• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam546
Toplam Ziyaret628421

Adalet

 Adalet

11 Haziran 2019

Yazılarımda hep vurgu yaparım ya: ‘’Her şey tanımla başlar, araçlarla devam eder’’ diye… Bugün ‘’adalet’’i yazacağım… ‘’Adalet’’ kavramının, mefhumunun içeriğinin, ne denli ağırlıklı olduğunu, ‘’hukuk’’ ile olan ilişkisini anlatacağım… …

‘’Adalet’’ konusunda Prusya Kralı Büyük Friedrich’in, Potsdam Ormanlarındaki değirmenci hikâyesini biliriz… Kendi değerlerimizden Fatih’in adaletini, Hz. Ömer’in adaletini de biliriz de içeriğini, anlamını, ağırlığını aslında pek bilmeyiz…

Teee eski zamanlardan Aristoteles söylerdi;  ‘’Bir hukuk düzeni güçsüzleri koruduğu ölçüde adaletli olabilir.’’  Aristoteles göre, herkese eşit davranmak adalet için yeterli değildir… Ne yazık ki günümüzde artık hukuka ve hukuksal eşitliğe uygunluk adalet için yeterli değildir… Günümüz hukuk sistemi artık 19. yüzyıldan kalma düşünce sisteminden ve 19. yüzyıldan kalma hukuk yöntemlerinden tamamıyla farklıdır…

Günümüzde hukuk icra eyleyerek yasaları uygulamak ‘’adalet’’ dağıtmak demek değildir. Yönetimler adil olmayabilir… Yasalar adil olmayabilir... Yargıç yasaları birebir uygulayan kişi değildir. Eğer yargıç, birebir yasaları uygularsa çok zalim olmuş olabilir. Yargıç herhangi bir olayda yasayı, kanunu, yönetmeliği, yönergeyi uygularken, durumun özelliklerini gözeterek adaleti uygulamalıdır, yasaları, kanunları birebir tatbik etmek değil… Mahkemeler adaletin dağıtıldığı yerlerdir, yasaların uygulandığı yerler değildir… Yasaları uygulayanlar yöneticilerdir... Adaletin dağıtıldı yerler ise mahkemelerdir...

Gelelim ‘’adalet’’in önemine…

Toplumda ‘’adalet duygusu’’ diye bir inanç vardır. Toplumu bir arada tutan işte bu adalet duygusudur. Bu inanç bir kez sarsıldı mı toplumu bir daha bir arada tutamazsınız... Hele bu adalet duygusu devlet eliyle yok edilirse çöküntü çok daha büyük olur.

Tarih bize şunu göstermiştir: Bir ülkede ‘’devletin güvenliği’’ ile ‘’hukukun güvenliği’’ eşdeğerdir. Hukukun güvenliğinin sarsılması devletin güvenliğinin sarsılması anlamına gelir, sarsıntının devamı ise devleti çökertir. İşte gerçek ‘’bekâ sorunu’’ burada yatmaktadır…

Yöneticiler, iktidar sarhoşluğuyla; şöhret, servet ve adaletsizlikte azdıkları zaman, ülkenin başını belaya sokarlar. Çünkü o zaman; kamu mallarını yandaşlarına peşkeş çekmeye, devlet kadrolarını ehliyetsiz dalkavuklara teslim etmeye, kendilerini savcı ve yargıç yerine koymaya, hukuku ihlal etmeye, her şeyi kendisinin bildiğini zannetmeye, ben yaptım oldu demeye ve diktatörleşmeye başlarlar. Bu durum, yöneticileri; gaflet, dalalet ve hatta hıyanet bataklığına sürükler. Onları azdıran ise; halkın ilgisizliği, cehaleti, demokratik tepkisini göstermekten korkması, sözde aydınların satılmışlığı, medyanın yandaşlaşması, iş adamlarının yalakalaşması, üniversitelerin yozlaşması ve sivil toplum örgütlerinin korkaklaşması ve sendikaların suskunlaşmasıdır. Bir memlekette hukukçular ve basın susarsa veya susturulursa o ülkede adaletten söz edilemez.

Bir ülkenin yöneticilerinin kitabında demokrasi, yazmıyorsa, özgürlükler yazmıyorsa, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı, özgür medya kısaca demokrasiyi demokrasi yapan hiçbir değer bir ülkenin yöneticilerinin kitabında yazmıyorsa o ülkede zaten ‘’adalet’’ ölmüş demektir…

Adaletin öldüğü böylesi bir ülke ise; vasatlığın küstahlığa, sanatın vıcıklığa, siyasetin tüccarlığa, dinin yobazlığa, milletin ümmete, hukukun gukuka, Hakkın batıla, gücün despotizme, eğitimin ortaçağa, basının yandaşlığa, âlimliğin dalkavukluğa, derinliğin sığlığa, devletin aşirete, zarafetin ve efendiliğin kabalığa, niteliğin niteliksizliğe dönüşerek harman olup bir bataklık gibi fokurdadığı bir çukur haline getirilir… .

Dünyaca ünlü Fransız anayasa hukuku uzmanı, siyasetçi, siyaset bilimci ve siyaset sosyoloğu Maurice Duverger’nin evrensel nitelikteki şu iki sözü ile de büyük bir uyarıda bulunur: ‘’Hukukun kuvvetinin azaldığı yerde, kuvvetlinin hukuku geçerli olmaya başlar.’’ Ve Duverger’in en önemli sözü: ‘’Adaletin olmadığı bir ülkede herkes suçludur.’’ Tarihin, hukukun ve adaletin dışına, siyasetin ise içine düşmüş hukukçuların kulaklarında küpe olacak sözlerdir bu sözler…  

Ben gevezelik ettim (zaten hep öyleyimdir) ama şu Hadis-i Şerif benim baştan beri anlatmak istediklerimi çok kısaca ve özlüce anlatmış zaten: “Ümmetimden iki sınıf ilmi ile amel ederse, insanlar kurtulurlar: Âlimler ve hâkimler. Eğer bu iki sınıf bozulursa, bütün halk bozulur ve ortalığı fesad kaplar.”

Yazıma mutat olduğu üzere bir şiirle son vereyim…. Mehmet Türkan isimli pek tanınmayan bir şairimiz var. Hâlen Samsun Terme'de bir lisede Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Mehmet Türkan'ın güzel bir şiiri var: ''Düşlere Gölge Düştü'' İşte bu şiir hukuksuzluk, adaletsizlik, merhametsizlik, sansür, densizlik, kabalık, çiğlik, cehalet ve yolsuzluk karşısında şakıyan bir bülbülün bir feryâdını, bir figânını anlatır: ‘’Düşlere Gölge Düştü’’

Bana da naçizane bunları kaleme almak düştü…

Osman AYDOĞAN

Düşlere Gölge Düştü

Sonsuzlar şahı olan sonsuz hüsrana düştü
Maverada uçarken yarsız devrana düştü

Rüyalarda görülmez, ölçüsü var rüyanın
Görülecek her düşte, canlar zindana düştü

Bir rüya gördüm de ben hayale daldım bir an
Ölçüsün kaçırmışım, beynime güve düştü

Dededen torununa kalamazmış mirası
Ağarınca sakalı, derdine kara düştü

Çiçek olunca bozulurmuş ahengi
Gülzârında gülleri koku derdine düştü

Her yanımız hâr oldu, ayaklar yalın kaldı
Merhamet gitti elden, merhamet mâra düştü

Gül devrine hasretiz, dikene düştü güller
Çiçek diye ağlarken, lale hazana düştü

Bülbüllere yasak var, sevdalı olamazmış
Güle âşıkmış karga, yâre akbaba düştü

Mecnun’un ne işi var, kızgın çöllerde böyle
Bozulur diye düzen Mecnun evlere düştü

Gönlün sevda mı ister, öğren onu bî aşkdan
Sevda öğretme işi, kalpler düşmana düştü

Niye gelir nevbahar, gelirse arar bülbül
Sınırı var her işin, bülbül sınıra düştü

Ahuların Ömrünü verelim biz aslana
Bakışları ters geldi endâma kara düştü

Bir gül dermek istersen bak hele sen yasaya
Gönül yurduna girdim, yoluma yasa düştü

Selam verip o yâre, haber bekler dururdum
Dediler ölçüsü var, gönlüme tasa düştü

Elim koyup alnıma, gül devrini düşündüm
Düşümü duydu zabit, yolum zindana düştü

Muallimim bu demde ilim yasaktır bana
Dilimde bir nakarat ilim yabana düştü

Fatih’in emri vardı, herkes özgürdü orda
Marmara’da yürekler alevli nara düştü

Nebi de bilememiş bildiğini bunların
Âlime yasak da söz, kelam cahile düştü

Bilâller bilememiş makamını ezanın
Davut’un sesi yasak okumak lâle düştü

İbrahimî bir tavır, kurban O’na yaklaşmak
İlimler bilmeyene, kuşlar kurbana düştü

Ölenlerin suçu var niye durmuş hedefe
Katiller arşı gezer, suçlar mazluma düştü

Zalim demek olmazmış, arşı ezen zalime
Haccaclar devran sürer, Zübeyr hâke düştü

Benim adını bu desen, olmaz öyle şey derler
Benim işim itaat, inkârlar bana düştü

Beyaza beyaz demek, karaya kara yasak
Her şey tersine döndü, kalbime yara düştü

Filistin’le inleyip, Çeçenlere ağlarken
Yurdumda bütün işler, bir parça beze düştü

Osmanlar Osman değil, Fatihler Fatih değil
Bu yerde Mehmetlerin diken yoluna düştü

Doğruya doğru demek sıratı geçmek gibi
Doğruyu yazanlara, çileli hücre düştü

Hocayla talebesi, bakar ağlar göz göze
Hocaya sürgün yeri, evladı kora düştü

Her yanım bağlı iken, saldılar köpekleri
Gene suçlu ben oldum, suçlar hep bana düştü

Analar ağlar durur, babalar bir ney gibi
Her yer Külbe-i ahzan, evlat kapana düştü

Karanlıklar karardı, karardı oldu zulmet
Güneşe yasak geldi, günlere kara düştü

Haklarımız hukukla hapse mahkûm oldular
Şakiler oldu ümit, ümide gölge düştü

Pervâne gibi dönsek mumların alevinde
Niye yanarsın diye gönül peykâna düştü

Güzele gölge düştü, gölge gölgede kaldı
Sevdaya ölçü geldi, hudutlar kalbe düştü

Kitaplar küstü bize, hüzün dolu varağı
Melal dolu gözünden damlalar kana düştü

Zengine fakir evi, garibe derin mezar
Belki bir umut diye, düşler Yusuf a düştü

Kaleme uzananın kalem olsun elleri
Kaleme yasak yazmak, yazanlar derde düştü

Sevgiler sevgi değil, sevdalar sevda değil
Herkesin gönlü kırık, umut umuda düştü

Bir Ömer mi gelmeli, adaletiyle mülke
Faruk diye geldiler, haklar hep dibe düştü

Ey Allah’ım ne olur, ne olur yetiş bize
Kitabına yasaklar, kullara tasa düştü

Ya Ali neredesin, Ebubekir ve Osman
Ömerinle gel Nebi, adâlet pâya düştü

Bir İbrahim yok mudur, ya da gelse bir İsa
Yâ Muhammed gel artık ümmetin dara düştü

Yüreği sökülmüş çağı onarmak bana düştü
Nefî olup hicvetmek idamlar bana düştü

Rahmet gönderir Rabbim, damlalar yere düştü
Bir gün yeşerir elbet, tohum toprağa düştü

Mehmet TÜRKAN


Yorumlar - Yorum Yaz