisto’yu da sürgünde iken yazıyor…

Klaus Mann, romanları, öyküleri, günlükleri, anı-mektup kitaplarıyla dönemin ruhunu, Nazilerin icraatlarını, etkilerini, tepkilerini tüm çıplaklığıyla anlatıyor…

Klaus Mann, yaşamı boyunca yaşadığı hem kişisel hem de politik hayal kırıklıklarını artık taşıyamamasından dolayı 21 Mayıs 1949 yılında 43 yaşındayken aşırı dozda uyku hapı alarak intihar ediyor…

Gustav Gründgens

Gustav Gründgens (1899 -1963), 20. yüzyılın en ünlü ve etkili aktörlerinden birisi olarak kabul ediliyor. Berlin, Düsseldorf ve Hamburg'daki tiyatro sanat yönetmenliği yapıyor… Gründgens, Hamburg Kammerspiele Tiyatrosu’nda ilk yönetmenlik deneyimini yaşarken, Klaus Mann ve kız kardeşi Erika ile birlikte çalışıyor… 24 Temmuz 1926'da Gustav Gründgens, her ikisi de eşcinsel olmasına rağmen Erika Mann ile evleniyor… Ancak bu evlilik üç yıl sürüyor…


Bu süre zarfında Erika ve Klaus gibi Gründgens de sol kanat aktivistlerden ve Alman Komünist Partisi (KPD) üyesi bulunuyor. Aynı zamanda Gründgens, Adolf Hitler ve Nazi Partisi'ne duyduğu nefreti de gizlemiyor…

Gründgens, 1932’de Prusya Devlet Tiyatrosu’na giriyor… Gründgens’in oynadığı ilk rol de Goethe’den uyarlanan Mephistopheles oluyor.

Ocak 1933’te Cumhurbaşkanı Hindenburg, Hitler’e hükümeti kurma görevini veriyor ve Weimar Cumhuriyeti’ni Nazi Almanya’sına dönüştürecek süreç başlıyor… 1933’te Klaus ve Erika Mann katıldıkları politik bir kabare nedeniyle Nazi rejimi tarafından kovuşturmaya uğrayınca yurtdışına çıkmak zorunda kalıyor. 1934’te de Klaus Mann Alman vatandaşlığından atılıyor…

Gründgens ise Almanya’da Gestapo’nun kurucusu Hermann Göring'in himayesine giriyor… 1934’te Gründgens Prusya Devlet Tiyatrosu’nun sanat yönetmenliğine getiriliyor... Daha sonra da Göring tarafından Prusya Devlet Konseyi’ne de atanıyor… Ayrıca Berlin'in başlıca tiyatrosu Staatstheater'ın da direktörlüğünü yapıyor… Gründgens, 1934'te, ülkeden kaçan bir Yahudi bankacının sahip olduğu Berlin’deki lüks bir villaya taşınıyor…

Sayısız sanatçı, aydın, düşünür Nazi döneminde çeşitli baskılarla karşılaşıyor, Klaus ve Erika Mann gibi pek çoğu yurtdışına kaçmak zorunda kalıyor, bazıları da hayatlarını kaybederken, Gustav Gründgens’in kariyeri ise hiç sekteye uğramıyor…

Gustav Gründgens, 1936 yılında Joseph Goebbels ile tanışıyor… Joseph Goebbels, tüm eşcinsellere açıkça düşman olmasına rağmen, Gründgens; Hitler, Göring ve Goebbels tarafından koruma altına alınıyor… 1936'da Gründgens, Alman Devleti ile yıllık ortalama 200.000 Reichsmark geliri elde eden bir anlaşmayı imzalıyor…

Gründgens, bu süre zarfında birçok propaganda filminde başrol oynuyor ve film başına ortalama 80.000 Reichsmark kazanıyor… Bir eleştirmen, "Gründgens ilke olarak canavarların hizmetinde bile ego ve kariyer seçen entelektüellerin sembolü olduğunu" iddia ediyor…

Eylül 1944'te Goebbels, tüm Alman tiyatrolarını savaşın sonuna kadar kapatıyor… Ancak, Gründgens’in Berlin’deki villasında oturmasına izin veriliyor... Nisan 1945'te Berlin Kızıl Ordu tarafından ele geçiriliyor... Ancak Gründgens serbest bırakılıyor ve tiyatro yeteneklerini Doğu Almanya'da kullanmasına izin veriliyor… Gründgens 1946 yılında Batı Almanya'ya taşınmayı başarıyor ve birkaç yıl içinde kendisini ülkenin en iyi bilinen yönetmenlerden birisi haline getiriyor...

Gustav Gründgens, 7 Ekim 1963’te Manila’da tatildeyken aşırı dozda aldığı bir tabletten ölene dek bir oyuncu-yönetmen olarak büyük rağbet görmeye devam ediyor…

Mephisto'nun yazılma hikâyesi

Klaus Mann, sürgünde iken yayıncısı Fritz Helmut Landshoff tarafından bir roman yazmak için aylık maaş alacağı cömert bir teklif alıyor…  Klaus başlangıçta, 22. yüzyılda Avrupa hakkında ütopik bir roman yazmayı hedefliyor... Ancak yazar Hermann Kesten, kendisine Nazi Almanya’sında başarılı bir kariyere sahip olmak için ideallerinden ödün veren eşcinsellerle ilgili bir roman yazmasını öneriyor…


Klaus Mann, Hermann Kesten’in tavsiyesini kabul ediyor ve romanını bir zamanlar kaynı olan Gustav Gründgens'e dayandırıyor... Roman 1936 yılında yayınlanıyor… Romanda, (Mephisto) gençliğinde komünist olan bir oyuncu olan Hendrik Höfgen roman kahramanı olarak yer alıyor. Ancak Höfgen’in şahsında anlatılan Gustav Gründgens oluyor.

Kalus Mann, kitabını Almanya’da yayınlamaya çalışıyor... 1949 yılının Nisan ayında, yayıncısından Gustav Gründgens'in itirazları nedeniyle romanının ülkede yayınlanamayacağını söyleyen bir mektup alıyor… Roman, Gustav Gründgens’in kişilik haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle uzun yıllar yasaklı kalıyor... Roman, 1981 yılında yeniden basıldığında hemen kült eser haline geliyor ve günümüze kadar hep gündemde kalmaya devam ediyor…

Mephisto Romanı

Spiegel dergisi kitap hakkında; ‘’Mephisto, 1930’lu yıllarda faşizm yükselirken, boyun eğme ve direnme, kariyer ve ahlak arasında kalanların hikâyesini anlatan en iyi roman” diye, Almanya’nın bir numaralı edebiyat eleştirmeni Marcel Reich-Ranicki de kitap hakkında; “İki dünya savaşı arasındaki Almanya’yı, hatta Avrupa’yı anlamak için bu romanı okumalı” diye yazıyor…


Kitap tanıtım bülteninde de ‘’Zorbaya boyun eğenlerin trajedisini, inandırıcı ve derin karakterleriyle işleyen Mephisto, 1930’lar Almanya’sında Naziler yavaş yavaş iktidara gelirken, Nazilerle işbirliği yapan oyuncu Hendrik Höfgen’in hikâyesini anlatır… Nazilerin ideolojisinden hazzetmese de, kariyerinde yükselmek için iktidara hizmet eden ve bu uğurda önce dostlarını, sonra da ruhunu kaybeden Höfgen, her devirde türlü türlü kılıklarda karşımıza çıkan oportünisti temsil eder…’’ diye yazıyor…

Klaus Mann, romanında Hendrik Höfgen karakterinin kariyer yolculuğunun geri planında 1920’lerden 1936’ya kadar Almanya’daki dönüşümü anlatıyor… Roman kahramanı Hendrik Höfgen sosyalist bir tiyatro oyuncusudur. Liberal görüşlü bir müsteşarın kızıyla evleniyor… Hitler iktidara geliyor, faşizme sürüklenen ülkede çok sayıda sanatçı mahpuslara tıkılıyor, kimi işkenceden geçiyor, kimi öldürülüyor, 75 bin dolayında Alman aydını, yazarı edebiyatçısı yurtlarını terk etmek zorunda kalıyor…

Almanya’daki bu dikta rejiminde bir dolu arkadaşı Nazilerin şiddetine ve yıldırma politikalarına maruz kalırken Höfgen, yalnızca kendi kişisel kariyerini ve ikbalini düşünerek siyasi bir tavır alıyor sanki hiç böyle şeyler yaşanmamış gibi kulaklarını tıkıyor, gözlerini yumuyor, ağzını kapatıyor, üç maymunu oynuyor. Höfgen, tutkuları uğruna faşizme tutsak oluyor, iktidarla uzlaşıyor ve yeni sistemin yıldızlığına yükselen bir aktörü oluyor… Bu süreçte tüm insani ilişkilerini şöhret basamaklarından tırmanmak için kullanıyor…

Romanda zenci sevgilisi Juliette, Hendrik Höfgen’e sonunda şöyle hitap ediyor: “Senin kendinden ve kariyerinden başka bir şey umurunda mı? Pis mesleğinin dışında her şey sana vız geliyor! Başka nasıl çalışabilirdin komünistleri öldürten insanlarla? Sokağa çık biraz Hendrik! Tiyatrodan dışarı çık biraz! Dostlarını sokaklarda öldürüyorlar Hendrik! Çuvallara doldurulan cesetleri göllerin, ırmakların dibinde şimdi…’’

Klaus Mann, romanında sadece Höfgen’e odaklanmış gibi gözükse de bahsettiğim gibi romanın arka planında da iktidarı ele geçiren Nazi rejiminin yaptıklarını açık bir şekilde de anlatıyor…

Klaus Mann Höfgen’i anlattığı romanının ismini “Mephisto” vermesi de tesadüf olmuyor… Yazımın girişinde Mephisto isminin ilk olarak Goethe’nin Faus’tunda geçtiğini söylemiştim. Goethe’de Faust, yaşamını belirli idealler üzerine kuran ve onlardan şaşmayan bir karakter olarak veriliyor. Karşısına çıkan Mephisto ise onu bütünlüklü bilgiye ulaştırabileceğini söyleyerek Faust’un yaşadıkları ideallerinden uzaklaşmasını sağlıyor… Faust’un ruhuna karşılık şeytanla yaptığı bu anlaşma onun insani özelliklerini kaybetmesine yol açıyor…

Orta çağdaki Goethe’nin Faust’un ruhunu ele geçiren Mephisto ile Höfgen’in ruhunu kontrol altına alan despot Nazi rejimi aslında aynı özellikler sahip bulunuyor…

Klaus Mann, Höfgen karakterinin şahsında evrensel bir gerçeği işaret ediyor: Baskı ve despot dönemleri bir yandan dalga dalga korku kültürü yayarken diğer yandan da halka halka fırsatçılar ve çıkarcılar yaratıyor… Baskı dönemlerinde, iktidarın ideolojisi dâhil ideolojilerin bir anlamı kalmıyor… Çıkar karşısında iktidarlar da muhalifler de ideolojilerini bir gömlek gibi değiştirebiliyor… 

Romanın sonunda kötülük sıradanlaşıyor…  

Mephisto Filmi

Mephisto, Macar yönetmen István Szábo tarafından filme alınıyor ve film 1981 yılında tamamlanıyor… Film aynı yıl ‘’en iyi yabancı film’’ dalında Oscar ödülünü alıyor… Szábo’nun ‘’Mephisto’’ filmi sinema sanatının ve tarihinin önemli eserlerinden birisi olarak kabul ediliyor…


Filmde, Hendrik Höfgen karakterini meşhur Avusturyalı oyuncu Klaus Maria Brandauer canlandırıyor… Romanda da olduğu gibi Nazilerin iktidara geliş sürecinde Berlin Devlet Tiyatrosunda Faust oyununda ki Mephisto karakteriyle ünlü olmuş Klaus Maria Brandauer’in bir sosyalistken Nazi işbirlikçisine dönüşmesi, ruhunu şeytana satması ve Faşizm in bir dişlisi haline gelme sürecini anlatılıyor… Filmde ayrıca Faşist bir yönetim iktidardayken sanatın nasıl baskı altına alındığını çok güzel bir şekilde veriliyor…

Sonuç ve günümüz…

Yazımın başında Engels’e olan Kalus Mann’ın itirazını (benim tespitim) bir daha tekrarlamak istiyorum: ''Diktatörlerin en büyük destekçileri sadece köylüler olmamıştır. Diktatörlere en büyük destekçileri köylülerden de daha fazla Mephisto’lar yani Gustav Gründgens’ler, Hendrik Höfgen karakterleri olmuştur… '' 


Faşist rejim öylesine cezbedici zehirli bir mıknatıs halindedir ki, bu sayfalarda daha önceleri anlattığım gibi Birinci Dünya Savaşı'nın Almanlara karşı savaşan Fransız milli kahramanı Maraşel Henri Philippe Pétain, İkinci Dünya Savaşında bir Hendrik Höfgen karakterine bürünüp Mephisto'laşarak Faşizm yanlısı, Nazi işbirlikçisi bir hain haline geliyor...

Yazımın girişinde verdiğim FETÖ artığı, Balyoz ve Ergenekon kumpas davalarının tetikçisi, Gezi olaylarının baş iftiracısı, yandaş kanallarda her daim boy göstererek bu kanalların vazgeçilmez yorumcusu ve iktidarın başının yolculuklarının vazgeçilmez konuğu olan şahıs ülkemizde Hendrik Höfgen karakterlerine bürünen Gustav Gründgens görünümlü tek Mephisto olarak bulunmuyor…

TV ekranlarına, kürsülere, medyaya, sosyal medyaya, bürokrasideki basamaklara, iş hayatına, üniversitelere, yargıya, siyasete, ticarete, mafyaya, yazara, yazmayana, çizere, çizmeyene, caddeye, sokağa ve çevreye dikkatlice bakıldığında ülkede bir değil onlarca, yüzlerce, binlerce, onbinlerce ve yüzbinlerce kişinin Hendrik Höfgen karakterine bürünerek bir nasıl Mephisto’laştığı görülüyor…

Yazımı yine Alman Sürgün Edebiyatının önemli temsilcilerinden birisi olan Hannah Arendt’in bir sözü ile bitireyim:

‘’Kötülüğün sıradanlaştığı yerde iyi, erdemli ve dürüst kalabilmek neredeyse imkânsız hale geliyor…’’ 

Arz ederim…

Osman AYDOĞAN



Yorumlar - Yorum Yaz