• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam180
Toplam Ziyaret738309

Heinrich Heine

Heinrich Heine

25 Şubat 2020

Dünkü yazımda Alman lirik şiirinin en önemli temsilcilerinden birisi olan Reiner Marie Rilke’nin bir şiirinden bahsedince bugün de aklıma bir başka lirik Alman şairi geldi: Christian Johann Heinrich Heine (1797 - 1856)

Heine, 19. yüzyılın romantizm ve realizm akımları arasındaki geçiş döneminde siyasal şiirin öncüsü olan en ünlü Alman şairidir. Genelde lirik şiirler yazar.. Göttingen, Bonn ve Humbolt üniversitelerinde hukuk okur ancak edebiyata hukuktan daha fazla ilgilidir.

Yahudi kökenlidir. Ancak1825'de dinini değiştirerek, Protestanlığı seçer. Bu, Alman devletinde hür bir birey olabilmek için gereklidir. Aksi takdirde birçok Yahudi gibi hakları kısıtlanacaktır. O zaman Almanya’da Yahudilerin üniversitede profesör de olması yasaktır. Heine'ın ise en büyük tutkularından birisidir üniversitede profesör olmak.

Heine sanat yaşamına "Gedichte" (Şiirler) adlı eseriyle 1821'de başlar. Heine'ın kuzenleri olan Amelie ve Therese'e olan tek taraflı aşkı daha sonra onu aşk temalı şiirler yazmaya sevk eder. "Buch der Lieder" (Şarkıların Kitabı) adlı eseri onun en kapsamlı şiir derlemesidir. Heine'nın birçok şiiri besteciler tarafından şarkı hâline getirilir.

Kendine has dillere destan bir içe dönüklüğü vardır. Düşünceleri Fransız devriminden etkilenmiştir. Nietzsche, Heine'den bahsederken ''en yüce lirik şair'' ifadesini kullanır.

Değerinin farkındadır. Bir şiirinde söyle tanımlar kendisini:

''Ich bin ein deutscher Dichter,
Bekannt im deutschen Land.
Nennt man die besten Namen,
So wird auch der meine genannt.''

''Ben bir Alman şairi
Bütün Almanya’da bilinir
En iyi isimler söylenince
Benimki de öyle söylenir.''

Heine, 1831 yılında Almanya'dan ayrılır ve Paris'e gider. Orada ütopist sosyalistler ile arkadaşlıklar kurar. Ve Heine yaşamının geri kalan kısmını Paris'te geçirir.

Heine din değiştirmiştir. Her iki dini de çok iyi tanır. Paris’te Fransız arkadaşlarına dinler konusunda şu kanaatini söyler: "Bütün dinler aynıdır. Bazıları müşterilerinin derilerini kafalarından, bazıları ise ayaklarından başlayarak yüzerler."

Pariste okuma yazması olmayan Crescentia adli bir Fransız kadınla evlenir. Heine kadının adını fazla egzotik bulduğu için bu ismi Mathilde olarak değiştirir. Okuma yazması olmayan karısı, Heine'nin ne kadar önemli bir şair olduğundan bihaberdir ve şairin değerini arkadaşlarına sorar. Mathilde, Dumas'ın eserlerini okumak istediğinden, yine Heine tarafından kendisine okuma-yazma öğretilir. Mathilde kocasının şiirleri için değil de Dumas eserleri için okuma-yazma öğrenmek ister!... Belki de bu nedenle Heine ölmeden önce mirasını karısına bırakır ve karısının tekrar evlenmesine şart koşar. Neden olarak da kendisi için en azından bir adamın üzüleceğini söyler!...

Heinrich Heine’nin bu evliliği biraz da Rus yazar Puşkin’in evliliğine benzer. Puşkin, bir baloda Natalya Gonçarova ile karşılaşır ve büyüleyici güzellikteki bu genç kıza âşık olur. Puşkin’in mutsuzluğuna, talihsizliğine ve çok genç yaşta ölümüne giden yolun başlangıcı olur bu karşılaşma. Natalya edebiyatla hiçbir ilgisi olmayan, Puşkin’i bir şair olarak umursamayan, aklı fikri kendine rahat bir yaşam sağlayacak bir koca bulmakta olan sıradan biridir ve ailesinin de ondan pek bir farkı yoktur. Uzun çekişmelerden sonra Natalya ile evlenir Puşkin. Natalya evliliği süresince de kayıtsız kalır Puşkin’e. Yaşamını çekilmez kılan bir kayınvalidesi ve kusursuz ama yapay bir çiçek olan eşi vardır artık Puşkin’in tıpkı Heinrich Heine’nin karısı Mathilde gibi…

Heine’nin Alman politikası ve toplumunu eleştirdiği "Deutschland. Ein Wintermärchen" (Almanya. Bir Kış Masalı) adlı eserini 1844'te yazar ve arkadaşı Karl Marx bu eserini sahibi olduğu gazetede makaleler hâlinde yayımlar.

Heine’nin Loreley (Lorelei) adlı şiiri şarkılar, çeviriler sayesinde dilden dile aktarılır ve bu sayede büyük bir ün kazanır.

Heine ‘’Laß die heilgen Parabolen’’ isimli şiirinin son kıtasını şöyle bititir:

''Also fragen wir beständig,
Bis man uns mit einer Handvoll
Erde endlich stopft die Mäuler -
Aber ist das eine Antwort?''

"Durmaksızın soruyoruz
Ta ki bir avuç toprak
ağzımızı kapatana kadar.
Peki ama bu mudur cevap?"

1821 yılında kitaplarından biri  Almanya’da yakılınca Heinrich Heine tarihte defalarca kanıtlanmış ve kanıtlanacak şu sözünü söyler:  "Eğer bir yerde kitapları yakıyorlarsa, orada eninde sonunda insanları da yakacaklardır."

Ölüm döşeğinde iken; "Tabii ki Tanrı beni affedecektir, bu onun işi." der…

Unutulmayacak bir söz daha Heinrich Heine'den: "Tutunacak bir dalın olup olmadığını düşmeden göremezsin.."  

Eserleri Alman otoriteleri tarafından her dikta rejiminde olduğu gibi yasaklandığında her şair gibi kendisi de Almanya için kaygılanır:

"Denk ich an Deutschland in der nacht,
dann bin ich um den schlaf gebracht"

(Geceleyin Almanya’yı düşündüğümde uykularım kaçıyor.)

Ben de artık son zamanlarda bu dizeleri zihnimde takılmış bir plak gibi şöyle mırıldayorum:

"Denk ich an die Türkei in der nacht,
dann bin ich um den schlaf gebracht"

Osman AYDOĞAN


Yorumlar - Yorum Yaz