• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi9
Bugün Toplam726
Toplam Ziyaret895489

Fernand Braudel ve Akdeniz

Fernand Braudel ve Akdeniz

31 Ocak 2020

Fernand Braudel (1902– 1985), benim geç keşfettiğim bir Fransız tarihçidir. Asıl tahsili coğrafya üzerinedir. Ancak 1923'te Sorbonne'da tarih bölümünden de mezun olur. Mezuniyetini müteakip değişik okullarda ders verdikten sonra Nazilerin 1940'ta Fransa'yı işgali sırasında Fransız ordusunda teğmen olan Braudel, Almanlar tarafından tutuklanarak Lübeck'te bir esir kampına gönderilir.. 1945 yılına kadar orada kalır…

Savaş esiri olarak Almanya’da geçirdiği beş yıl içinde, 1949’da yayımlanacak olan doktora tezini hiçbir kaynağa başvurmadan yazar: ‘’La Mediterranée et le monde mediterranéen à l’époque de Philippe II’’ (‘’İkinci Filip Döneminde Akdeniz ve Akdeniz Dünyası’’, Doğu Batı Yayınları, 2018). Bu tezle 1947'de Sorbonne Üniversitesi'nce doktora derecesine değer görülür. Braudel bu eserinde 16. yüzyılda İspanya ve Osmanlı imparatorlukları arasında 1571 İnebahtı Deniz Savaşı'yla noktalanan mücadeleyi, dönemin tarih, coğrafya, tarım, teknoloji ve düşünsel çerçevesi içinde ele alır…

1946'da Marc Bloch ile Lucien Fèbvre’in kurdukları Annales dergisinin yayın kuruluna seçilir.  Görüşlerini bu dergi vasıtasıyla yayar. Zamanla bu görüşlere ‘’Annales Okulu’’ adı verilir… Collège de France’da hocalık yapar… İkinci büyük eseri olan ‘’Civilisation Matérielle et Capitalisme 1400-1800’’ (‘’Maddi Medeniyet ve Kapitalizm, 1400-1800’’, İz yayıncılık, 1996) yayınlanır. Bu kitap Braudel’in olgunluk eseridir.

Bilim dünyasına olan katkılarından ötürü Brüksel, Oxford, Madrid, Cenevre, Floransa, Varşova, Cambridge, Sao Paolo, Padova, Londra, Chicago, Saint-Andrews ve Edinburgh üniversiteleri ona fahri doktorluk unvanı verilir…

Fernand Braudel üç cilt halinde kendi ülkesi Fransa’nın tarihini yazarken Kasım 1985 yılında hayatını kaybeder…

Braudel, bir coğrafyacı olmasına rağmen, tarih biliminde neredeyse devrim yaratan bir ekolün, en ünlü temsilcilerinden biri haline gelir… Braudel, coğrafi yapıları, iklimi, gündelik hayatta kullanılan her türlü araç gereci de tarihin öznesi haline getirir. Gerek zaman gerekse mekân algısını kökünden sarsar… Braudel’e göre zamanın hızı gerek mekândan mekâna gerekse hangi zaman türünden bahsedildiğiyle ilgili olarak farklılık gösterir. Mekân algısı ise, Akdeniz'in sınırlarının konudan konuya göre değişiyor olmasıdır, yani Braudel’in anlattığı sabit bir Akdeniz bölgesi yoktur.

Braudel’e göre tarihçinin görevi sosyal ve tarihi değişim sürecinin bütünlüğünü yakalayabilmektir. Braudel’e göre tarih; hızlı değişenden (olay) çok yavaş değişeni (olgu) araştırılan bir bilim dalıdır. Braudel’e göre bilim de ekonomi ve sosyal gelişmeyle ilerler.

Braudel’in bu görüşünü bizden Alev Alatlı hiç Braudel ismini zikretmeksizin basitçe şu şekilde formüle eder: ‘’Ey, Oğul! Devirli bir oluşumdur, tarih. Sakın ola ki, ezelden ebede dümdüz uzanan doğrusal bir hat bellemeyesin. Güneş her gün daha mütekâmil bir dünyaya doğmaz. Gün olur, en gerideki, en öndekinden ilerde olur. Aristarkus, Kopernik’e ‘zıpçıktı astrolog’ diyen devrimci Martin Luter’den daha ilericidir. Ahmet Yesevi, Kadızade Mehmet’in çok ötesinde. Ey, Oğul! Bir şeye ille de benzeteceksen her budağından sürgün atan salkım saçak bir böğürtlen çalısına benzet tarihi. Bir sürgünü çiçeğe dururken, diğeri meyve vermekte, bir diğeri ise kurumaktadır. Bir çağda birden fazla çağ yaşanır.’’

Braudel’in bu görüşleri; Halil İnalcık, Fuad Köprülü, Ömer Lütfi Barkan gibi Türk tarihçilerini de etkiler… Bu sayede ülkemizde geleneksel siyasi tarihten “ekonomik ve sosyal tarih”e geçiş Ömer Lülfi Barkan’la başlar, Halil İnalcık’la devam eder... İşte tam da bu nedenle Halil İnalcık, Braudel gibi düşünerek, “Osmanlı, Avrupa ekonomisinin merkantilizme geçişini anlayamadı” diye yazar. (Merkantilizm yani ticaret devrimi, sermaye birikimi...) Çünkü Braudel, daha 1700’lü yıllarda İngiltere’de “Artık hiç kimse kasalarda para tutmamakta, cimriler bile varlığını (piyasada) dolaştırmakta” diye yazar. (‘’Maddi Medeniyet ve Kapitalizm, 1400-1800’’, İz yayıncılık, 1996)

Braudel, ilgi alanı olan Akdeniz nedeniyle Osmanlı tarihine de büyük ilgi duyar…(*)

Braudel, Osmanlı İmparatorluğu’nun kendi başına bir ekonomi-dünya oluşturduğunu yani siyasi ve coğrafi sahası içinde kendine yeterli bir ekonomik birim meydana getirdiğini söyler.  Ancak Braudel’e göre bu yeterlilik Osmanlı ekonomisinin durgun kalmasına, uzun zaman dilimi içinde pek fazla değişim göstermemesine yol açar… Braudel’e göre "Osmanlı İmparatorluğu büyük bir historiyografi sorunu, müthiş bir belirsizlik bölgesi"dir…

Braudel’e göre 13. yüzyılda Moğol istilası İslam’ın bütün şehir medeniyetini yıkar, kütüphaneler yakılır, milyonlar öldürülür, bu şekilde tüm İslam dünyası bir “kasaba”ya dönüştürülür… Haçlı seferleri de İslam’ı Akdeniz’den uzaklaştırıp karalara kapatır… Bu maddi çöküşe psikolojik travmalar da eklenince İslam dünyasında mistisizm ve dogmatizm etkili olmaya başlar, zamanla devlet politikalarına dönüşerek kökleşir… Dünya ekonomisindeki değişmeler ve son derece karmaşık, sosyal, ekonomik ve siyasi sebepler de İslam dünyasının geri kalmasına yol açar… (A History of Civilizations, Penguin Yayınevi, 1995, sf. 85 - 92) Yani Braudel bizim bildiğimiz kalıplar çerçevesinde İslam dünyasının geri kalmasını Gazali’ye bağlamaz…  

Braudel’in vefatından ancak on üç yıl sonra yayınlanabilen bir kitabı var: ‘’Bellek ve Akdeniz -Tarihöncesi ve Antikçağ’’ (Metis Yayıncılık - Tarih Toplum Felsefe Dizisi, 2016) Bu kitabın Akdeniz’i ve çevresini, hatta Akdeniz’de günümüze kadar uzanan sorunları tanımak için önemli bir kaynak olduğunu değerlendiriyorum…

Braudel bu kitabında Akdeniz’i tarih öncesinden ele alır. Önce Akdeniz tabanının ve çevresindeki dağların oluşumunu anlatır. Braudel, insanın Akdeniz’deki evrimine de yer verdiği eserinde bölgenin coğrafyasının ve ikliminin binyıllar içinde yarattığı etkileri anlatılarak imparatorlukların doğuşuna yol açan tarım, yazı, deniz yolculuğu ve ticareti anlatır. Braudel eserinde Fenikelileri, Etrüskleri, Yunanlıları, Romalıları, Mezopotamya ile Mısır'ın kuruluşlarını, bunların birbirleriyle ilişkilerini ve tüm bu uygarlıkların kuruluş ve yıkılışlarını anlatır.

Braudel’e göre Akdeniz, eski dünyanın merkezidir, tam kalbinde yer alır. Bu “kaderinin en büyük özelliğidir”; Avrupa, Asya, Afrika kıtaları ve bu kıtalarda yaşayan insanlar Akdeniz’in etrafında birleşir. Braudel bu düşüncesini kitabında şöyle ifade eder:  “Bu insanlık tarihi sonu gelmez bir biçimde akıp Akdeniz’e kadar geldiği ve düzenli olarak onun kıyılarında durduğu için, Akdeniz’in o kadar erken bir dönemden başlayarak dünyanın canlı merkezlerinden biri haline gelmesinde ve kendisi için bir yankılanma alanı oluşturan bu üç masif kıtayı onun da etkilemiş olmasında şaşılacak bir yan yoktur.” (s.36)

Braudel kitabında Mezopotamya, Mısır, Ege, Kuzey Afrika, Güney Avrupa kıyılarını ve adaları tek tek ele alır, bölgenin coğrafyasının ve iklimin binyıllar içinde yarattığı etkiyi ve insanların tarih sahnesine çıkışı anlatmaya çalışır... Kitap, Akdeniz’e farklı bir bakış açısı sunar… Bu kitap okununca günümüzde adı sıkça geçen ‘’Doğu Akdeniz’’ daha iyi anlaşılır…

Braudel bu kitabında bir de ilginç bir konuya da değinir. Bizler genellikle Rönesans ve reform hareketlerinin ve bunun sonucu olarak teknolojik gelişmenin devrimsel bir dönüşüme yol açtığını biliriz. Ancak Braudel teknolojik gelişmeyi doğrudan Rönesans ve reformlara bağlamaz. Braudel teknolojik gelişmenin bu kadar gecikmesinde köleci zihniyeti suçlar. Braudel’e göre kölelik, sadece bir cinayet değil, aynı zamanda insanlığı yerinde saymaya mahkûm etmiş bir hatadır ve her türlü teknolojik devrimi baştan engellemiştir. Çünkü Braudel’e göre köleler varken, buharla çalışan makinelere ihtiyaç duyulmaz… Braudel teknolojik gelişmenin bu kadar gecikmesini ‘’Spartacus’un öcüdür” (**) diye anlatır…

Braudel, Akdenizi, dağları anlatırken, deniz kıyısında yaşayanlarla dağlarda yaşayanlar arasında bitmeyen tarihi kavgayı da anlatır. Braudel, ‘’Bellek ve Akdeniz’’ adlı kitabında bitmeyen bu kavgayı şu şekilde tarif eder:

“Dağlıların baskınları, tüm çağlarda, tüm deniz kıyısı bölgelerinde sıradanlaşmış bir dramdır. Hayat, meşe palamudu veya kestane yiyen, yaban hayvanı avlayan, post, deri, sığır veya koyun satan, her an ayağını kaldırıp göç düzmeye hazır bekleyen yukarı ülke insanlarıyla; toprağa bağlanmış, bazıları kullaşmış, diğerleri üstünleşmiş, topraklara, kumanda mevkilerine, ordulara, şehirlere, denizleri dolaşan gemilere hükmeden aşağı ülke insanlarını tekdüze bir biçimde karşı karşıya getirir hep... Kanaatkâr yüksekliklerin karı ve soğuğuyla portakal ağaçlarının ve uygarlıkların çiçeğe durduğu alçak diyarlar arasındaki bu diyalog günümüzde bile tamamen sona ermemiştir.” (s.25)

Günümüzde de bu ayrışmanın izdüşümünü görmüyor muyuz? Bakın Akdeniz’e, Ege kıyılarına sonra da İç Anadolu ve Doğu Anadolu’ya… Bu coğrafyadaki siyasi tabloyu renklendirin isterseniz…

Osman AYDOĞAN

(*) Konu Akdeniz’e gelmişken bu konuda okunması gereken bir kitaptan daha bahsetmek istiyorum. Bu kitap; uzun yıllar İstanbul’da yaşayan, Türk tarihini çok iyi tanıyan ve anlatımında olabildiğince tarafsız olan İngiliz yazar Roger Crowley’in ‘’1453 Son Büyük Kuşatma’’ (April Yayıncılık, 2006)  isimli kitabının devamı niteliğinde yazdığı ‘’İmparatorların Denizi Akdeniz’’ (April Yayıncılık, 2011) eseridir. Roger Crowley, bu eserinde Akdeniz’deki büyük imparatorlukların çatışmalarını kaynaklarla destekleyerek bir romancı gibi anlatır. Roger Crowley, bu eserinde Mağrip'te Barbaros ve Oruç kardeşleri, Turgut ve Uluç Ali reisleri, Venedik'i, Akdeniz kıyılarına korku salan azılı ve acımasız korsanları anlatır…

(**) Spartaküs Roma döneminde yaşamış Trakyalı bir gladyatördür. Köleliğe karşı duran, efendilere boyun eğmeyen bir özgürlük savaşçısı, bir özgürlük kahramanıdır. . Roma’ya karşı bir isyan başlatır. Spartaküs, köle ve yoksullardan oluşan isyan ordusu ile yıllarca İtalya yarımadasında Roma’ya karşı savaşır… MÖ 73-71 yılları arasında yaşanan, üç yıl süren bu isyan Roma Cumhuriyeti'nin antik dönemde karşılaştığı üçüncü ve en büyük köle İsyanıdır. Spartaküs, kendilerine karşı gönderilen sayısız orduyu yener,  Roma Cumhuriyeti'nin yönetim sistemini kökünden sarsar... Ancak Spartaküs yaklaşık üç yıllık mücadelenin sonunda Roma ordusuna yenilir… Romalı General Pompeius ayaklananların çoğunluğu öldürülür.., Romalı General Marcus Licinius Crassus da tutsak aldığı 6000 isyancıyı Appia Yolu boyunca tümünü çarmıha gerdirir.. Ancak Spartaküs’in canlı veya ölü kendisi asla bulunamaz. …

Spartaküs tarih boyunca ezilenlerin, tüm haklı başkaldırıların sembolü olur… İsyanının eşitlikçi ve özgürlükçü karakteri nedeniyle Spartaküs özellikle sol literatürde sembol bir isim olarak yer alır. Bu sitede ‘’Weimar Cumhuriyeti’’ni anlatırken bahsettiğim, Almanya'da I. Dünya Savaşı'ndan sonra 1918 yılında yaşanan devrimden sonra 1919 yılında Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg önderliğinde silahlı ayaklanma düzenleyen ve adı daha sonra Almanya Komünist Partisi olan grubun ilk adı da ‘’Spartaküs Birliği'’dir.


Yorumlar - Yorum Yaz