• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam283
Toplam Ziyaret628158

Altın Post

Altın Post

02 Ağustos 2019

Kazdağları’nda altın arama ruhsatı alan bir Kanada Alamos Gold şirketi Kirazlı Atikhisar bölgesinde 195 bin ağacı kesiyor… Demirtepe Altın madeni ve Açık Ocak İşletmesi de Havran Büyükşapçı bölgesinde 6 bin 886 dönüm olan bir bölgede altın çıkarmak amacıyla binlerce ağacı kesmek için gün sayıyor… Karaçam ormanlarıyla kaplı olan maden sahasında yine binlerce ağaç kesiliyor, devasa atık havuzlarının açıldığı alandaki doğal hayat yaşanmaz hale geliyor... Bu haberler yeni… Ancak on yıldan beridir Ege dağları, çam ormanları ve buradaki doğal hayat altın madeni için talan ediliyor, yok ediliyor…

Bu ‘’altın’’ sevdası bana mitolojide geçen ‘’Altın Post’’ hikâyesini hatırlatıyor…

‘’Altın Post’’ Yunan mitolojisinde zenginliği ve iktidarı sembolize eden ‘’post’’un adıdır. 

Antik çağda günümüz Yunanistan’ın tam da ortasında Ege sahilinde Boeotya isminde bir krallık vardır. Boeotya Kralı Athamas'ın da Phrixus isminde bir oğlu ve Helle isminde bir kızı vardır… Boeotya Kralı Athamas'ın karısı Nephele öldükten sonra üvey anneleri Ino bu çocukları istemez... Ino tuzak kurarak tarlalara zararlı maddeler döktürüp ürünlerin zarar görmesini sağlar. Kral bu beladan nasıl kurtulacağını sordurmak için danışmanlarını Delphi'ye kutsal rahiplere gönderir. Kraliçe danışmanlara rüşvet vererek çocukların kurban edilmesi yanıtını krala vermelerini sağlar. Kral Athamas çocuklarını kurban etme konusunda tereddüte düşer fakat rahip danışmanlar kurban konusunda ısrar ederler. Çocuklarını kurban etmek üzere yakınlardaki dağa götürür, bu arada olup biteni cennetten seyreden öz anneleri Nephele tanrılardan çocuklarını korumak için altın postlu bir koç kurban (Aries) yollamalarını diler.

Koç onları almaya gelir ve sırtına alarak Asya'ya (Anadolu) doğru uçmaya başlar. Ne yazık ki Çanakkale Boğazı'nın üzerine geldiklerinde küçük kız Helle aşağıya düşer. Antik Yunanistan'da Çanakkale Boğazı'nın ‘’Hellespoint’’ olarak adlandırılması bu hikâyeden kaynaklanır... Phrixus yoluna devam eder, koç onu güvenle günümüz Gürcistan bölgesindeki Kolkhis diyarına bırakır. Phrixus koçu Zeus'a kurban ederek koçun altın postunu Gürcü Kralı Güneş Tanrısı'nın oğlu Aietes'e sunar. Aietes de Altın Post'u Ares Korusu'ndaki kutsal bir meşe ağacına asar. Post ağacı saran ve hiç uyumayan devasa Kolkhis Ejderhası tarafından korunmaktadır.

Kendilerine Argonotlar denilen aralarında Herakles (Herkül), Orpheus, Aşil'in babası Peleus'un da bulunduğu bir grup cesur genç ve liderleri Yason (Jason), gemi ustası Argos'un yaptığı elli beş kürekli bir gemiyle bu postu ele geçirmek için Yunanistan’dan Kolkhis ülkesine doğru yola çıkarlar. Uzun ve çok zor bir yolculuktan sonra Kolkhis krallığına varırlar. Kral Aietes, Yunan kahramanları öfkeyle karşılar ve gelmelerinin nedenini öğrenir. Aietes, Yason’un öne sürdüğü şartlarını yerine getirmesi halinde “Altın Post”u Yunanlara vermeye karar verir. Aietes, Yason’a yerine getirmesi imkânsız görevler verir.

Ancak bu arada Aietes’ın kızı Medea ilk görüşte Yason’a âşık olur. Yason, Medea’nin yardımıyla bütün görevleri başarır ve Yason, Aietes’ten Altın Post'u ister. Kral, Yunanlara kimin yardım ettiğini hemen anlar ve Altın Post'u vermeyeceğini açıklar. Bunun üzerine Yason, postu çalmaya karar verir. Ne var ki yine Medea’nın yardımı gerekir. Kralın kızı Medea, kardeşini öldürmek pahasına altın postu Yason'a teslim eder ve onunla bir daha geri dönmemek üzere ülkesinden ayrılır… Aietes, postun çalındığı ve kızının kaçtığını öğrenir öğrenmez, hemen ordusunu toplar ve Yunanların peşine salar ama askerler Altın Post'u geri almayı başaramazlar.

Yason ve Medea Altın Postla birlikte İolkos'a dönerler. Yason ve Medea Burada evlenirler. Yason, Medea ile sadece altın postu ele geçirmek için evlenmiştir. İki oğlan çocukları olur. Ancak, Korint kralı Kreon kızını da Yason'la evlendirmek ister. Yason da buna hayır demez çünkü sonunda tahtın varisi olacaktir. Yason ucunda tahtın olduğunu öğrenince Medea’yı terk eder.

Bu evliliği engelleyemeyen Medea, aşkıyla orantılı bir öç alma yolu tasarlar. Düğün armağanı olarak zehirli bir büyülü şal göndererek hem kral kızını hem de onu kurtarmak isteyen kralı öldürür… Medea, Yason'dan da öcünü akıl almaz biçimde alır: Kendi çocuklarını öldürür. Sonrasında da Medea, Güneş tanrısının hediye ettiği ateşten atların çektiği arabayla bir daha dönmemek üzere göklerde kaybolur.

Bu efsane hakkında Antik Yunan’da ilk yazan Atina’nın yetiştirdiği üç büyük tragedya şairi arasında yer alan Euripides’tir. (MÖ 484 - 406) (Euripides, Medea, Türkiye İş Bankası Kültür Yay., 2014)  Bu efsane hakkında daha sonra da Roma’da Seneca, Euripides’in metnini esas alıp tekrar yazar. (Seneca, Medea, Türkiye İş Bankası Kültür Yay., 2013) Her iki yazar arasında trajedinin sonu hakkında küçük farklar vardır.

Şimdi de bir başka efsaneye geçelim: Atlantis efsanesine…

Efsane şöyle başlar: Zamanımızdan 11.500 yıl kadar önce bir kıta ülke vardır. Bu ülke, insanlığın, özellikle beyaz-ari ırkın doğduğu ve çok üstün bir uygarlığa yükseldiği Atlantis isminde bir adadır. Atlantisliler, Avrupa, Akdeniz, Karadeniz ve Hazar Denizi’ne yaptıkları seferler ile ora halklarına bu uygarlıklarını aşılar ve koloniler tesis ederler. Bir gün çok şiddetli bir deprem sonucu Atlantis adası tamamıyla sulara gömülerek yeryüzünden silinir gider…

Zamanımızdan 2400 yıl kadar önce yaşamış olan eski Atinalı filozof-düşünür Eflatun (Platon) (MÖ 428-348), Atlantis Efsanesini ilk yazan kişidir… Birçok bilim adamına göre Atlantis, Akdeniz’de veya Ege’dedir.  Hatta Atlantis’in Çannakkale’de, şimdiki Truva altında olduğunu iddia eden İsviçreli bilim adamları vardır. Atlantis gibi gelişmiş bir uygarlığın ise hammadde ve maden kaynaklarına ihtiyacı vardır. Bu kaynağın merkezini ise Kafkasya oluşturmaktadır. Hatta Truva’daki Atlantis’ten Kafkasya’ya kara yolu bile vardır. Ancak Karadeniz havzası sular altında kalınca bu yol da Karadeniz’in altında kalır. İsviçreli bilim adamları bu yolun haritasını bile çizer…

Her iki efsanede de ortak noktalar vardır:  Ege, Çanakkale (Hellespoint), Kafkasya, Altın Post... Demem o ki ‘’Altın Post’’ ve ‘’Medea’’ efsaneleri belki de birer simgedir. Belki de Ege’den Kafkasya’ya yapılan maden aramacılığı ve maden ticareti hikâyeleştirilip efsaneleştirilerek böylesine anlatılmıştır…

’Altın Post’’ Yunan mitolojisinde zenginliği ve iktidarı sembolize ederdi... Belki de ''Altın Post'' hikâyesi; zenginliği, hırsı, aç gözlülüğü, para düşkünlüğünü, doğa düşmalığını ve bunların sonucundaki felaketi simgeler... Çünkü ‘’Altın Post’’ ve ‘’Medea’’ hikâyelerinde de anlatıldığı gibi bu altın aramacılığının sonu hiç de iyi bitmemiştir.

Euripides ‘’Medea’’ tradejisini şöyle bitirir:

“Çok şey karışır Zeus Olympos Dağı’nda
ve beklenmedik birçok karar verir tanrılar.
Olması beklenenler gerçekleşmezken
olmazları mümkün kılarlar.
İşte bu öykü de öyle bir sonla bitti.”

Yunan Şair Yannis Ritsos ‘’Her Zaman En Başta Özgürlük’’ (Kırmızı Yayınları, 2010) isimli şiir kitabında bu efsaneye de yer vererek ‘’Altın Post’’ isimli şiiri yazar. (s. 82)

Altın Post

‘’Ne yapacaktık altın postu, -yeni bir sınama- en büyüğü belki;
ölümler, Symplegaslar, kırımlar; ve Herakles Mysia’da, unutulmuş,
ve pınarda boğulmuş güzel Hylas; ne yeni bir kürek var ne de

dinlenme. Kolkhis, Aietes, Medeia. Bakır bacaklı boğa.
İksir ve yararsız boğuşmalar. Ve sonra Apsyrtos; parça parça,
o, babasının denizden topladığı.
                                       Ve o post-
çoktan erişilmiş amaç, bir başka korku: bir ölümlü ya da
           Tanrı çalmasın diye senden,
bazen elinde tuttuğun, altın tüyler aydınlatsın geceni,
bazen omuzlarında, tepeden tırnağa aydınlatsın seni,
            göstersin diye seni – hedefini
hem onların hem bunların; ve bırakmayan seni bir an olsun gölgede,
senin olan küçücük bir köşede gizlenmeye, soyunmaya ve var olmaya.
Ama bu altın (dediğimiz gibi) işkence olmasaydı ne olurdu hayatımız?’’

Bizden gazeteci yazar Mine Söğüt de ‘’Gergedan’’ (Yapı Kredi Yayınları, 2019) isimli eserine Yannis Ritsos şiirinde geçen ‘’Altın postu ne yapacaktık biz?’’ sorusuyla başlar…

Ve devam eder Mine Söğüt kitabında: ‘’Sahi Altın Postu ne yapacaktık biz? Binlerce yıldır süren bu tantana ne içindi? Artık sebebini bile hatırlamıyoruz ama kafamızda o postu ele geçirme hırsıyla doğuyoruz. O hırs uğruna ölüyor, öldürüyor ya da daha küçük günahlarla hedefimize ilerliyoruz. İktidar hırsımız ve bu süreçteki Makyavelist tutumumuz tarih boyunca değişmeden sürdü. Ama neden?’’

Mine Söğüt kitabında bu sorusuna yine kendisi cevap veriyor: “Soru sormam hayat belirtisi ama ille de bir cevap istemem aptallık.” (s. 78)

Halil Cibran’ın deyişi ile ‘’Her bir ağaç yeryüzünün gökyüzüne yazdığı şiirdir.’’ Yüzbinlerce ağacı kesip, doğal hayatı, cennet vatanı yok edip de sahi, kazandığımız altın postu ne yapacaktık biz? Mine Söğüt'ün cevabı gibi soru sormam hayat belirtisi ama böylesi bir anlayıştan da ille de bir cevap istemem aptallık!

Osman AYDOĞAN


Yorumlar - Yorum Yaz