• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam592
Toplam Ziyaret890281

30 Ağustos Zafer Bayramı

30 Ağustos Zafer Bayramı

30 Ağustos 2020

Türkiye'nin bağımsızlık savaşı bundan 98 yıl önce, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın, ordunun başında bizzat yönettiği 30 Ağustos 1922 Dumlupınar Meydan Muharebesi (Başkomutanlık Meydan Muharebesi) ile sonuçlanmıştı… Türk bağımsızlık savaşını belirleyen iki meydan muharebesi vardır: Birincisi Sakarya Meydan Muharebesi, diğeri de Dumlupınar Meydan Muharebesi… Bu yazımda bu muharebeleri anlatmayacağım… Görgü tanıklarından kısa kısa hatıraları nakledeceğim…

Sakarya Meydan Muharebesi ve Dua Tepe

1983 yılında Polatlı’da idim. ‘’Sakarya Meydan Muharebesi’’ konulu bir konferansım vardı. Konferansım için Sakarya Meydan Muharebesi’nin yapıldığı alanı adım adım dolaşmış ve bölgedeki köylülerle konuşmuştum. Karatepe için bir köylü şöyle demişti: ‘’Dedelerimiz bu tepeye aylarca yaklaşamamışlar. Tepe birkaç kez el değiştirmiş. Şehitlerimizi defnetmişiz ama Yunan askerleri kalmış. Yılanlar sarmış her tarafı…’’

Dua Tepe civarında bir çobanla görüşmüştüm. Çoban eliyle Dua Tepe istikametini göstererek; ‘’Beyim, her sabah gün doğmadan bu eteklere gökyüzünden nur yağar.’’ O Dua Tepe ki, karşı taarruz esnasında askerlerimiz Yunan makineli tüfeğinin etkisiyle taarruz düzeninde şehit olmuşlardı çobanın gösterdiği, ‘’her sabah gün doğmadan buralara nur yağar’’ dediği o yamaçlarda... O Dua Tepe ki, Sakarya Meydan Muharebesinde Türk genel karşı taarruzunda, düşmandan geri alınan ilk tepedir. O Dua Tepe ki düşmanın Ege Denizi’ne dökülünceye kadar kovalandığı büyük taarruzun başlangıç noktasıdır…

Turgut Özakman ve Sakarya Meydan Muharebesi

Aradan yıllar yıllaaar geçmişti. 2012 yılında çıkardığımız bir dergi için kendisiyle röportaj yapmak amacıyla bir arkadaşımızla beraber randevu alarak Turgut Özakman’ın Ankara Çankaya’daki evine gitmiştik… Turgut Özakman rahatsız olmasına rağmen röportaj isteğimizi geri çevirmemişti… Şimdiki gibi yüzlerimizde maske ile röportaj yapmıştık… Turgut Özakman bu röportajınızdan bir yıl sonra 28 Eylül 2013 tarihinde vefat etmişti… Turgut Özakman ile röportajımızın konusu çalıştığımız kurum ile ilgiliydi. Ancak Turgut Özakman’ın Büyük Taarruz’a ait verdiği bir röportajı var.

Turgut Özakman, Ankara'da bir radyo kanalında 2 Ekim 2006 tarihinde Devrim Hacısalihoğlu ile yaptığı canlı söyleşide hem Sakarya Meydan Muharebesi hem de Büyük Taarruz ile ilgili hatıralarını aktarıyor:

"1947 yılında henüz 18 yaşında iken bir arkadaşımız 'Yunanlıların en çok ilerlediği Polatlı'dan yürüyerek bu savaşın cereyan ettiği yerleri gezelim, yürüyelim, dolaşalım, insanlar sağ, onlardan anı toplayalım, var mısınız?' dedi. Biz 10 arkadaş, evet dedik. 1948 yılı 20 Ağustos'unda Ankara'dan Polatlı'ya trenle gittik, Polatlı'da indik. Kartaltepe'nin eteğinde henüz daha siperler duruyordu. Doğa ve vefasızlığımız o siperleri henüz silmemişti. Toprağa elinizi daldırsanız şarapnel parçaları geliyordu, onları topladım… Polatlı'da Yıldıztepe'ye çıkıyorsunuz, daha siperlerin izleri duruyor, elinizi toprağa daldırırsanız avucunuza şarapnel parçaları geliyor. Onları da topladım, tüfek parçaları, neler… Benim, o tarihte başlar anı toplamam. Yaşayanlardan anı topladım. Eski dergileri, kitapları topladım, o dönemle ilgili yerli yabancı bütün kitapları topladım. Haritalar, fotoğraflar topladım. Savaş alanlarını dolaştım...

Turgut Özakman ve Büyük Taarruz

Orada duamızı ettik şehitlerimize, yola çıktık.  Onuncu gün, 29 Ağustos gecesi, Afyon'da Dumlupınar Abidesi'ne ulaştık. Başımızı o taşa koyup uyuduk. Yolda o dönemi yaşamış tanıklarla konuştuk. Kimi bu savaşlara katılmış, kimi sadece tanık olmuş, kadınlar erkekler gençler yaşlılar. Oradaki bir Anadolu annesinin sözünü de aktarmadan geçmeyeyim. Dedi ki: 'Biz yana kavrula ordumuzun taarruza geçip bizi kurtarmasını bekliyorduk. Sonra bir gün, (gösterdi) şu çeşmenin ardından başı kalpaklı süvariler rüzgâr gibi geçip gittiler, anladım bizimkilerdi. Köye çığlığı bastım: Kemal'in askerleri!' Bu Kemal'in askerleri deyimi benim içimi titretmişti o zaman. Yani çok halktan bir insan, Gazi'nin demiyor, Başkomutan'ın demiyor, Paşa'nın demiyor, Kemal diyor. Canından birinden bahseder gibi. O Kemal'in askerleri deyimini birkaç yerde anlattım. Çok da kullanılır oldu.

Kuvayı Milliye ruhu

O zamanlar şunu gördüm: Bu bir avuç Anadolu insanı, emperyalizme karşı, dünyayı dize getirmiş emperyalizme karşı, belki bilinçsiz bir tepki gibi, belki derinden gelen bir içgüdüyle karşı durmaya başladı. Milli Mücadele'yi yapanlar sağdı, toprak daha barut kokuyordu, anıları dinledim Benim kuşağım Milli Mücadele'yi iyi bilen bir kuşak. Çünkü Milli Mücadele'yi yapanlar henüz sağ idi. Toprak daha barut kokuyordu. Ben İstanbullu, Bakırköylüyüm. Bakırköy'ün işgalini yaşamış bir ailenin çocuğuyum. Onlar da işgal dönemini anlatıyorlardı. Biz bunları öğrenerek geldik. Sonra mesela, benim ilkokuldaki hocalarımdan biri Milli Mücadele'ye gidip silahıyla katılmış bir Gazi'ydi. Bunlar Kuvayı Milliye ruhu nedir, ölüyorduk dirildik, uçuruma gidiyorduk geri döndük. Bunu bize çok güzel anlattılar."

Tarih Bilinci

Türkçemiz aziz bir dil… Başka hiçbir dilde olmayan kavramlar Türkçede var. Örnek olarak; ‘’bilmek’’ ve ‘’bilinç’’ gibi, ‘’sevmek’’ ve ‘’sevinç’’ gibi, ‘’kıvanmak’’ ve ‘’kıvanç’’ gibi, ‘’övünmek’’ ve ‘’övünç’’ gibi... Liste uzatılabilir... ‘’Bilmek’’ ve ‘’bilinç’’ farklı anlamdadır. Tarihi herkeslerden çok bilirsiniz, gider tarih profesörü olursunuz, ama ‘’Tarih Bilinci’’niz yoksa bir koskoca hiçsiniz...

İnsanın kendi varlığını, aldığı duyguları sezmesi halidir bilinç. Algı ve bilgilerin zihinde duru ve aydınlık olarak izlenme sürecidir bilinç. Çok karmaşık insan bedeninin etkinliklerini, insanın dünyaya anlam vererek, gerçekleştirdiği yaşantısını, ruhsal, toplumsal, kültürel, siyasal boyutlarda süregiden yaşamını açıklamaya yarayan bir kavramdır bilinç. Bundan dolayıdır ki ‘’Felsefe; kendini bilinçli hale getiren düşüncedir’’ derdi Hegel.

20. yüzyılın önemli Alman filozoflarından Edmund Husserl şöyle derdi: “Kişinin farkında olması ile farkında olduğu şey arasında sıkı bir ilişki vardır; her bilinç kendine özgü bir niyet geliştirir ve bu niyet, bilincin neyi algılayıp nasıl anlamlandıracağını etkiler." Bu nedenle Türk bağımsızlık savaşını, 19 Mayıs’ı, 23 Nisan’ı ve 30 Ağustos’u anlayabilmek ve anlamlandırabilmek için iyi bir Tarih bilincine ihtiyaç vardır.

İşte bu nedenle; Tarih bilinci olmayanların, zaten askerî, siyasi ve ekonomik olarak bitmiş Osmanlının Sevr ile beraber tarih sahnesinden silindiğini, başta İstanbul olmak üzere Anadolu'nun neredeyse tamamen İşgal edildiğini görmeyenlerin, Türk milletine ‘’Milli Misak’’ çerçevesinde ‘’Hâkimiyeti Milliye’’, ‘’İrade-i Milliye’’, ‘’Kuvayı Milliye’’ ve ''Bağımsızlık'' kavramlarını aşılayan 19 Mayıs'ı, 23 Nisan’ı ve 30 Ağustos Zaferini anlamalarının ve anlamlandırmalarının imkân ve ihtimali yoktur. 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutlamayanların ve kutlatmayanların niyetlerindeki işte bu bilinç eksikliğidir.

30 Ağustos Zafer Bayramımız Bayramı'mız kutlu olsun…

Osman AYDOĞAN


Yorumlar - Yorum Yaz