• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam257
Toplam Ziyaret739128

Alman edebiyatında Doğu etkisi

Alman edebiyatında Doğu etkisi

04 Mart 2020 

Geçen haftaki bir yazımda ünlü Alman şairi Heinrich Heine'nin ünlü Fars şairi Firdevsî üzerine yazdığı şiirini anlatınca ''Alman edebiyatında Doğu etkisi'' diye bir yazıyı kalame almamın farz olduğunu düşündüm. Çünkü Alman edebiyatında Doğu ile ilgilenen sadece Heinrich Heine değildi...

Alman edebiyatının Doğu ile ilgilenmesi öncelikle Haçlı seferleri ile olur. İspanya’da kurulan Endülüs Emevi Devleti, İbn-i Rüşt, İbn-i Sina ve Osmanlı İmparatorluğunun yükselişi Alman edebiyatçılarının Doğu’ya yönelmesine ve Doğu edebiyatından etkilenmesine yol açar...

Bu yazımda Doğu edebiyatından etkilenen Alman edebiyatçılardan örnekler vererek kısaca bahsetmek istiyorum. Bu yazıma daha önce anlattığım Heinrich Heine'yi de dâhil ettim. Alman müziğine Doğu'nun etkisini de bir başka yazımda kaleme alacağım. 

Johann Wolfgang von Goethe

Doğu edebiyatından en çok etkilenen Alman edebiyatçıları arasında büyük Alman şairi Johann Wolfgang von Goethe’nin (1749-1832) en başta geldiği değerlendirilir..

Johann Wolfgang von Goethe daha küçücükken annesinden ve büyükannesinden dinlediği ''Binbir Gece Masalları'' ile hayal dünyası şekillenir. Üniversite eğitimi esnasında da Arap şiirine, Kuran’a, Fars ve Türk kültürü ve edebiyatına ilgi duyar. Goethe, Doğu’yu şiirin asıl vatanı olarak görür. Goethe, 1814’te Hammer’ın Hâfız Divanı tercümesi ve etkisiyle yaşlılık döneminde ‘’Doğu Batı Divanı’’nı (West–östlicher Diwan) kaleme alır. Divan; Almancanın söyleniş olarak alabileceği gelmiş geçmiş en melodik ve yumuşak eserlerden birisi olarak kabul edilir.

Doğu Batı Divanı’ı on iki kitaptan oluşur ve 250 şiir yer alır. Divan’da şarkılar, Hâfız, aşk, murakabe, sıkıntı, hikmetler, Timur, Züleyha, Sâki, mecazlar, Persler ve cennet adlı bölümler yer alır… Goethe, Divan’da yer alan şiirlerinin bir kısmını Kur’an’dan ilham alır.

Goethe, Divan’ında Kanuni Sultan Süleyman’ın şeyhülislamı ve fetvacısı Ebussud Efendi’nin Hâfız Divanı hakkında verdiği fetvaya ve 1693 yılında devrin Şeyhülislamının Niyazi Mısrî’nin şiirine verdiği fetvaya da yer verir.

Goethe Divan’da ‘’üç yüzük’’ hikayesine de yer verir ve sonucunu şöyle bağlar; "O halde dramın esas fikri her üç dinin de kıymetli ve hak dini olduğu ve asıl meselenin ahlaki irade ve iyilik hislerinde mündemiç bulunduğudur."

Wer sich selbst und andere kennt,
wird auch hier erkennen:
Orient und Okzident
sind nicht mehr zu trennen.

Kendini ve başkalarını tanıyan
gayrı inkâr edemez ki
doğu ve batı
artık ayrılmazlar.

Goethe bu divanı ile Doğu ile Batı arasında bir köprü kurmak ister...

Bahsettiğim gibi ‘’Batı - Doğu Dîvânı’’nde ‘’Buch Süleika’’ isminde bir bölüm var. Bu bölümünde ''Süleika'' diye anlatılan hikâye bizim bildiğimiz ‘’Züleyhâ’’ hikâyesidir.  Goethe, Batı - Doğu Divânı üzerinde çalışırken âşık olduğu Marianne von Willemer’i ‘’Züleyhâ’’ya  benzeterek en güzel şiirlerini ''Süleika'' (Züleyhâ) ismiyle Marianna için yazar…

Goethe, ‘’Batı - Doğu Dîvânı’nı, 1814 yılında -altmış beş yaşındayken- Avusturyalı Tarihçi Hammer Purgstall’ın 1812 yılında yaptığı ‘’Hafız Divanı’’ çevirisini okuduktan sonra bu divandan etkilenerek yazar….

Goethe’nin 1814 yılında yazdığı ve Batı – Doğu Dîvânı’nın temel taşı olan ‘’Buch Süleika’’ (Züleyhâ Kitabı) Yavuz Sultan Selim’in şu dörtlüğü ile başlar:

‘’Ich gedachte in der Nacht                   (Gece düşünüyordum
Dass ich den Mond sähe im Schlaf:     Uykuda ayı görebilsem diye
Als ich aber erwachte;                          Uyandığımda;
Ging unvermutet die Sonne auf.’’          Aniden güneş doğmuştu.)

Şiirin özgün Farsça hali şu şekildedir:

Fikr mî-kerdem şebî k’ân-mâ-râ bînem be-h’âb
Men der’în bûdem ki nâgeh şod tulû’-ı âftâb

(Bir gece o mâhı rüyâda göreyim diye tefekkür ediyordum. Ben bu fikirde iken ansızın âftâb tulû’ etdi.)

Günümüz Türkçesiyle:

‘’Gece ay gibi güzeli rüyada görebilsem diye düşünüyordum. Bu düşüncedeyken ben ansızın güneş doğuvermez mi?’’

Jakop Willemer, Goethe’nin büyük aşkı Marianne’yi 1800 yılında evine alır ancak Willemer, Marianne ile 1814 yılında aniden evlenir. Goethe ve Marianne birbirilerine âşıktırlar ve birbirleriyle ilgilenmeye başlarlar. Willemer’in, Marianne ile bu ani evliliğinin sebebi olarak Willemer’in bu ilişkiyi sezmesi üzerine olduğu rivayet edilir. Willemer dürüst, çalışkan ve zengin birisidir tıpkı Züleyhâ’nın kocası Potifar (Kitfir)  gibi.

Goethe, Batı – Doğu Dîvânı’nın ‘’Süleika Buch’’ bölümünde şiirlerinde Yusuf yerine ‘’Hatem’’ ismini kullanır ve Hatem ile Süleika karşılıklı olarak şiirleşirler. 

Goethe, Dîvân’ında Süleika (Züleyhâ) şiirinin bir yerinde şöyle der

‘’Süsses Dichten, lautre Wahrheit          (Nefis şiirlerden, gürültülü hakikatle
Fesselt mich in Sympathie!                     Zincirlerle bağlar beni gönlüme!
Rein verkörpert Liebesklarheit                Aşk bu, ete kemiğe bürünüp de
In Gewand der Poesie.’’                         Çıkar şiir kılığında önüme)

Ve bu uzun destanımsı şiir ilahi aşka vurgu yapılarak şöyle biter:

‘’Und wenn ich Allahs Namenhundert nenne,
Mit jedem klingt ein Name nach für dich.’’

(Ve ben Allah’ın adını yüz kez ansam
Her çınlayan bir isimle sana yaklaştırır.)

Doğu kültürüne büyük ilgi duyan Goethe ‘’Batı - Doğu Dîvânı’’’ni yazdıktan sonra yıllarca üzerinde çalıştığı ikinci büyük eseri ‘’Faust’’a yönelir.. . Faust’ta da doğunun en meşhur masalı ‘’1001 Gece Masalları’’nın izleri ve etkisi bulunur. Sadece Faust’ta değil Goethe’nin bütün eserlerinde yer alan insanlar, figürler ve mekânlar hep Doğu’dandır. Goethe’nin ‘’Genç Werther’in Acıları’’ (bu eseri sayfamda daha önce anlatmıştım) ve ‘’Ruh Yakınlıkları’’ isimli eserlerinde de ‘’Binbir Gece Masalları’’’nın izleri görünür. Ayrıca Goethe’nin ‘’Faust’’ kitabındaki Faust karakteriyle ‘’Hafız Divanı’’ arasında büyük benzerlikler vardır.

Goethe, sadece Doğu kültürüne değil İslam dinine de büyük ilgi duyar. Goethe, “Götz von Berlichen” oyununda, Kuran’dan bir sureyi alıntılar.  

Goethe bir şiirinde Allah'ı şöyle tanımlar: 

''Gottes ist der Orient!
Gottes ist der Occident!
Nord- und südliches Gelände
Ruht im Frieden seiner Hände!

Er, der einzige Gerechte,
Will für jedermann das Rechte.
Sei von seinen hundert Namen
Dieser hochgelobet! Amen.''

(Doğu da Allah'ındır!
Batı da Allah'ın!
Kuzeyi ve Güney sahası
Sulh içindedir O'nun kudretiyle

O, tek "Âdil" olan,
Hak olanı istiyor herkes için
O'nun yüz isminden biri de "el-Adl"
Bu yüce isim çok yüceltilsin! Amin.)

Hammer Purgstall

Aslında Doğu edebiyatı ile ilgilenen sadece Goethe değildi… Bahsettiğim gibi Goethe’, ‘’Batı - Doğu Dîvânı’nı, 1814 yılında -altmış beş yaşındayken- Avusturyalı Tarihçi Hammer Purgstall’ın 1812 yılında yaptığı ‘’Hafız Divanı’’ çevirisini okuduktan sonra yazar...

Avusturyalı Tarihçi Hammer Purgstall (1774-1856) bir diplomat, bir tarihçi ve bir tercümandır. Tarihçiler arasında ‘’Hammer’’ diye bilinir.  Hammer, ‘’Binbir Gece Masalları’’nı, Evliya Çelebi’nin ‘’Seyahatnamesi’ ve ve Katip Çelebi'nin ''Cihannüma''sının bazı bölümlerini ve ‘’Hafız’'ın ‘’Divan’’ını Almancaya çevirir. Bahsettiğim gibi Hafız’ın bu ‘’Divan’’ı Goethe’nin ‘’’West–östlicher Diwan’’ına ilham verir.  ‘’Hammer Tarihi’’ olarak bilinen 10 ciltlik yapıtı ‘’Geschichte des osmanischen Reiches'’i (Osmanlı İmparatorluğu Tarihi) 1827-1832 yıllarında yayınlar…

Hammer’in Oryantalizm hakkındaki görüşleri ise kısaca şöyledir: “Bizim heyecanlı çalışmalarımızın ışığı doğudan yükselmiştir.’’

Hammer, Türkçe, Arapça ve Farsçanın yanı sıra İtalyanca, Fransızca, Yunanca ve Latince dillerine de hâkimdir… Hammer, Batılıların Türklere ve İslam’a duyduğu önyargıya verdiği tepki sebebiyle ismini zaman zaman "Yusuf Hammer" olarak değiştirir ve bazen de imzasını bu isimle atar.

Hammer, ölmeden önce mezar taşını hazırlatır. Hammer, vefat ettiğinde vasiyeti üzerine, Hristiyan olmasına rağmen İslami usullere göre defnedilir. Hammer’in alaturka usullerle yapılmış olan kabri halen Viyana’nın kuzeyindeki Klosterneuburg semtindeki Ölosternburg mezarlığında bulunmaktadır. Ve Hammer’in mezar taşında Kur'an ayetlerinin yanı sıra Arapça, Farsça ve Türkçe beyitler yazılıdır.  Bu yazılardan birisi de şu kitabedir: "Hüve'l bâkî, rahman olan Allah’ın merhametine sığınan üç dilin mütercimi Yûsuf Hammer."

Hammer'in mezarının fotoğraflarını yazımın sonunda veriyorum... 

Friedrich Rückert

Hammer’in, şair, doğu bilimci ve filozof olan bir Alman öğrencisi var: Friedrich Rückert. (1788-1866) Rückert, Osmanlı tarihçisi Hammer-Purgstall’den Arapça, Farsça ve Türkçe öğrendikten sonra Doğu edebiyatı ile ilgilenir ve doğunun klasik şairlerinden Sadi, Hafız, Cami ve Mevlana’dan çeviriler yapar. Rückert, özellikle Mevlana’ya büyük hayranlık duyar ve çalışmalarını Mevlana üzerine yoğunlaştırır... Rückert, Mevlana için övgü gazelleri yazar hem de gazeli şiirlerinde özgün “vezin” ölçüsüne göre tam olarak Almanca kullanarak… Rückert, Mevlana’yı şu şekilde tanımlar:

‘’Mewlana nennt sich das Licht im Osten,
 Dessen Widereschein euch zeiget mein Gedicht’’

(Mevlana doğuda bir ışıktır, deniyor
Onun yansımasını benim şiirim gösteriyor.)

Rückert, Mevlana’nın düşüncelerini dizelere de döker:

"Mecusi, Brahman, Hırıstiyan ve Müslümanım,
Sen de benim güvencemsin, gel uzaklaşma Hint tapınaklannda,
Camilerde ve Kilisede yöneldiğim,
Sadece senin yiizündür, gel uzaklaşma"

Rückert, her üç dine olan yakınlığını şöyle anlatır:

‘’Ich war im Garten, als das Paar darinnen war,
Und als hinein die Schlange kroch, ich liebe lang.
Als Pharao verschlungen ward vom rothen Meer,
Hielt ich die Hände Mosis hoch, ich liebe lang.
Mit Noe in der Arch’, im Brunnen mit Joseph,
Im Himmel war ich mit Henoch, ich liebe lang.
Als Mohammed durch alle Höh’n der Himmel fuhr,
Fand er im siebenten mich hoch, ich liebe lang.’’

(Ben de cennette idim, o ünlü çift oradayken,
Yılan oraya sızmıştı ya, o zaman; Sevgim yücedir benim!
Firavun kızıl denize gömüldüğünde, Musa’nın ellerini havaya ben kaldırdım; Sevgim yücedir benim! Gemide Nuh ile, çeşmede Yusuf ile
Gökyüzünde İsa ile birlikteydim. Sevgim yücedir benim!
Muhammed gökyüzünün katlarını dolaştığında,
Yedinci katta beni gördü, Sevgim yücedir benim!’’

Gotthold Ephraim Lessing

Alman dünyasında Doğu edebiyatı ile ilgi ilk olarak Aydınlanma Çağı'nın önde gelen temsilcilerinden olan Alman yazar, filozof, gazeteci ve Alman Edebiyatının ilk önemli eleştirmeni Gotthold Ephraim Lessing (1729-1781) ile başlar. Lessing, ‘’Bilge Nathan’’ (Nathan der Weise) (Elips Kitap, 2010) adlı eserinde mekân olarak üç ilahi dinin (İslamiyet, Musevilik, Hristiyanlık) kesiştiği nokta olan Kudüs’ü seçer. Zaman olarak da Haçlı Seferleri’nin yaşandığı dönemi ele alır. Aynı zamanda esere de adını veren hikâye kahramanı Nathan varlıklı bir Yahudi tüccardır. Lessing’in eserinin merkezine Sultan Selahattin’i alır. Lessing’in eserinde; tek tanrılı dünya dinleri kısmen farklılıklar taşısalar da tek tanrılı dinlerin esasta insanları Tanrı’ya ideal bir kul olmayı hedeflediği ve düşmanlığı değil kardeşliği simgelediği mesajını verir.

Christoph Martin Wieland

Almanya’da klasisizm ve romantizm akımlarının öncüsü sayılan, şair, çevirmen ve Aydınlanma Döneminden bir yayımcı olan Christoph Martin Wieland (1773-1813) da masallarında Doğu motiflerine yer verir.  Wieland, “Cinistan” (Dschinnistan) adını taşıyan 19 adet öyküler koleksiyonunda zarif peri ve hayalet masallarına yer verir. Bu masallarda da Wieland, Doğu motiflerini kullanarak Eski Mısır ve Türk masallarından alıntılar yapar. ‘’Cinistan’’da geçen cin figürü de ‘’Binbir Gece Masalları’’nda sıklıkla karşılaştığımız bir figürdür.  Christoph Martin Wieland, aynı zamanda Johann Gottfried Herder, Johann Wolfgang von Goethe ve Friedrich Schiller'den oluşan Klassizmin ‘’Dört  Beyni’'nin en yaşlısıdır.

Christian Johann Heinrich Heine 

Doğu kültüründen etkilenen bir diğer Alman şair de Christian Johann Heinrich Heine (1797 - 1856)dir. Heinrich Heine, 19. yüzyılın en ünlü ve romantizm ve realizm akımları arasındaki geçiş döneminde siyasal şiirin öncüsü olan Alman şairidir. 

Gazneli Mahmut, eski İran efsaneleri üzerine kurulu manzum destanı olan ‘’Şehnâme’’yi Firdevsî'ye yazdırır ama Firdevsî’ye söz verdiği ödemeyi yapmaz, şairi küstürür. Bu ödeme konusunda değişik rivayetler vardır. Bu rivayetlerden birisi de Heinrich Heine'ye aittir. Heinrich Heine bu ödeme konusuna, ‘’Der Dichter Firdusi’’ (Şair Firdevsî) isimli üç bölümlük çok güzel bir şiirinde yer verir. Heine şiirinde; Firdevsî’den Firdusi, Şehnâme’’den Schach Nameh, Firdevsî’nin şehri olan Tus şehrini de Thus olarak bahseder. 

Şiir şu dize ile başlar:

‘’Goldne Menschen, Silbermenschen!
Spricht ein Lump von einem Toman,
Ist die Rede nur von Silber,
Ist gemeint ein Silbertoman.’’

(Firdevsî ve Heinrich Heine’yi yine bu sayfamda daha önce anlatmış ve şiirin tamamını da bu yazımda vermiştim.)

Heine'nin şiirinde özetle şu hikâye anlatılır:

Şehnâme’nin yazılışından yıllar geçmiştir. Bir gün aklına gelir Sultan Mahmut’un; Firdevsî’yi sorar nerede diye? Aslında çok yoksul çevreden olan büyük şair kendi şehrinde (Tus) eski ağır koşullarında yaşayıp gidiyordur. Sultan hemen büyük bir kervan düzülmesini emreder. Develere en güzel ipekliler, nice değerli altın, gümüş, fildişi araç gereçler, paha biçilmez nesneler yüklenir... Sultanın kervanı sekiz günlük bir yolculuktan sonra şaşa ile Firdevsî’nin yaşadığı bir dağın yamacına kurulmuş şehre giriyordur ki, aynı şehrin karşı kapısından küçük, yoksul bir cemaatin omuzlarındaki tabutta mezarlığa götürülen Firdevsî’nin cenazesi vardır!

Novalis

Erken Alman romantizminin söz ustası, filozofu Novalis (1772-1801)’in, (Gerçek ismi "Georg Philipp Friedrich Freiherr von Hardenberg") “Heinrich von Ofterdingen” (Doğu Batı Yayınları, 2014) isimli romanında Şark’ı “Şiirin ve Romantizmin Ülkesi” olarak tanımlar…

Diğerleri

Alman edebiyatında Doğu’ya öykünen edebiyatçılar bu isimlerle de sınırlı değildir. Wilhelm von Humbold, Friedrich Schlegel, August Wilhelm Schlegel ve Graf von Platen gibi edebiyatçılar Doğu’nun büyülü atmosferinden etkilenerek Doğu’yu bütün dinlerin, dillerin, şiirin ve romatizmin ülkesi olarak telakki ederler...

Son söz

Ne hazin değil mi? Zamanın ünlü Alman edebiyatçıları Şark'a öykünürken, Şark'ı ‘’şiirin ve romantizmin ülkesi’’ olarak anarlarken, şimdi ise Şark ‘’Despotizmin, bağnazlığın, sefaletin ve savaşların ülkesi’’ olarak tanımlanmaktadır… Ne olmuştu da Şark bu hallere düşmüştür? Düşünenlerin ve siyasilerin üzerinde düşünmesi gereken bir konudur...

Osman AYDOĞAN

Hammer’im alaturka usullerle yapılmış olan, Viyana’nın kuzeyindeki Klosterneuburg semtindeki Ölosternburg mezarlığında bulunan kabri: 










 


Yorumlar - Yorum Yaz