• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam848
Toplam Ziyaret893270

Kanal İstanbul…

Kanal İstanbul…

28 Aralık 2019

Yıl 1972… Anadolu’nun ücra ücra köşelerinden gelip İstanbul’da liseye başlamıştık… Boğaz kıyısında… Leyl-i meccani… Yani parasız yatılı… 1975 yılında ise lise bitmiş, aynı yıl lisans eğitimine başlamıştık…  Yine leyl-i meccani… Yani yine parasız yatılı…  

''Parasız Yatılı'' aslında Füruzan'ın 1971 yılında yayınlanmış bir öykü kitabının adıydı. (Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2006) Kitabın her aklıma gelişinde, kitabı vitrinlerde her görüşümde benim de 1972 yılında başladığım işte o leyl-i meccani günlerim aklıma gelirdi. Kitabı her aklıma getirişimde o parasız yatılı günlerimin tamamını anımsarım… Yılı yıl anımsarım, ay ay anımsarım, hafta hafta anımsarım, gün gün anımsarım, saat saat anımsarım... An be an anımsarım…

Lisede, o leyl-i meccani günlerimin başlangıcında, ilk günlerde, birinci sınıfta, yeni binada, köşelerde, kuytularda, bucaklarda, kenarlarda usul usul, sessiz sessiz, için için, hıçkırık hıçkırık, ağlayan arkadaşlarım vardı hatırladığım ki ben de dâhil. Sessizdi ağlamaları ama çığlık çığlığa idi yüzleri, pınar pınardı gözleri, şırıl şırıldı gözyaşları...

Ama şimdi onlar bir kırk yıl sonra kocaman kocaman adam olmuşlardı… Kimisi akademisyen profesör, kimisi tabip profesör, kimisi üniversitede dekan, kimisi yazar, kimisi hukukçu, hakim, avukat, kimisi politikacı, milletvekili, kimisi iş adamı, şirket sahibi, fabrikatör, ihracatçı, kimisi diyar diyar memleketlere koca koca Boeing'leri, Airbus'ları uçuran pilot, kimisi milli sporcu, kimisi askeriyede en üst rütbeden orgeneral…

Yine o hatıralara, o anılara dalıp gidiyorum Kanal İstanbul tartışmalarında…

Lisede, leyli meccaninin o günlerinde koğuşlarda, yat saatinde, Boğaz vapurlarının, Boğaz’dan geçen gemilerin, tankerlerin projektörlerinin ışıkları koğuş duvarlarında bir kedi gibi usul usul gezinirken, peşine takıp takıp, deriiin deriin uykulara götürürdü beni...

Rüyalarda, okulun hemen arkasındaki tepeleri aşıp, koşa koşa, uça uça, dağları, bayırları, yolları aşa aşa Brezilyalı romancı Jorge Amado’nun ‘’insanın anayurdu çocukluğudur’’ dediği gibi anayurdum olan çocukluğumun geçtiği memleketime, evimize, anneme, babama, kardeşlerime giderdim...

O zamanlar Ruhi Su'nun, sonraları da Zülfü Livaneli'nin söylediği Nîmetullah Hafız'dan alınan bir Rumeli türküsü vardı: ‘’Anlı Yemen’’ türküsü... Bu türkünün de son kıtası ‘’Kalk borusu erken çalar, sen küçüksün uyanaman’’ diye biterdi. Sabahların en erken vakitlerinde Boğaz'da buuup buuuppp diye yankılanan vapur sesleri, gemi sesleri bu türkünün sözlerindeki gibi Sabâ makamında çalan kalk borusundan çoook çoook önceleri uyandırırdı beni... (Konu dışı ama bu türkünün bağlantısını yazımın sonunda Zülfü Livaneli'nin sesinden veriyorum... Çocukluğumun çok sevdiğim bir türküsüydü... Sonraları biz büyüdük, ancak kalk borusu bizlere hep erken çaldı... Annelerimiz de eşlerimiz de arkamızdan hep bu türküyü söyledi... Ve bizler hep türküdeki sözleri yaşadık!)

Pencerelerden bakarken Boğaz'a, beyaz beyaz bir kuğu gibi geçerken o vapurlar, o koca koca, o uzun uzun gemiler, alıp alıp götürürdü beni hiiiç bilmediğim yerlere, diyarlara, memleketlere...

Memlekette kalan platonik aşkımın, bir çift kapkara hançerin simsiyah uçları gibi gözleri, andıkça, hatırladıkça, bir bıçak gibi saplanırdı kalbime, bir mıh gibi çakılırdı beynime, bir sonbahar hüznü gibi dolardı gönlüme...

Hafta sonunda akşam vakti, okula dönüş zamanı, Üsküdar Mihrimah Sultan Camii (*) yanındaki durakta Leyland marka, 15 hat numaralı İETT otobüsünü beklerken; kış günü lapa lapa yağan karlar, araba farları, sokak lambaları altında, karşıda Barbaros Bulvarı’nda yukarı çıkan araçların tarçınlı akide şekeri misali stop lambaları puslu puslu yanarken, patlayan kestaneler, mısırlar, satıcı sesleri, vapur sesleri, gemi sesleri, ezan sesleri, martı sesleri, insan sesleri arasında sıram geldiği halde sıradan çıkarak tekrar tekrar sıraya girerdim o muhteşem tabloyu seyre devam etmek, o büyük pastoral senfoniyi (**) bitirmemek için....

Ne zaman hatırlasam o leyl-i meccani günlerimi, o çocukluğumu; Edip Cansever’in ‘’Bezik Oynayan Kadınlar’’ (Ada Yayınları, 1982) kitabının "Manastırlı Hilmi Bey’e İkinci Mektup" adlı şiirinde geçen şu dizeler beynimde, zihnimde, gönlümde, aklımda, kafamda gün boyu takılmış bir plak gibi döneeeer durur:

"Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk, hiçbir yere gitmiyor..." 

Yusuf ile Züleyhâ hikâyesini bilirsiniz… Züleyhâ'nın ağır aşkı Yusuf'un zindanı boylamasına neden olur… Bir Arap şair şöyle demiş Yusuf zindana giderken:

‘’Herkes, Yusuf'un yırtılmış gömleğine bakıyor.
Kimse, Züleyhâ'nın paramparça olmuş kalbine bakmıyor.’’

Herkes Kanal İstanbul yapıldığında sadece doğaya, çevreye, dış siyasete vereceği zarara bakıyor… Kimse Boğaz’ın gemiler olmadan öksüz, yetim, yalnız, ıssız, renksiz, sessiz, masum ve mahzun kalacağına bakmıyor…

Boğaz’ın güzelliği; gemilerin, vapurların Boğaz’dan salına salına, usul usul bir kuğu gibi süzülerek geçişlerinde ve bu geçişlerindeki buuup buuuppp diye çıkardıkları seslerde ve bu seslerin Boğaz’da yankılanmasında gizlidir…

Osman AYDOĞAN

Zülfü Livaneli'nin sesinden ''Anlı Yemen'' türküsü:
https://www.youtube.com/watch?v=AdyUbAJSbxA

Anlı Yemen Türküsü

Anlı Yemen şanlı Yemen
Toprakları kanlı Yemen
Ben Yemen'e dayanamam
Nazlı yardan ayrılamam

Gitme Yemen'e Yemen'e 
Yemen sıcak dayanaman
Kalk borusu erken çalar
Sen küçüksün uyanaman

Derleyen: Nimetullah Hafız

(*) O zamanlar Üsküdar Mihrimah Sultan Camii'nin üzerinde bir iskele vardı... Camii restore ediliyordu... Bilmezdim ki restore edenin de benim müstakbel merhum Kayınpederimin olacağını...

(**) ‘’Pastoral Senfoni’’, Andrea Gide, L&M Yayıncılık, 2006 (Anı ile ilgisi olmayan bir kitap, sadece kitabın adını anımsattığı için.)


Yorumlar - Yorum Yaz