• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam618
Toplam Ziyaret2098605

Stratejik kurumların özelleştirilmesi


Stratejik kurumların özelleştirilmesi

Dünyadan örnekler ve Türkiye

05 Şubat 2022


1. GİRİŞ

1991 yılında Sovyetler Birliğinin yıkılmasından sonra dünya ekonomisine kapitalizm egemen oluyor. Devletlerin çoğu kurumları özelleştiriliyor. Ancak kapitalist devletlerde bile bazı stratejik sektörlerde devlet tekeli ya hiç kalkmıyor ya da sektör üzerinde devlet kontrolü devam ediyor. Bazı stratejik sektörler özel şirket elinde kalsa bile devlet tarafından desteklenerek yerlilik vasfı korunuyor.  


Ancak Türkiye’de bu böyle olmuyor. Stratejik kurumlar özelleştirilerek etkisizleştiriliyor veya tamamen yok ediliyor. Ya da yabancılara satılıyor. Özel sektördeki stratejik sektörler de bizzat devlet eliyle engelleniyor. Türkiye’de kurumlar ve şirketler güçsüzleştirilerek devlet güçsüzleştiriliyor. Bu yazıda tüm bunlar örnekleriyle anlatılıyor.

2. KAPİTALİZMİN EGEMENLİĞİ

04 Haziran 1989 tarihinde Polonya’da ikinci dünya harbinden sonra yapılan ilk serbest seçimlerde muhalif halk hareketi olan ‘’Solidarity / Solidarność’’ (Dayanışma) iktidardaki komünist partisine (Polonya Birleşik İşçi Partisi -PZPR) karşı seçimi ezici bir çoğunlukla kazanıyor.  Polonya’daki bu seçim ile Yalta Konferansı’ndan bu yana Doğu Avrupa'da ilk defa komünist olmayan bir hükümet Polonya’da kuruluyor. Polonya’daki bu seçim ‘’Soğuk Savaş’’ı bitiriyor ve komünizmin çöküşünün başlangıcı oluyor. Ve bu değişimi takip eden aylarda Doğu ve Orta Avrupa’daki Sovyet tarzı komünist rejimler domino taşları gibi birbiri ardına düşerek tarihe karışıyor…


O tarihten sonra üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti önemli ölçüde yasaklayan veya kısıtlayan sosyalizm uygulamaları ortadan kalkıyor ve ‘’kapitalizm’’ nerdeyse dünyanın tamamına tek bir ekonomik sistem olarak egemen oluyor…

O tarihten sonra dünyaya egemen olan kapitalizm dünyada çok şeyi değiştiriyor. Dünyanın en büyük komünist devletleri olan Rusya ve Çin de kapitalist devletler safına katılıyor.

Bu gelişmelerden sonra da kapitalist devletlerde de sosyal piyasa ekonomisini geliştirmek için çoğu devlet işletmeleri özelleştiriliyor.

3. BATI AVRUPA DEVLETLERİNDE KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİ VE ÖZELLEŞTİRMEYE GİDEN SÜREÇ

Batı Avrupa devletleri, her ne kadar kapitalist olsalar da, sanılanın aksine devlet politikalarında, kamu tekellerinin kamu yararı sağlayan sektörler olduğuna yönelik bir inanış nedeniyle mevcut kamu ve özel sektör endüstrilerinin karışımını kabul ediyor. Bu nedenle de II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’sında posta, telekomünikasyon, demiryolları, hava ulaşımı, elektrik ve gaz endüstrileri, su ve kanalizasyon hizmetleri merkezi yönetimler ya da yerel yönetimler tarafından sahipleniliyor… Bu husus 1957 tarihli Avrupa politik iş birliğini resmen başlatan Roma Anlaşması’nın 37. maddesinde de yer alıyor: “Üye ülkeler ticari karaktere sahip her kamu tekelini ileriye yönelik olarak ayrımcılık olmayacak şekilde dönüştürmelidirler.”.


1986 tarihli ‘’Tek Avrupa Anlaşması’’  (Single European Act), kamu yararı ve hükümete ait şirketlerin kendi hukuki statüsü üzerinden sınıflandırılması şartını koşuyor…

AB’yi kuran 1992 tarihli Maastricht Antlaşması’yla da AB’nin “üç temel direği” oluşturuluyor. Bunlar; ‘’Ekonomik ve Parasal Birlik’’ (EPB), ‘’Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası’’ (ODGP) ile ‘’Adalet ve İçişlerinde İşbirliği’’ politikaları oluyor. Bu çerçevede Maastricht Anlaşması 130. maddede ‘’açık ve rekabetçi piyasa’’lar vurgulanarak AB ülkeleri için ‘’Tek Piyasa’’ inşa etme uygulaması kabul ediliyor. Bu uygulamanın kabulünden sonra AB’inde özelleştirme programları ciddiyet kazanıyor.

4. AB DEVLETLERİNDE KAMU PAYI ve TÜRKİYE

1992 tarihli Maastricht Antlaşması’yla AB ülkelerinde özelleştirmeler hız kazanıyor ancak her ne kadar AB ülkeleri kapitalist ülkeler olsalar da sanıldığı gibi öyle her kurum özelleştirilmiyor. AB ülkeleri stratejik gördüğü çoğu kurumlarda da devlet varlığını ve kontrolünü devam ettiriyor.


Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütünün (OECD) kamu işletmeleri için stratejik kabul ettiği hizmet sektörleri bulunuyor. 2005 yılında bu sektörlerin sayısı yedi olarak tanımlanıyor. Bunlar; posta, Telekom / medya, demiryolları, elektrik, gaz / petrol / kömür, hava taşımacılığı ve finansal hizmetler olarak sınıflandırılıyor. Bu çalışmada söz konusu sektörlere, AB ülkelerinde ‘’kamu işletmeleri’’ adları veriliyor. 2014 yılına gelindiğinde, dokuz stratejik sektörlü bir sınıflandırma ile karşılaşılıyor.  Bunlar; Hidrokarbon üretimi ve rafinesi, imalat, finans, telekomünikasyon, elektrik ve gaz, ulaşım, gayrimenkul, diğer hizmetler (elektrik, gaz ve posta hizmet operatörlerini kapsıyor) ve diğer faaliyetler olarak sınıflandırılıyor.

Önemli bir ekonomik gösterge olarak günümüz devletlerinde kamu iktisadi teşebbüslerinin büyüklüğünün hesaplanmasında kullanılan ve KİT’lerin satış, varlık, piyasa değerinin her bir ülke veya ekonomideki en büyük 10 firmanın; satış, varlıklar, piyasa değerine kıyaslanmasıyla elde edilen ‘’Ülke KİT Payı Göstergesi’’nde OECD verilerine göre, 1-100 arasında olan bu sayı Türkiye için 2.8 olarak veriliyor. Bu sayı, devlet mülkiyetinin ekonomiyi tanımlama ve belirlemedeki ağırlığının düşük olduğunu ifade ediyor. (1)

Kapitalist ülkelerde ekonomi yönetimi sanıldığı gibi tamamen özel sektörce yürütülmüyor.  Ekonomik hayatta devletin payı; Amerika’da %32,3, Almanya’da %49, Avustralya’da %51,7, Fransa’da %54,25, İngiltere’de %41, İsveç’te %62,3, İsviçre’de %48,8, İtalya’da %50,2, Japonya’da %35, Kanada’da %42,3 olarak yer alıyor. Bu oran Türkiye’de ise %26,6 olarak bulunuyor. Bu rakamlar AB ülkelerinde kamunun devlete yük olmadığını gösteriyor.

Dünyada ve ülkemizde en önemli sorun işsizlik ve istihdam sorunu olarak yer alıyor. İstihdam sorunu devletlerin, devletleri yöneten iktidarların çözmesi gereken sorun olarak biliniyor. ABD’de 13, Finlandiya’da 10, Kanada’da 12, Almanya ve Hollanda’da 19, İspanya ve İtalya’da 25 kişiden biri kamu çalışanı oluyor. Türkiye’de ise 30 kişiden biri kamuda çalışıyor. Kamu çalışanlarının nüfusa oranı ülkemizde 3,34, ABD’de 7,46 oluyor.

Devletlerin toplam istihdam içindeki payları şu şekilde veriliyor: Finlandiya % 24, Fransa % 22, Kanada % 17, ABD % 15, İspanya % 15, İrlanda % 15, Belçika % 15, Portekiz % 15, Almanya % 12 ve Türkiye %9.


Rakamlara bakıldığında istihdam sorununun çözümünde kamusal alanın büyük ağırlığı olduğu gözüküyor. Oysa ülkemizde kamuda çalışan çok az olmasına karşın özelleştirmenin istihdam sağlayacağı gerekçesi öne sürülüyor. Ülkemizde şimdiye kadar yapılan özelleştirmelere baktığımızda, istihdamı olumsuz yönde etkilediği, istihdam hacminin %13,8 gerilediği görülüyor. Özelleşen işyerlerinde işten atılma oranı %68,2, sendikasızlaştırma oranı ise %72 olarak yer alıyor. (2)

5. ALMANYA ÖRNEĞİNDE ÖZELLEŞTİRMELER

Bu bölümde AB’nin en büyük ekonomik ölçekli ülkesi olan Almanya’da özelleştirmelerin nasıl yapıldığını iki örnekle açıklamak istiyorum.


 Doğu Alman şirketlerinin özelleştirilmesi

1990 yılında Doğu ve Batı Almanya birleşiyor. Birleşme sonrası, sosyalist / komünist sisteme sahip olan Doğu Almanya sanayi 12.500 işletme haline dönüştürülüyor. Sonra da bu işletmeler, serbest piyasa ekonomisi kurallarına göre yeniden yapılandırarak özelleştirmek amacıyla Türkçe ‘’kayyum’’ diyebileceğimiz  ‘’Treuhandanstalt’’ adlı kuruma devrediliyor. Treuhandanstalt, özelleştirme ve satışlardan 60 milyar Alman Markı elde ediyor. Buna karşılık yapılan harcamalar 300 milyar markı buluyor. Bu harcamaların büyük bir çoğunluğunu ıslah edilen, iyileştirilen şirketler için yapılan harcamalar oluşturuyor. Bu iyileştirme çalışmaları bittikten sonra Treuhandanstalt, Doğu Almanya’nın sanayisini yüzde 85’ini Batı Alman şirketlerine, yüzde 10’unu yabancılara ve sadece yüzde 5’ini Doğu Almanlara devrederek 31 Aralık 1994 tarihinde görevini tamamlıyor.


Deutsche Bundespost’un özelleştirilmesi

Devlet tekeli olarak kurulan ve Deutsche Bundesbahn'dan sonra Federal Almanya Cumhuriyeti'ndeki en büyük ikinci işvereni olan ‘’Deutsche Bundespost’’1995 yılında özelleştiriliyor. Özelleştirilmeden önce limited şirketler halinde Deutsche Post AG, Deutsche Telekom AG ve Deutsche Postbank AG olarak üç şirkete bölünüyor.


Bu şirketlerden Deutsche Telekom AG, üç farklı şeklinde borsalara sürülüyor. Birinci satış ulusal borsada gerçekleştiriliyor. İkinci satış Avrupa borsalarında yapılıyor. Üçüncü satış da dünya borsalarına yönelik olarak sunuluyor.  Ancak Alman hükümeti şirket hisselerinde doğrudan %14,5 ve devlet bankası ‘’KfW Development Bank’’ (KfW Kalkınma Bankası) aracılığıyla %17,4, toplamda %31.9 hisseye sahip oluyor…

Deutsche Telekom AG’nin özelleştirmeden önce başına, Sony Avrupa’nın başındaki yöneticisi ekibiyle birlikte getiriliyor.

Şirket, sabit hat (Fixed-line), mobil telefon, geniş bant - hızlı internet (Broadband), Dijital TV, Dijital medya, yazılım (IT, bilgisayar) ve telekomünikasyon alanlarında faaliyet göstermeye başlıyor.

Deutsche Telekom AG, özelleştirilmesinden sonra 2020 yılı itibarıyla; Avusturya’nın Eflatun Telekom, Yunanistan’ın Cosmote Mobil Telekomünikasyon SA, Polonya’nın T-Mobile Polska SA, Çek Cumhuriyeti’nin T-Mobile ve Slovakya’nın Slovak Telekom şirketlerinin %100,00 hissesini satın alarak bu şirketlerin tamamına sahip oluyor. Deutsche Telekom AG ayrıca; Bosna Hersek’in HT Eronet şirketinin %39,10 hissesini, Hırvatistan’ın Hrvatski Telekom dd şirketinin %51,71 hissesini, Yunanistan’ın OTE (Yunan Telekomünikasyon Kurumu SA) şirketinin %48.30 hissesini, Macaristan’ın Magyar Telekom Nyrt.şirketinin %60,49 hissesini, Karadağ’ın Crnogorski Telekom AD şirketinin %76,53 hissesini, Makedonya’nın Makedonski Telekom AD şirketinin %56,67 hissesini, Romanya’nın Telekom Romanya Mobil İletişim SA şirketinin %99,99 hissesini, Amerika Birleşik Devletleri T-Mobile ABD, Inc. şirketinin %43.0 hissesini satın alıyor.

Deutsche Telekom AG, 2020 yılında;  101 billion Euro hasılat, 12.8 billion Euro faaliyet geliri, 4.2 billion Euro net gelir elde ediyor. Deutsche Telekom AG, 2020 yılında 264.9 billion Euro toplam varlığa ve 72.6 billion Euro öz sermayeye ulaşıyor.

Deutsche Telekom AG, 2020 yılında; Forbes Global 2000 listesinde 69. sırada ve Fortune 500 şirketleri arasında 86. sırasında yer alıyor. Bu bilgiler şirketin web sayfasında yer alıyor…

Deutsche Telekom AG, bütün bunları 1995 yılındaki özelleştirilmesinden sonra başarıyor…

Gerek Doğu Alman varlıklarının özelleştirilmesinde gerekse de Deutsche Telekom AG’nin özelleştirmesinde blok satışlar yapılmayıp, mülkiyetin halka yayılması ve halkın ekonomiye doğrudan katılması amacıyla alıcılar belli bir hisse alımı ile sınırlandırılıyor…

6. TÜRKİYE’DE ÖZELLEŞTİRMELER

24 Ocak 1980 kararları ile Türk ekonomisi Neo-liberal düşünce akımının bir ürünü olan ve serbest piyasa ekonomisi denilen yeni bir iktisat modeline geçiyor. Bu modele göre; ekonomide yaşanan krizin en önemli sorumlusu devlet olarak gösteriliyor. Bu görüşe göre ekonomik krizden kurtulmak için devletin ekonomiye olan müdahalesinin en aza indirilmesi ve bütün ekonomik birimlerin piyasa koşullarında faaliyette bulunması gerekiyor. Bu nedenle de kamu varlıklarının, KİT’lerin özelleştirilmesine başlanılıyor.

Özelleştirmeler için şu gerekçeler ileri sürülüyor: Mülkiyet halka yayılacak, zarar eden kuruluşlar kâr etmeye başlayacak, halk ekonomiye doğrudan katılacak, ekonomiye canlılık gelecek, sanayileşme hızlanacak, KİT’ler artık devlete yük olmaktan çıkacak, devletin vergi gelirleri artacak, yolsuzluk azalacak, verim artacak, istihdam artacak. Ancak anlatacağım gibi hiç de öyle olmuyor. Hatta özelleştirilmeler sonucu bu sayılan gerekçelerin tam tersi oluyor…


Türkiye'de 1986 yılından buyana 184 kuruluş özelleştiriliyor. Özelleştirilen bu kurumlardan bazı örnekler vermek istiyorum:

        a. TPAO – TÜPRAŞ – PETKİM

Petrokimya fabrikaları sanıldığı gibi ham petrolden sadece yakıt üretmiyor.  Petrokimya fabrikalarında ham petrolden akaryakıt dışında plastik, sentetik kauçuk, elyaf hammaddeleri, amonyum sülfat vb. gibi binlerce petrokimya ürünleri üretiyor. Bu ürünler; inşaat, havacılık, savunma sanayii, tıbbi malzeme, tarım, otomotiv, elektrik, elektronik, ilaç, boya, deterjan, kozmetik ve ambalaj sektörleri alanlarında kullanılıyor.


Beş Yıllık Kalkınma Planları doğrultusunda; 1941 yılında Petrol Ofisi, 1954 yılında TPAO, 1965 yılında PETKİM, 1983 yılında TÜPRAŞ kuruluyor. 1960’lı yıllarda TPAO, TÜPRAŞ, PETKİM ve Petrol Ofisi, entegre haline, yani kuyudan pompaya kadar üretim zinciri haline getiriliyor.

Ancak 2000’li yıllarda, TPAO – TÜPRAŞ – PETKİM - Petrol Ofisi zinciri parçalanıp, zincirden bağımsız hale getirilip, özelleştirilme adı altında parça parça satılıyor.  TÜPRAŞ,  3-5 yıllık kazancı karşılığı satılıyor. 2002 yılına kadar Türkiye’nin en fazla kurumlar vergisini ödeyen 10 firma arasında yer alan ve 2001 yılında en çok vergiyi ödeyenler sıralamasında 6. sırada yer alan Petrol Ofisi özelleştirildikten sonra hiç kurumlar vergisi ödemiyor.


Türkiye’nin en büyük ithalatı petrokimya ürünlerinde yapıyor. Aslına bu zincirlerin yerine benzeri zincirlerin kurulması gerekiyor iken bu zincirler parçalanıp parça parça babalar gibi satılıyor …

 TÜPRAŞ

Türkiye Petrol Rafinerileri veya TÜPRAŞ, 1983 yılında Batman, İzmir, İzmit ve Kırıkkale'deki devlete ait dört petrol rafinerisinin birleştirilmesiyle çatı şirket olarak kuruluyor. 2006 yılında TÜPRAŞ'ın yüzde 51'lik hissesi Koç-Shell ortak girişim grubuna satılıyor… Koç Holding, Aralık 2013'te Shell'in hisselerini de satın alarak halka kapalı kısmının tek başına sahibi hâline geliyor.

PETKİM

1965 yılında TPAO öncülüğünde kurulan PETKİM, yüzde 51 oranındaki kamu hissesinin blok satış yöntemi ile 2007 yılında özelleştirilerek Socar-Turcas-Injaz Ortak Girişim Grubu’na 2,04 milyar dolara satılıyor. Yüzde 51’i Socar Turcas Petrokimya AŞ’ye ait olan PETKİM’in yüzde 38,68 hissesi İMKB’de işlem görüyor… PETKİM’de, naylon altı monomeri, klor alkali, karbon karası gibi önemli ürünlerin üretimi özelleştirmeden sonra tamamen durduruluyor…

KAPROLAKTAM FABRİKASI

Türkiye’deki sentetik iplik sanayi; PP, PES, akrilik gibi iplik türleri yanında, naylon-6 iplik de üretiyor. Bu iplik, tekstil sanayinde ve özellikle de balık ağları yapımında kullanılıyor. Naylon-6’nın hammaddesi çeşitli kimyasalların üretiminde kullanılan monomer kaprolaktam maddesi oluyor. Kaprolaktam aynı zamanda MDF, lamine reçine tutkalı ve emprenye kağıt üretiminde kullanılıyor. Çok basit bir anlatımla, naylon iplik üreten fabrikalar bu naylon ipliğini kaprolaktam hammaddesinden üretiyorlar. Türkiye, bu ihtiyacını karşılamak için Petkim Yarımca Kompleksi’nde 1976 yılında kaprolaktam fabrikasını kuruyor. Ancak dışarıdan hazır almak daha kolay ve ucuza geldiği için kaprolaktam fabrikası 1993 yılanda kapatılıyor. Fabrikanın tezgâhları da sökülüp hurdaya satılıyor. Ülkesindeki fabrikasını kapatan ve fabrika tezgâhlarını söküp hurdaya satan Türkiye, günümüzde kaprolaktam hammaddesini yurtdışından çeşitli ülkelerden dolar vererek ithal ediliyor. Günümüzde böyle bir tesisi kurmak yaklaşıl 500 milyon dolara mal oluyor…

        b. PETLAS

1974 yılıda yaşanan askerî ambargo nedeniyle öncelikle uçak lastiği üretmesi amacıysa 1976 yılında PETKİM'in öncülüğünde, PETLAS Lastik Sanayi AŞ. kuruluyor. PETLAS’ın, 1977 yılında temeli atılıyor ve 1989 yılında da üretime başlıyor. 1994teki 5 Nisan ekonomik kararlarıyla PETLAS’ın kapısına kilit vurulmasına karar veriliyor. Çalışanların tepkisi üzerine özelleştirme çalışmaları sırasında Kombassan Holdinge 1997 yılında 35 milyon dolara satılıyor. Kombassan Holding sekiz yıl süreyle fabrikayı işlettikten sonra 2005 yılında üretilen lastiğin büyük bir bölümünü pazarlayan Abdülkadir Özcan'a satıyor.

        c. SEYDİŞEHİR ETİ ALÜMİNYUM FABRİKASI

Seydişehir Eti Alüminyum Fabrikası, 1973 yılında Konya ilinin Seydişehir ilçesinde kuruluyor. Türkiye Cumhuriyetinin modern ve tek alüminyum üreticisi olan Eti Alüminyum Fabrikası aynı zamanda boksit cevherinden nihai ürüne kadar üretim yapabilen dünyanın sayılı entegre tesislerinden birisi oluyor... 

Seydişehir Eti Alüminyum Fabrikası, özelleştirme kapsamında 2005 yılında 305 milyon dolara Cengiz Holding’e (Mehmet Cengiz) satılıyor. 2004 yılı kârı bilançolara 191 milyon lira olan Oymapınar Hidroelektrik Santrali, bedelsiz olarak 49 yıllığına Eti Alüminyum'u satın alan şirkete (Cengiz Holding) devrediliyor. Yani Oymapınar Hidroelektrik Santrali, Eti Alüminyum'u satın alan şirkete hediye olarak, bedavaya veriliyor.

Danıştay, 27 Kasım 2007 tarihinde  fabrikanın satışını iptal ediyor. Ancak Danıştay kararı hükümetçe yok sayılıyor. AKP, mahkeme kararlarının uygulanmasını engellemek için  11 Haziran 2012 tarihinde yeni bir kanun  çıkartarak, ‘’özelleştirilip, geçen zaman içerisinde alıcı kişiler tarafından yapılan bazı yenileştirme veya değiştirmeler neticesinde, geriye dönüşü müsait olmayan kamu mallarının geriye alınmayacağı’’ konusunda bir yasa çıkartıyor. Anayasa Mahkemesi bu yasayı iptal ediyor. Ancak mahkeme kararları uygulanmıyor. Tüm bunlara rağmen hala fabrika Cengiz Holding’e ait olarak yasa dışı bir şekilde faaliyetine devam ediyor.

Seydişehir Eti Alüminyum Fabrikasını Cengiz Holding’den bir Alman şirketi geçtiğimiz yıllarda tam 3 milyar dolara satın almak istiyor. Fakat Alman şirket Seydeşehir’deki bu hukuksuzluğu görerek bu alımdan vazgeçiyor. Alman şirket 3 milyar dolara satın alsaydı, 305 milyon dolara devletten alıp 3 milyar dolara Alman’a satmak çok güzel bir iş oluyordu!  


        ç. ERDEMİR

Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları TAŞ (ERDEMİR)’in yüzde 52,7’lik hissesi, 2006 yılında özelleştirilerek OYAK’a satılıyor. ERDEMİR’in yüzde 47,63’lük hissesi halka açık kısım olarak borsada işlem görürken geriye kalan 52,7’lik kesimi halen OYAK’ın elinde bulunuyor..

        d. TÜLOMSAŞ

Eskişehir merkezli, TCDD'nin bağlı ortaklığında 1986-2020 arası faaliyet gösteren lokomotif üreticisi bir anonim şirket olan TÜLOMSAŞ, ıslah edilmeyip, tüm faaliyetleri 2020'de kurulan TÜRASAŞ bünyesine dâhil edilerek varlığına son veriliyor. TÜLOMSAŞ, faaliyet gösterdiği dönemde TCDD'nin ihtiyaçlarını karşılamak üzere lokomotif, demiryolu bakım aracı, bojili yük vagonu, çeşitli tipte dizel motor, alternatör ve cer motoru gibi parçaları üretiyor. Hızlı trenlerin devreye sokulduğu, şehirlerin metrolarla donatıldığı 2000’li yıllarda TÜLOMSAŞ yerine İspanya’dan ve Çin’den trenler ve vagonlar ithal ediliyor.

         e. TAKSAN 

AKP, iktidara gelir gelmez ilk önce ‘‘fabrika kuran fabrikaları’’ elden çıkarıyor. 2003 yılında iki kamu şirketi, Ortadoğu ve Balkanlar’ın en büyük tezgâh üreticisi TAKSAN ile sanayi tesisi imalatı yapan GERKONSAN satılıyor. .

TAKSAN, taşlama tezgahları, freze ve delme tezgahları, otomat torna tezgahları, dişli ve dişli kutuları üretim tesisleri ile merkez döküm, ışıl işlem ve model imalat atölyesinden oluşan entegre bir kuruluş olarak 1985 yılında işletmeye açılıyor. TAKSAN, “Fabrika kuran fabrika” olarak tanımlanıyor, ürettiği tezgâhların bir bölümünü iç piyasaya verirken, bir bölümünü de, yurtdışına ihraç ederek ülkeye döviz gelmesini sağlıyor. TAKSAN, beklenen performansı daha ilk yıllarında yakalıyor.  Hatta 18 bin Mark karşılığında Almanya'ya ihraç edilen “TAKSAN” markalı tezgâhlar, orada allanıp pullandıktan sonra aynı tezgâh 130 bin, 140 bin Mark’a Türkiye'ye geri satılıyor…

Ne var ki, sonraları ortaya çıkan pazarlama sorunları, işletme sermayesi temininde çekilen güçlükler ve yönetim zaafından kaynaklanan sıkıntılar, TAKSAN'ın nefesini tıkıyor. Planlaması 3 bin personel istihdam edilecek şekilde yapılan işletmede, açılışın üzerinden birkaç yıl bile geçmeden, altı ana üniteden dördü devre dışı kalıyor. Çalışan sayısı 1300’lerden 800'lere düşüyor. Ve tabii, sorunlarıyla başedilemeyen TAKSAN, MKE'ya devrediliyor. 2001 yılında da MKE tarafından özelleştirilmek üzere Özleştirme İdaresi Başkanlığına devrediliyor. 2003 yılında da blok satış yöntemiyle Büyükmıhçı Grubu'na satılıyor. Büyükmıhçı Grubu elinde TAKSAN, 2016 yılına kadar atıl kalıyor, piyasayı Tayvan malı takım tezgâhları işgal ettikten sonra 2016 yılında fabrikayı Dener Gurubu satın alıyor ve fabrika 2017 de tekrar faaliyete geçiriliyor.

         f. GERKONSAN 

Çelik konstrüksiyon, teçhizat ve makine İmalatı yapan GERKONSAN (Gerede Çelik Konstrüksiyon ve Teçhizat Fabrikaları Sanayi ve Ticaret AŞ), 2003 yılında özelleştirilerek Tören Ortak Girişi Grubu (OGG)’na satılıyor. OGG, fabrikayı yürütemiyor. GERKONSAN, 2012 yılında banka borcu nedeniyle satışa çıkarılıyor. 2012 yılında GERKONSAN’ı Bank Asya satın alıyor. Bank Asya da fabrikayı çalıştırmıyor. GERKONSAN, 8 yıl atıl kaldıktan sonra 2020 Ocak ayında yapılan ihalede ASP Assan firması satın alıyor…

         g. ÇİNKUR

Eti Maden İşletmeleri tarafından 1967 yılında Kayseri ve çevresindeki madenleri işleyerek çinko ürünlerine dönüştürmek amacıyla Kayseri'nin İncesu ilçesi yakınlarında ÇİNKUR tesisi kuruluyor. ÇİNKUR, bir dönem Türkiye'nin en büyük sanayi kuruluşlarından birisi oluyor.

Türkiye`nin en büyük çinko, kurşun üreticisi konumunda olan ÇİNKUR AŞ, 1 Haziran 1996 tarihinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından İranlı işadamları tarafından kurulan Kayseri Maden Metal Ticaret AŞ`ye satılıyor. Ancak bu satıştan üç yıl sonra 26 Kasım 1999`da fabrikada üretim durduruluyor. İki yıl atıl kalan ÇİNKUR, 2001 yılında 44 madencinin bir araya geldiği ``Grup Madencilik`` tarafından satın alınıyor. Fakat bu grup da fabrikayı işletemiyor.

ÇİNKUR, 2003 yılında icradan satışa sunuluyor. İpek Mobilya, fabrika arazisini mobilya üretiminde kullanmayı düşünerek tesisi icradan satın alıyor.

Ancak İpek Mobilya, mobilya üretimi fikrinden vazgeçip tesisi yeniden faaliyete geçirmeye karar veriyor. Fabrika, ÇİNKOM adıyla 2005'te yeniden üretime başlıyor… ÇİNKOM AŞ, bu fabrikadaki üretimiyle Türkiye'nin en çok ihracat yapan ilk 500 firması arasına giriyor…

          h. SEKA

SEKA, ülke kağıt ithal eden bir ülkeyken sekiz ildeki SEKA kağıt fabrikaları depolarındaki kağıt fiyatına yok pahasına satılarak özelleştiriliyor. Üretim hatları sökülüp arsalarına AVM’ler yapılıyor. Balıkesir SEKA fabrikasında olduğu gibi Bursa İdare Mahkemesi özelleştirme kararını iptal ediyor, AKP Hükumeti Bakanlar Kurulu karar alarak mahkemenin bu kararını Bakanlar Kurulu kararı ile yok sayıyor. İzmit Seka Fabrikası özelleştirmeden sonra kapatılarak arsasına AVM yapılıyor...

          ı. TEKEL

1862 yılında tütün dış alımının yasaklanması ve tuz tekeline ilişkin yönetmeliğin yayımlanmasıyla  "İnhisar İdaresi’’ kuruluyor. 1879 yılında yayınlanan Rüsumu Sitte Kararnamesi'yle tekel gelirleri devletin iç borçlarına karşılık olarak yabancı bankerlere bırakılıyor. 1883 yılında Osmanlı Devleti, dış borçları nedeniyle tütün tekeli ayrıcalığını yabancı sermayeli Tütün Rejisi'ne devrediyor

Tütün tekeli uzun yıllar bu şirket tarafından işletiliyor. Cumhuriyet kurulduktan sonra 1925 yılında 4 milyon liraya satın alınarak millîleştiriliyor. ‘’İnhisar İdaresi’’ olan adı, 1946 yılında ‘’TEKEL Genel Müdürlüğü’’ olarak değiştiriliyor. TEKEL, 1983 yılında kamu iktisadi kuruluşuna (KİK) dönüşüyor, 1987 yılında ‘’Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğü’’ adını alıyor.  2002 yılında ise iktisadi devlet teşekkülü (İDT) hâline getiriliyor.

1984 yılında yapılan düzenlemeyle TEKEL, yabancı sigara ithalatına başlıyor. 1986 yılında, tütünde devlet tekeli kaldırılarak özel sektöre TEKEL ile ortak olmak şartıyla sigara üretme izni veriliyor. 1988 yılında ise Virginia ve Burley tipi tütünde ithalat yasağı kaldırılıyor.

1990’lı yıllarda TEKEL, kamuya en yüksek getiriyi sağlayan işletmelerden birisi haline geliyor. Ancak TEKEL’in “zarar ettiği”, “verimsiz olduğu” masallarıyla diğer kamu işletmeleriyle birlikte TEKEL de özelleştirme listesine alınıyor.

2003 yılında TEKEL, önce alkollü içkiler, tütün ve tuz ürünleri birimleri olarak üçe bölünüyor.

 Alkollü içkiler bölümü

TEKEL’in Alkollü içkiler bölümü 2004 yılında; 17 fabrika, hammadde ve kasasındaki 348.4 trilyon TL (o zamanki para) ve stoklarındaki 70 milyon TL değerindeki içkiyle beraber ilk iki yılı ödemesiz olarak taksitle 292 milyon dolara Limak-Nurol-Özaltın-Tütsab Girişim Grubu’na (MEY İçki Sanayi ve Ticaret AŞ’ne) satılıyor. Satın alan grup yaklaşık iki yıl sonra 2006 yılında, %92 hissesini üç katından fazla bir meblağa, 950 milyon dolara Amerikan Texas Pacific Group’una satıyor. Amerikan şirketi de beş yıl sonra, 2011 yılında MEY İçki’yi, 2 milyar 100 milyon dolara İngiliz DİAGEO Şirketine satıyor… Bu satışın ilk satışla ilgili olarak Yargının durdurma kararları da uygulanmıyor.

Sonuç olarak; 2004 yılında, kamu varlığından 292 milyon dolara satılan TEKEL’in içki bölümü, bu bölümü yerli bir şirketten alan ABD’li şirket tarafından, hiçbir ek yatırım yapmadan, 7 yıl sonra bir İngiliz şirketine 2,1 milyar dolara satılıyor.

Ayrıca TEKEL’in içki bölümünün özelleştirilmesinde işçilerin 32 milyon dolar tutan kıdem tazminatı, alıcı firma zarar görmesin diye, devlet tarafından yükleniliyor…

Ayrıca TEKEL’in içki bölümü özelleştirme çalışmaları kapsamında önceden 2 fabrikası (Şanlıurfa ve Kırıkkale), ihale sonrası ise 8 fabrikası (Ankara, Çanakkale, Diyarbakır, İstanbul, İzmir, Ürgüp, Yozgat ve Acıpayam) kapatılıyor. Bugün yalnızca 9 fabrika faaliyette bulunuyor. Böylece binlerce işçi sokağa, binlerce üzüm üreticisi de kaderine terk ediliyor.

Tütün ve sigara fabrikaları

TEKEL’in sigara fabrikaları, sigara, pipo, kıyılmış tütün ve nargile tütünüyle ilgili varlıkları, markaları ile beraber 2008 yılında yıl 1 milyar 720 milyon dolara British American Tobacco (BAT)’ya satılıyor. Bu nedenle kuruluş Aralık 2008'den beri "tta A.Ş." kısaltmasını kullanıyor..  

Satış sonrası İstanbul, Adana, Bitlis, Malatya ve Tokat sigara fabrikaları kapatılıyor. 

TEKEL’in tütün kısmının henüz satılmadığı 2006 yılının rakamlarına göre, Türkiye’de tütün üreticisi hane sayısı 2002-2006 döneminde 477 binden, 194 bine düşüyor. Bu rakam tüm fertleriyle birlikte yaklaşık 1 milyon tütün üreticisinin işsiz kalması anlamına geliyor. Tütün üretimiyse aynı dönemde yüzde 40’a yakın gerileme kaydederek 1962 yılında 200 bin tondan 93 bin bin tona geriliyor. 1984 yılında “0” olan tütün ithalatı, 2006 yılında 250 milyon dolara yükseliyor. 2006 yılında ihracat ise 500 milyon dolara geriliyor...

TEKEL’in özelleştirmelerden sonra elinde kalan 23 Yaprak Tütün İşletme Müdürlüğü’yle 5 Yaprak Tütün İşleme Atölyesi Özelleştirme İdaresi tarafından kapatılıyor. Binlerce üretici üretimden vazgeçiyor.

Özelleştirmelerden sonra TEKEL’in sözleşmeli üretimini sonlandırması sonucu Güneydoğu Anadolu başta olmak üzere üreticiler geniş kitleler halinde üretimi terk ediyor.

Bu sürecin tamamlanmasıyla birlikte, Türkiye kendi tütünü üretemeyen ve yabancı tütün ve sigaraya net bağımlı bir ülke haline geliyor… Tütün piyasası yabancılaşıyor. Böylece 1883 yılındaki Türün Reji İdaresi boyunduruğundan yaklaşık 125 yıl sonra, şimdi de Türkiye’de piyasa, yabancı tekelin insafına bırakılıyor.

Tuz bölümü

2001 yılında çıkarılan bir yasa ile tuz kaynakları Maden Kanunu kapsamına alınarak tuzda devlet tekeli kaldırılıyor. Böylece kişi ve özel kurumlara yeni işletme ruhsatı ve izni veriliyor.

          i. TÜRK TELEKOM

Türk Telekom, 14 Kasım 2005 tarihinde özelleştiriliyor. Bu özelleştirme Türkiye tarihinin en büyük özelleştirmesi olarak tarihe geçiyor. Özelleştirme kapsamında Türk Telekom’un %55 hissesi Lübnanlı bir firma olan Öger Telekomünikasyon AŞ’ne 6 milyar 550 milyon dolara devrediliyor.


Bugün yer altı ve yer üstü kablo yatırımlarıyla kenti, ilçesi, köyü, mezrasına varana kadar milyonlarca km bir ağla Türkiye’nin her tarafına ulaşmış kablolu  telefon hizmeti götüren bir kurumun yerine yenisini kurmak, zaman süreci hariç 20 milyar doların üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Yenisini 20 milyar dolara kurulamayan ve yıllık kârı 2,5 milyar dolar olan bu kurum 6,5 milyar dolara satılıyor. (Oger Telekomünikasyon, -satılan %55 hissesinin- 2005 karı 1.18 milyar dolar, 2006 kârı ise 1.6 milyar dolar. Bu tutarlar ise sadece iki yılda ödediği paranın yaklaşık %45 i anlamına geldiğini, ne kadar ucuza satıldığını gösteriyor.)

Üç yıl sonra, Temmuz 2018 tarihinde Oger Telekom'un bankalara olan kredi borcunu ödeyememesi nedeniyle, kredi veren bankalar, şirketin Türk Telekom'daki hisselerini devralıyor. 17 Ağustos 2018 tarihinde BTK'nın devrine izin vermesinden sonra, 29 Ağustos 2018'de Hazine ve Maliye Bakanlığı alacaklı bankalar tarafından devralınmasına onay veriyor. Sonuçta Türk Telekom’un hisse yapısı şu şekilde oluşuyor: Levent Yapılandırma Yönetimi (LLY) AŞ '%55 hisse, T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı '%25 hisse, Borsa İstanbul %15 hisse (halka açık) ve Türkiye Varlık Fonu '%5 hisse…

Özelleştirme kararından sonra görülüyor ki altyapısı devlete ait olan ve 21 yıllık işletme imtiyazı ile Türk Telekom'u 6,5 milyar dolara satın alan Oger grubu, bu alım için elini cebine atmadığı gibi yurtdışından para girişi bile sağlamıyor. Satın alma bedelinin çok önemli bir kısmını Türk bankalarından aldığı kredi ile ödüyor. Oger bu kredileri geri ödemediği gibi yıllık kârını da ülkesine transfer ediyor. Oger Grubu, Türk Telekom üzerinden 2006-2015 döneminde 5.7 milyar dolar kâr elde ederek, borçlarını ödemeden bu geliri Türkiye’den kaçırıyor. Oger, ayrıca bu krediyi kullanırken teminat olarak Türk Telekom hisselerini rehin ediyor. Hâlbuki yapılan imtiyaz sözleşmesine göre bu hisseler devredilemiyor ve rehin verilemiyor. 2018 yılında, Oger Grubu’na kredi kullandırmış olan bankaların kurmuş olduğu "Levent Yapılandırma Yönetim AŞ" söz konusu kredi borcu karşılığında Oger Grubu’nda bulunan yüzde 55 oranında Türk Telekom hisselerini devralıyor. O tarihten bugüne kadar söz konusu şirket bu hisselerin sahibi oluyor.

Son olarak, Türkiye Varlık Fonu’nun Türk Telekom’un, Levent Yapılandırma Yönetim AŞ elinde bulunan yüzde 55 oranında Türk Telekom hisselerini satın almak ihtiyaç duyduğu finansmanı karşılamak için mevcut hissedar bankalarla kredi görüşmeleri yaptığı haberi basında yer alıyor. (Gazeteler, 27 Ocak 2022) Bu görüşmeler şu anlama geliyor: 2005 yılında özelleştirilen Türk Telekom, geçen sürede içi boşaltıldıktan, borcunu ödemeyip kârı ülkeden kaçırıldıktan sonra 2022 yılında kamulaştırılması için bankalardan kredi aranıyor.

         j. ŞEKER FABRİKALARI

5 Nisan 1925’te kabul edilen kanunla birlikte önce Uşak ve Alpullu, sonra da Eskişehir ve Turhal Şeker fabrikaları kuruluyor. 6 Temmuz 1935 tarihinde ise Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ kuruluyor. Ardından şeker fabrikalarının sayısı artıyor. 1950’li yıllarında 11 olan Şeker fabrikalarına 1960’lı yıllarda 12, 1977 yılında 1, 1980’li yıllarda 6, 1990’lı yıllarda 3, 2001 yılında da 1 fabrika daha ekleniyor. Fabrika sayısının artmasına paralel olarak şeker pancarı tarımı yaygınlaşıyor ve şeker üretimi artıyor. 1926 yılında 542 hektar alanda 4 bin ton olan şeker pancarı üretimi, 1961 yılında 130 bin hektar alanda 2.9 milyon tona, 2017 yılında ise 340 bin hektar alanda, 21 milyon tona ulaşıyor..

Günümüzde Türkiye'de şeker piyasası, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası'nın dayatması ile 4 Nisan 2001 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilen ve 19 Nisan 2001 tarihinde yürürlüğe giren 4634 Sayılı Şeker Kanunu ile düzenleniyor.

Bu yasa ile şeker pancarı üretimi kotaya bağlanıyor ve üretimi kısıtlanıyor. Kotalar; A ve B kotası ile C şekeri olarak adlandırılıyor. Ayrıca GDO’lu mısırdan üretilen nişasta bazlı şeker (NBŞ) kotası konuyor…

Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde NBŞ için ortalama %2’lik kota bulunurken, şeker pancarından şeker üretiminde birinci ve ikinci sırayı paylaşan ülkelerden Fransa’da bu oran %0.42, Almanya’da ise %0.89 olarak uygulanıyor.  Türkiye’de 2001 yılında çıkarılan Şeker Yasası ile bu NBŞ kotası %10 olarak belirleniyor ve Bakanlar kuruluna bu miktarı %50 artırma ve azaltma yetkisi veriliyor. Bakanlar Kurulu da bu yetkiye dayanarak NBŞ kotasını derhal %50 artırarak %15’e çıkarıyor.

2018 yılında şeker fabrikalarının bir kısmı özelleştiriliyor. 27 Mart 2018 tarihinde yürürlüğe giren 7103 Sayılı Torba Yasa ile NBŞ kotası yüzde 5'e düşürülüyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçildikten sonra da kotayı yüzde 50 artırma veya yüzde 50 düşürme yetkisi bakanlar kurulundan alınarak Cumhurbaşkanı'na veriliyor. Cumhurbaşkanı da, kota yetkisini yüzde 50 düşürmeye yönelik kullanıyor. Bu nedenle yasada yüzde 5 olan nişasta bazlı şeker kotası halen yüzde 2.5 olarak uygulanıyor. Ancak bu oran bile AB içinde şeker pancarından şeker üretiminde birinci sırayı paylaşan Fransa’nın 6 katı, ikinci sırayı paylaşan Almanya’da ise 3 katı oluyor.

Ülkemizde halen 33 adet pancar şekeri fabrikası bulunuyor. Özelleştirme İdaresi Başkanlığına bağlı Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ'ne ait 25 fabrikadan 14’ünü özelleştirme kararı alıyor. Bunlardan 12'si özelleştiriliyor. Böylelikle 33 şeker fabrikasından 15’i devlete ait, 12’si özel sektöre ait ve 6’sı da pancar kooperatiflerine ait olarak faaliyet gösteriyor.

Ancak hem şeker fabrikalarının özelleştirilmesi hem de NBŞ kotası nedeniyle Türkiye’de şeker pancarının hem ekim alanı hem de üretimi çok düşüyor. Şeker pancarı üreticilerinin büyük bir kısmı da üretimden koparılıyor. Şeker fabrikaları özelleştirilirken beş yıl süre ile üretim şartı getirilmesine rağmen buna uyulmuyor...

Samsun'un Çarşamba ilçesinde 8 Aralık 1989 tarihinde işletmeye açılan Çarşamba Şeker Fabrikası 2011 yılı kampanyasından sonra şeker üretimine ara veriyor. Özelleştirilmesi için iki kez ihaleye çıkılıyor ancak satılamadığı için 9 yıldır atıl durumda bırakılıyor. Çarşamba Şeker Fabrikası’nın çalıştırılmayan makinaları paslanmaya başlıyor.  2020 yılında şeker üretiminin yeniden başlaması için fabrikada revizyon işlemleri başlatılıyor ancak COVİD-19 salgını bahanesiyle ara veriliyor. Fabrika 2021 yılı Temmuz ayında Türkiye Varlık Fonuna devrediliyor. Ardından 13 Ekim 2021 tarihli Resmi Gazetede, Çarşamba Şeker Fabrikası arsasının satıldığı haberi yer alıyor… Böylece bir fabrika daha sessiz sedasız arsası karşılığı kapatılıyor.

           k. TEK – TEAŞ – TEDAŞ

Elektrik faturanız neden yüksek geliyor diye soruyorsanız cevabı şu kısa özette bulunuyor:


Elektrik sektöründeki işletme bütünlüğünü sağlamak amacıyla 1970 yılında çıkarılan 1312 sayılı Kanun ile ‘’Türkiye Elektrik Kurumu’’ (TEK) kuruluyor. Bu kanunla, imtiyazlı şirketlerin görev bölgeleri ve belediye sınırları dışında kalan elektriğin üretim, iletim, dağıtım ve satış hizmetleri TEK bünyesinde toplanıyor. 1983 yılında, Bakanlar Kurulu kararı ile TEK, özelleştirme politikaları çerçevesinde, ‘’Türkiye Elektrik Üretim-İletim AŞ’’ (TEAŞ) ve ‘’Türkiye Elektrik Dağıtım AŞ’’  (TEDAŞ) adı altında iki ayrı iktisadi devlet teşekkülü olarak yeniden yapılandırılıyor. 1994 yılında ise TEAŞ ve TEDAŞ tüzel kişiliklerine kavuşuyor.

TEAŞ ve TEDAŞ tüzel kişiliklerini elde etmelerinin ardından; ‘’üretim ve iletim hizmetleri’’; TEAŞ'a, ‘’dağıtım hizmetleri’’ ise TEDAŞ'a veriliyor.

TEAŞ

TEAŞ, 2001 yılında çıkarılan kanunla ; ‘’Türkiye Elektrik İletim AŞ’’ (TEİAŞ), ‘’Elektrik Üretim AŞ’’ (EÜAŞ) ve ‘’Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt AŞ’’ (TETAŞ) adı altında, üç ayrı iktisadi devlet teşekkülü şeklinde yeniden düzenleniyor. 2018 yılında TETAŞ, görevi diğer şirketlerden EÜAŞ’a devredilerek lağvediliyor.

EÜAŞ

’Elektrik Üretim AŞ (EÜAŞ)'ın, özelleştirme öncesi elinde 18 termik, 107 hidrolik santral olmak üzere, toplam 125 santrali bulunuyor. EÜAŞ santralları özelleştirme için 6 portföy halinde gruplandırılıyor. Öncelikli 4 termik üretim tesisinin portföy gruplarından ayrı olarak özelleştiriliyor.  Ancak 17 santral bu portföyün dışında bırakılıyor.. EÜAŞ’ın özelleştirme sonunda elinde halen 12 termik, 50 hidrolik santral olmak üzere toplam 62 santrali bulunuyor.  EÜAŞ, elindeki bu santrallerin de peyderpey özelleştirilmesi planlanıyor.

TEİAŞ

Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ) 2021 yılı Temmuz ayında özelleştirme kapsamına alınıyor. Hâlbuki Türkiye’nin en büyük 500 şirketinin sıralandığı Fortune 500 Türkiye araştırması sonuçlarına göre, TEİAŞ 2020 yılında 14,9 milyar TL’lik ciroyla 500 şirket arasında 26. sırada yer alıyor. 2020 yılı bilanço verilerine göre, TEİAŞ’ın varlıklarının toplam değeri 27,9 milyar TL seviyesinde bulunuyor. Özelleştirme işlemlerinin 31 Aralık 2022 tarihine kadar tamamlanmasına karar veriliyor.


TEDAŞ

TEDAŞ ise 2004 yılında Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınıyor.  Dağıtım bölgeleri yeniden belirlenerek, Türkiye 21 dağıtım bölgesine ayrılıyor. Her dağıtım bölgesi ayrı ayrı özel şirketlere devrediliyor. 2013 yılı itibariyle şirketlerle TEDAŞ arasındaki hisse devri sözleşmeleri tamamlanıyor. Dağıtım sektöründeki tüm bölgelerin 2013 yılında özelleştirmesinin ardından TEDAŞ’ın dağıtım sektöründeki hizmet görevi sona eriyor.

         l. TİGEM

Ülkemizde tarım ve hayvancılık alanında bilimsel araştırma-geliştirme yapmak amacıyla kurulmuş Atatürk Orman Çiftliği yağmalanıyor, talan ediliyor. Ülke tarımına yön verecek olan Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) özelleştirilip etkisizleştiriliyor.

          m. ET ve BALIK KURUMU

Sayıları 30'un üstüne çıkan çeşitli üretim kuruluşlarıyla Türkiye'deki en büyük et üretim kuruluşu haline gelen Et ve Balık Kurumu 1993 yılında alınan özelleştirme kararı sonucunda "Et ve Balık Ürünleri AŞ" hâline dönüştürülüyor. 26 Ağustos 2005 tarihinde bu karardan geri dönülüyor. Ancak bu arada kuruma bağlı üç iş yeri kapatılıyor, beş iş yeri Jandarma Genel Komutanlığına, 19 Mayıs Üniversitesine ve iki belediyeye devrediliyor, 18 iş yeri satılarak özelleştiriliyor, kurumun günümüzde çalışan sekiz iş yeri kalıyor…

          l. REFİK SAYDAM HIFZISSIHHA ENSTİTÜSÜ

1928 de kurulan ve ülkenin her türlü aşı ihtiyacını (Verem, tifo, Cox tipi tifüs, tifo-tifüs karma, tifo-difteri karma, intradermal BCG, veba-kolera karma, veba-koleratifüs karma, difteri-tetanoz karma, boğmaca-difteri karma, influenza ve tifo-difteri-tetanoz karma aşıları vb) karşılayan Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü 2011 yılında kapatılıyor. 1940 yılında kolera salgını için Çin'e aşı gönderirken bugün Türkiye milyon dolarlar harcayarak Çin’den, Rusya’dan, Almanya’dan aşı ithal ediyor…

           m. MKEK

Haziran 2021’da TBMM'de çıkarılan bir yasa ile Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu, anonim şirkete dönüşüyor, yapısı ve statüsü değişiyor. Adı ‘’MKEK AŞ’’ oluyor. Bu değişiklik, daha önce kurumların özelleştirilmesinde izlenilen süreç dikkate alındığında kurumun özelleştirilmesi için hazırlık yapıldığı anlamına geliyor.

7. AŞAĞIDAKİ BEŞ KONU ÖZELLEŞTİRMELERLE İLGİLİ BULUNMUYOR. ANCAK ÜLKENİN BİR NASIL YÖNETİLDİĞİNE ÖRNEK OLMASI AMACIYLA BURADA YER ALIYOR:.

          a. BMC

BMC, 1964 yılında  British Motor Corporation adı altında %74 yerli sermaye ve yerli bir ortakla İzmir'de kuruluyor. BMC, İlk yıllarında Austin ve Morris markalı ticari araçları üreterek işe başlıyor. BMC, 1966 yılından itibaren kamyon, kamyonet, traktör ve motor üretmeye başlıyor...


BMC, 1976 yılında, Türkiye'de ilk dizel motor üretimini ve benzinli motorların dizel adaptasyonunu gerçekleştiriyor, motorlu araçların yanı sıra, endüstriyel motorları, jeneratörleri, deniz motorlarını ve askerî amaçlı ürünleri de üretmeye başlıyor. Yine bu yıllarda, ‘’Leyland’’ serisine ait ilk hafif ticari araç olan ‘’Leyland 30’’ kamyoneti piyasaya sunuyor. 1983 yılında Volvo Truck Corporation ile ortaklık kuran BMC, Türkiye'nin ilk turbo motorlu ticari araçları olan ‘’Yavuz’’ serisini üretiyor. 1985 yılında anlaşma yaptığı Cummins Engine Company ile Cummins motorlu ‘’Fatih’’ serisi kamyonları üretmeye başlıyor…

Yüzde yüz yerli ve milli BMC

1989 yılında şirketin bütün hisseleri Çukurova Holding tarafından satın alınıyor. Böylece BMC'nin başlangıçta %74 olan yerli sermaye oranı 1989 yılında %100 yerli sermayeye ulaşmış oluyor. Bu şu anlama geliyor: Artık Türkiye, motorlu araç üreten ve geliştiren %100 yerli bir şirkete sahip oluyor.


BMC, 1990 yılında ünlü İtalyan tasarım kuruluşu Pininfarina ile iş birliği anlaşması imzalayarak, altı yıl süren yoğun çalışma ve 120 milyon ABD Doları'nı aşan yatırımın sonucunda, 1996 yılında sınai ve ticari mülkiyeti BMC'ye ait olan ‘’Profesyonel'i üreterek piyasaya sürüyor…

Böylece BMC 2,8 tondan 40 tona kadar yük ve yolcu taşımacılığının tüm sınıflarında özel araç üretimi yapan Türkiye'nin tek dünyanın ise dört üreticisinden birisi haline geliyor… Ayrıca BMC fabrikaları bünyesinde, müşteri isteğine göre 6 ay gibi kısa bir sürede araç tasarlayıp üretebilen bir firma haline geliyor.

BMC, 2004 yılında 40 milyon dolarlık yatırımla tüm mühendislik çalışmaları BMC’ye ait, 74 mühendis ve 159 teknik elemanın 5 yıl süren zorlu çalışmasının ürünü olan, üstün teknolojisi ve modern tasarımıyla hafif ticari araç pazarında yepyeni bir sayfa açan, farklı sektörlerin her tür ihtiyacını karşılayabilecek vanlar, kombiler, kombi vanlar, minibüsler ve kamyonetlerden oluşan 19 modeli olan ‘’Megastar’’ı yaratıyor…

BMC, yıllar süren yoğun Ar-Ge çalışmalarının ardından 2009 yılında  mayına dayanıklı, pusu korumalı (MRAP) askerî araç olan KİRPİ’yi ve çeşitli versiyonlarını üretilmeye ve hemen ardından ihracına başlıyor…

BMC, Türkiye’de bazı ilklerin de sahibi oluyor: BMC; Türkiye’deki yerli ve milli olarak ilk dökümhane, ilk dizel motor üretimi, ilk çıraklık eğitim merkezi, ilk turbo motorlu araç, ilk yerli hafif ticari araç, ilk çevreye duyarlı doğal gazlı otobüs, ilk tam alçak tabanlı otobüs ve ilk yerli taktik tekerlekli zırhlı araç üretimi gibi sektöre yön veren ilkleri gerçekleştiriyor...

Ancak burası Türkiye’dir ve hiçbir başarı cezasız bırakılmıyor…

18 Mayıs 2013 tarihinde Çukurova Holdinginin en büyük hissedarı olan Mehmet Emin Karamehmet'in, Cavit Çağlar ile İnterbank ile ilgili kredi ilişkilerinden kaynaklanan 440 milyon dolar borçtan kalan 75 milyon doların ödenmemesi nedeniyle TMSF tarafından holdingin Skyturk 360, Show TV, Akşam Gazetesi ve BMC şirketlerine el konuluyor. Hâlbuki Türkiye’nin ilk yerli ve milli motorunu da üretebilen ticari araç şirketi olan, TSK’ne Kirpi gibi zırhlı taktik tekerlekli ve diğer askerî araçları ve kamu birimlerine ve belediyelere ihtiyacı olan araçları üretip satan, ihraç eden yani pazarı hazır olan BMC’nin 75 milyon doları bulan borcu ödeme gücü bulunuyor. Ancak buna fırsat tanınmıyor…

BMC, 30 Nisan 2014 tarihinde TMSF tarafından yapılan ihalede tek katılımcı olarak teklif veren ve hiçbir motor üretim deneyimi olmayan iş adamı Ethem Sancak'a ait olan "Es Mali Yatırım ve Danışmanlık AŞ"ne 200 milyon Dolar’a (o zamanki TL karşılığı 751 milyon TL’ye) satılıyor. Etik olan, ihalede tek katılımcı olması nedeniyle satılan şirketin değerini bulması için ihalenin tekrarlanmasıdır. Ancak zaten maksat da şirketin değerini bulması değildir. BMC, 751 milyon TL’ye satıldığında şirketin sadece arsa değeri 1.5 milyar TL’yi buluyor…

Üç ay içerisinde alınıp satılanlar

Ethem Sancak, BMC’yi 200 milyon dolara aldıktan hemen üç ay sonra BMC’nin % 25 hissesini 100 milyon Dolara Öztreyler Şirketine, % 49.9 hissesini de 300 milyon Dolara Katar Ordusuna satıyor. Yani Ethem Sancak 2014 yılı Nisan ayında %100’nü 200 milyon dolara satın aldığı BMC’nin %75’ini, BMC’yi satın aldıktan sadece üç ay sonra, 2014 yılı Haziran ayında 400 milyon dolara satıyor...


Yüzde 49.9’u Katar’ın olan BMC’ye verilenler

BMC’nin %49.9’u 2014 yılında Katar’a verildikten sonra 2015 yılında Sakarya Karasu'da 2.2 milyon metrekarelik arazi, bu arazi üzerinde savunma sanayi ürünleri, tren ekipmanı üretimi yapması için BMC’ye tahsis ediliyor…


OTOKAR, üzerinde 6.5 yıl çalışarak 2014 yılında beş adet prototip Altay Tankını üretip yerli tank üretim altyapısını oluşturuyor. Bu şekilde OTOKAR, Altay Tankını seri üretime hazır hale getiriyor. Ancak OTOKAR’a seri üretim işi verilmiyor. Tankın seri üretimi için ihale yapılıyor. Yapılan seri üretim ihalesine OTOKAR ile beraber BMC ve FNSS de giriyor. SSB, OTOKAR’ın kazandığı bu ihalede OTOKAR'ın teklifini yüksek bulduğunu gerekçe göstererek süreci iptal ediyor. SSB, Nisan 2018'de yeniden seri üretim ihalesine çıkıyor. BMC o ihalede sürpriz bir şekilde OTOKAR ve FNSS'i geride bırakarak Altay Tankı seri üretimi için SSB ile sözleşme imzalıyor.

BMC, SSB’den Nisan 2018’de Altay Tankı’nın seri üretim ihalesini aldıktan hemen sonra Mayıs 2018'de Cumhurbaşkanlığı kararı ile BMC’ye karşılığı 1,4 milyar TL'yi bulan süper teşvikler veriliyor…

Arifiye Tank-Palet Fabrikası BMC'ye kiralanıyor

Bir yıl sonra da Cumhurbaşkanlığı kararı ile 31 Aralık 2019 tarihine kadar devir işlemleri tamamlanmak üzere Arifiye Tank-Palet Fabrikası 25 yıllığına BMC'ye kiralanıyor.


Tosyalı Holding, BMC'nin % 50,1'lik hissesini satın alıyor

28 Haziran 2021 tarihinde BMC’nin hisse yapısında önemli bir değişiklik oluyor. Tosyalı Holding, BMC'nin Sancak ve Öztürk ailelerine (Öztreyler Şirketine) ait % 50,1'lik hisselerini satın alıyor. Satın almanın 480 milyon dolar olduğu öne sürülüyor. Bu tarihten sonra şirketin hâkim ortağı Tosyalı Holding oluyor.


Böylece Ethem Sancak BMC’den tamamen çekilerek BMC’deki aracılık misyonu tamamlamış oluyor. Böylece BMC; ortakları %49.9 Katar, %51.1 Tosyalı Holdingin olan bir şirkete dönüşüyor…

Olmayan tanklar

2018 yılının ocak ayında o zamanki MSB Bakanı Nurettin Canikli, Altay Tankının üretimi ile ilgili olarak ‘’Tank seri üretimine 2019 sonu veya 2020 başında başlayacağız” diye açıklamada bulunuyor. SSB tarafından yayımlanan 2017-2021 yılı stratejik planında, ilk 15 ALTAY ana muharebe tankının 2020 yılında hizmete gireceği, 2021’de ise 20 tankın teslim edileceği bilgisi yer alıyor.


Ancak şu ana kadar ortada ne Arifiye’deki fabrikada tank yapılacak bir üretim hattı bulunuyor ne de sözleşme gereği TSK'ya 2019 sonu veya 2020 başında teslim edilmesi gereken tanklar bulunuyor.

Hazin son

1989 yılından beri, ürün tasarım, geliştirme ve mühendislik çalışmalarını dışa bağımlı olmadan sürdüren, %100 milli ve yerli ilk ve tek Türk otomotiv kuruluşu olan BMC, artık 2014 yılından beri  %49.9’u yabacı olan bir şirket haline dönüştürülüyor. Elimizdeki %100 yerli ve milli bir otomotiv şirketi Arap Katar’a altın tepside sunuluyor. 

Hem 2014 yılında beş adet prototip Altay Tankını üretip, yerli tank üretim altyapısını oluşturarak tankı seri üretime hazır hale getiren OTOKAR firmasının tank yapması engelleniyor hem de %100 yerli otomotiv BMC’nin yarısı yabancılara satılıyor, yarısı yabancıya ait BMC de tank üretimini beceremiyor. Bu şekilde Türk Kara Kuvvetlerinin modern tanka kavuşması engelleniyor. Türk Kara Kuvvetleri 50 yıllık tanklarla baş başa bırakılıyor…

         b. TÜRKİYE’NİN UZUN MENZİLLİ HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİ ARAYIŞI

Türkiye uzun menzilli hava savunma sistemleri alımı için ihaleye çıkarak dört ülke ile görüşmeler yapıyor. Bu ülkelerden ABD; Patriot,  Çin; FD 2000, Rusya; Antey 2500 ve Fransız-İtalyan ortaklığı; Samp-T füzeleri ile ihaleye katılıyor. Bu ülkelerle uzun süre görüşmeler yapılıyor.

Bu görüşmelerde Türkiye hep ‘’yerli katkı ve offset’’ şartını koyuyor. Hiçbir ülke bu görüşmelerde füze teknolojisini vermese de araç, taşıt ve rampa gibi parçaların Türkiye’de üretilmesine hayır demiyor… Bu konuda Çin yaklaşık %28 oranında yerli katkıya onay veriyor. ABD de Patriot füze sisteminde araç, taşıt ve rampa gibi parçaların Türkiye’de üretilmesine %8 gibi yerli katkı payı sunuyor. Ancak Rusya yerli katkı konusuna hiç sıcak bakmıyor ve sıfır yerli üretimle teklifinde ısrarcı oluyor…

Bu ihale 2013 yılında sonuçlanıyor. Rusya’nın teklifi olan Antey 2500 füzeleri için yerli katkı payı sunmadığı ve fiyatı en yüksek olduğu için Rusya ihaleden eleniyor. İhalede firmaların verdikleri fiyat teklifleri de şu şekilde oluyor: Çin, FD 2000 için: 3.5 milyar dolar, Fransa-İtalya ortaklığı Samp-T için: 4.4 milyar dolar ve ABD, Patriot için: 4.5 milyar dolar fiyat veriyor. Dolaysıyla yerli katkı ve fiyat açısından uygun olduğu için ihaleden Çin birinci sıradan çıkıyor. Rusya ihaleden elenmesine rağmen Putin işin peşini bırakmıyor ve başlangıçta verdiği 9.9 milyar dolar olan teklifini fiyat konusunda yenileyerek, 5.2 milyar dolardan aşağıya çekiyor… Ancak Rusya’nın bu teklifi de dikkate alınmıyor.

Ancak ihale de sonuçlanmıyor. Savunma Sanayii Müsteşarlığı, ABD; Patriot, Çin; FD 2000 ve Fransız-İtalyan ortaklığı; Samp-T füzeleri ile ihaleye katılan üç firmaya tekliflerini yenileyerek, 31 Ocak 2014 tarihine kadar vermelerini istiyor.

31 Ocak 2014 tarihli İcra Komitesi Toplantısı'nda ihaleye katılan firmaların teklifleri değerlendiriliyor. Bu tekliflerde Çin, ortak üretim ve yüzde 30 yerli katkı oranı ile birinci sırada kalıyor. Fransız-İtalyan ortaklığı yerli katkı oranını yüzde 10-12 arasında tutarak ikinci sırada kalıyor. ABD ise Patriot için ilk teklifinde %8 olarak sunduğu yerli katkı oranını %30 civarına çıkarıyor ancak üçüncü sırada kalıyor.

İhaleyi 3.5 milyar dolar fiyat önerisi ve 80 puanla birinci sırada tamamlayan Çin, ortak üretim ve 1.1 milyar dolarlık iş payı sunuyor. Türkiye-Çin ortak üretimi FD 2000 tipi Uzun Menzilli Füzelerin üretimi Ankara'da yapılması düşünülüyor. ROKETSAN, ASELSAN ve AYESAŞ füze üretiminde 1.1 milyar dolarlık bir iş hacmiyle Çinlilerle ortak üretimi planlanıyor. Türkiye'de üretilecek olan FD 2000 tipi Uzun Menzilli Füze savunma sistemlerinin taşınması ve havaya fırlatılması için 250 adet BMC kamyonu füze rampalarının taşıyıcı özelliğine göre modifiye edilerek yararlanılması öngörülüyor. Ayrıca Türk mühendisleri tarafından tasarlanacak olan Yüksek İrtifa Gelişmiş Hava ve Füze Savunma Sistemi'nin üretilmesinde Çin'in Türkiye'ye teknik destek sağlaması da öngörülüyor. 

Ancak ihale sonuçsuz kalıyor. Türkiye ihalede birinci çıkan Çin ile bir sözleşme imzalamıyor.

İhaleden ikinci sırada kalan Fransız-İtalyan ortaklığı; Samp-T füzeleri için Fransa, İtalya ve Türkiye’nin savunma bakanları, 8 Kasım 2017 tarihinde NATO sistemleriyle uyumlu ortak hava savunma sistemi üretimi için niyet beyanı imzalıyorlar. Bunun ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Paris ziyareti esnasında 05 Ocak 2018 tarihinde Eurosam’ın  (Eurosam; Fransa ve İtalya ortaklığında kurulan özel bir savunma sanayi şirketidir) Türk savunma sanayi şirketleri ASELSAN ve ROKETSAN’la Samp-T hava savunma sisteminin geliştirilerek ortak üretimini konusunda bir anlaşma imzalanıyor… Bu anlaşmaya göre İtalya-Fransa-Türkiye'nin ortak olduğu hava savunma sistemi 2020’li yılların ortalarında üretilmesi öngörülüyor… Ancak anlaşma yürümüyor….

Cumhurbaşkanı Erdoğan 12 Eylül 2017 tarihinde Rus yapımı S-400 füze savunma sisteminin satın alınması konusunda imzaların atıldığını ve Türkiye'nin kapora ödemesini Moskova'ya gönderdiğini açıklıyor.

Bir başka anlatımla; Türkiye, Çin'in sunduğu Türkiye-Çin ortak FD 2000 tipi füze üretiminde ve ABD'nin sunduğu ABD-Türkiye ortak Patriot füze üretiminde %30'a varan yerli katkı payından vazgeçiyor. Türkiye, Antey 2500 füzeleri ile ihaleye katılıp ihaleden elenen Rusya’dan ihale yapmadan 2.5 milyar dolar tutarında hiçbir yerli katkı olmaksızın S-400 füze sistemleri satın alıyor… Bu füzeler 2019 tarihinde Türkiye’ye geliyor. Ancak Türkiye bu füzeleri aradan üç yıl geçmesine rağmen aktif hale getiremiyor. 

             c. TARIMDA ÜRETİM BİTİRİLİYOR

2000’li yılların başında çitçiye sanki üretim yapmasın diye sahip olduğu toprağın dönümü başına destek yardımı yapılıyor. Ekilmeyen topraklar bile ekildi gösterilip toprak sahiplerine iyi denecek miktarda paralar aktarılıyor. Tarım zordur ve risklidir. Toprak sahibine devlet diyor ki; ‘’bu zorluklarla uğraşma, bu risklere de girme al sana parası…’’ Bu politika yüzünden milyonlarca dönüm arazi boşta kalıyor, ekilmiyor, sulanmıyor, kullanılmıyor. Bu arazilerde çalışabilecek milyonlara varan bir işgücü istihdam edilmemiş oluyor. Tarla sürülseydi, traktör çalışacaktı, traktör çalışsaydı, petrolcü, bakımcı, tamirci, şoförü çalışacaktı, onlar çalışsaydı esnaf, çarşı çalışacaktı. Hâlbuki dönüm başı para vermek yerine ürün teşvik edilseydi, ürün desteklenseydi, ürüne fazla para verilseydi, ekilmeyen bir avuç toprak kalmazdı. Bu da milyonlarca istihdam yaratırdı... Ekonomide ‘’çarpan katsayısı’’ diye bir kavram var. Hiç ama hiç kullanılmıyor… Günümüzde Türkiye hemen hemen dünyanın her ülkesinden tarım ve hayvansal ürünler ithal ediyor. Sonra da markette, kasada ödemeden sonra insanlar bir köşeye çekilip boşu boşuna kasa fişini kontrol ediyor…


             ç. İSTANBUL HAVAALANI

2018 yılında dünyanın en iyi 3. havaalanı seçilen ve yıllardır sorunsuz bir şekilde hizmet veren Atatürk Havaalanı kapatılıyor yerine 22 milyar Euro harcanarak altyapısı, ulaşımı, metrosu bulunmayan, yeri meteorolojik şartlara uygun olmayan fuzuli ve gereksiz yeni bir havaalanı yapılıyor. Sabiha Gökçen Havaalanının pistleri ise, genişletilecek pistin altında kalacak yolları yıllar önce tünelle kapatılmasına rağmen yıllardır genişletilmiyor.

             d. USULSÜZLÜKLER VE İSRAFLAR

Transparency International (Uluslararası Şeffaflık Örgütü), çeyrek yüzyılı aşkın zamandan beri dünyanın hemen tüm ülkelerinde kamu sektörüne yönelik olarak yolsuzluk algı endeksi (Corruption Perception Index-CPI) başlığıyla yıllardan beri periyodik yayınlar yapıyor. 2019 yılı endeksinde Türkiye 91. sırada yer alıyor.  Türkiye, 1995 yılında yolsuzluk algı endeksinde 29. sırada, 2000 yılında 50. sırada, 2019 yılında ise 91. sırada yer alıyor. Yani Türkiye’ye ilişkin kamu kesimindeki yolsuzluk algısı her yıl bozularak devam ediyor.


Bu konuya birkaç örnek verecek olursam:

Ülke kaynaklarını kurutan ve adeta bir kapitülasyon olan ‘’Kamu Özel Ortaklığı’’ finansal modeliyle şehir hastaneleri, havaalanları, otoyollar, köprüler ve tüneller yapılıyor. Bu şekilde üretmeden ülkeden ciddi miktarda döviz çıkmasına, kaynak kaybına sebep oluyor… Bu modelle yapılan otoyol, tünel, köprü, havaalanı ile şehir hastaneleri davet usulü ile ihale ediliyor. Bu ihalelerin koşulları ve maliyetleri milletvekillerinden bile gizleniyor. Eğer bu milyarlarca dolarlık ihaleler açık ihale ile yapılsaydı maliyetlerinin üçte bir olacağı değerlendiriliyor. Ayrıca yapım işi verilen firmalarla olası anlaşmazlıklarda Türk yargısı yerine İngiliz yargısı yetkili kılınıyor...


Sadece İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB)’nin 2018 ve daha öncesinde halkın parasından vakıf, dernek ve cemaatlere yaptığı yardım tutarı 847 milyon liradan fazla tutuyor. Yine İBB tarafından, 2015-2019 yılları arasında halkın malı olan 38 taşınmaz tahsis yoluyla derneklere veriliyor… Yine İBB tarafından  aynı dönemlerde 34 kişiye halkın parasından 61 milyon liralık usulsüz yurt dışı bursu veriliyor.. Yine İBB tarafından, bu dönemde yüzlerce aracı belediye işinin dışında vakıf, cemaat, parti, kişi ve kuruluşlara usulsüz olarak kiralanıyor…

Ankara’da ABB tarafından çalışmayan, Ankapark’a 750 milyon dolar harcanıyor. Fıskiyelere, dinozorlara, şehir kapılarına, cemaatlere ''parsel parsel'' aktarılan kaynakların haddi, hududu, miktarı, hesabı tam olarak bilinmiyor..

Devletin saraylara, itibara, makam araçlarına, makam uçaklarına, lojmanlara, lükse, ihtişama, gösterişe harcadığı paranın da haddi, hududu, hesabı bilinmiyor…

8. SONUÇ

Özelleştirmeye başlanan 1986 yılından bugüne kadar 184 kuruluşta %18’i halka arz, %16’sı varlık satışı, %4’ü devir işlemi, %42’si blok satış yöntemiyle özelleştiriliyor. Bu uygulamalar sonucu 172 kuruluşta hiç kamu payı bırakılmıyor, 12 kuruluşta ise az oranda kamu payı kalıyor. Özelleştirilen Tedaş, Telekom, Tüpraş, Erdemir, ETİ Seydişehir bu 184 kuruluşa dâhil bulunmuyor. Özelleştirilen kurumların 80’inde faaliyetler tamamen duruyor, kurumlar, fabrikalar kapatılıyor. Birçok kurumda ise faaliyetler kısmi bölümlerinde, daha çok kârlılık getiren bölümlerinde devam ettiriliyor. Özleştirilen şirketler genellikle de konu ile lakası olmayan şirketlere blok olarak satılıyor. Mülkiyet halka yayılmıyor. Halk ekonomiye doğrudan katılmıyor. Zarar eden kurumların kâr etmesi bir yana kâr eden kurumlar bile kapanıyor. Yapılan özelleştirmelere baktığımızda birçoğu maliyetlerinin çok altında, karlarının birkaç yıllığına veriliyor, hemen hemen bedelsiz haraç-mezat elden çıkartıldığı halde hiçbir yeni yatırım yapılmıyor ve sanayileşmeye hiç katkı sağlanmıyor.


Bu özelleştirmeler esnasında stratejik kurum ve işletmeler ya tamamen kapatılıyor ya da özelleştirilirken yatırım yapma / iyileştirme şartı getirilmiyor, getirilse de takip edilmiyor. 

Devletin elindeki şehirlerin içinde kalmış birçok fabrikanın geniş arazileri sırf emlak rantı elde etmek için özelleştiriliyor. Haraç-mezat satılan bu fabrikalar faaliyetlerini durduruyor. Arsalarına AVM ve konut yapılıyor…

Devleti güçlü kılan güçlü kurumları ve güçlü şirketleri oluyor. Ancak kurumlar ve şirketler güçsüzleştirilerek aslında devlet güçsüzleştiriliyor.

Alman Telekom şirketi özelleştirmeden sonra dünya devler ligine giriyor ancak anlattığım gibi Türk şirketlerinin pek çoğu, Türk Telekom Şirketi gibi özelleştikten sonra yağmalanıyor ve yok olup gidiyor.

Balyoz, Ergenekon gibi FETÖ kumpaslarıyla TSK'nın yapısı bozuluyor, daha sonra da FETÖ darbesi bahane edilerek kurumları yağmalanıyor, hastaneleri, okulları kapatılıyor, genetiği değiştiriliyor, bağlantıları bozuluyor. Türk Kara Kuvvetlerinin ihtiyacı olan modern tankı (ALTAY) ürettirilmiyor. Türk Hava Kuvvetlerini ihtiyacı olan modern 5. nesil savaş uçakları (F-35) alınamıyor. 11.5 milyar dolarlık ileri teknoloji F-35 parçası üretecek savunma sanayi şirketlerinin üretimleri iptal ediliyor. Türk Kara Kuvvetleri 50 yıllık tanklara, Türk Hava Kuvvetleri 30 yıllık uçaklara mecbur bırakılıyor.

Yukarıda anlattığım gibi ülke sanayinin stratejik kuruluşları özelleştirme adı altında ya yok ediliyor ya da etkisizleştiriliyor. Ülkede insanlar geçmişte hiç olmadığı kadar kutuplaştırılıyor, ülkede eğitimin ve kültürün kalitesi yükseleceğine hiç olmadığı kadar düşürülüyor.

Özelleştirmelerin amacı olarak başlangıçta devletin küçülmesi söyleniyor. Özelleştirmeler sonucunda devlet sadece üretim alanında küçülüyor, devlet üretim alanından çekiliyor ancak devlet diğer alanlarda şişiyor, obezleşiyor, devletin bürokrasisi, devletin bakanlıkları, bakanlıkların bütçeleri, devletin kurumları, kurumların bütçeleri şiştikçe şişiyor. Örneğin Diyanet İşleri Başkanlığının 16.1 milyar liralık 2022 yılı bütçesi 17 bakanlıktan 7’sini geride bırakıyor… Tüm bunların maliyeti de halkın sırtına zam ve vergi olarak yansıyor..

Normalde ülkeler, ordularıyla, sanayileriyle, ekonomileriyle, kültürleriyle, eğitimleriyle, yetişmiş insan gücüyle, halkın refahıyla muhtemel bir savaşa karşı hazırlanıyor. Bizde ise sanki devlet üretimden çekilerek, devlet bürokrasiye boğularak, halk yoksullaşarak ülkenin iç cephesi çökertiliyor. Ülkenin iç cephesi çökertilerek ülke sanki muhtemel bir işgale karşı direnemesin diye savunmasız, güçsüz, dirençsiz, mecalsiz ve iradesiz kalacak şekilde adım adım hazırlanıyor.

Aynı zamanda ülke adım adım büyük ölçekte üretim ve yönetim yeteneğini kaybediyor.

Osman AYDOĞAN

(1) Türkiye ve Dünyada Kamu İşletmeleri AB, OECD, BRICS Ülkeleri Araştırma İnceleme Raporu ve Siyasa Önerileri, TKİB YAYINLARI: 1 Türk Kamu İşletmeleri Birliği, 2015
(2) Kemal Bulut, ‘’Özelleştirme Politikalarının İstihdam Boyutu Ve Enerji Sektörü’’


Yorumlar - Yorum Yaz